20 Eylül 2013 Cuma

Saçma Magazin

Zerrin Tekindor resmi 


Sözüm söz Vitaminlerin Kutsal kitabından aldığım notlarımı sizlerle paylaşacağım.Ama istanbul dönüşü !
Şimdi kısa bir aralık olup bu son günlerde yaşadığım olaylara ne anlam verebildiğime bakalım,ne dersiniz:)

Adı üstünde işte Saçma Magazin !

******


Yüzüklerin Efendisi serisini baştan izlemeye karar verdik kardeşimle.Gerçi ilk bölümün 3.yarısının çeyreğinde izlemeye ara verdik ama olsun.Ben ilk seriyi izlememiştim.
İnsan giremeyeceği şatolar,uçurumlar ,ormanlar,karşılaşmayacağı canavarların olduğunu bile bile nasıl korkuyor değil mi !Günlük hayatımda olan yükseklik korkum bile canlanıyor filmi izlerken.Bilinçaltıma inmeleri gerekiyor benim!

*****

Babaannem bizdeydi.Bir ay daha da bizde kalacağı evde konuşulan konular arasında.Ayağım alçılıyken evde olmam hem ona hem ailemize yaradı.Canı sıkılmayınca evde huzursuzluk da olmuyor.İstanbul dönüşü işe artık başlıyorum.O zaman nasıl olacak ,sonumuz hayır olsun.Hep diken üstünde olacağım kesin.Çünkü babannemle onun istediği gibi tek anlaşabilen kişi şu an benim.Övünmek gibi olmasın -ki bu diyeceğim benim için pek de iyi değil aslında-benim işe başlamam şu an sağladığım olumlu dengeyi bozabilir.Babaannemin bu munis hali şimdiki gibi olmayabilir.
Kendimi önemsiyorum bu konuda ne yalan söyleyeyim,gören göz kılavuz istemez!

****

Daha çantamı bile hazırlamadım.Şu an tek bildiğim Herbalife yemek-çay-tablet kutusu, Türk bayrağı,fotoğraf makinem,defterim,telefonumun radyo ayarı için kulaklık ve şarj cihazı almak.İşin en sıkıntı yanı ise nasıl bir ayakkabı tercih edeceğim konusu.Malum İstanbul'a gideceğim diye alçıyı çıkarttırdım doktora.Bandaj oldu.Günde 2-3 kez tuzlu sıcak suda masaj yapıp ardından soğuk su şoku uygulatıp bizim aloeveralı kremlerden sürüyorum.Bir nebze iyi geliyor.İyileşsin diye ayrıca kalsiyum ve D vitamini takviyesi alıyorum.Kemikleri iyileştirip güçlendirmek için et suyu,kelle paça suyu filan içmemi önerdiler.Hiç sevmem.Ama ayağa kalkıp tekrar koşturmam için ne yapmam gerekirse şu saatten sonra yaparım.

****

Öyle böyle değil şu an burnumun en orta yerinde kocaman bir sivilce duruyor.
Ve bu benim için KABUS !
Aanne/Kahraman ben çirkinleştim ya:(
-Çok evde oturdun,haraketsizlik sana yaramadı.
Üstüne üstlük kızıl ve kıpkısa saçlarımdan bir viraj alıp koyu kestane ve uzun saça dönüş yaptım.O kadar alışmışım ki o kızıl halime,bu halim bana pek bir sıradan geldi.Ben saçımı mora ve rastalı saça hazırlarken.Neyse o da seneye o da seneye :)

****

Ayyy ,ne moral oluyorlar değil mi !
Evde ise gergin bir hava.Dın dın dın dın...Arkada bir tehlike çanı !

*****

Elele ve Seninle dergilerinin eylül sayısını okuyorum arada ben de.bu sene kırmızının tonları,pembe tonları,zümrüt yeşili,hafif bol mantolar,kasığa kadar çıkan çizmeler moda olacakmış.Punk akımı geliyormuş falan da filan da.
Ben pek modaya uygun giyinmesem de bazen evde olan bir giysi modaya uygun olabiliyor.Olmasa da ben uyduruveriyorum zaten kendimce:)Ama uzun upuzun çizmeler ilgimi çekmedi değil.Punk stili bana göre değil.Geçen sezonun zımbalı detayları da bana göre değildi.Sanırım ben biraz Chanel stilinin,Armani stilinin ve vintage-bohem-hippi tarzının kendimce karışımıyım.Rustik mi demeliyim acaba buna ben,hı:)

