26 Eylül 2014 Cuma

Yaktım Gemileri





eylül geldi .ben gemileri yaktım.

işten çıktım.ani bir kararla.geri dönüş olmamacasına.
ardından da evlenmek için ilk adımı attık.
beni az çok takip edenler bilir.benim için bile süpriz bir karar oldu.ama kararı verdiğim için de huzur doluyum.çünkü desti izdivacına nail olduğum kişi huzur veren bir kişilik.buradaki zorlayan kişi benim.
neyi kolay yaptım ki ,peh!! 


benim olduğum yerde kolay karar alınmaz.aslan burcuyum filan terazi dengesi altındayım.ondan mı acaba ne !;)

ha sahi ben niye herşeyi zor duruma getiriyorum ki.huyum kurusun ! 

uzatmalar oynanır.Akıbet bellidir.sabredilir.hatta planlar yapılır.plana uyulmaz .uygulamaya geçinilir.

bu bir magazinel bir yazı olacaksa kendi dokunuşumu yapayım.

Elimin altında 2 tane ortasına kadar gelinmiş kitap var :

biri Amin Maalof-Doğu'dan Uzakta 
Biri de Yakma Zevki fahrenait 451 öyküleri Ray Badbury

ama tüm bunlardan önce Paulo Coelho günlük rutin halime daha uygun bir kitap.çabuk akıyor.
Piedra Irmağında Oturdum Ağladım kitabı daha önce bitecek gibi.
daha sonra okuma listeme başlayacağım elbette.

Okuma Çizgimde adlı listeye tıklayabilirsiniz.

İzlediklerim arasında da Yes Man ve Chicago var.

en büyük zevkim ise  Emelcimle Fırın Evi sohbetlerimiz oluyor.

ha bu arada küçük bir temsil hazırlayacağız.kısmetse de bunu bir vakıf dernek yararına yapmayı öngörüyoruz.

sağdan soldan farklı firmalardan "bizimle çalış" teklifleri var. bir yandan şaka maka ben evlilik yoluna giriyorum.

işten çıkıp kendimi projeye adayacakken uğradığım duruma bak be !

ben böyle planın içine..Silifke'nin Yoğurdu yani :-))

ay ben bu günlerde ev kızı Sıdıka gibi gördüm kendimi.

Allahım aklıma mukayet ol yarebbim!


18 Eylül 2014 Perşembe

Bir fikriniz varsa ,bu başlığı siz koyun



Evdeki hesabının pazara uymadığı durumları rutin hal olarak kabul eden, kendini bir zaman  avangard zannetmiş western conisinden selamlar ,millet !

bugünlerde en ilgisiz zamanlarda en ilgisiz düşünceler geçiyor zihnimden.Gerçeklikle hayal arasındaki kavramın çelişkisi var içimde.Çılgınca şeyler geliyor aklıma. Çılgınca şeyler yaşamak....Herkesin çılgını bir başkadır üstad,
bana kalırsa hiç kimsenin girişemediği atılmaya cesaret edemediği şeyler de çılgıncadır.


çocukluğumdan zaman zaman bahsederim ben.Uslu bir çocuktum.Okumayı öğrenene kadar bir yabansı bir bitkiydim.Bana kalırsa yaşamaya okumayı öğrendikten sonra başlatmış oldum nazarımda.O yüzden eylülü hep doğum günlerime çok yakıştırmıştım.
okumaya başlamamın nedeni ise o zamanlardan yalnız oluşumu hissetmemle alakalı.
-çocukluğuna inelim,der psikolog zevsek.de

bazen şimdi  de düşünüyorum da hangi kitabı okuduğumu bile hatırlamıyorum.çoğunun okuduğu kitapları bile okumamıştım.gözüme takılanlar kütüphanenin en eski,en yüzüne bakılmayan kitaplarıydı.bazen tarih listesine baktığımda kitabı ilk alıp okuyanlardan bir tanesiydim.kendi aldığım kitapları bırak,sülalemin çocuklarından kalma kitaplarını okumaya başlayışım küstahlıktı bana göre.
çünkü yaşıtlarımdan önce başlamıştım onların okumadığı kitapların dünyasına kapılmam.

