28 Aralık 2015 Pazartesi

Montessori de Neymiş !!??


merhabalar
bizim misafirin gelmesine az kaldı.Bu sürede yeni doğan üzerine oyuncaklar ,kitaplar, gelişim kitapları üzerine de bayağı bir eğilmiş durumdayım.

çok diyen oldu bana yeni doğan kitaptan ne anlar diye.ilk başta siyah beyaz gördükleri için onlar için kitap almak gereksiz .Ki,zaten yeni doğan üzerinde pek kaynak bulamadım.tabi Vlogger Merve Özkaynak da olmasa böyle bir yayının olduğundan bihaber olacaktım.



Kendisi yeni doğan bebeği için amazon.comdan bulmuş.Ben de bu bilgi ışığında kendi bütçeme göre kendim tasarlamayı düşünüyorum.amaca riayet ettikten sonra her yol mübahtır değil mi ;)



ben de siyah keçe üzerine beyaz desenler yaparak veya beyazın üzerinde siyah desenler yaparak bu yenidoğan konsantrasyon beceri kaynağını elde etmek istiyorum.sonucunun fotoğrafını paylaşırım sizinle.Bunun amacı yeni doğan bebekler öncelikle siyah ve beyaz gördükleri için dikkat geliştirme ve ilk aşamada kitapla yabancı olmaması için ,dikkatini toplaması için küçük bir kitap.Ayrıca Montessori eğitimnde büyük yeri var.
yukardaki kaynak yeni edindiğim bir kaynak.Montessori ise çocukların gelişiminde oldukça önemli bir yere sahip.ben 6 aylık üzerinde montessori uygulanır derken meğersem montessori emzirme süreciyle bile başlayabiliyormuş.Bebek anne karnında bile neleri hissediyor,kaldı ki doğumdan itibaren montessorinin uygulanışı kulağıma mantıksız gelmedi.ayrıca evde de uygulanabilecek etkinlikleri var.Yani çocuğa illa piyasanın her önmüze sunduğu oyuncağı almaktan bizi kurtarıyor.
(hoş,oyuncakçıdaki oyuncaklarda önce benim gözüm kalıyor ya )
Henüz aldığım bu kitaba şimdilik göz gezdirebildim.Şimdilerde artık başlayabilirim.



ondan önce iki yarım kalan İpek Ongun serim vardı.Lise yıllarından bu yana Serra aşağı Serra Yukarı oldu.Eskisi gibi tabi pek cezbetmiyor ama insan eski dostunun hayatını da merak ediyor.Bir de bir solukta başlayıp bir solukta biten birşeyler de okumak istediği için onu da araya kıstırıverdim.
ee yılların eskitemediği bir bağ var aramızda.Lise yıllarında yazarla az mı mektuplaştık,
hey gidi günler hey ,nasıl da zıplamıştım ondan cevap gelince ...
geçmiş zaman okuma alışkanlıklarımızı bile değiştiriyor elbette .
kızım da benim yaşlarıma gelince bu kitaplarla tanışacak,benim eksik kaldığım yeri bunlarla tamamlayacaktır inşallah




Not : Montessori etkinliklerini içeren bir site paylaşıyorum.Sadece yeni doğan için değil her yaş çocuk için etkinlikler mevcut.
aşağıdaki linke tıklayıp ulaşabilirsiniz :
http://www.montessorietkinlikler.com/

bir de haber kaynağı olarak şu haber var ,bu da yardımcı olabilir size :

http://www.hthayat.com/yazarlar/sibel-bilge-kancal/1015167-montessori-hakkinda-7-yanlis

Aşağıda paylaşacağım site de Montessori hakkında en detaylı ve doğru bilgiyi alabileceğiniz site :

http://www.montessori.org.tr/montessori/montessori-nedir/

uzun bir yazı oldu yine farkındayım,
sen yazma yazma sonra da başlayınca kendini durdurama böyle,
umarım ihtiyacı olanlara bir nebze de olsa faydam olur ,
mutlu seneler diliyorum hepinize ,
sevgiler,



11 Kasım 2015 Çarşamba

başlıksız yazı.

herkese merhaba,
ne zamandan beri bir geleyim geleyim diyorum, bir türlü olmuyor.araya başka şeyler karışıyor.buraya da gelemeyince  de,  sosyal medyada kısa sürelerde girip çıkıyorum.Elbette buranın yerini tutmuyor.özlüyor arıyor insan.meğer yazarken ne çok şey öğreniyor ve ne çok şeyi pekiştiriyormuşum.hatta ve hatta bloga yazı yazacağım diye merak ettiklerimin üzerine daha fazla eğiliyor ve daha çok yaşamın içinde rol alıyormuşum.şimdi ise bir durağanlık dönemindeyim.sanıyorum hiç bu kadar kendi halimde günler geçirmemiştim.evde oturmaya mecbur kaldığım zamanlarda bile kafam deli gibi iş üretiyordu.şimdi de aslında bunları yapmamı engelleyen bir faktör yok.Aslına bakarsanız buraya uğramamı engelleyen küçük bir engelim var o da evime internet bağlatamayışım henüz.arada işte annemlere gelince bir sesimi duyurayım diye geliyorum.o da takvime bakacak olursanız en son 3 temmuzmuş.neyse bu da fazla sürmez elbet .vızır vızır 

yazdığım yeni içerik ürettiğim günlerim de gelecek elbet.sabrediyorum.
akıllı telefonlar sağolsun onlarla internete girebilmek mümkün ama takdir edersiniz ki blog yazısı paylaşmaya çok müsait değil.hele de benim gibi sazı eline alıp da cümlesini kuşa çeviremiyorsanız zor.