******

şu işte ayağım arızalı olalıdan bu yana benim alıp da bir türlü kullanamadığım dikiş makinesini beğendiğim bir tulum modelini dikmek üzere açtık.Önümüzdeki günlerde onu da paylaşabilirim sayfada.
Hoş öğrenmek için ,kendim dikmek için çıkmıştım yola.Annem de kolay deyince kalkıştım.Yine de zaman alan bir modelmiş.Ben arada yine elimi attım ama işi biraz anneme yıktım.Zaten o da dünden razı,sonradan yarım yamalak teklif etsem de "sen dur ,burası senin için zorlu"
ayıptır söylemesi annem 8 yıl dikişi okumuş değme hocaları cebinden çıkartır,tü tü maşalah:)
Ben bir ara dikişe gittim de hocanın öğretişini beğenmedi.Annem arada geldiğinde dikişe gelen arkadaşlarım ve ablalar annemden yardım istiyordu.
Düşün bana teyelle şurayı dedi,yaptım,beğenmedi !
Sanırım benden bir Chanel çıkmazmış !
Ben dedim ama ben becerikli değilim sadece şartları zorlarım bir de orjinal fikirlerdir düşündüğüm!

******
yarın istanbul yolculuğu için mutfağa geçeceğim sabahtan.
Bak o konuda elimin lezzetli olduğu söylenir.Hamurun kıvamını iyi düşürür,iyi açarmışım.Eee o kadar da olsun!Giysi alınıyor ama boğaz(!)önemli !

*****

Elele dergisinde  "Yapmadım Demeyin" yazısından küçük bir kopya da size :

*Üniversite mezunu olmasanız da,kariyer planınız yoksa bile mesleğiniz olsun.
*az-çok kendi paranızı kazanın.Kendi ayakları üzerinde durmasını öğrenin.
*yalnız yaşayın.hayatı kimse karışmadan yaşamanın keyfini çıkarın.
*keyif aldığınız bir hobiniz olsun.
*formunuza dikkat edin yine ama istediğinizi yemenin tadını çıkarın.
*olympos gibi tatile çıkın.Giyiminize kuşamınıza dikkate tmeden,hijyen koşullarına dikkat etmeden salaş bir tatil yapın.
*sevdiğiniz işi bulana kadar farklı işleri deneyimleyin.
*affetmeyi,kin tutmamayı ve sabretmeyi öğrenin.
*yaşadıkça değil yaşamadıkça yaşlanacağınızı unutmayın.Bu yüzden her günün hakkını verin.

40 maddeden seçtiklerimi yazabildim size.Bak bak hep kendini anlatmış demeyin diye.Bugün biraz magazinel takınalım dedik,ne yapalım;)

Sevginin ışığıyla kalın...






18 Eylül 2013 Çarşamba

Alçı çıkacak ne güzel odamda güzel güzel tepinip zıplayıp hayaller kurabilirim dedim.Meğer şimdi daha çok dikkat etmem gerekmiyormuymuş !
Düş paraşütlerim, yeryüzüne sert bir iniş yaptı
Gerçekçi olup sakarlık mı desem,batıl inanca takıp nazar mı desem ,ne desem bilemedim.
Cuma günü çıkacağım İstanbul seyahati benim için umarım umduğumdan bile güzel geçer bu ayakla!
Sağolsun oturduğum mahallenin esnafı,tanımadığım insanlar bile geçmiş olsun dediler.
Eee kolay değil önlerinden hergün at gibi koşturuyorken şimdi tavşan gibi seklemek insana neler düşündürtür.
Bir de gurur meselesi yaptım he,saçma ama.kimseye tutunmadan yürüyebiliyorum savaşı veriyorum.güya!Belli oluyor işte ,ne saklıyorsun değil mi !
gidişim azaptı ama dönüşte allahtan komşuya denk geldik.O eve kadar getirdi.Allahın sevdiği kuluyum."Bizi bir götüren olsa"diye  pek içlenmiştim o ara.

Siz siz olun terliksiz evde filan gezeyim demeyin.İki elim yakanızda olur ,ona göre !

****

Durum bu şimdi.
Ayağım böyle olunca nişan tepsisi gibi otururken ortada arada film izliyorum.
Mr.Nobodys yani Bay Hiç Kimse 'yi izledim.
Film Daniel Jones 'un çocukluğu,gençliği,yetişkinliği ve yaşlılığı arasında dönüyor.film bilimkurguyu da anımsatıyor,psikolojik bir filmi de.Kadın erkek ilişkileri,ebeveyn ilişkileri,arkadaş ilişkilerini de içeren filmin gelgitleri fazla.Bazen nasıl onunla mı bununla mı diye ikilemde kalıyorsunuz.Filmi bir daha izlesem izlerim yani.Anlam boşlukları kaldı zihnimde.Msn Türkiye anasayfasında anlaşılması güç filmler içinde Bay HiçKimse filmi de yeralıyor.
Film konusunda altını çizmek istediğim cümleler bunlar.İzleyin bence.İzlenmesi gereken filmlerden bir tanesi bana kalınca.Film hakkında çok şey anlatmak istemiyorum ben.Ama Daniel'in Anna aşkı filme vurgu yapıyor bana göre.
Daniel Jones'un seçimleri ,ikilemleri,her ikisini de göstermesi bana son günlerde listelerden düşmeyen ŞAHANE HATALAR kitabını anımsattı.Hatırladınız mı April Yayıncılık *Heather McElhatton*

