Ana içeriğe atla

"Çok da şişman görünmüyorsun.Kaç kilosun ki " dedi.



Şimdiye dek, ağır ağır akan bir akarsuydum ben.Zaman zaman yağan yağmurla rejimim artardı coğrafya teriminde.Kurak olduğu zamanlarda da ağır ağır ,aksam mı akmasam mı ikilemi içinde akar dururdum.
Gürül gürül aktığımda kıskanırdı ağaçlar beni. Akışım heyecanlandırırmış meğer onları.Oysa düşünmezdi o ağaçlar. Ben deli gibi aktığımda gürül gürül, kökleri kuvvetleşirdi onların da .Uzardı kökleri bir yamaçtan ,benim doğduğum yatağa kadar.Düşünmezlerdi suyumu onlarla paylaştığımı.Hiç akıl etmezlerdi.Demezlerdi bir günden bir güne "Teşekkür ederiz.Ben kendimi bildim bileli akar durursun.Sayende köklerimiz kuvvetleşti.Senin sayende şimdi ben de başka diyarlara gidebiliyorum köklerimle "diye.


Sadece Çınar Ağacı söylemişti bir gün. "Hakkını teslim etmek lazım akarsu.Yıllardan beri arkadaşlık etmişliğimiz var.Sayende büyüdüm,olgunlaştım.Sarkan dallarımla diğer yakadaki köyleri bile görebiliyorum şimdi.Üşüyorum, güneş değiyor yapraklarıma,ısınıyorum.Sıcaktan kavruluyorum,serinliğinle gölgeleniyorum.Burdaki ağaçlardan yaşlıyım ben.Ama kendimi genç hissediyorum onlardan"
Takdir edilmek güzeldi.Çınar ağacı, o gün sularımı gürleştirmişti.


Geçen gün de bir çift geldi.Kız ayakkabılarını çıkardı.Çoraplarını da çıkardı.Soktu ayağını ,serinliğime. Yanındaki arkadaşına "Su çok güzel ,gelsene " dedi.Oğlan kemküm etti.Güldü isterik biçimde.Kız ,çınar ağacının önünde duran büyük taşa oturdu.Pantololunun paçasını sıyırdı.Oğlan bir an önce gitmenin derdindeydi.Saçı uzundu .Kulağında küpe,boynunda fuları vardı.Gözünde  iri kemik gözlükleri vardı.İnsanlar bu tiplere entel diyorlar.Neyleyim ben entelliği,benim keyfimi kız çıkartıyor.Böyle entellliğin ta içine ben....Lan sizin ben keyfinizin....



Ne de olsa akarsuyum ben .Ara ara gürlüyorum böyle ben.
Çınar ağacı dalını suyuma ulaştırdığında sakinleşirim.
Kız bir süre sonra da suyumla oynadıktan sonra oğlandan, fotoğrafını çekmesini istedi.Facebook'a koyacağım güzel çek, dedi.Bu facebook, kral gibi bir şey mi de beğenilisine sunuluyor,anlamadım ? Bu insanlar garip.Çınar ağacı ile bir süre bakıştık ,anlamak için .
O kadar insan gelir geçer burdan,hiçbirisini anlamadım.Dertleri ayrı ayrı...Bir gün bir kız geldi buraya.Onu hiç unutamıyorum..Sığamıyorum yatağıma ,dedi.Yatağına sığamıyormuş.Neden ki ? Öteden Gürgen Ağacı "çok da şişman görünmüyorsun.Kaç kilosun ki " dedi.Hepimiz güldük onun bu sevimli ,çocuksu çıkışına.
Kulağımı kabarttım ,ağır akıyordum..."Bu insanlara ,bu hayata,bu şehire sığamıyorum...Bu yüzden sadece senin için geldim akarsu...Sesinde sığamadığım bir hayatın demini tazelemek için.."