ve ne gariptir kitap okumanın klişe faydalarını sayamıyorum kendi okuma alışkanlığımda.
evet kelime hazinen zengin oluyor toplumda kitap okumanın düstur anlayışı kültürlü kişi sayılmak filan ama kitabı hiç bu mantıkla okumamıştım. Kitap okumak ,yalnızlığımı dolduran bir dost bilincini yaşatır bana.bu yüzden kitaplarımın kıvrılması içimi sızlatır.bu yüzden insanları kırmak incitir.bu yüzden onlar da beni çok derin incitir.

kültürlü kişi diyorlar ! pabucumun kültürü ! kime göre kültür ! Şöyle bakıyorum da okuyan okumayan gezen gezmeyen herkesin şimdi kendine göre kültürü var.
bir de çok saçma kültürlü kişi vasfı ! okuyan insana kültürlü denilemez bence .kültür dediğin bir milletin dili,dini,ibadeti,örfü geleneği ,düşüncesi,aile terbiyesidir.bugün bir kitabın kapağını kaldırmamış insan bile belli bir kültüre sahiptir.
Entel diyorlar ya .entel nedir ya !Bir nevi etiket .bugün sosyal medya herkes herşeyi paylaşıyor.ben aklımda tutamıyorum bile.ama birileri tutuyor sanki onu yalayıp yutmuş gibi söylüyor. sosyal statü meselesi haline gelmiş entel kişi !
bir moda akımı.Ama nedense geçerliğini kaybetmiyor.tıpkı siyah sade klasik bir elbise giy.istediğin herşeyle uyum sağlıyor.ister prada çantan olsun ister bit pazarından bir ceketin olsun.bu moda akımı geçmiyor.

herkesin herşeyde söyleyecek sözü ve nasihati var.herkes herşeyi biliyor.
tüm bunlardan hareketle örnek insan olma durumu var.Öğretmenler örnek olmalı diyorlar.ben bir öğretmen gördüm zil zurna sarhoş ayakta duramıyorlar ,diyorlar.
bence kimse kimseye örnek olmak zorunda değil.herkes ne olması gerektiğini,neyin ne olması gerektiğini biliyorlar.neye göre örnek insan olmak !
öğretmen okulda ne yaptığından sorumludur.örnek olunacak tavır onun sosyal hayattaki davranışı değildir ,kattığı farkındalıktır.
örnek insan deniliyor allahaşkına ,o zaman niye kimse Atatürk'ün ilkelrini benimsemiyor !!!
etiketlerimizdir bizi sınırlandıran...

sonra bunlar kafamın içinde karmaşık düşüncelerle toparlanırken şimdiye kadar az çok kendimce okumuş ,okumadığım zamanlarda bile küçük küçük yazılarla zihnimi beslemiştim. sonra kendimce yapmak istediğim şeyler olduğunda paylaştığımda olmaz deyip kestirip atılmıştı.
Oysa kimse bana neyin uygun olduğunu önermemişti.Hayır'lar yeterli değildir !

buna rağmen çaba sarfetmiştim.neler yapabileceğimi görmüştüm istersem.belki kolay yoldan elde etmemiştim ama dolaylı yollardan geçtiğim için bir çok şey daha öğrenmiştim.kimisi değerlerimi ayak altına alıp kişilik değerimi bile zedelemişti.sonra yine kendime döndüğümde bunu yapması için o cesareti ona ben vermiştim.
çok şey öğrendim.tüm bu öğremdiklerimi bir potada eritmek için zaman kolladığımda şimdi hayat bana bir gerçeği anımsattı.
-şükran artık 30'sun dostum sen.dışın seni 23 bile gösteriyor olabilir ama bu senin 30 olduğu gerçeğini değiştirmiyor.yaşın geldi hayatını biriyle birleştirmen gerekiyor.
gerçek tokat gibi yüzünde şaklıyor !
iyi de ben hiç 30una kadar evlilik hayalim olmamıştı ki ,ne biççim bir tipsem,
ama şu var bence fikir olarak
evlilik düşünülmez, bir gün biri çıkar o sizi düşünmeye iter,mahalle baskısı da o zaman devreye girer.tahammül sınırların denenir !



