11 Ocak 2012 Çarşamba

Yaşadıklarımdan Öğrendiğim Bir Şey Var

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var
Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi
Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten
Sen bitkin düşmelisin, koklamaktan bir çiçeği
İnsan saatlerce bakabilmeli gökyüzüne
Denize  saatlerce  bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa
Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır
Kopmaz kökler salmaktır oraya...
Kucakladın mı, sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını
Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin

Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara
Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin.
İnsan bütün müzikleri dinleyebilmeli alabildiğine
Hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına
İnsan balıklama dalmalı içine hayatın
Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına.
Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar
Bütün kitapları okumak, bütün hayatları
Tanımak arzusuyla yanmalısın
Değişmemelisin hiçbir şeye
Bir bardak su içmenin mutluluğunu
Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın

Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle
Çünkü acılar da sevinçler gibi olgunlaştırır insanı
Kanın karışmalı hayatın bütün dolaşımına
Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı.
Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var
Yaşadın mı büyük yaşayacaksın
Irmaklara, göğe, bütün evrene karışacaksın
Çünkü ömür dediğimiz şey hayata sunulmuş bir armağandır

Ve hayat sunulmuş bir armağandır insana...
Ataol Behramoğlu

                                            Fotoğraf : Şakir Eczacıbaşı
Yorum Gönder