buraya gelince hemen yazılarınıza göz atıp onları okuyorum.ay nasıl hasretle okuduğumu nasıl da heyecanla okuduğumu gözlerinizde canlandırabiliyorsanız canlandırın işte.
sizle görüşmeyeli hayatımda değişen şeyler oldu.hayatımın temel çıtası oynadı resmen.
evlenmek fikri bile benim için henüz yeniyken ailemize katılacak yeni üyenin -yani bebeğimizin- müjdesini almak kendi içimde farklı sorgulamalara yol açtı diyebilirim.Özetin özetine gelecek olursam 

"iyi bir anne olacak mıyım"
"ona bildiklerimi nasıl en doğru şekilde gösterebilirim"
cümlelerinden çıkışla çevremin çocuklarıyla ilişkisini daha fazla gözlemlemeye yorumlamaya başladım.bazı şeyleri doğru bulmayınca da korkular olmaya başladım."acaba benim de çocuğum böyle olacak diye düşündüm."acaba istemeden de ayıplıyor muyum"diye düşünürken kendimi ayıpladım.
yani bebeğin ilk agu gugu sesinden ziyade ben geleceğine yönelerek korku geliştirdim.
sonra da düşündüm ben bensem ,eşim de eşim olduğuna göre ,bir domatesten de kabak çıkmayacağına göre bize de bunun çok da planını yapmamak gerektiğini ve anı yaşamam gerektiğini sonucuna vardım.sanırım fazla mükemmelliyetçi bir tutum geliştirmek üzereydim.bu da beni daha sonra aşırı kontrolcü baskın bir anne adayına dönüştürebilirdi.
işte tam bunlar küçük bir özettti sadece.


bu arada da iyi kaynak kitaplar buldum.eğer siz de bir anne adayıysanız veya bir anne adayınız varsa çevrenizde Klan Kitaptan çıkan Ayşe Öner'in hamilelik ve bebek kitabı en ince ayrıntısına kadar anlatan bir rehber kitap özelliğini taşıyor.
bu süre zarfında sadece hamilelik kitapları okumadım elbette.Irvın yaloom-Nietzche Ağladığında kitabımın bitmesine az kaldı.

Bu ara da Yıldırım Keskin'in Dünya Yayıncılıktan çıkan Bir diplomatın Anılarını da keyifle ve merakla okudum.Eğer siz de benim gibi anı deneme tarzında da okumayı seviyorsanız öneririm.Bugünlerde aklıma Elif Şafak'ın Siyah Süt kitabı geldi.Onu da listeme ekledim bile.Notos ve Kafka okur dergileri de bulabildikçe takiplerim arasında.
benden bu kadar.Tekrar görüşene dek sevgiyle kalın.... 
 

3 Temmuz 2015 Cuma

Jet Hızıyla Geldim,Teyteyliyorum Şimdi



Selam ,
kısa bir merhaba deyip bir ses soluk paylaşayım diye geliverdim.
kendimi es geçiyorum.
Bugünlerde Buket Uzuner 'in Defne Kaman'ın Maceraları Toprak serisi elimde.hikaye hızla ilerliyor.Özlemişim Uzuner okumayı :)
Arada da distopyaya devam.Yakma Zevki okuyorum.öykülerden oluşan bu kitap tipik bir Ray bradbury klasiğini andırıyor bana.Fahrenait 451 öykülerinden hareketle serüvenleri ardıardına takip ediyor.öyküleri okurken poe gibi birçok yazarın öykülerini de okumuş gibi oluyorsunuz.hatta bilim kurgu ve dispyografik anlatamının içinde bazen içime daral geldiğinde kolumu Uzuner'in omuzlarına atıverip rahatlıyorum.yani en azından bazen insan şimdiki modern çağın izlerine rastlayınca derin bir oh çekiyor.
bir ara "korkuyor muyum""gerçekmiyim""benim ktaplarımı da böyle yakarlar mı bir gün"diye bir çok paranoyak duygularım oldu.filmi çekilse izlenir mi bilmem ama tam bir film senaryosu gibi geldi bana.
bu aralar bir de en çok TRT belgesele takılıyorum.Öğle 12 kuşağına kadar süre zarfında Sıradışı Mekanlar ve Temizlik Hastaları oldukça ilgimi çekiyor.Ha bir de Planet Mutfak Kanalı var ki ,oraya bir takıldım mı tamam vaktimin çoğunun orda geçmesi an meselesi.neyseki çok televizyon başında duramıyorum da kurtarıyor beni bu halim .
benden bu kadar ,
bir dahaki yazıma kadar sevgiyle kalın ,...

nedense bu şarkıyı da pek beğendim.bir süre sonra usandırsa da böyle müzikler ;-)

Hande Yener'in söylediğini bilmiyordum bak .Cahilliğime verin.Bu da arada dinledğim TRT FM 'in bana kazandırdığı müzik işte ;-)
Bu kez gerçekten kaçtım.Hoşçakalınızzzz :))