tüm bu cümleler ışığında oku oku oku
 düşün sorgula yap et çabala
bir gün gelir seni harcamaya çalışırlar ,
herkesin sen farklısın dediği kişi sıradanlaşır ;
bu ne perhiz bu ne lahana turşusu !
seni de bir kümeye dahil etmeye çalışırlar.

oku oku oku
bulunduğun yerden çıkamıyorsan kabuğunu kıramıyorsan farkındalık olup da hala içinde yaşadığın ailenin çevrenin toplumun düzenine de uyum sağlama peşindeysen ,seni bir kümeye dahil etme durumuna sokuyorlarsa ve buna karşın  halen hassas denge durumunu düşünürsen  yapacağın eylem  ya kısmetin böyleymiş diye kabullenmek ya  da yeni bir mücadeye girip yeni savaş çıkartma günlerinde olmaktır.

bazen ne düşünüyorum ya
okumak cesur insanların işi ,
yüzleşmek savaşçının kaderi,
irdelemek ateş altında demir dövenin içi
yaşamak için tam bir cengaver işi,

Sıdıka durumlarından hallice ,

Görüşeceğiz daha çok,

Selametle ,








15 Eylül 2014 Pazartesi

Mini Mini Mim..Mim...Mim

Selamlar herkese,

yine ben .uzun aradan sonra yine ben.ne güzel di mi,döndüm ben ,döndüm ! fişşek gibi zıpkın gibi döndüm !
demeyi pek isterdim ama bir kuple de olsa yalan değil.Neden ,nasıl sorusunu siz sormadan hemen sadede gidiyorum efendicağızlarım.

özlediğim bloglar vardı.hani şey olur ya ,orda bir köy var uzakta,gitmesek de görmesek de o köy bizim köyümüzdür hesabı ,


İşte böyle de bağlarlar şarkıyı ! çok severim bu şarkıyı söylemesini.burnumun direği de sızlar nedense her dinlediğimde ve söylediğimde.
işte bu köy misali bazen uğramasam da yorum bırakamasam da hatırlanmıyor değilsiniz.
ama ne kadar gelemesem de sizin burada varolduğunuzu bilmek sığınacak bir liman buluşumun mükafatı geliyor bana.mesela keyif sanat kahvesi de öyle anımsatır bana.giderim giderim kahveye.sonra uzuncaa bir süre gitmem.bu da buna benzedi.zorunlu oldu ama olsun.

neyse yine detaya girdim.ben buyum işte kısa kesemiyorum.kısa kesene de gıpta ediyorum. hem daha seri yazıyorsunuz hem de daha aktifsiniz.Maşallah diyelim :-)

blogları gezerken Shrin'in beni mimlediğini gördüm.blog dünyası beni Şükran diye bilmez ama işte sosyal medyada takip edenler bilir ;ismimi görür görmez sazan misali gözlerim pörtledi.
(burda bir biyologun çıkıp sazanın gözünün pörtlemez dediğini umuyorum :)

efendim bunca mevzubahis kitap okumak ile ilgili bir mimden geliyor.
aşağı yukarı benzer cevaplar ama kendimce bir kaç farkı da söylerim elbette.

başlayalım mı ?
eh bu kadar laf-ı güzaftan sonra başlamamak ayıp olur ;)

1- Çok kitaptan oluşan seriler mi ya da tek kitaplar mı?
Her birinin tadı ayrı.Her seri kitap okuma çizgimde olmuyor. Örnek veriyorum bir ince memed dörtlüsü ,michel zevaco'nun Pardayanlar kitabı Tüm zamanlar Yayıncılıkta okunduğunda tadından yenmez.Aynısını Erko Yayıncılıktan baştan oku o zaman bunu niye tek kitaba sadeleştirmemişler derim.tercihim bu durumda tek kitap olur.böyle kitaplar olduğunda seri olarak zaten güzel.ama bu soruyla alacakaranlık kuşağı serisi işte o bana hitap etmiyor.
bilmem anlatabildim mi artık !

