Ana içeriğe atla

Gürpınar çizgisinden sapıp Karagöz'e yukarı...


Hüseyin Rahmi Gürpınar'ı tanımaya devam ediyoruz.Burdan yola çıkarak dönem hakkında bazı bilgileri ve kelimeleri de,not aldığım bazı değerlendirmeleri de sizinle paylaşmak istiyorum:)) 

Namuslu Kaynanam Nasıl Kudurdu romanında şu konuşma geçiyor bakın :
-Burdan kudurmuş bir kadın geçti mi ?
-Şimdiki karıların hepsi kudurmuş.Hangi karıdan bahsediyon ?


(Hüseyin Rahmi'nin belki de kadın korkusu vardı.belki o da aldatılmaktan korkuyordu.Belki kadınların zekasını kendisi için çok tehlikeli görüyordu.Belki de bu yüzden evlenmedi bilemeyiz ama karakterini "şimdiki kadınların hepsi kudurmuş " şeklinde konuşturması beni hem eğlendirmişti hem de düşündürmüştü.Şimdi de öyle diyorlar ya kadınlar için halâ:-))Bu kadar aldatma,bu kadar şehvet, bu kadar yalan dolan,zina şu bu çevresinde olduysa adam resmen evlenmekten korkmuştur.Neden evlenemediği apaçık değil mi,diye kendimce fikir yürüttüm.Facebook camiası da bu değerlendirmemi bilip bilmeden araştırmadan bağrına bastı ve son günlerin en çok beğenilen duvar yazım haline geldi:)) 

Burda bir olay kurgusu var ki,bir de buna denk düşen halkın içinden bir adam durumu komikleştiren mesele burda. Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın eserlerinde ilk okuyuşunuzda bir komiklik belki görmezsiniz ama onun başka eserlerini de okuyup durup onu tanıyıp onun dediklerine vâkıf oldukça olayları da mizahi açıdan yakalayıp gülebiliyorsunuz.

Yazarın kitaplarında eski türkçe sayabileceğimiz bazı kelimeler var.Dipnotta da herbirinin kelime anlamı mevcut.Bazı kelimeleri yanlış kullandığımızı,zamandan zamana kelimelerin anlamının değiştiğini biliyor muyduk ?

Vuslat kelimesi sevgiliye kavuşma anlamında kullanılıyor ya mesela ,yazarın kitabında vuslat kelimesini cinsel ilişkiye girme anlamında kullanıyor.

Makam kelimesi mevki,konum,statüyü tanımlar ya mesela.Yazarın kitabında dipnotta makam kelimesi eski zamanda konu anlamına geliyor.Arapçada ise ayakta dikilmek anlamına geliyormuş.Ayakta dikilmek olduğunu da türkçe bilgi sitesinden okumuştum.

Bedesten denilince altın satan çarşı diye bilirken ben yazarın kitabında değerli malların satıldığı çarşı olduğunu öğrendim.

Karabet :Akrabalık
Kulanpara(gulamperest) küçük erkeklere düşkün 
İşret etmek :içki içmek 

Tayıncı kelimesini dalavereci düzenbaz diye bilirken yazarın kitabında kelimenin orospu anlamına geldiğini gördüm.

Düz : Anasonsuz rakı .

Meyhaneye gittiklerinde gelen garsona düz diye sipariş veriyorlar hatta.Konuşmaları öyle.O anasonsuz rakı ile kafa buluyorlar,nasıl buluyorlarsa artık:))

Elifi : Şalvar biçiminde pantolon.

Şalvar değil.Pantolon değil.Şalvar biçiminde pantolon.Hani günümüzde beli düşük pantolonların oluşturduğu o salaş durum var ya ,demek ki adamlar onu önceden çözmüşler.Biz de yeni moda akımı diye keh keh yerimizde gerinip duruyorduk :)

Yazarın yaşadığı yıllarda (1944 yılında öldüğünü biliyoruz)frenk gömleği giyiliyormuş.Bu gömleklerin modelleri yakasız olduğu için kravat takılacağı zaman gömleğin boynuna uygun takma bir yaka kullanılırmış.

Muhabbet Tılsımı  adlı romanında 321.sayfada Karagöz oyunundan bir örnek sunar ,yazar :

-Ne çivisi ?
Lofça 
-Ne çivisi ?
-Karfiçe.

Bu kelimeler de bir çeşit çivi anlamına geliyor.Parola olarak kullanılıyor.Zaten romanın 321.sayfasında Karagöz oyunundan bir bölüm sunuyor nerdeyse. buradan şu bilgiye de ulaşıyoruz hemen :

Şeyh Küşteri,Karagöz adlı seyirlik oyunu bulan kişidir.Şeyh Küşteri Meydanı ise Karagöz perdesidir.

sonbahara girdiğimiz günlerde Karagöz seyirlik oyunları üzerinde bir küçük çaplı araştırma yapmış ,bu konuda biraz bilgi edinmiştim.Ama benim bilgi edinmem daha çok Karagöz oyunlarındaki kadının toplumdaki durumunun sahneye yansıması.Bunu araştırırken şu an sitenin adını hatırlayamadığım bir sayfaya girdim ve orda Hasan bey ile iletişim kurduk.

