16 Aralık 2014 Salı

Konuk Yazar : Semi Mutlu Eller




Çocuk Olmaktan Birey Olmaya Giden Çizgiye... yazıma devam ediyoruz.

Anne gözüyle Semi Mutlu Eller 'in düşüncelerini aktarıyorum bu yazımda.
Ayrıca bir önceki yazımda linkin açılmadığını öğrenmiş bulunmaktayım.
Mutlaka okunması gereken bir makale olduğunu düşündüğüm için bağlantıyı tekrar paylaşıyorum.

SEMİ MUTLU ELLER sitesine tam da burdan giriş sağlayabilirsiniz :-)

Evet sazı şimdi Semi Mutlu Eller'in anne perspektifine çeviriyorum :

"Kusursuz değiliz, teknolojiden uzak durmak imkansız. Bizim evde de çocuklar kullanıyor, ancak sınırlı sürede. Tamamen yasaklamak da çok doğru gelmiyor bana. Okullar artık ödevlerin bir kısmını internet üzerinden veriyor, proje araştırmaları vs. için gene internet lazım. Bir bakıma tamamen kurtuluş yok yani:) Ancak yazdıklarına tamamen katılıyorum, şimdiki çocuklar bizden zeki falan değil. Bu yanlış bir algı. Bu kadar çok uyarılanın olduğu bir dünyada çok normal davranışlar bunlar. 
Kolayca elde eden çocuk hep daha iyisini bekliyor ve sıkıntının en küçüğüne bile tahammülü yok. Halbuki sıkılacak ki bir şey keşfetsin, oyun bulsun. Bu teknolojik bağ ailelerin de işine geliyor, at çocuğu önüne saatlerce gıkı çıkmasın. Ev dağılmıyor, karı-koca kendine vakit ayırıyor, kafa şişmiyor... İnan bana okula başlayıp daha makası eline almamış çocuklar var! Şaşırıyordum önceleri artık ona da alıştım. Ve günümüz çocuklarının çoğunda problem var deniyor, dikkat eksikliği doktorların ve velilerin sevdiği güncel ve en popüler hastalık.Tıpkı yetişkinlerde yaygın olan depresyon gibi. 
Çocuk büyütmek gerçekten emek istiyor ve aslında her şey gibi. Yedirip okula yollamakla bitmiyor iş. Bazı konuları 1000 kere açıklayacak sabır lazım insana:) Geçenlerde bir arkadaşım sormuştu, çocuklar bir şey için tutturursa nasıl yapıyorsun diye. Bir kere hep konuşarak büyüttük bizim çocukları, ufacıkken bile. Ben hiçbir marketten, mağazadan ağlayarak çıktığımı hatırlamam. Günümüze gelirsek, Peer Ole artık 12 yaşında. Tabii ki zaman zaman bir şeye özenip geldiği oluyor. İhtiyaç değilse (ki çoğu zaman değil) zaten alınmıyor ve seçenekler sunuyorum. "ya kumbaranı açar kendin alırsın ya da doğum gününü, yılbaşını beklersin." 
Çocuk büyütmek deyince aslında çok farklı etken giriyor devreye. Eskiyle kıyaslarsak yıkım olur:) Bizler büyürken annelerimiz becerikliydi. Biz onları dikerken, örerken, yemek pişirirken vs. gördük. Biraz büyüyünce yardım ettik hep. Artık bunları yapan anne modeli az, çocuk neyi görüp nasıl öğrenecek. Çalışan anne modelinde hele ki büyük şehirlerde el işi yapan, mutfağa giren kaç anne var ki! Hafta sonu gelsin de kendimi AVM`lerden birine atayım diyen daha çok sanırım.
Konu çok yönlü, asıl endişe ettiğim bu dijital nesil ilerde nasıl olacak. Kocaman bir soru işareti benim için..."

Dedim ya ben yazılarımda sohbet etmeyi seviyorum.Semi Mutlu Eller'in yazıma yaptığı bu yorumu da onun izniyle paylaşmak istedim. 

Anlayacağınız Semi Mutlu Eller bloğuma konuk yazar olarak geldi.İyi ki geldi ,hoşgeldi :-))

Blog dünyasında sanırım bu da bir ilk oldu.Başka ilklerde de görüşmek üzere....