***

Abdullah Oğuz -Mutluluk 

Filmin hep methini duydum.Kitabını da Allah var elime aldım aldım bıraktım okumadım.
Hafif bir Fakir Baykurt,Orhan Kemal,Yaşar Kemal esintileri.Ee kim yazıyor Zülfü Livaneli bu.Kimden etkilenecek ki zaten.Beni son sahnesi çok etkiledi.Özgü Namal'ın çocuksu hali ve oyunculuğu hakikaten başarılıydı.Cast seçimi oldukça iyi uymuştu.Yakıştırmadığım bir kişi yoktu içlerinde.
Bir tek profesörün öğrencisinin tekneye gelmesi o sahne olmasa da olurmuş sanki.Ama film güzeldi.
Özgü Namal bu filme o karakter için çok iyi oturmuş.
Etkileyici ve vurgulayıcı !

****

Earl Mindell - Vitaminlerin Kutsal Kitabı Presteij yayınlarından çıkmış geçmişi 2000li yıllara uzanan bir kitap.Kendisi bir beslenme labaratuarında çalışan bir profesör.Kütüphaneden ödünç aldığım bu kitap hakkında ciddi notlar aldım.Amma velakin onu ayrıca yazmak istiyorum.
Ayrıca Cuma günü katılacağım eğitime Dünya Obezite Kürsü Başkanı David Heber geliyor.


David Heber 'in kitabı
 Sonraki yazı :
Vitaminler ve besinler....

Sevgiyle ışığıyla kalın...

(Ajda Pekkan ne güzel söylemiş Her Yerde Kar Var.Biraz blues etkisiyle...)

ÖNEMLİ BİR KAMPANYA DUYURUSU.10X ŞEKLİNDE DİKKATE ALINIZ!



ENGELLİ METROBÜS: Engelli vatandaşlarımız için bir engeli birlikte kaldıralım


Engelli Bir arkadaşımın sosyal medyada paylaşımını aktarıyorum :

"ENGELLİ METROBÜS: Engelli vatandaşlarımız için bir engeli birlikte kaldıralım."

sloganıyla yola çıkıldı.Şimdi BİZDEN destek bekleniyor.



UNUTMA :

Bir gün sende engelli olabilirsin.Destek olmak için 2 saniyeni ayırman yeterli!

Sevginin ışığıyla kalın...:)


16 Eylül 2013 Pazartesi

hayat detoksu


Oldum olası severim kulağımda müzik ve sokakları arşınlamak,kaybolmak adımlarında...Bisikletle bir gezi de kulağa hiç fena gelmiyor