19 Haziran 2015 Cuma

Mobil Dönüşüm ☺

Herkese merhaba ,
Bugünlerde internete sadece telefonumdan ulaşabildiğimden sözü fazla uzatmayacağım.
Uzunca bir süre yazamadım.evlilik işleri derken ;-)
10 mayıstan bu yana elbette bazı değişiklikler oldu bende.ama şu an en somutu ha bire belgesel izlerken  distopya öyküleri okurken ,bilim kurgu filmleri izlerken buluyorum kendimi.
Ray Bradbury'nin Yakma Zevki şu ana kadar okuduğum en değişik türde kitaptan biri .öykülerde bol bol poe, lawrance, Shakespeare, Sokrates ve ismini şimdiye dek duymadığım yazarlar Kişiselleştirilmiş başka bir karakterin bünyesinde.
Henüz tam adapte olamadim desem sanırım "pes "dersiniz bana galiba.
şimdilik tikirdiyaveriyoruz işte .hayat akıp giderken biz biz gidenlere anlamlar yoruyor gelenlere Merhaba diyoruz.
Hayırlı ramazanlar,
Özlemişim sizi ve burda olmayı....

17 Mart 2015 Salı

Son Günlerde Ben....




Selam
Farzet ki siz bir kahve içiyordunuz aranızda ben katılıverdim aranıza.Hatta ve hatta beni görünce hayretler içinde ve sevinçle karşılayın.Hatta aranızda sitem edenler olsun "eh be şekerim şurda bir toplanalım demesek sen de görüşelim demiyeceksin" deyin.Deyin deyin haklısınız.
Ben de hakkınız var diye azıcıktan mazeretlerimi sayıp bir yandan teker teker muck muck öpüp sarılırım size sevgili blogger arkadaşlarım :-)


böyle de dan diye girerim lafa ben.Her yerde böyleyim.Sadece burda böyle değilim yani.İstemdışı ,o anki duyguyla olur bazı şeyler bende.Neyse neyse çok lafı uzatmayacağım.
siz nasılsınız bakalım :) Bir Sırrım Var blogu sahibesi arkadaşım Ebru'da bir süpriz yaptı bugün bana.Bir baktım yazısı var ,günlerden beri kaybolmuştu ortalıktan.
Aslında ben de pek buralarda sayılabilir miyim bilmem ama arada yaşıyorum diye ses veriyorum yine.bunun toleresi olur değil mi ;-)

*******


Bu ara garip garip hallerim oluyor benim.bir bakıyorum çok yoğun oluyorum.Bu sürede yalnız ,hayal edebildiği anları özlüyorum.bir yandan da bazen çok rutin geçiyor günler.İşte o zamanlar ayaklarım beni tren garına götürüyor.Tanımadığım insanlara el sallıyor onları uğurluyorum yine çok düşünüyor oluyorum bu anlarda.Acı veren bir dinginlik bazense sebebsiz bir tebessüm konuyor dudaklarıma ,yüreğime.Bazen kaptırıyorum kendimi bir dalgaya,bazense "bir dur diyorum kendime bir dur "
çok şey yapmak istiyorum.İnsanların hayatına yarım dokunsun ,sevgim dokunsun istiyorum.Bazen küçük bir şey de olsa hemen yapıyorum ,bazense hiç yapamıyorum.İşte bu anlarımı sevmiyorum.Çünkü o zaman bu doğada varoluşumun nedeninin sadece yemek içmek ,yatmak olduğunu görüyorum.

****
bunları geçiyorum şimdi.
10 mayıs 'da benim bekarlık tacımı bıraktığım gün .Haliyle bununla ilgili detaylarda algıda seçiciliğimin olması normaldir diye bakıyorum duruma.Bir de olan oda dekorunun bizi yansıtmasını istediğimden dolayı ,evimin de 1+1 olup da ,henüz mutfağın olmayıp bir odanın da oldukça stratejik bir şekilde kullanışlı olması gerektiğinden dolayı bu konuda kafa artık analitik düşünmeli ,



haliyle bugünlerde dar ve küçük metrekareli evlerle ilgili dekor fikirleri veren magazin dergileri karıştırıyorum.Fikir fikirdir diyen mantığın özdeşlik ilkesini seveyim ben .Çünkü bazen hayal kırıklığına uğradığım aşikâr !
Ortaya nasıl bir eser çıkacak ben de bilmiyorum.Bizi yansıtsın,tertipli,düzenli görünsün,çok ıncık guncuk,oyuncaklı olmasından ziyade ince zevklerle dokunuşlu bir ev olsun istiyorum,hepsi bu.Sadece bu kadarcık ;-)



hint filmlerine daldım bu ara.Daha doğrusu Uzakdoğu kültürü sarmaya başladı beni.Japon müziği,hint filmi....
Hint filmi ÜÇ İDİOTS filmi güzeldi.Yalnız Hint filmleri genelde çok uzun oluyor ya.Uzun süre ekran başında oturunca sıkılıyorum en güzel film bile olsa.Bu yüzden filmi üç mola halinde izledim.
P.K ,GANDJİ ,BENİM ADIM KHAN filmleri de hint filmleri arasında.