Sevgiyle kalın....

Ha bağlantıyı paylaşmayı unuttum ben yine ; hemen paylaşıyorum :


Bu kez kaçtım ben ;-)




15 Aralık 2014 Pazartesi

Çocuk olmaktan Birey olmaya giden çizgiye...




Yaşlanıyorum galiba ben. Çünkü ne zaman bir çocuk ,kendimden küçük bir genç görsem " bizim zamanımızda böyle miydi " diyorum içimden. Bazen de annemle sohbetlerimizde dillendiriyoruz bunları.
Çevremize bakıyoruz değerlendiriyoruz . Bazen kişilerden yola çıkıyoruz ama amacımız onun arkasından konuşmak filan değil . Amacımız ve gittiğimiz yol ,onlardan hareketle değişen toplum sürecimiz .Hayat akışımız .
Ne zamandan beri bu konuyu gündemime getirmek hep aklımda .


Bu hafta misafirlerimiz vardı.Ama bunun yanında toplam 4 çocuk vardı farklı yaşlarda.Bizim eve gelirken hep bilgisayar oyunu diye hevesle geliniyor ve saatlerce kalkılmıyor o ekranın başından.Biri ben geçicem biri sen çok geçtin diye ağlamalar da cabası.
Çocukların erken yaşta bilgisayarla bu kadar haşır neşir olması ben de zeka belirtisi uyandırmıyor.
"Şimdikiler fena ,bizimkisi daha 3 yaşında bilgisayarı açıyor kendisi oyun da açıyor " vs. söylemleri. Hadi açıyor filan tamam ,bir nebze tolere edelim.Saatler boyu kalkılmaması ise ayrıca bir garip.Büyüklerin de onun hayat kurtarıcı bir nesne olarak görmesi apayrı bir garip.
 tabi misafirlerle ilgilenmekten çocuklara ayıracak zamanın olmuyor maalesef. O yüzden o kadar telaş arasında onların bilgisayar başında olmasını umursamıyor insan..
Ama dün bir değişiklik yaptım. Çocukları bilgisayarın başından kaldırdım.Çocuklar hemen, dakika 1 gol 1 "ne zaman gideceğiz ki canım sıkıldı" demeye başladı. bir süre umursamamış gibi yaptım .Bu can sıkıntısından bakalım kurtulmak için nasıl çare bulacaklar . 
Gittim bu  arada büyüklerle oturuyorum.Derken -
Sesler gültü,kavga,şamata...derken sazı elime aldım.Kitabımı alıp yanlarına gittim.Ellerine de kitap verdim.Bir süre zor kıyamet okundu kitap.sonra birbirimize anlattık.Sonra fıkra anlattık birbirimize.Tekerleme ,şarkılar derken birbirimizi tanımaya yönelik oyun oynadık. 
Şimdi gel de söylenme .Çocukluğum boyunca yanımda hep bir kitap bulundurmuş yoksa bile yanımda o evde o süre içinde okuyabileceğim bir kitapla vaktimi geçirmişimdir. Sokakta oynamasını,gezmesini seven arkadaşlarım da kendi halinde oyunlarını oynar,evciliklerini oynardı.
(Daha olmadı zaten anneannem herkese dantel öğretiyordu.Ben öğrenemedim.Baktılar olacak değil sen kitabını oku diye azad etiiler beni.Allah razı olsun ;)


tüm bu dediklerimden hareketle sonuca ulaşmak istediğimde kafamdaki model çocukların sadece teknolojiye kapılmaması kendilerine motor ve sosyal becerilerini kazandıracak güzel çalışmalar..
Buna da en iyi somut örnek sık sık takibinde bulunduğum SEMİ MUTLU ELLER....
bu tüketim çağında çocukları biraz üretkenliğe ve yaratıcılığa özendirmek gerekiyor bence. Kendine güvenen,kişilik sahibi,farkındalık sahibi bireyler bu küçük adımlarla atılıyor.Kişi başkalarının imzasını değil kendi imzasını taşıyor.
Ben hatırlıyorum da liseden çıktıktan sonra iki sene sonra cep telefonum olmuştur.Tamam şimdi çevresel koşullar bir başka güvenlik açısından ama yine de kaş yaparken göz çıkartıyor gibi oluyoruz.Bakıyorum çocuğun elinde benim telefonum kadar üst model.Düşünsene o telefonu bile "alacağım ama ihtiyacımı karşılar mı boşuna o kadar vermeyeyim "diyorsun.Sonra da çocuk telefonun başından kalkmıyor.sonra eleştiriyorsun "hiç ders çalışmıyor ,dikkat dağınıklığı var "
Bu konuda kesin ve netim çocukta neyi eleştiriyorsak sahibi biziz bu konuda. 