Bazen hiç tanımadığın,sesini duymadığın insanların sadece yazılarıyla dolar için.Bir mutlu haberi sevindirir seni.Dersin ki kendi kendine 'Onun başına böyle bir şey gelmiş ,benim de gelebilir'
'Var böyle insanlar 'dersin.Bak dersin o gitmiş.Neler yaşamış.Benim için de bu düşündüğüm hiç de geç değil.
Bazen bri insanın suskunluğu batar yüreğine.ben konuşuyorum günde bilmem kaç kelime.O da konuşmalı.susmamalı.İçine kapanmamalı.Bir gün başıma gelir diye,benim de başıma geldi böyle yalnızlıklarım diye..üzülürüm onun adına.bilirim çünkü susuşunda,bir kahkahasında 'anlatmak istediğim çok şey var,bu yüzden susuyorum' diye haykırdığını.
Cevap versin vermesin,sesim gidiyor ulaşıyor ya bir şekilde.Kendimi deniz yıldızlarını kurtaran adam yerine koyuyorum.Atıyorum.Sesim ulaşıyor.Deniz yıldızının ne söylediğinin ne önemi var,cennetine döndükten sonra,değil mi !
Geçen çok yakın bir ablamın annesi öldü.Telefonu açtım.Ne diyeceğimi şaşırdım.amacım acını paylaşıyorum'du.Derin bir sessizlik oldu aramızda. Sesim kayboldu.Abimde duyduğum acıyı düşünmüştüm telefonu kulağımda çalıyorken.Pişman oldum."kahretsin,bu telefonu açmaya hazır değildim.Kaç senedir bir alışamamıştım bir başın sağolsun demeye.Nefret ederim teselli sözcüklerinden.
Yanımda olsunlar,elimi tutsunlar,gözlerime baksınlardı ama o lanetolasıca söylemek için söylemiş olunan sözleri etmeselerdi...
Ben üzüldüm.üzülüyorum diye kendimin sevmediği hiçbir şeyi bir başkasına yapmak istemedim.bu yüzden hep kontrollü gittim hayatta.
Kendimin yapmadığı,düşünmediğim şeyi başkasının söylemesi,hakkımda art niyet düşünmesi,bu davranışımdan kaynaklanan belki de gereksiz titizliğimde art niyet gözlemlenmesi en çok ağırıma giden tavır oldu.
"bazen benimle dalga geçtiğini düşünüyorum" deniliyor.
Acaba ben de bir HİÇKİMSE MİYİM?
hah,Mr.Nobodys'deki Daniel Jones gibi.Aaaa hayır aptalca bir benzetme bu,dikkate almayın.
Bugün blogları gezerken yemek tarifleri okudum.Lokantanın camında bekleşen aç kediler gibiydim.
Sonra yeni tandığım blogger arkadaşın içimi ısıtacak umutlu bir haberini aldım.
Sonra arada denk geldiğim beyaz ekran yoldaşını beklemeye başladım.

****
Bu fotoğrafı beğenerek kaydetmiştim.ama çekeni yazmamışım.bu fotoğrafın sahibini bilen varsa bana bildirirse sevinirim.

Ayağımın alçılı olması bende HAYAT DETOKSU etkisi yaptı.Çünkü başka zaman dinlenemezdim.Tatildeyken bile yapmam gereken işleri düşünüyordum.İTİRAF EDİYORUM BEN BİR İŞKOLİĞİM.tatili de bilmediğim için sinirlerim gerilebiliyor.bir süre önce hayattan soğuyan,dışarıya çıkmak istemeyen,çıkınca kendini eve dar atan bir ben vardı.
Şimdi ise ayağımdaki alçı çıksa da ,sabahın 8'inde dışatrı çıksam,hayatımı düzene soksam,spora başlasam,yeni insanlarla tanışsam,yeni yerler görsem,yeni şeyler öğrensem diye can atıyorum.
Müzik dinliyorum ama odanın içinde zıplayamıyorum ya çıldırtıyor beni:-))

Önümüzdeki blog yazısında :

*Vitaminlerin Kutsal Kitabı-Earl Mındell 
*Abdullah Oğuz filmi -Mutluluk
*Jaco Van Dormael-Mr.Nobody(Bay Hiçkimse)


Sık dinlediğim müzikler:
Anastasia-I Belong To You
Chicago müzikleri 
Kaybedenler Kulübü müzikleri 
Beyonce-Listen 
Ravel -Bolero
Dinah Washington-Mad Abaut The Boy

PİNTEREST DÜNYAM İÇİN :)

Blog sayfam da yazılarım da ben gibi.Ne tam düzenli ne tam dağınık.Ben de böyleyim işte
Cümlelerim ve yazılarımın arasındaki bağ da kopuk olabilir.Ama siz beni anlıyorsunuz değil mi ?

Sevginin ışığıyla kalın...


 

12 Eylül 2013 Perşembe

Bayan Butterfly giyiniyor

Evde olunca Pinterest'ten çıkmaz oldum.Aman tanrım ne yaratıcı şeyler onlar öyle !İnsan zihninin derinliğini okyanusun derinliğiyle bile kıyaslayamayız değil mi !

 Oldukça fazla ilham oldu bana.

Hadi alışverişe çıkayım dedi Bayan  Butterfly.
Siz de belki ilham alırsınız,ne dersiniz?

Bu günün adı : 
Bayan Butterfly esintisiyle giyiniyorum



Gün boyu hem şık hem rahat hem feminen olabileceğim bir tulum.
Ben böyle üste yapışan tulumları sevmiyorum.Hele de balıketli ve üzeri olan kişilere yakıştıramıyorum o tarzı.
Kendini zorlama...

Başkası olma kendin ol
Böyle daha güzelsin...dım tıs...dım tısss



















İş kıyafeti olarak ne alaka denilebilir.Ama kot pantolonun siyah blazer ceketle uyumu kişiyi hem cool ,hem şık hem de ciddi gösteriyor bence.Her zaman döpiyes giyemezsin ,değil mi!





