Dün de SELAM BAHARA YOLCULUK filmine gittik.Filmi güzel bulduğumu ,en azından olay kurgusunun beni şaşırttığını söylemeliyim.Dini bir içeriği de vardı ama baskın değildi.Yani en azından beni iten bir nedenim yok. Bazı sahneleri çok etkiledi beni.Müziklerini sevdim de.Yönetmeni Hamdi Alkan'dı .Kazakistan ve Kırgızistan Orta Asya toplumlarını konu alan filmdi.Etkilendim ama bir daha filmi açıp hususi izler miyim bilmiyorum.
Belki kelalaka olacak bilmiyorum ama Mahsun Kırmızıgül -Mucize filmi etkisi uyandırdı.Beni rahatsız eden bir nokta vardı.Bilmiyorum.Çıktığımda bir huzursuzluk kaplamıştı içimi.Acaba ağlanılsın diye fazla mı çaba harcanmıştı ,bilemedim.




12 Şubat 2015 Perşembe

İnsan Mühendisliği



Hayat benim için bir kitap .İster sıkıla sıkıla kendini esir edercesine oku ;ister tadını çıkar isterse kitabı olduğu gibi kabul ederek oku ! Bir şekilde okuyorsun ya ona bak sen !

Zevkle okursun sonrasında ne olacak diye.Ümitle okursun güzel şeyler de seni bekliyordur.Bazen yazar beklenmedik bir olay yazar ,şaşar kalırsın.Bazen canın acır üzülerek okursun .Bazen de kızarsın. Bazen hayıflanırsın .Hayat işte canım , hepimiz kendi dalında bir şeyler çiziktiriyoruz.Bu kitabı okumak koşma bandında kan ter içinde yüzmek gibi...

İşte bazen de durup yazıyorsun ,paylaşmak gereği duyuyorsun başka insanlarla.Kendine dönüp bu kitabın seni nasıl bir yolculuğa çıkardığı irdeliyorsun.Karakterle yaşıyorsun.Eleştiriyorsun acımasızca.Bu durumlarda , kitabın arasına kitap ayracı koymuşum da tekrar ordan devam edecekmişim hissiyatına kapılıyorum ben.

Şimdi de ayracımı koydum işte :

******

bugünlerde elimde olan bir kitabın fotoğrafını akşedip ilgililere duyurup sevgilerimle ufak ufak uğurlanacağım :

Yazacak çok şeeey var aslında.Demlenmesi gerekiyor.

Nüvit Osmay Hakkında Mümin Sekman ,
Ne demiş ?

Bu kitap kısa kısa deneme yazılarından oluşuyor.Okunması bir o kadar kolay ve zengin de bir içeriği var.Kişisel Gelişim kategorisinde yeralıyor bence ama bana göre yaşantı -deneme kategorisinde.İnsan kendini bir sohbetin içinde buluyor.Bir kütüphanede olması gerekn kitaplardan bir tanesi.Beğenerek okuduğumu bilmenizi isterim.

Ben bu mühendislerin kafasını seviyorum arkadaş !

Oğuz Atay da bir mühendisti ya :-)

30 Ocak 2015 Cuma

DİNLE KÜÇÜK ADAM !



William Reich 'in Dinle Küçük Adam kitabını sevdim .Kendimle başbaşa kaldığımda yüksek sesle odamda okur buluyorum kendimi zaman zaman. Hatta görme engelli bir arkadaşım için sesli kayıta alıyorum.
Kitap hakkında şu an bir şey yazmayacağım.
Diğer taraftan kitap hakkında yazılmış bir yazının linkini paylaşacağım.
Fantastik bir çocuk edebiyatı türünde bir kitap izlenimi verse de kitap yetişkinlere yazılmış bir kitap.
Küçük Prens tadında desem haksızlık yapmış olur muyum dersiniz :-))
Özetle : ben bu kitabı çok sevdim.Bir kez daha içgüdülerime  kulak verdiğim için teşekkür ettim kendime.Bir kitabevinin en kuytu yerine saklanan inci tanesini bulmuş kadar zengin hissettim kendimi !

******
24-25 Ocak tarihlerinde Ankara'da idik.Müthiş bir eğitim ve harika ilhamlar aldığım kendimi arı gibi hissettiğim bir hafta sonu geçirdik.Aldığım notlar ve kararlarımı toparlayıp size dönme ümidim var.

*******
bugünlerde sabah güne başlarken dinlediğim Boccherini'nin müziğini paylaşacağım sizinle.
Sevgiyle kalın.





15 Ocak 2015 Perşembe

15 Farklı Düğün Gelenekleri



Bu sene izdivacım söz konusu olduğu için malumunuz düğün aktüel dergilerini de karıştırmadan edemiyorum.Hani biz düşünüyoruz ya sadece geline,damata,balayına dair bilgiler diye.Onların yanısıra ilginç bilgileri okuyup zaman zaman şaşırdığım, zaman zaman hayretle karşıladığım, zaman zaman  ""acaba biz de mi uygulasak böyle bir şey " diye aklıma hin fikirler gelmiyor değil;-)
Cosmopolitan Bride dergisinde 15 farklı düğün geleneğine değinilmiş.Ben de okuduğum bir bölümü sizlerle paylaşmak istedim işte !!


Telefonumla çektiğim bu görüntğlerden ilkinde Almanya yer alıyor. Burdaki en dikkatimi celbeden durum gelinin saçına pirinç serpilmesinden ziyade başında ne kadar pirinç olursa o kadar çocuğun olması inancıymış.Yani 10 tane düşse 10 tane olacak !!