Sadece kadın yazarları mı yoksa erkek yazarları mı okumak?

Böyle bir ayrım yapmam söz konusu değil.Zira yapan da yoktur değil mi !

3- Kitapçıya gidip kitap almak mı, internet üzerinden kitap almak mı?

genelde kitabın kokusunu soluyarak almam birincil tercihimdir.Öte yandan internetten kitap alışverişi yapmak daha makul geliyor bazen ekonomik açıdan.Bir de bulunduğun il her kitabı bulmaya müsait değilse o da bir tercih olabilir.Bir de şu var : Bazı bulduğum kitapları incelerim.Onun yanında başka alacağım kitapları da temin edeceksem kokusunu solur ,orda koyar ve yine internette alırım.ama mutlaka o kitabı kitaevinde göz gezdiririm araştırırım.
bir de önce kütüphaneye gidip o kitapları okumuşluğum elimin altında canım istedikçe okuyayım dediğim kitapları alırım.

(bu arada internetten kitap almak da önemli.önceden hiç yapmadıysanız bazen ilk tecrübe midenize oturabiliyor.küçük bir anı.aklınızda bulunsun .siz yapmayın diye söylüyorum)
yıllar önce ankara'da kızılay'da dolanırken imge kitapevine girdim.ordaki bir bey iki kitap önerdi.
biri oblomov biri felsefe terapisi .annem alacağı için kıyamadım ona sadece oblomov aldık.annem ise diğerini de alabileceğimizi de söyledi. (Bizim Uşak bu konuda o zamanlar daha vahimdi.daha popüler yaklaşıyordu.ama benim okuma çizgim popüler bestsellerdan uzak.o yüzden her gittiğim şehirden kitap alıyorum ben) Annem de biliyor ya beni.Yok,almadım.neyse sonra ben oblomovu okudum.çok beğendim.diğerini de merak ettim.ilk kez internet alışverişi yaptım.banka havalesi ile. bilmiyorum ya. 15 tl lik kitap bana iki kitap parasına patladı.kitaba verdiğim paraya acımam ama o parayla bir kitap daha alabilirdim.iyi akıl akçesi oldu.bir daha almadım.kredi kartım oldu.yine alamadım.
ama bu tecrübeye rağmen karşı değilim.ben doğru bir yolu yanlış kullanmıştım.hata bende :-)

üff yine lafı uzattım.tipik ben :-D

4- Film olan kitapları mı dizi olan kitapları mı?  

genelde kitap olarak okumayı tercih ederim.Bir tek Da Vinci şifresinin filmini ilk izledim.Ama adamlar onu aslına göre çekmişler zaten. bazı okumadığım ve filme çevrilmiş isimler var.ama ne yalan söyleyeyim beni önce filmi cezbetti.Otomatik Portakal ,Koku gibi.Diğer taraftan da 1984 romanı var onu da okumak istiyorum.Guguk Kuşu'nu izlemiştim zaten.
Bazen okuduğum bazı kitaplar kitaba çevrilse ne güzel olur diye düşündüğüm olmuştur.
Diğer taraftan yüzüklerin efendisi ve harry potter izleyince güzel .

ben de de bir huy var .anladım.Ne yardan ne serden .vazgeçmem görsellikten de ...net bir durum yok.herşey duruma bağlı şarta bağlı yanee :)

benim biraz yazma,konuşma üslubum mu değişti, yoksa zaman zaman böyle de yazar mıydım ben ?


5- Günde 5 sayfa okumak mı yoksa haftada 5 kitap mı?