Kız ,başımda şiirler söyledi o gün.Heraklitos diye birinden bahsetti.Aynı nehirde iki kez yıkanmaz, demiş.
Pehh! Yıkanmaz mıymış hiç! Ben akar dururum.Suyum değişir benim.Bende yıkanılmaz da nerde yıkanır , değiştim ben,değişiyorum !
Çınar Ağacı gülümsedi bu deyişe.O benden daha bilgeydi .Ben ondan önce de hep burdaydım. Ama bizim Çınar Ağacı görmüş geçirmişlik ,olgunluk açısından hepimizden daha bilgiliydi.Yine de kimseye "sen sus ben biliyorum" demezdi.Herkesi hoşgörüyle dinler, herkese bilgece nükteler anlatırdı.Herkes onu can kulağıyla dinlerdi.





Geçmiş zaman oldu. Karşı köyün adamları geldi .Gözümün önünde kestiler arkadaşımı.Çınar Ağacı acıya dayanıklıydı.Gururundan, feryat figan da etmezdi.Ama sarsıldığını,köklerinden ayrılırken özsuyunun akarsuyuma karıştığını içimde hissedince anladım.

O vakit, bu zalim insanlar için hiçbir şeye değmediğini düşündüm.Kendilerine verici olan bu canlıya nasıl zarar verebildiklerini...Oysa kendilerine zarar veren,onları önemsemeyen insanları kazanmak için nasıl çırpınışlarını,kıymet bilmeyişlerini...Sonra benim akarsuyumun içinde ayaklarını serinletirlerken nasıl doğa dostu olduklarını kanıtlamak için kameralara gülümseyişlerinin yalancılığını gördüm.

O günden sonra sohbetinden zevk aldığım en yakın arkadaşımı, Çınar Ağacı'nın yokluğunu ,yüreğimde derin hissettim.Özlemiştim onu.  Varlığımı akışıma kaptırmaya başlamış,kimseyle bu duygumu paylaşmamak için söz vermiştim kendime.

Kaç gece kaç gündüz oldu bilmem.Pireler berber olmuş mudur yoksa kalfalık mı yapıyorlardır halâ ,bilmem . Gökten 3 elma yerine saksı mı düştü başımıza, bilmem amaaa...
O kız yine geldi.Sığamıyorum ,dedi tekrar "Dağa taşa " 
Sen misin onu diyen..Kızgındım bu insanlara ben..Hem bir yaren lazımdı bana.Hazır bu kız da " Sığamıyorum bu hayata,şehre " demişken....

Ben akarsuydum.Aktım kendi yatağıma.
Kız da sokulmuştu yanıma.Çantası meşe ağacının kucağındaydı.Alıverdim onu da içime.Kırk yılın başında benim için bir misafir gelmişti. Hiç koyar mıydım onu ben buralarda...


Ezginin Günlüğü Gemi 'yi söylüyor.Biliyorum pek uymuyor ama içinde akan bir şeyler var sonuçta...
Her hakkı üzerimde saklıdır dememe bilmem gerek var mı:-))Ben tekrar yenisini yazarım ama sen ,kendin yazmış gibi mutlu olabilir misin...Olamazsın !Benden söylemesi :-))






Yorumlar

Unknown dedi ki…
çok dinlendirici,rahatlatıcı bir öyküydü.
sonundaki alıntı yapma konusundaki zarif uyarıya da bayıldım:)
Şükran dedi ki…
Teşekkür ederim Ebru,sevgiler sana:-))
deeptone dedi ki…
ilk kez böle bişi okudum senden. daha çok yazsana.
:)

sonundaki uyarıyı neden yaptın kii.
alan alsın nolcak ki.
:)
Şükran dedi ki…
deeptone genelde bunu göndereceğim edebiyat dergileri için yazıyorum.Aslında en çok yazdıklarım bunlar.Ama blog,benim için kişisel terapi ve kendimi beslemek için geliştirdiğim bir yol...Bu sadece zihnimde oluşan bir taslak.Bu yazıyı önümüzdeki günlerde girişimcisi olacağım bir proje için kullanacağım bu kısa hikayeyi uzatarak ve adapte ederek...Ayrıca teşekkür ederim.Bu ilk ve sondu,esti öyle paylaştım.:-)