                            
Yumurta ,salça,gelinin kirletilmesi ve gezinmesi ! Cık !
Diğer taraftan ayakkabıya bozuk para koyulması fena değil !Bereketle gel bereketle git inşallah anlamında :-))


Bu adetin bazı yerlerde uygulandığını duymuştum.

Bu bana Kütahya adetlerini çağrıştırdı.Orda da sık sık kıyafet değiştirirlermiş.Gelin de değiştiriyor mu bilmem ama yakınları değiştiriyormuş galiba.yanlış hatırlıyor olabilirim.Ama buna çok yakın bir gelenek.Bir de çok pahalı giysiler giyerlermiş, her oyunda bir tane değiştiriyorlarmış.Tarihte Germiyanoğulalrı Kütahya yöresinde kurulmuş ve kız alım durumu burda da yaşanmış ya beylikler kurulurken.Acaba onun etkisi mi bu  ? bir kültüre yansıması olur herhalde. dur ben bunu bir araştırayım.
Ellerin ve ayakların kına olması ? Yok o kadar da abartmayalım!
süt banyosu mu ? O güzelmiş bak;-)
Süt banyosu deyince Bülent Ersoy'un "yananı görür Allah ,Allaaah ,görür inşallah , inşallaaah ! " diye şarkısına süt banyolu klip çektiği geliyor.
Ve ben vazgeçerim :-)))


kim kimden etkilendi bilmiyoruz ama kültürel etkileşim mutlak ve bazen güzel olabiliyor .Şekil 1-A ,tık tık yukarısı !

Okunuyor değil mi ?
Aa bak yine Vikingler .
bu kadar mı olur .İnanın daha yeni okudum Semi'nin Vikinglerle ilgili yazısını.biliyorsunuz sık sık bahsetmişliğim var kendisinden.İşte bu kez de konu ona geldi.Hem de yeni yeni ona gitmişken !Bu kez de ondan bahsedeyim demeden.
Neyse uzun lafın şortu vikinglerin bu adeti bizim başlık parasına uyuyor.İşin kötü tarafı açık artırma gibir görünse de ,para kızın çeyizine gidiyormuş !
artık o taraflara bakar.Ne kadar iyi niyetli olup olmadığı orda belli olur!

Benim matematik zaten vasat , bu tarihi denk getirmek için de fibionacci sayılarını keşfetmek kadar meşakkatli.Çinliler mutlu mesut olsunlar ,aman aman bulaşmayalım biz :-))

Bize benziyor biraz .Fazla garipsemedim.Kız tacını veriyor ya ,çiçek de öyle verilebilir diyor yani atmaktansa.Ben zaten atma konusunda pek beceriksizim atma konusunda.Bir atarım ben çiçeği salonun kapısında beyzbol oynarmış gibi yakalarmışın ,bir de ağır çekim koşturma.Çiçeği kim kapacaksa ağzı dalgalı deniz gibi ağır çekimde :-)

Ben bu yazımı kendimi eğlendirmek için yazmışım anlaşılan ;-))
(fonda final countown çalar ihtiraslı bayan kız arkadaş tapuklu ayakkabılarını çıkartıp gözlerindeki müthiş hırs ve kızgınlıkla masadan masaya koşar ve alır ve herkes ayağaaa :-))


Pakistan'a bakar mısınız evlenmeden bin pişman ediyor insanı.bim nasrettin hoca'nın testiyi kırmadan önce durumuna benziyor.Damat olmak zor meslek ya !
İyi ben Moritanya koşullarına uyuyorum.Ucundan kıyısından kurtardık.Nasıl cezalandırıyorlar ki !
Ye deyip durduklarına göre güzel leziz şeyler yapıyor olmalılar.Yoksa "ye "diyebilirler bana.Yemek buldun mu ye,dayak buldun mu kaç ,benim için söylenmiş olmalı:-)

(bunu söylediğimde bana şaşırıyorlar.bu lafı söyleyen kişinin obez olmasını bekliyorlar.Ölçüyü her zaman kaçırmış olması gerek diye düşünüyorlar.Yemek yemeyi seviyoruz dediysek kıtlıktan çıkmış gibi değil ölçülü! )
Polonya  çok eğlenceliymiş canııım .Türkiye gibi işte !Dansöz kıyafeti yok ama maşallah kıvırma mıvırma tam yerinde maşallah :-))


ÇEK CUMHURİYETİ 

bak onu çekmemişim işte, iki sütunlu olunca sıkıntı olmuş belli ki.

En çok sevdiğim âdet olunca atlayamazdım.efendim mesele şu :
damadın yakın arkadaşları gelini kaçırıp bir yerde saklıyorlar.

(yok bu kısmı değil benim sevdiğim ,sabır ,bekleyin hele )

damat gelini bulursa damadın gelini hep koruyup kollayacağı simgesi kabul ediliyormuş.

(Ne bu ya ,ciddi ciddi oyun oynuyor bunlar !)

düğünün sonunda duvak ve gelinin ayakkabısı misafirler arasında dolaştırılırmış.

(Hımmm! Demek ki duvak şart ! )

Misafirler de çiftin balayısı için ayakkabı ,duvağın içine de para koyuyorlarmış.

(ayakkabı istemez . balayı tatilinin programını da onlar yapıverseler iyi olurmuş.Süpriz hediye anlamında fena olmaz hani ;- )

Hindistan coşmuş  işi Kırkpınar güreş etkinliklerine benzetmiş .Ben olsaydım şimdi bu tür bir düğünde direkt galibiyet benimdi.Çok mu iyi koşturduğumdan ? Değiiil ! 
Nişanlımdan biraz uzun olmamdan dolayı.