İster 5 haftada oku ,istersen 5 sayfa oku istersen 5 cümle oku ;okuduğuna nicelik değil nitelik katmak en verimlisi. Okuması en düşük ülke diyoruz. Ben de buna okuyup hayatına az şey uygulamış ve verimli okuyamayan toplum olarak bakıyorum . Gösteriş olarak okuyanlar da var.Birilerine yaranmak için okuyanlar var.Okuyan var hem de çok var. Ama okuma kültürümüz yok .örnek veriyorum toplum olarak kişisel gelişim kitaplarına tamah etmiş ama kendi ataletimizi yenememiş ve okuduklarımızı sorgulayıp düşünmekten aciz bir milletiz. Çocuk gelişimi kitapları okuruz ama uygulamayız. Bahane çoktur. İzlenimlerimle sabittir .

"benim oğlum bina okur döner döner yine okur "demiş atalarımız.

6- Profesyonel bir yazar olmak ya da profesyonel bir yorumcu olmak?


Profesyonel ? Kime göre ? Neye göre ? Nasıl ? 
edebiyatta veya sanatta profesyonel olmak diye bir kavram yok bence. bu kavram ancak pazarlama,satış,reklam,endüstriyel ilişkilerde olur .
Profesyonel kelimesine karşıyım ben !
sen yazarsın veya yorum yazarsın.insanlar karar verir iyi olup olmadığına.bir insanın çok profesyonelsin demesi de profesyonel olduğun anlamına gelmiyor.Öykünmeye gerek yok. Okuduğundan ne anladığın ne uyguladığındır önemli olan.BENCE !

7- En sevdiğiniz 20 kitabı tekrar tekrar okumak mı yoksa her gün daha önce okumadığınız yeni bir kitabı okumak mı?

yeni bir kitabı okumanın keyfi bir başka oluyor. Sonuçta her defasında yeni bir arkadaş tanıyorsun.Onun dünyasına giriyorsun.Keyfi başka elbette.

ama en sevdiğim 20 kitabı da okumak ise güven verici bir ortam.sığınabileceğim eski bir kucak.

bir de ne oluyor biliyor musunuz,bazen o kitabı okuyorsun tamam da ;2.okuyuşunda gözünden kaçan bazı şeylerin farkına varıyorsun.her okuyuşunda farklı bir zevk.Bu zevki veren yazara ise minnettar olursun !
Bana kalırsa başucu kitabı terimi bundan dolayı ortaya çıkmıştır .

bir yazar söylemişti hatırlamam ama şunu demişti özetle.bir kitabı her elinize aldığınızda size farklı duygular çağrıştırıyorsa farklı şeyler düşündürtüyorsa o kitabı hep saklayın .Sadık dosttur , der.

8- Kütüphanede çalışmak mı kitap satıcısı olmak mı?



kitap satıcısı olmak da fena fikir değil ama orda yine de olsa ticari bir amaç var. Kütüphanede gönüllü çalışmış ve iş olarak da bir dönem de çalışmış biri olarak söylüyorum KESİNLİKLE KÜTÜPHANEDE ÇALIŞMAK ! 

(burda da bir dipnot geçerdim ama susayım artık.)

9- Favori türünüzden kitaplar okumak mı yoksa favori türünüz hariç diğer her türden kitaplar okumak mı?


bu noktada biraz düşündüm.
aslında her türe açık biri görünüyorum .ama varmış öyle okumaya bile girişemediğim.
Çok popüler itiyor beni mesela. bir de piyasada çok dolanan bazı kitapları okuma girişimim olmuyor.yazar belirtmem belki ayıp kaçabilir . 

10 - Sadece fiziksel kitap kopyalarını okumak mı yoksa sadece e-kitap okumak mı?

kağıt kokusunu duymam gerek.onun tadı ayrı.Ama bazen kalın bir kitap oluyor.Evde de zamanın olmuyor.Yanına alsan çantada ağır oluyor.taşıya taşıya kenarları eskiyor bazen kıyamıyorsun. fırsatın olmuyor bazen okumaya. bazen almadığında da bir boş zamanın oluyor ,olsaydı şimdi yarılamıştım diyorsun.işte bu bağlamda e-kitap olması büyük kolaylık .kalın romanları at e-kitapa.derdin de bitsin.tatile çıktığında filan büyük kolaylık.

bazen teknolojiyi bu tür yerlerde kullanmak mantıklı.


sözüm bitti şimdilik.nasıl olsa artık buralardayım.görüşürüüzzzz !
