Bu blogdaki popüler yayınlar

Cemal Süreya ,Keyif Sanat Kahvesi'nde

Camında Turgut Uyar'ın Göğe Bakma Durağı şiiri yazılıdır.Uşak'ın farklı ,özgün ,kültür sanat çalışmalarının  yapıldığı ,sahiplerinin de sıcak ,sanatsever oldukları aşikar;) Keyif Sanat Kahvesi'nde şiir okuma akşamlarımız başladı malum.Ben tabi ara ara kaçak olsam da ,her gittiğimde aldığım keyfi size anlatamam. Şiiri bu akşamlar sayesinde sevdiğimi itiraf etmeliyim.Bazı zaman ruhsuz okuyan arkadaşlarımın okumasından keyif almasam da ,onların şiire karşı duyarlılığı ,zaman geçtikçe okumalarında çaba sarfettiklerini görünce,bu tür ince şeylere önem verdiklerini  düşününce mutluluğum artıyor aslında.Bu yüzden bu açıdan bakınca tahammül edebiliyorum. düşünün,önceden şiir yazıp şiir okumayan,bildiği şiir ikiyi geçmeyen kişiyken şimdi başka şairler tanımak için çaba sarfediyor,sevdiğim şairlerin kitabını bizzat alıyorum. Ama şiir yazmıyorum artık !!! Boyumun ölçüsünü aldım,şiir yazmak ne kadar kolay görünse de zor zanaat ,bunun farkına vardım:-))) Sanırım iyi de o...

Köylerde Tiyatro İzlenimleri

Günün  Çocuk Sözü : "Öğretmeniim,bu abla çok güzel ama burda çok çirkin olmuuuş." 20-30 kadar çocuk merdiven trabzanına çıkar.Karşılarındaki rengarenk,şimdiye dek gördükleri ablalarından farklı olan ablaya inceleyerek bakarlar.Sorular eksik olmaz tabi haliyle : -O afişteki abla niye gelmedi ? Bizim Sevcan'dan bahsediyor.Direksiyon öğretmenliği yapmadığı günlerde aramızda katılan bu arkadaşımız grubun en hareketli ,en delişmen ,en  organizatörcüsünden... -Adınız ne? -Seneye gelecek misiniz? -abla be ,parayı vurdunuz heee Nedense bir de böyle bir cümle var.Sanki parayı bedava alıyoruz.Sanki hepsini biz alıyoruz.Çocuğunda da böyle ,erişkininde de ,yaşlısında da..Gel sen bir gün bize katıl,bakalım içine girince ne oluyormuş !  Cem Yılmaz' ın kulakları çınlasın:)) -Abla,seneye de olacak mısınız ? Sonra öğretmenleri  gelir : -Öyle öcü gibi bakmayın kıza.Uzaylı mı o !Senin benim gibi bir insan ! Ufak tefek kıpırdanmalar olur.Kimileri gider.Kimileri k...

Felsefe Edebiyatla Bir Araya Gelirse...

Salvador Dali Bugünlerde blog sayfam kadar felsefe de gündemimde ,arkadaşlar ! Aslında epeyden beri zihnimin bir köşesinde.Artık felsefe üzerinde fındık fıstık konuları okumaktan daha ileri gidip bu konuda haddimi aşmak istiyorum tabiri caizse...Yani ikinci üniversitemi okuyacak olursam bunu sadece kendi istediğim için okumak istiyorum.İşte sırf bu yüzden bugünlerde felsefe ile ilgili üniversitelerin tüm ders programlarına hemen hemen bakmış durumdayım.Hatta salt bir üniversitenin tüm felsefe derslerini,hocalarını,ÇAP programı içeriklerini,yayınladıkları teze kadar incelemiş bulunmaktayım. İş olanağı,şu ,bu diye yüzünü buruşturanlar oluyor.Ama benim amacım ,sıradan bir öğretmen olmak veya akademisyen olmak değil.Bunlardan o kadar çok ki çevremizde ...Neyse fazla açmayayım konuyu ben...Blog aleminde detaycı olmak biraz risk faktörü...Ben de sadede ve asıl paylaşmak istediğim mevzuya geleceğim...Zaman henüz varken... İşte ben böyle bir tarafıma raptiyeler saplanmış gibi yerimden...