Karagöz oyununda kadınların genelde hafifmeşrep,zinaya ,aldatmaya,cilveleşmeye,kurnazlığa yönelik olduğunu yazmıştı iletilerinde.Toplumun kenarına itilmiş ,en uç karakterler olarak yansıtılmıştı karakterlerde.Hüseyin Rahmi de böyle yazınca demek ki dönemin yakın tanığıymış.Etkilenmeler ordan başlanmış.Kim kimden ,nasıl ,ne şekilde etkilenmiş bilemeyiz tabi ama romanında da yansıttığı bu bilgiden bir taş atıp iki kuş avlamış olma durumu , şimdiki bu durumuma cuk oturdu:)

Hani vardır ya günlük hayatta bazı insanlar namus da namus,dürüstlük de dürüstlük der dururlar, hacı hocayım dinim bütün derler bir bakarsın namussuzluk da onlardadır,riyakarlık da onlardadır,imansızlık da onlardadır.İstisnalar vardır elbette.Ama genel durum itibariyle insan mozaiği bu şekildedir.Hüseyin Rahmi de bu duruma mercek tutmuştur kahramanlarına kattığı renkli işlemelerle.

Bu da ister istemez Sezen Aksu'nun Namus şarkısını akla getirtiyor.Ben de Hüseyin Rahmi Gürpınar dosyasını burda noktalıyor,daha sonraki yazımda buluşmak ümidiyle Namus şarkısıyla hoşçakalın ,esen kalın diyorum:))



Yorumlar

deeptone dedi ki…
okuduğum bir yazar. iyidir di mi.
ama bak her yazara böle sözlük lazım işte.
:)

Bu blogdaki popüler yayınlar

Güzel İnsanlar Biriktirmişim,

Bugün bir huysuzluk vardı üzerimde.Gece de uyuyamamışım.Sabah gözümü bankanın mesajıyla açtım.Sağolsunlar,bugün şerefine,alışveriş edeceğim noktalardan ne alırsam üç katı fazla puan vereceklermiş.Ben ise ihtiyacım olmadıkça alışveriş etmeyi seven bir tip olmadığımdan bu mesaj bana yaramadı.Sağolsunlar yine de sağır sultandan önce doğum günümü kutlama lütfunda bulundular.


Annem bugün  benim için  hazırlık yaparken  neli pasta  istediğimi sordu.Ben de beş karış suratla yapmamasını söyledim.Dedim ya ,doğum günüm benim için tam bir mutluluk kaynağı değil.Hatırlanmak,kutlanmak güzel şeyler.Sadece yanağıma iki öpücük ve seni seviyorum demeleri yeterli...Yoksa insanların benim için yorulmalarını istemiyorum.Hele hele oruçluyken...Ama annem bu...Koca kazık olmama rağmen tüm gününü mutfakta geçirme pahasına da olsa birbirinden leziz 4 çeşit yemeği yetiştirdi,üzerine bu moloz yığını düşmüş gibi duran bezmin bir kıza doğum günü pastası yaptı.Masayı da kurdu bir güzel...Gık bile demedi..Öyle keyi…

................

Ayyyy sabah sabah duydum şoklara girdim ! Meğer gündemin yüzeyselinde takılı kalmışım ben. Sabah annemle sohbet ederken ağzından şöyle bir cümle çıktı annemin : "artık kurumların adı Atatürk ile başlamayacak" "Atatürk Kültür Merkezi ,Atatürk Kapalı Spor Salonu...." bu ne ?
Şaka mı bu ,dedim.Aslında beklenilmeyecek bir şey değil bu.Ama ne bileyim onlar benim uydurmalarımdı ,gerçek olmamıştı.
Tüylerim diken diken diken oldu.Atatürk ibaresi kaldırılıyormuş.Bayramlarım kutlanmıyormuş.
Kanım dondu resmen ya.
Hele ki evlerimize astığımız bayraklar ve atatürk resimlerimiz bile izinli olacakmış.
Oktay Sinanoğlu'nun Bye Bye Türkçe'sinin ilk bölümü vardır hani.İlk okuduğumda çok korkmuştum ,endişelenmiştim.bir o kadar da içimdeki o ataleti yenmemin bir sebebiydi o örnek.
Nasıl korkmuştum o kitabı okurken ben !
İnsanlara bir silkelenin, bir kendinize gelin,herşey bu kadar iyi olamaz ,yaptıkları bazı yanlışlıkları da görün,bu kadar da kendi hatalarınızı görmezden gelmeyin.
Bir…

Üniversiteli Anne

Evlenip de çocuk sahibi olduğumdan beri hayatım öyle bir değisti ki...bir türlü rotamızı kaybettiğimiz günler bile oldu.. 6-7 ay İzmir Tire'de yaşadık...O başka bir hikaye...burada bahsetmeyi istediğim en güzel şeylerden biri... Umarım yakın zamanda bunu size güzelce anlatırım. Zaten bundan sonra bu blog sayfamda bir takım değişiklikler yapma kararım var...Bunun için artık daha organize daha planlı gitmek için yöntemler edindim. Evet bu da başka bir gün yazısı .Burda bir gülümseme smile'ı görmüş gibi gülümseyebilirsiniz . Benim bilgisayarım biraz arızalı olduğundan eşimin bilgisayarından yazıyorum.Onun klavyesi de kırgız-kazak alfabesi ...Yani bu satırları yazana dek ben bir süre idman yaptım.Ama yine smile yapamıyorum... ben aslında gülümsemeyi seven yazı dilinde bile seven gerçek hayattaymış gibi bunu yansıtmayı isteyen biriyim. bu yazımı okurken bunu düşünüp hissederek okursanız doğru iletişimi kurmuş olacağız  burda bir gözlüklü smile düşünebiliriz işte... Seneler seneler…