-Devede de var boy derler .
Eh diyelim Orhan Gencebay'daan koro eşliğinde "BENCEE SEN DE HAKLIĞSIN " hani var ya onların böyle bir ınını sesi ,o yani.Yoksa yanlışlıkla olmadı :-)))


İsveç'in düğünü de bir tuhaf.Tamam aslında düğünde öpen öpene maşallah daaaa...Öyle sıraya girmek filan.Gelinin bu konuda kurtuluş projesi hiç tuvaletten çıkmaması :-)))

Konuyu bağlayalım 
gönüller bir olsun efendim.Akıl ve gönül birliği bir kalemde buluşsun !
( Amman da aman )




Dedim ya ben bu yazıyı kendimi eğlendirmek için yazmışım.Yazarken farkettim.
Olsun çok eğlendim ben.Bir kere de kendim için yazı yazıvermiş olayım ,olamaz mı yani :-))

Düğün bayram seyran bahane ,sevdiklerinle ,dostlarınla ortam şahane ,
biz de güler oynarız....

sonu yok :-))

not: hatırlatayım fotoğrafları telefonumdan çektim.Cosmopolitan Bride dergisi.Kış dergisi sayısı.Sayfa 149 / Yıl 2014-2015























11 Ocak 2015 Pazar

Bir Tıkla Geziveriyoruz İşteee :)


insan beyni bir derya deniz arkadaşlar,
bizler onunla nelerin yapılabildiğini ,beynini kaybedenleri görünce (!) farkedebiliyoruz....
Ne diyor Yetenekleri Eller filminde doktorun annesi :sen beyninle tüm dünyayı ellerinde tutabiliyorsun !"
kulağımda japon esintisi bir müzikle sesleniyorum işte- size- şimdi-


Bir yandan uzun süreden beri unuttuğum -aslında çok da sevdiğim ve bir zamanlar oldukça çok sık ziyaret ettiğim - bir internet sitesi düşüyor aklıma.Bir zamanlar sosoyoloji,müneraloji gibi bilimlere merak sarmakla beraber genetik bilimine merak etmişliğim olmuştu.Bundan mütevellit ordan bir aklımda kalmışlık bu site .Belki sizin de ilginizi çeker diye düşündüm.Paylaşayım istedim.
TÜRKİYE BİLİM SİTESİ
oldukça bilimsel makaleler hazırladıklarına şahit oldum.izlediğim bir kaç National Geografic belgeseli de buna ışık tutuyor diyebilirim.
******
Geçmiş zaman olur ki bir de bir site daha vardı arada ziyaret ettiğim.
uzun zaman oldu o alışkanlığım da yitip gidivermiş. Şimdi onu da hatırladım.bilmiyorum şimdi nasıl bir yayın anlayışları var mı ! Bir çok gazete yanlı oldu malum.süreç içerisinde kendisini göz önüne koymakta fayda var.
bu kadar lafı dolandırışım şundan : sevdiğim bir yazı   -hatta hikaye  diyelim  vardı- diyelim.bu esnada o yazıya da ulaşmak çabası içindeyim. biliyorum bulursam ve okursanız sizde de ilgi ve duyarlılık oluşturacak.
Bir saniye : Siz bu arada kulaklığımda çalan Japon müziğini tanıyıverin ,geliyorum ben ,şuralarda bir yerde olacaktı :D

   gökte ararken yerde buldum. Hikayenin benzerini başka bir sitede buldum.
 (-çok komik bulacaksınız ama bir zamanlar çok takip ettiğim ve yine süreç içinde başka şeyler keşfettiğim için bıraktığım sitede buldum Duygu Biricik 'in yazısını :
Duygu Biricik İzedebiyat'ta....
Bir zamanlar ben de öykülerimi,yazılarımı İzedebiyat ortamında paylaşmıştım.Hatta bir vesileyle Bolu Mudurnu 'da oturan Kamuran Esen ile tanışmıştım.Sağolsun incelik gösterip yayınlanan iki kitabını göndermişti bana.Ona bu konudan sonraki bölümde sıçrama yapayım....

İlk bu yazısını gördüğüm okuduğum site ise :
GAZETEPORT 

(Konuşurken de böyleyim ben ,bir bakarsın mutfakta açılmış söz sonra ne olduğunu anlamadan sohbet nerelere kalmış...ama konuların hiçbiri yarım yamalak kalmıyor ;)

********
Kamuran Esen 'e dönelim şimdi...
Mudurnu kültürü hakkında bir kitabını da göndermişti bana.Onunla birlikte Oynatmayalım Uğurcuğum kitabını da.Keyifle okuduğum bir deneme -hikaye kitabıdır.
Kendisinin yazılarını ve hakkındaki bilgilerini yine İZEDEBİYAT 'ta 'ta bulabilirsiniz.....

ve aşağıdaki linkte :

Kâmuran Esen

*******
Acaba diyorum şimdi başka var mı böyle takip edip edip bıraktığım..Ben de ne çok harcıyormuşum meğer...Harcamak kelimesi kendime karşı insafsızca oldu.yok o kadarını da haketmiyorum bence.Bak yine döndüm.