"Çocuğum yoktan anlamıyor ,marka istiyor "
şu var bence "benim çektiğimi çocuk çekmesin ,bizde görsün " diye yetiştirdiğimiz çocuklardan kendimiz şikayet ediyoruz.
ister çocuğumuz olsun ister olmasın bir abla,bir teyze bir hala bir dayı, bir amca hepimizin bunda payı var küçük de olsa. 
sonra "çocuklarımız mutlu değiller " olmazlar.Çünkü onun için çaba sarfetmedi.Çünkü sen verdin eline .
Küçükken annem dikerdi kıyafetlerimizi.10'lu yaşlara geldiğimizde abimlere pantolon filan alınırdı ama annem bana etek ,elbise dikmeye devam ederdi.Sonra erkek kıyafeti filan demez giyerdim.Şimdi moda terim unisex ya ,biz o zaman unisex munisex mi biliyorduk ,giyiyorduk valla.O zamanlar böyle imkanlar yok tabi.
Şimdi de diyorum "iyi ki de yokmuş " "iyi ki şimdi doğmamışım "


Bugün Doğan Cüceloğlu'nu dinledim. " Şahsiyetli çocuklar yetiştirmek diyor .Kimisi diyor hayata davetkâr ,kimisi çocukluktan hüzünlü...
Bazı anneler görüyorum o kadar ilgisiz ki ,çocuğu başından gitsin de ,çocuk ne olursa olsun...geliyorlar sonra anneliğin kutsallığından bahsediyorlar...Kimisi de o kadar çok sırtına almış ki çocuğunu tüm dünyası o...Bu da tehlikeli...Bazı anneler ise gerçekten çocuklarına bakıyorum da belli oluyor gerçekten çocuğun hali,nden tavrından nasıl iyi yetiştirildiği...
Anne diyorum ama baba da önemli .Çoğu baba eskisi kadar otorite değil .bu güzel aslında. Ama çocuğun her istediğini yapması da bana mantıklı gelmiyor.Anne kontrol sağlamaya çalışıyor baba ise herşeyi alıyor. Kontrol mekanizması bitti.



Nerden nereye geldim şimdi.Çocuğun olmayınca kolay konuşuyor insan değil mi :)
Şaka bir tarafa sanırımm ben otoriter biri olacağım.Annem kadar iyi olmayacağımı düşünüyorum.Çünkü çocuk yetiştirmek kitaptan okuyup da yetiştirmeye benzemiyor.biraz içgüdüsel ve fazla sabır gerektiren bir şey. Benim çocuğum olsa bana çekerse yandım valla . 

Ay neyse uzadıkça uzuyor yazıyor.bu aslında sohbet konusu.
Bazen yazarken sohbet ediyormuşum gibi geliyor .

Ha bu arada çocukların teknoloji ile bu kadar içiçe olup erken tanışmasıyla ilgili bir makale okumuştum .Yeri gelmişken paylaşayım...

sevgiyle kalın... 