4 Eylül 2014 Perşembe

soluk

bugünlerde amerikan conisi gibi takılan,attı mı çantasını terkisine seni beni görmeyen kişiliğimden selamlar,

evet bugünlerde aynı amerikan conileri gibi dolaşıyorum ortalıkta.yoksa irlandalı yazarlar gibi melankolik ve bilgiç ve haydut kılıklı mı desem.
yok ya ,haydut kelimesi bana uymuyor.hele haydut kılığı hiç uymuyor.
Yok artık abart dedik de o kadar değil yani !
siz mesajı aldınız  değil mi benim bu halimi gözünüzde canlandırdınız.Süpersiniz !
***
ay siz beni görmeyeli lugatıma neler eklendi bakın.valla bak artık kendimi tanımıyorum ben.sabırlı mıyım.sabırsız mıyım.neye tahammülüm var bilemiyorum.allah bazen bir selamet veriyor kızmam gerek yerde ,tövbe bismillah deyip derin nefes alıp yüzüme de müstehzii bir gülüşü yapıştırıp karşımdaki insanı holddan(müzikli bekletmeden) çıkarıp kızgınken bile sakin kalmayı başardığım an'a şükürlerim olsun !
işte bu yüzden tahammül gösterebildiğim anlara böyle tevekkül eder oldum.
ha bu arada geçende çağrıya OBUL TEVEKKÜL diye biri aradı.normalde sorarım.ama buna soramadım.cesaret vermedi bana.açıkcası karakteri ile pek de iz bırakamadı bende.artık böyle ilginç bulduğum isimleri not alıyor TDK sözlüğüme bakıyorum.bugünlerde sizin deyişinizle entellektüel !(!)tek girişimim.
yazıda filan hak getire yani.şimdi bu yazıyı bile düzeltme zahmetine giremeyeceğim.zira gecenin 2.19'u.zaten günlerden bu yana yazmamışım.şeytanın bacağını bir çırpıda kırıvermekle kalmayıp cart diye ayırırken hem de, bırak bu da kusurum oluversin.
bu kez kendime hiç değinmeyeceğim.ay baydım kendimle uğraşmaktan zira.aslında bir çok şey baydı da bu yazıyı da bir nefes alayım diye yazdım.
ha beğenirsiniz beğenmezseniz bilemem,işin acı yanı artık beğenilmek takdirinde değilim.öncedendi o.
beğenilmesi iyi de.yine tabi öyle yazılarım da olur da.geçen gün bir arkadaş blogumu beğenmemiş beni bir başka blogla kıyaslamış.tuhafıma gitti.işin açığı diğer küstah Şükran tarafım bir tarafıyla (!) güldü.
çok beğendiğim,severek takip ettiğim bloglar var.blogger arkadaşlarım.çok da beğeniyorum.kimisi sayfama bile uğramaz. ama olsun ben onu okumaktan keyif duyuyorum. hem bu gün gezmesi değil ki bir gün gelirsen ben sana geleyim diye ,değil mi !
önemli değil ki.şu an bu bloga gelip ne olduğunu bile merak eden gerçekten iki okuyucum varsa budur önemli olan.beni ben yazdığım için beni ben olduğu için takip eden kim varsa gelebilir.ha beğenmiyorsan elbette gelmezsin.eyvallah.
görüşünü beyan etmesi pek hoşuma gidiverdi.ama şu kıyaslama konusu büyümemiş ergen cümlesi gibi.ben gidiyorum sayfasına diye biri de illa ki benim sayfama gelecek değil ya.hoşuna gider okur ;gitmez okumaz yani.
artık çok eğleniyorum böyle cümlelerle.
****

bir bardağa su koyarsın eline alırsın.ağırdır.
içersin boşalır çok hafiftir ya bazı insanlar kendi kendini yiyor böyle başkalarına hizmet vereceğim diye.(!)
yukarda bahsettiğim arkadaşın sözü de hafif geliyor bana.kaile almam için bir cümle söyle ciddi bir gerekçenin olduğunu bilmem için.
TAŞ YERİNDE AĞIR,
bilmem anlatabildim mi?