Neymiş efendim ,tilkinin dönüp dolaşacağı yer kürkçü dükkanıdır !!!

Afiyetle ve sevgiyle kalın...



7 Ocak 2015 Çarşamba

Sohbetin ucunu kaçırdım ben




bir yazı yazıyorum.epey de ilerliyorum. sonra da vazgeçiyorum.sonra vazgeçmekten de geçerim diye onu da kaydediyorum.ama hiç dönmüyorum...silinenler vazgeçtiklerim oluyor...
tatmin olamıyorum.
Ne yazasam boş geliyor..
bazen sadece yayınlarınızı okumak için geliyorum buraya...
geçerken de bir selam çakıyorum size işte böyle...



uzun kitaplar okuyamıyorum bu aralar ...kısa öyküler ,şiirler okuyorum.
Orhan Kemal -Önce Ekmek kitabına devam...Tozan Alkan - Açık Kapı elimde olanlar...
Bu aralar bir de meal okuyorum . Kulaktan dolma şeyler,insanların Dini görüşlerinden artık bana bir haller geldiği için ben de bunu kendi perspektifimden değerlendirmek istedim.Ki iyi de olmuş şimdiden neleri anlamak istediğimiz gibi anlamışız onları gördüm. Okumaya devam...Sıra diğer meallere de gelecek...
Mahsun Kırmızıgül'ün Mucize filmine gittik.filmin ilk yarısı bende bir etki uyandırmadı.Ama ikinci yarıda beklediğim etki görüldü.Ağlamak için de gülmek için de gitmedim.Diğer taraftan iyi bir vurucu etki yaptı diyebilirim.Evlenen oğulların kuşun kafasını koparma sahneleri irkiltici geldi.yapmak istediği bir vurguysa yapmış ,zihnimde derin iz bıraktı.Hâlâ öyle âdetleri yoktur inşallah.diğer taraftan anane gelenekleri üzerinde fazlaca durmuş.tahmin ettiğim olay akışı farklı bir biçimde seyretmiş.Tahmin edilen gibi ama akışını tahminin ötesinde bağlamış bence.Son sahnelerinde tüylerim ürperdi.ben de bu etkiyi yapan Aziz karakteriyle ortak sorunu paylaşan bir arkadaşımla sinemaya gitmiştik.ve onun da aynı düşünceyi yaşamasıydı.Sanırım bu film onda daha derin izler bıraktı....bu konuda şimdilik sussam iyi olacak...


kendime bir stüdyo kurmaya karar verdim artık....mekan arayışım sürünce bu fikrim kesinlik kazandı.
en yakın zamanda çalışma yapacak bir yer bulmam gerekiyor.herşey tam olduktan sonra tüm mekanlar bizim....
bana şaşırıyorlar "bu devirde bir insanın derdi hâlâ tiyatro olsun,okumak olsun,kitap olsun ,sanat olsun,akıl alır değil.Hele de Uşak'ta "
Sanat her halükarda metropollerde var.Her konservatuarı bitiren soluğu büyük şehirlerde alıyor.o kadar dizi furyasının içinde küçük de bir rol bulacağım ,kendimi göstereceğim diye kendini ezenler var.Çünkü hayat böyle diyor,kazanmam lazım,kendimi göstermem lazım diyor.Oysa yerel küçük şehirlerde kendisini daha çok gösterebilir.Diğerinden zor olabilir ama imkansız değil.Bir de neden büyük şehirler olsun ki hep? Küçük şehirlere de gerek bence. Daha çok tutarlar.daha çok sahiplenirsin.
Az emek çekmezsin ama emeğini alabilirsin aslında.
Kuzum ben bakıyorum da hiç bir genç arkadaşımın kendisi için bir B planı yok .Saplanıp kalmışlar.Türkçe okuyanı da sosoyoloji okuyanı da sınıf öğretmenliği okuyanı da tüm hayatını
KPSS'ye adamış . O olmazsa yok !
Sanırım günümüz anlayışında vizyon ve misyon kimliğimiz yok.Misyon deyince ne anlamlara çekiliyor oldu artık ,geriye mi gidiyoruz ileriye mi belli değil ! bir kişinin bile kurum kimliği olmalı amatör ruh taşıyarak profesyonel işler başarılabilir.
Kurumsallık da böyle kazanılmıyor mu aslında ,yanlış mıyım !

http://ddy-necdetkaynak.blogspot.com/ 

Talat İçöz derdi ki Süt ve süt ürünleri bölümü bile okusan grafikerlik yapmak istiyorsan mutlaka onunla da ilişkilendirirsin !
kötü olan memuriyet ,öğretmenlik şu ,bu değil ; tüm hayatını bir şeye bağlamak ,vizyonunu kapamak,bir şeye bağlarken hayatını ertelemek....ben öğretmenlik okuyorum başka ne yapabilirim demek bana acizlik geliyor...
yine sohbetini ucunu kaçırdım.Gidiyorum ben...

Bu aralar dilimden düşmeyen bir Türk Sanat müziği var ,Onu paylaşmak istedim veda ederken .
benim babannem de ,Talat İçöz de severlerdi bu şarkıları....



3 Ocak 2015 Cumartesi

Yeni Yıl Yeni Yıl Bizlere Kutlu Olsun !