Yazın bitmesine ramak kala bile düğün,nişan törenleri bitmez.
Bu tür toplantılar beni pek sarmıyor.Ama çok yakınsa gitmek gerekir.
Hem sade,hem şık,hem feminen,hem de havalı olmak istiyorsam da bunu giyerim.












Aksesuar detayını teğet geçtim.Belki sonra yine yaparsam onu da eklerim.Benden bu kadarı oluyor işte.Bir süre sonra alışveriş beni bayıyor ihtiyacım olmayınca.Bayan Butterfly'ın yanından uzaklaştım.

Şurda kahve içip soluklanacağım .

Sevginin ışığıyla kalın....


11 Eylül 2013 Çarşamba

Sık Dişini Şükran Sık ....

Çok mu aptalım hiç kafam çalışmıyor mu yoksa fazla mı safım bilemedim:(
Kendimi içinde olmak istemediğim durumların içinde bulmak bende uzak kalma ihtiyacı hissettiriyor:( 
Susmak bazen çözüm değilmiş ,gördüm !!


canımı yakıyorlar!

Tam toparlanıyorum derken,nedeeeen ama neden !!

Uşak'tan da,Uşak'ın insanından da,Bizans entrikalarını aratmayan çetrefilli işlerinden de,bu insanların kategorize eden zihin yapılarından da,alttan alta kinaye yapan,alengirli meselelerinden de bıktım...

Son bir senem ,sık dişini Şükran ,sık dişini !
Şehir değiştirmek için son bir sene!
2014 benim yılım olacak ,benim yılım ! 
Gözyaşlarımı arkada bırakacağım ve çok mutlu ,sağlıklı,huzurlu bir yıl geçireceğim !

Lütfen ne oldu diye sormayın ,yüreğime inanın,yüreğimi nasıl yaktıklarını ve yandığını anlarsınız....

Benim için bir şey yapmak istiyorsanız bana güvenin,yaptığıma inanın ve bana manevi güç dileyin....




Sevginin Işığıyla Kalın...


                                  
             İnsanlar,neden onları sevmemem için kendini zorluyorlar !Ve ben neden her defasında onları sevecek bir sebep bulup çıkartıyorum cehennemin dibinden ! Bu neyin çabası! Neyin kafası !

zihnimi meşgul etmeliyim bir şeylerle .Düşünmek istemiyorum.artık düşünmek istemiyorum ! 

Ölüm mü daha kötü ;yaşarken nefessiz kalıp tek başına kalmak mı !

Silkin kendine gel.bu ilk defa olmuyor.Gücü sana hayat verdi.Silkin.Yola devam et..yola devam et Şükrannn!   

10 Eylül 2013 Salı

Önce Cızzzz Sonra Cazzzz

Sakar mıyım ben acaba?
Ya ayağımı çarparım.Ya parmağımı çarparım.Başımı hep bir yerlere vururum.Birden parmağım bir şey kanar. Ya banyoda kayarım ya da bir şeyler batar.
Kardeşim de abim de çok yaramazlardı.Yapmadıkları muzurluk kalmazdı.Onlara bir şey olmadı.Ama bana...üüüfff !
Biri bana iyi bir şey dese bakarsın iki dakikada ben dağılmışımdır.
Olası başka bir ev kazası vehameti oluşturmamak için çaba sarfediyorum,inanın.Çünkü sabah bile bir oturdum benim gardrobun içine -şimdi ne işin var,orası mı kaldı oturacak derseniz,tipik ben ,evet orada oturmayı seviyorum-bir baktım el serçe parmağım kesilmiş,kanıyor.Hayır kesilmiş ve ben hatırlamıyorum nerde olduğunu.Odamdayım ya,düşünün,nerde keseceğim! 
Allah Allah ne alıp veremediğim var şu serçe parmaklarıyla benim,manyak mıyım ben:))

Şimdi sağ ayağımın serçe parmağıyla ,sol elimin serçe parmağı ittifak oluşturdular.Çapraz kruoşe !
Diğerlerini sakınıyoruz,çöp batmaz inşallah:))

Fedon'u dinliyorum şimdi.Bu şarkıları dinleyince yaz günleri ve aşk geliyor aklıma.Bizimkinin ise maşallahı var.Ne aramalar ne aramalar artık bir göreceksiniz!...Gerçek değil tabi sesini duyan arafta mı alır bilmem ! Nerden Fedon dinledim ben seni !
                                                 
                                               Aşığınım !
  