11 Aralık 2014 Perşembe

Karşılıksız Ne Kaldı



O bana geldi.Ben de ona gideyim.O bana alsın.Ben de ona alayım.O benim için bir şey yapsın .Ben de yapayım.O bana yazsın ben ona yazayım.Bu çizgide gelişiyor herşey...
Çevrenize bir bakın hele.Hatta kendimize dönüp bakalım.Neyi karşılıksız yapıyoruz?
anne baba sevgisinin bile karşılıksız olduğunu düşünüyoruz ya.Yok ,aslında öyle olduğunu hissettirmiyoruz.
Böyle olursan biz de böyle yaparız.Bize karşı çıkarsan biz de sana böyle davranırız.Sen bize böyle yaptın ya ,biz de sana aynısını yaparız.
Eleştiririz .Yargılarız.Bildiğimiz her nasihatı sıra sıra söyleriz .Sıra davranışlara geldi mi tutarız aynısını yaparız.
-O bana şunu söyledi.
-cevabını yapıştır hemen
hemen hemen eksik kalma .altında kalmayıver.Yapıştır lafı.
Eleştirdiğin bir şeyi ,doğru bulmadığın bir şeyi niye o sana yaptı diye yapasın ki !
Kimse içinden geldiği gibi davranmıyor.
Karşısındaki insanın yapamayacağına emin oldukları halde "yaparsın sana inanıyorum"
nesine inanıyorum nesine ! Şimdiye kadar neyi becermiş ki.Şimdiye dek becerebiliyor olsaydı şu an başka şeyleri konuşuyor olurduk.
İnanmadığım şeyleri inanmış gibi yapamıyorum.Sırf bir kişi benimle iş yapsın diye onaylamadığım bir şeyi satın alacak ya da yapacak değilim.Neye inandım,neyi kullandım,neyin faydasını gördüm,neye gerçekten gitmek istedim.Ordaydım.Koşulları zorladım.Birilerini memnun etmek istediğim zamanlarım da oldu.Ama herkesin gönlü olsun diye de sevmediğim hoşlanmadığım şeylere bir fikrim varmış gibi de yapmadım.
Yaptığım anda kendimi ağır rencide ederim.
Tıpkı başka insanlara da o küstah damarımın kabarabileceği gibi.
bugün kibir ve küstahlık üzerine konuşan bir kişi geçmiş günlerde aynı ortamda bulunmuş bir insanla oturup engenler gibi telefonun ekranından başını ayırmayıp etrafındakilerin farkına varmayıp telkinlerde bulunuyorsa bu da ayrı bir durum.

Barış Manço şarkısı -Kul Ahmedin Ceketi

Bırakın o sosyal medyada paylaştığınız mevlana sözlerini ,nice bilmem kimin şiirini sözlerini,âlim sözlerini ....
Bunu soralım kendimize ,
gerçekten karşılıksız kimi seviyoruz ,nasıl seviyoruz,en son kaç zaman önce karşılıksız bir şey yaptınız,aldınız,sattınız ,bir yerlere gittiniz ?
ben sordum ,
utandığım yerler oldu,
yüzüm kızardı..
kimse görmedi .
Çünkü onlar henüz sormamıştı.....

10 Aralık 2014 Çarşamba

Henüz Başlıksız



Nasıl geçiyor günler ah nasıl o yaman günler diye iç çekip geldim bu satırlara ...
geçtiğimiz günlerde oldukça atraksiyonlu günler geçirdim.Uzun süre olmuştu sosyal hayatımdan kopalı.10 saat müşteri temsilcisi olarak çalıştıktan sonra ve düzensiz vardiya sistemimden sonra bana yapacak bir şey kalmıyordu haliyle.İzinli olan günlerimi ise hızlı geçivermesin diye evde pineklediğim zamanlarım olmuştu.Şimdi ise eski sosyal halime dönüverdim.

Bu kez ki sosyal halime dönüş kendimin bile adlandıramadığı bir şekilde oldu.Zaten ne zaman adlandırabildim ki bir şeyleri ...Ben ki şuralıyım şu mesleğimdir bile diyemem kendimi etiketsiz bulmakla tehlikeli bir gidaşata mı itiyorum bilmiyorum...Neyse yine kalkıp size bitmek bilmez düşüncelerimi sorgulayışlarımı yazmak niyetinde değilim...

bu kez daha farklı girişimlerde bulunuyorum. Elimi ayağmı daha rahat atar oldum.Daha bir cesur görüyorum kendimi.Geçen gün yapmayı düşündüğüm tiyatro projesiyle ilgili üniversite ayağını sağlamlaştırmış oldum.Eski dostlardan diyelim artık bir karşılaşmamızda öğretim üyesi olan arkadaşım üniversitenin de destek sağlayabileceğini söyledi.Bu haftalarda temas kuramadık elbette.
Başta yerel yönetime güvenerek birşeyler düşünmedim ama sanırım gidişat o yöne de gidiyor.Ne diyelim olursa ne alâ olmazsa pekala !

bir ay sonrasında bu çalışmanın bir ürün vermesi gerekiyor tabi ivedilikle.Her zaman sokak sanatını ve amatör ruhu savunan biri olarak bu yolda çalışmaya devam ...devam...devam....