2012 yılbaşı....2013 yılbaşı 2014 yılbaşı..2015 yılbaşı...
bu seneyi de sayarak tam 4 yılbaşı geçirmişim blogu açtığımdan bu yana...
2011'i kapatırken açmıştım blogumu içimde neler neler vardı ...gözlerimde ise onu özetleyen buğulu gözlerim...
neler neler yazmadım...neler neleri paylaştım....bu blog sayesinde neleri neleri öğrendim....blog yazmak için giriştiğim bu süreçte artık amacımı aştım şimdi de iyi ki aşmışım sayelerinde çok bilgim olduğu ,bulunduğum yerden beni bir çok sergiye,bienale ,tiyatroya,sinemaya  götüren ve okumadığım kitaplar hakkında bile bilgi edinebileceğim ve başka insanların hayat dokunuşlarında şahit olmak için girdiğim bir deryada yüzmek için gelir oldum .
oturduğum yerde bir ülke hakkında fikir sahibi olmak ,şehir kültürünü öğrenmek için güzel bir keşif aracı oluyor benim için.yoksa nerde bilirdim Talin festivalini ,nerde bilirdim sokak sanatçlarının festivalini ve nicelerini..
tamam internettir bunu sağlayan ama bazen internette bile kaybolabiliyor insan.çünkü bir yandan bilgi kirliliği de var ki bu yüzden artık internet kütüphaneciliği diye bir meslek de var.bilmem anlatabildim mi :-)
tamam artık blogların yerini Vlog'lar aldı bunun da farkındayım.Ama benim için blog okumak da kitabı kağıttan okumak kadar vazgeçilmez bir hal aldı.
2014 yılın son demlerinde bana bir süpriz yaptı.2015'in çeyrek aylarında da bu süprizin düğümlenişi olacak.
yılın son demlerinde kendimi çok farklı müzikler dinlerken buldum.
bir kere arabesk hariç her tarzı dinledim.İşte bu sene hatırladıklarımdan bir liste :
-Siya Siyabend
-Birsen Tezel - Ceylan Ertem- Jehan Barbur - Bülent Ortaçgil-Hüsnü Arkan (aslında biliyorum bu isimleri ama daha fazla dinlemeye başladım.Mesela Ceylan Ertem'e yeni alıştı kulağım )
-Peyk
-Yolcular
-Adam
-Su Soley
-Son Feci Bisiklet
-Yasemin Mori
-Brenna Mcrimnon
-Sema Mori
-Yok Öyle Bir şey
-Six Pack (Cover yapıyorlar başarılı buldum )
-Gevende (bilhassa Okyanus Düğünü )
-Minor Empire ( Semi Mutlu Eller'in önerisiydi : beğenerek dinliyorum )
Bunlar inanın hatırladıklarım.Sık dinlemeye aşina olduklarım.
ha bir de çok yakın arkadaş grubumun dinlettiklerinden var.Bir zaman balkan ve rumeli türküleri.Bir zaman yunan müziği.Daha çok rus müzikleri.Ardından da farsça şarkılar eklendi günlerime.
Rus müziklerinin bazısı güzel.Rumeli türküleri oldum olası hoşuma gider.Söylemekten ve dinlemekten keyif aldığım.
Yine deee ...
benim ilgimi bu aralar Nil Karaibrahimgil,Yasemin Mori gibi isimler çekiyor...
Ve Cem Adrian'a hâlâ alışamadı kulaklarım...

*****

Tiyatro planı hazır,kişiler hazır şimdi mekan arayışı içindeyim....Bir an evvel başlamalı....

Bu ara hep öyküler dikkatimi çekiyor.Orhan Kemal "Önce Ekmek" kitabını okuyorum.
Bununla birlikte bir kitap daha okuyorum ama onu okuyup bitirdikten sonra yazacağım.
Sonra 2014'de kendi kulvarım olan ama bir türlü beceremeyip kendi kendimi dışlayıp hayatın gereği kadın olmanın gereği,bu kadar da cahillik olmaz ,artık bu konuda da kendine yetecek kadar fikir sahibi ol diye kendime telkinler verdiğim makyaj konusu geliyor..
ee öğreneceksen işin ehlinden öğren dedik kendisini takibe aldık.
2014'de distopya ve bilim kurgu filmleri hayatıma girmeye başladı.
Çıtaları kır diyor içimdeki muzip ;-)

****
Blog dünyasına ise yepyeni bir derya daha geldi.Bence yazılarını takip etmeye değer.
http://belkidemehmet.blogspot.com.tr/
Mehmet ile üniversitenin bir kokteylinde tanışmıştık.Kendisi yaman bir gönüllü.Çağdaş Yaşam Derneği etkinliklerinden tanıyorum.Nedense Mehmet deyince Derviş de diyesim geliyor.
Derviş ile çok yakın arkadaş oldukları için hiç ayrı görmediğim için olsa gerek.Keyifli ve eğlenceli bununla birlikte yaşamı sorgulayarak demleyen ikili diyorum onlara ben.
Daha sonra bir gençlik çalıştayında tesadüfen karşılaştık.Çeşme...Ah Çeşme...
Neyse işte bu kıpır kıpır yaman gönüllü Mehmet şimdi blog dünyasına adım attı da ilerlemeye başladı bile...
Buradan kendisine selamlar....

*****
Çıtaları kır diyor içimdeki muzip ;)
Daha mı..Daha ne olmadı ki....Bunlarla şimdilik yetiniverin ;)