Hafta sonu internette  istanbul'da bebek tarafında otel bakınırken bir baktım JazzHotel!
İlgimi çekti,baktım.Ben cazı dinlemeyi severim.Oteli inceledim-tabi ışınlandım hemen ben oraya!-çok hoşuma gitti.İstanbul'a gittiğimde gezi için,orada kalmak istiyorum.Neyse ,nereye getireceğim lafı.Bu otel ayın sanatçısı diye müzisyenlere yer veriyorlar.NE gördüm biliyor musunuz,
yurdumuzun ne kadar nadide piyanist müzisyenleri,caz müzisyenleri varmışşş! Utandım kendi adıma.Sonra da mutluluk duydum.Bak tanışmıştım işt! Nerden nereyeeeee değil mi ?

 
Sonra sosyal medyadan da inceledim biraz .Araştırdıkça adını bilmediğimiz müzisyenlerin ne çok olduğunu gördüm.

 
                                           İstanbul Kültür Caz Festivalinden bir görüntü 

    





Amatör Caz Müzisyenleri Festivalinden görüntü.

Tabi daha var.Mesela Kerem Görsev.Zaten onu tanıyorsunuz.Ben zaten Türklerden bir onu biliyordum cazcı. Onu dinlerdim.
Caz demişken Göksel'in sesini de caz müziğine yakıştırırım hep nedense.The Moody Blues ise benim için bir başkadır hani.
Sonra işte cazın tarihçesi şu bu derken caz müziğinin de çok geniş bir alanı olduğunu gördüm.Bu konuda daha çok bilgi sahibi olmak için,dinlemek istediğim için,bahaneyle araştırmış olurum diye de bir kulüp kurdum ben.

içinizde ilgi duyan varsa seve seve kulübe katılabilir.Sadece caz müziği içeriklidir.
Profesyonel değilim.İddialı değilim.Ama araştırmacı huyuma ve caz müziğindeki sevgime güveniyorum.
ister sosyal amaç deyin,ister entel kuntin deyin,
İçimden böyle geldi :-))

Saksafon çalmak kolay mı ki acep,öğrensem ne güzel olur ;hihihi:-))

Seviyorum sizi,ışıkla kalın olur mu ;)




9 Eylül 2013 Pazartesi

Simge İçin Bir Sıcacık Merhaba,



Malum bu son zamanlarda blog aleminde fazla vakit geçiriyorum.Durum böyle olunca kaçırdığım yazıları okuma fırsatı buluyorum.Bazen takibime alıp da okuyamadığım yazıları da okuyorum.

Senden Benden Bizden sitesinin sevimli sahibesi Simge de ne zamandan beri takibime aldığım blogger arkadaşlarımdan.
Bugünlerde oldukça zor zamanlar geçiriyor.Blogger arkadaşlığına önem veren bu arkadaşımız için ona destek olabilir miyiz !

Çok bir şey gerekmiyor .Ona moral verecek güzel bir söz ,ona güç verecek ,tekrar hayat ışığı olacak nedenler oluşturmak için...

Belki kendisini tanımıyor olabilirsiniz.Ama iyi ya işte,bundan daha iyi tanışma nedeni olamaz.Bir sıcacık Merhaba için....

Biliyorum siz bunları yapacak melek yüreğe sahipsiniz;)

7 Eylül 2013 Cumartesi

Neler Neler Çınlatmadık ki :)

Selam ,
Malum bildiğiniz üzere ayağım alçıda.Çok ayakta kalınca ağrımaya başlıyor.Baston da kullanamadığım için zorlanıyorum.Aslında bugün gündüzden dışarı çıkmak zorunda kalmasaydım akşam Hayrettin Geçkin şiirlerini okumak üzere Keyif'e gidecektim.

benim için böyle ayakta kıpırdamadan durmak öyle zor ki...Ben kitaplarımı okumayı bile arada derede işim başım aşkınken seviyorum.Zihnimin delikleri pıt pıt öyle açılıyor.Hani Kemal Sunal'ın bir filmi vardı,hatırlarsınız.Tahmin tutturacaktı da hani illa bir minibüste tıklım tıklım olurken tahmin eder,tahminleri tutar,zengin olurdu.Aynı o hesap benim de...



Böyle dinlenme modundayken izlediğim film,okuduğum kitap bile adrenalinsiz.Ayın 21'inde İstanbul'a gidiyorum.Ülker Sports Arena'ya Dünya Obezite Kürsü Başkanı David Heber geliyor.Bu özel toplantıya ben de davetliyim elbette.Kendisinden harika bir eğitim alacağım için çok heyecanlıyım.Ayağım o günlerde yine alçıda olacak.Ama ne pahasına olursa olsun İstanbul'da Extravanganza'da olacağım.