(burda araya girer blog kişisi.nerden hangi lafa atlamışım.bağlayacağım diye göbeğim çatladı.aslında hepsinin bir bağı var birbiriyle.ama yazarken sapıtıyorum.neyse konuyu bağlamışım değil mi.sözün burasında kendime bir aferin çakıp SAÇMA'larıma devam ediyorum.)

bir de akıllı olacaksın ,akıllıyım diye geçinirsin.bir bakmışsın herkesten daha fazla ahmaklık yapmışsındır.
ama öyleee,ne karşı çıkıyorsun!

(bak hele bak,nerdeeen nereye konuya girmişim.içim dolu karrdeşim.bir yerden çıkacak.illa bağlantılı mı olsa gerek,silmiyorum devam böyle.düzeltmiyorum da. ama arada blog kişisi laf sokar böyle :-)


çağrıda geliyorlar ,ben aptal mıyım diyor?ben söylemiyorum ki .sen kendin söylüyorsun.1 dinlemeyi bilmiyorsun.2,ben konuşurken ne diyeceğini hesaplıyorsun gerçekten dinlemiyorsun.3.sorunun için geliyorsun ben A der demez sen de çok konuşuyorsun beni dinlemiyorsun diyorsun.
haaaha ben o zaman kusura bakma da seni ciddiye almam bile.

size bir şey söyleyeyim mi,şu an size aslında belki size saçma gelebilir ama psikolojik ve sosyolojik tespitler sunuyorum.sadece tek eksiğim terim sözcükler kullanmamam ve dağınık cümleler kurup sizin kafanızda yorumlayıp tahliller oluşturmanız.
bu davranışları hepimiz gündelik hayatta hepimiz farkında veya değil YAPIYORUZ !
Kimse kimseyi gerçekten dinlemiyor.daha karşımızdaki konuşurken ego derdinde oluyoruz.dinlemiyoruz,dinlemediğimiz gibi o konuşurken ne diyeceğimizi düşünüyoruz.kimseyi anlamıyoruz çünkü dinledikten sonra bile özümseme,süzgeçten geçirme sürecimiz olmuyor.lap diye lafa giriyoruz.kalpler kırıyoruz.sonra da BEN NE DEDİM ŞİMDİ!

ben aptal mıyım cümlesini kurmak ise bana göre külliyen hata.söz veriyorum.bu kelimeyi milyonda bir bile kullanıyor olsam bile bunu katrilyonda çeyrek yapmam lazım.çünkü kim ki bana telefonda ben aptal mıyım derse,kusura bakma ama içimden öylesin diyesim geliyor.dışımdan ise eğer aklı varsa anlar "rica ederim ben demiyorum"diyorum.sen kendine diyorsun ,ben de sana katılıyorum diyorum imalı anlatımı.

şimdi çağrıya gelen her müşteri elbette böyle değil.herkese böyle de demiyoruz.herkese böyle arkasından türküler de söylemiyoruz.çünkü içlerinde tekrar bana düşse de tekrar konuşsam dediğim çok insan da var.
ama bazıları yardım etme gereksinimimi köreltiyorlar.üzgünüm böyle insanlar da çok.o insanların sosyal hayatlarında şu an bile gözümde canlandırıyorum.hep birilerinin sırtından geçinen,şikayetçi,bedavaya alışmış,gurursuz,utanmasa caminin önünde mendil yerine çift kişilik nevresimi serecek türde ahlak ve kişilik yoksunu insanlar,
ve üzgünüm bunların çoğu toplumda statü kazandığını  mesleğiyle parasıyla vasfıyla yaptığını düşünen insanlar.
var böyle günlük hayatta.kendisine güvensiz olduğu için sırtını başkalarına sıvazlatanlar.YAZIIIIK,NE ÇEKTİNİZ BEEE !