Bilenler bilir 2013'den bu yana sağlıklı beslenme alanında Herbalife ile çalışıyorum.bir dönem müşteri temsilcisi olduğum dönemlerde sadece sağlıklı beslenmek adına kullanmaya başlamış ve devam etmiştim.Ama tabi işimi yapamıyordum.Şimdilerde ise ona yine başladım. Bu serüveni seviyorum.Beni heyecanlandırıyor. Belki araştıranlarınız vardır uluslararası bir şirket .Ve bu sene kısmetse Barcelona'da uluslararası eğitime katılıp bilimsel danışma kurulu üyesi Nobel Ödüllü bilim adamından Louis Ignarro'dan eğitim alma ihtimalimiz olduğu söyleniyor.

Çalışmalara devam....

tabi tüm bunlar ivedi bir şekilde küçük bir fragman olarak yetişmek durumunda ;kendimi de güdülemek anlamında :-)
Küçük bir başlangıç...bu benim atacağım minik bir adım sadece....
3 mayısta düğün tarihi belli olmuş gelin adayının kafasındakilere bak hele...Bana öyle diyorlar ...bunlara değinmeyeceğim içimi sıkıyorlar :-(

3 Aralık Dünya Engelliler günüydü.Benim de çevremde engelli arkadaşlarım var.Bu günü onlarla birlikte geçirdim.Hepimiz de bir engelli adayıyız demogojisi yapmak istemiyorum.Çünkü onların istediği bu şekil bir anlayış değil onu biliyorum.Sırf bu sebeple onları da bu amatör çalışmamın içine dahil etmek istiyorum.İşte onlarla geçirdiğim bir günden kareler :









Bürokratik engelli duyarlığı.Kendi adıma umduğumu bulamadım. Sevgi Abla'ya sordum :
-Sizin için oluşturulan bu platformlarda sizin önerileriniz dinlendi mi ve bunlar hayata geçirildi mi ?
Neyse ki çoğu geçmiş.
Sevindim.Çünkü engelli duyarlılığının yemek ve kahvaltı daveti vermekten daha önemli olduğunu düşünüyorum.
Rektörlükte verilen kahvaltıdan beklediği atmosferi bulamadığını da kaydetti Sevgi Abla.
Kendisinin bu konuda önder olabilecek olumlu girişimleri var . 
****
Geçmişte sesli kitap okuma projlerinde ve türk sanat ve türk halk müziği korolarında yer aldık.Bu kez bakalım sadece Türk halk müziği korosuna katılıyoruz.

******

ve günün assolist konusu....Bunu sona sakladım...Çünkü bu durum beni çok mutlu etti hem de çok gururlandırdı.

Geçtiğimiz tarihlerde bir akşam yine internetin başında sörf yaparken (bir zaman pek moda bir terimdi )  aklım eski bir anıya takıldı.Anımı anlatıp konuyu çok da özele dökmek istemiyorum işin açığı.Uzamasın ayrıca. Eski bir blog yazım olan Tozan Alkan ile ilgili bir yazı yazmıştım. 


Ordan hereketle başladı herşey. Sonra bir baktım ki Tozan Alkan postada.....
İnce detayları atlıyorum.
Size şu an sadece resmin küçük bir bölümünü paylaşıyorum.
Henüz hepsini okumaya fırsatım olmadı.sindire sindire..Çünkü ben şiirin tadını öyle alıyorum.Çay ile..sohbet ile...
damıta damıta....
hepsini bitirdiğimde belki sizler için de bir süprizim olur ,bilemem ;-)




Sosyal medyanın gücünü gözardı etmemek gerekiyor. Eleştiriliyor filan ama doğru şeyler yapıldığında büyük güç !

Sevgiyle kalın.....