Aslında blog temasını değiştirmek için özel teşebbüslerde bulundum bugün.Bu zamanımda yapmayıp ne zaman yapacağım! Bilgisayarımdan mı kaynaklanıyor bilmem şablonun yedeklemesini yapamıyorum.Yedeklemeden yapayım diyorum ,o da içime sinmiyor.bir tarafıma batmıyor,sakin ol diyorum.Ama tedbil-i mekanda değişiklik olması iyidir.Zihin jimnastiği açısından...

Yoksa laf aramızda bazen eğlenecek bir şey bulamayınca benimkine trip atıyorum.Çok sanssız yavrucak,tam da benim boş olduğum anıma geldi.Turizmci olunca çalışma şartları ,hayat tarzımıza pek benzemiyor malum. Ben koştursam onun aramış sormuş,onun mesaj atmasını sorun etmem.Çok gıcık mıyım ya acaba:( Ah şu uzak mesafe ilişkilerinin ben...ne diyeyim şimdi !

Hah bak ne diyeceğim size,
Yzarın başka yemek kitapları da var.Çorbalar,meseler,bira diye çeşitlemeleri var hatta.Bulursanız alın.Mutfak kütüphanenizde bulunsun bence.

Geçen gün kütüphaneye gittiğimde bu kitap gözüme çarptı.Oğlak Yayınlarından çıkan kitabı Deniz Gürsoy yazmış.Oldukça da keyifli ve lezzetli bir kitap olmuş.İçinde yöresel hikayelerden tutun,köfte tarihine,yöre yöre köfte tariflerine değinilmiş.Soğuk köfte,çorbalık köfte,ızgara köfte,kızartma köfte çok değişik çeşitleri var.Sözümona Uşak'ın Saçma köftesi varmış da benim haberim yokmuş :(
Dün durduğum yerde durdum duramadım ,içinde en basit olan bir tariften denedim.Evde olan malzemelerden elime ne geldiyse ondan yapmaya başlamıştım bile.

BAYBURT YÖRESİNDEN TAHIL KÖFTESİ 

Yarım kilo yeşil mercimek 
1 kaşık kekik 
1çay kaşığı pulbiber 
1 kaşık tarçın(bence aroması olacak kadar olmalı.Çok fazla koyunca pek hoş olmuyor)
karabiber,tuz,
1 tatlı kaşığı nane
1 kuru soğan veya yeşil soğan
2 domates 

yeşil mercimek tuz eklenip haşalnıp süzülüyor.sonra içine baharatlar ekleniyor.karıştırılıp yoğuruluyor ve köfteler yapılıyor.
Diğer tarafta soğanları halka halka doğrayı 2 domatesin rendesiyle ayrı bir yerde pişiriliyor.Yapılan bu domates sosunu yuvarlanan köftelerin üzerine döküp servis yapıyorsunuz.

Yapımı oldukça basit.Ayrıca biliyorsunuz yeşil mercimek yüksek protein içeriyor.Kas oranınızı yükseltip bağışıklık sisteminizi güçlendirmek için bu tür tahılları düzenli olarak tüketmeniz gerekiyor.Et yemiyorsanız yeşil mercimek gibi tahıllar sizin protein ihtiyacınızı karşılayacaktır.

Bir not daha : tarifteki tarçın miktarını köfteye uyguladım.Aroma olarak fazla geldiği düşüncesindeyim.Yani damak tadıma pek hitap etmedi.Siz yine de öyle de deneyebilirsiniz.Ola ki,benim gibi düşündünüz o aromayı bastırması için maydonoz ekledim.Yakıştığı kanaatindeyim.Bir dahasında tarçını çok az ama çok az kullanarak ve yine maydonoz ekleyerek yapacağım.

İşte böyle oturduğum yerde bir şeyler becermeye çalışıyorum.



Bu aralar otururken iki seri de Sherlock Holmes filmi bitirdim.Hep ertelemiştim kitaplarını okumayı Sir Arthur Doyle'nin.Oysa İngiliz Edebiyatında hep ilgimi çekmişti.Yalnış hatırlamıyorsam 5 seriydi.Ama hakikaten büyük bir keyifle izledim.Sherlock Holmes tipinde bir sevcoşum olsaydı fena olmazdı;)



Bir de Ferzan Özpetek filmi olan Şahane Misafir'i izledim.Tiyatral geldi bana.Bu yüzden de hoşuma gitti.Cem Yılmaz'ı olduğundan biraz daha farklı gördüm.Pietro ise çok tatlıydı.