Burda tabi kendinize göre çıkarım yapabilirsiniz.
yazmak böyle bir şey işte.düşünmek,sorgulamak,üretmek.hoş ben şu an hayatımın en üretkensiz dönemini şimdi yaşıyorum.kimseye bile faydam olmuyor artık da.en azından bir farkındalık oluşturmak istedim.
mesela ressam bile resim yapar da bunu anlatmaya çalıştım,şunu resmettim demez.o hisseder,hayal eder,düşünür,resmeder.sen ondan ne anlam çıkarırsan...bir ressama bir yazara tutup da BURDA NE ANLATMAYA ÇALIŞTIN denilmez ,anlatırsın,senin ne demeye çalıştığını ,onu yaparken ne düşündüğünü,ne yorumladığını anlar ya da anlamaz .HAYIR BEN ONU ANLATMADIM demezsin.zaten sanatın edebiyatın gücü orda.ben tabi edebiyat medebiyat yapmıyorum da yazı yazmaktan mütevellit söylüyorum.

bugün bri de bir şey çok kızdım.söylemesi ayıptır bayanlar lavabosunda kocaman yesyeni bir tuvalet kağıdı rulosunun nasıl çöpü boyladığını..artık herşeyi hoyratça tüketmeye başladık.FARKINDA MISINIZ?
yarın bir gün çocuklarımız,yarın gelecekleri ,senin geleceğin bunun acısını çekecekler.tıpkı babalarımızın bir zamanlar rahat içinde olduğu dönemlerin acısını biz çektiğimiz gibi.o tuvalet kağıdı rulosu dediğin kaç emek kaç ağaç kaç elektrik kaç işçi çalışıyor .daha bir şey derim de terbiyem müsade etmiyor.
söz konusu elbette tuvalet kağıdı değil.HERŞEY ! somut -soyut !
bugün harcadığın insanlık ilişkisi bile yarın bir insanın kalbinde iz bırakıyor ve o da diyor ben de artık akıllandım bundan böyle güvenmeyeceğim sevmeyeceğim yapmayacağım etmeyeceğim...SEN OLUŞTURUYORSUN SEN... şikayet ettiğin toplum,insanlar sen öyle yaptığın için böyle acımasızlaştılar.herkes bir şeyler öğrendiğini sanıyor.ben bile !hiç bir şey öğrenmiyoruz. gittikçe kötüleşiyor kalbimiz.ne alkol ne sigara ibadete zarar verern ,içindeki o melûn his...böyle böyle harcıyorsun işte..o ona o buna o şuna...aaaa kazığı saplayan saplayana.herkes FAUST OLMUŞ DOSTUM !

Sezen aksu'nın gürgörmemişler şarkısını dinleyelim beraber,keyifle dinledim.
zaten habire popüler olmayan müziklerin anlamını keşfetme ritüellerindeyim ben.önceden sık sık kitap okurdum.şimdi şarkı sözlerine takılıyorum.
keşfettikçe paylaşırım burdan.
kitap okumak dedim de bu ara distopya türüne takıldım.yakma zevki,fahrenait 1451,efendi uyanıyor,hayvan çiftliği,1984,aldaux huxley-cesur yeni dünya,ayn rand kitapları. bilim kurgu romanı olarak da geçiyorlar.bir kaç inceledim.hoşuma gitti.

(bu yazıyı yazarken pc hata verdi.telefon da bir yere kadar.bazı bölümü gitti.ne yazdım hatırlamıyorum ama bu aralar çok sık dinlediğim müziklerden bahsettiğimi kesin biliyorum.

bülent ortaçgil - bu su durmaz
ceylan ertem-birsen tezer-jehan barbur yorumuyla ;

bülent ortaçgil yorumu - aynı şarkı ;


ha bir de bu şarkının gülben ergen yorumu var.birazcık dinleyeyim dedim ama .yok başlarken bitti yorumu.Kulağıma hitap etmedi.