7 Eylül 2013 Cumartesi

Neler Neler Çınlatmadık ki :)

Selam ,
Malum bildiğiniz üzere ayağım alçıda.Çok ayakta kalınca ağrımaya başlıyor.Baston da kullanamadığım için zorlanıyorum.Aslında bugün gündüzden dışarı çıkmak zorunda kalmasaydım akşam Hayrettin Geçkin şiirlerini okumak üzere Keyif'e gidecektim.

benim için böyle ayakta kıpırdamadan durmak öyle zor ki...Ben kitaplarımı okumayı bile arada derede işim başım aşkınken seviyorum.Zihnimin delikleri pıt pıt öyle açılıyor.Hani Kemal Sunal'ın bir filmi vardı,hatırlarsınız.Tahmin tutturacaktı da hani illa bir minibüste tıklım tıklım olurken tahmin eder,tahminleri tutar,zengin olurdu.Aynı o hesap benim de...



Böyle dinlenme modundayken izlediğim film,okuduğum kitap bile adrenalinsiz.Ayın 21'inde İstanbul'a gidiyorum.Ülker Sports Arena'ya Dünya Obezite Kürsü Başkanı David Heber geliyor.Bu özel toplantıya ben de davetliyim elbette.Kendisinden harika bir eğitim alacağım için çok heyecanlıyım.Ayağım o günlerde yine alçıda olacak.Ama ne pahasına olursa olsun İstanbul'da Extravanganza'da olacağım.

Aslında blog temasını değiştirmek için özel teşebbüslerde bulundum bugün.Bu zamanımda yapmayıp ne zaman yapacağım! Bilgisayarımdan mı kaynaklanıyor bilmem şablonun yedeklemesini yapamıyorum.Yedeklemeden yapayım diyorum ,o da içime sinmiyor.bir tarafıma batmıyor,sakin ol diyorum.Ama tedbil-i mekanda değişiklik olması iyidir.Zihin jimnastiği açısından...

Yoksa laf aramızda bazen eğlenecek bir şey bulamayınca benimkine trip atıyorum.Çok sanssız yavrucak,tam da benim boş olduğum anıma geldi.Turizmci olunca çalışma şartları ,hayat tarzımıza pek benzemiyor malum. Ben koştursam onun aramış sormuş,onun mesaj atmasını sorun etmem.Çok gıcık mıyım ya acaba:( Ah şu uzak mesafe ilişkilerinin ben...ne diyeyim şimdi !

Hah bak ne diyeceğim size,
Yzarın başka yemek kitapları da var.Çorbalar,meseler,bira diye çeşitlemeleri var hatta.Bulursanız alın.Mutfak kütüphanenizde bulunsun bence.

Geçen gün kütüphaneye gittiğimde bu kitap gözüme çarptı.Oğlak Yayınlarından çıkan kitabı Deniz Gürsoy yazmış.Oldukça da keyifli ve lezzetli bir kitap olmuş.İçinde yöresel hikayelerden tutun,köfte tarihine,yöre yöre köfte tariflerine değinilmiş.Soğuk köfte,çorbalık köfte,ızgara köfte,kızartma köfte çok değişik çeşitleri var.Sözümona Uşak'ın Saçma köftesi varmış da benim haberim yokmuş :(
Dün durduğum yerde durdum duramadım ,içinde en basit olan bir tariften denedim.Evde olan malzemelerden elime ne geldiyse ondan yapmaya başlamıştım bile.

BAYBURT YÖRESİNDEN TAHIL KÖFTESİ 

Yarım kilo yeşil mercimek 
1 kaşık kekik 
1çay kaşığı pulbiber 
1 kaşık tarçın(bence aroması olacak kadar olmalı.Çok fazla koyunca pek hoş olmuyor)
karabiber,tuz,
1 tatlı kaşığı nane
1 kuru soğan veya yeşil soğan
2 domates 

yeşil mercimek tuz eklenip haşalnıp süzülüyor.sonra içine baharatlar ekleniyor.karıştırılıp yoğuruluyor ve köfteler yapılıyor.
Diğer tarafta soğanları halka halka doğrayı 2 domatesin rendesiyle ayrı bir yerde pişiriliyor.Yapılan bu domates sosunu yuvarlanan köftelerin üzerine döküp servis yapıyorsunuz.

Yapımı oldukça basit.Ayrıca biliyorsunuz yeşil mercimek yüksek protein içeriyor.Kas oranınızı yükseltip bağışıklık sisteminizi güçlendirmek için bu tür tahılları düzenli olarak tüketmeniz gerekiyor.Et yemiyorsanız yeşil mercimek gibi tahıllar sizin protein ihtiyacınızı karşılayacaktır.

Bir not daha : tarifteki tarçın miktarını köfteye uyguladım.Aroma olarak fazla geldiği düşüncesindeyim.Yani damak tadıma pek hitap etmedi.Siz yine de öyle de deneyebilirsiniz.Ola ki,benim gibi düşündünüz o aromayı bastırması için maydonoz ekledim.Yakıştığı kanaatindeyim.Bir dahasında tarçını çok az ama çok az kullanarak ve yine maydonoz ekleyerek yapacağım.

İşte böyle oturduğum yerde bir şeyler becermeye çalışıyorum.



Bu aralar otururken iki seri de Sherlock Holmes filmi bitirdim.Hep ertelemiştim kitaplarını okumayı Sir Arthur Doyle'nin.Oysa İngiliz Edebiyatında hep ilgimi çekmişti.Yalnış hatırlamıyorsam 5 seriydi.Ama hakikaten büyük bir keyifle izledim.Sherlock Holmes tipinde bir sevcoşum olsaydı fena olmazdı;)



Bir de Ferzan Özpetek filmi olan Şahane Misafir'i izledim.Tiyatral geldi bana.Bu yüzden de hoşuma gitti.Cem Yılmaz'ı olduğundan biraz daha farklı gördüm.Pietro ise çok tatlıydı.



Da ,bundan önce de Ferzan Özpetek filmi izlemiştim.Hamam diye.Orda da bir gay ilişkisi vardı.Orda da zengin bir sofra vardı Ağzı sulandırırcasına.Öyle doğal akıyor ki...gay ilişkisini böyle güzel anlatan yönetmen görmedim ben.Bildiğimden mi,değil .Ama yansıtışı,hikayesi,aksettirişi,kadrajı irite etmiyor insanı.Gay'ler de bizim gibi diyorsun,o yani.Pietro zaten kadın naifliğinde biri.Massimo'yu gördüğümde ise 'Ayy o kazma mı 'demişim kendi kendime.Hiç yakıştıramadım.Ama diğeri,diğeri :-))
ne dedikodu yaptım he:)
Ferzan Özpetek'in diğer filmlerini de merak ettim ben.

Bir Ferzan Özpetek filminde oynamak isterdim ama.günlük hayatımda nasılsam,tam tersinde bir ters köşe karakter hatta !



Şimdi de elimde Ahmet Şerif İzgören'in Avucunuzdaki Kelebekler kitabı var.Bir başlıyorsunuz,bir de bitiriyorsunuz.Üslubu bunu yapın şunu yapın diye değil,sohbet gibi.Bayıldım.diğer kitaplarını da okuayacağım.



Yorum Gönder