Da ,bundan önce de Ferzan Özpetek filmi izlemiştim.Hamam diye.Orda da bir gay ilişkisi vardı.Orda da zengin bir sofra vardı Ağzı sulandırırcasına.Öyle doğal akıyor ki...gay ilişkisini böyle güzel anlatan yönetmen görmedim ben.Bildiğimden mi,değil .Ama yansıtışı,hikayesi,aksettirişi,kadrajı irite etmiyor insanı.Gay'ler de bizim gibi diyorsun,o yani.Pietro zaten kadın naifliğinde biri.Massimo'yu gördüğümde ise 'Ayy o kazma mı 'demişim kendi kendime.Hiç yakıştıramadım.Ama diğeri,diğeri :-))
ne dedikodu yaptım he:)
Ferzan Özpetek'in diğer filmlerini de merak ettim ben.

Bir Ferzan Özpetek filminde oynamak isterdim ama.günlük hayatımda nasılsam,tam tersinde bir ters köşe karakter hatta !



Şimdi de elimde Ahmet Şerif İzgören'in Avucunuzdaki Kelebekler kitabı var.Bir başlıyorsunuz,bir de bitiriyorsunuz.Üslubu bunu yapın şunu yapın diye değil,sohbet gibi.Bayıldım.diğer kitaplarını da okuayacağım.



6 Eylül 2013 Cuma

Serin Bir Eylüle Doğru Geçerken Şiirle...

Selam ,
Malumunuz bir süre buralarda olacağım.Mecburi ıstırahat;))

Sezon açıldı.Sonbahar yüzünü gösterdi.Uşak serin yüzünü gösterdi.Hayatımız da bu serinlik de nasibini aldı göründüğü üzere.
Eylül ne kadar bize serin hava getirse de (!)seviyorum ben eylülü.Seviyorum sonbaharı.Bu yüzden yükselen burcum terazi ile daha bir barışığım.Terazi ile bir sorununuz yok değil mi ? 
Hani varsa elimizde aslı var.Aslan burcu hani.Doğum günümü pek kutlama alışkanlığım yoktur.Sevmem ağustos ayında doğum günü kutlamayı ben.Onun dışında her günüm benim günüm zaten.

Keyif'de şiir okuma günleri başlıyor.Bu hafta Keyif'in facebook sayfasında Hayrettin geçkin şiirleri var.Cumartesi günü de biraraya geliyoruz.Bak allah söyletti,gidebileceğim galiba .Belki kardeşim kolumdan tutar,götürür beni .

Aşağıda Hayrettin Geçkin'in şiir bildirisini okuyacaksınız.

Şiir Nereye-2007 Dünya Şiir Bildirisi- Hayrettin Geçkin

Yaradır şiir; sözcüklerin gizli, aykırı ve yasak buluşmasının yol açtığı. Öyle bir yara ki sızısından, dünyanın dönerkenki çıkardığı ses bile etkilenir. Sonsuza dokunmak, imkânsızla buluşmak iyileştirebilir ancak onu. Her seferinde öte gerçekleri uyandırmaya kalkışması, verili olanı sorguya alması bundan. Sözcüklerin ona dar gelmesi de.

Üşür, kentler yağmalandıkça
Ateş aldıkça silahlar 


Muhalif bir soruya dönüşür sonra. Doğayla sevgili yakınlığı kuran, kendinin bir benzerini, itaat etmeyen ve emretmeyen birini arayan ozanın sorusu olur. İnsanın yarımlığına dokunmak için hiç açılmamış kapılarını zorlar sözcüklerin. Ve derin susmalardan, kanamalardan, anlamlı boşluklardan ve söylenmemişliklerden süzülüp “dünyaya nereden gidilir” diye seslenir. Bilinçli bir bilinçsizliğin içinden konuşur hep. Fakat bilincindedir muhalifliğinin. Ve hiçbir muhalif onun kadar muhalifliğinin farkında bile değildir belki de. Tanımlara sığmazlığı, hizaya sokulamazlığı, tuhaflığı, içtenliği, aykırılığı, öfkesi, kural tanımazlığı, uzlaşmazlığı insana ve dünyaya karşı olmasındandır; insandan ve dünyadan yana olmasından…

Öteki ellerini kullan
Öteki sesinle çık sokağa

diye uyarır insanı. Şiir, artık uzaklara hazırlıktır. Ve yolculuğa dönüşmüştür böylece. Çünkü bir mümkündedir aklı. Tasarlanmayan hayata bir türlü sığamaz, sığdırılamaz. Ortak aklın insanı sıradanlaştıran ortak egemenliği dışında bir yerde kendini yakalamaya çalışan ozandan başkası dayanamaz bu yolculuğa. Çünkü sadece ozan, önünde duran onlarca, yüzlerce sözcüğü iteleyerek, onların içinden yüreğine teyellenen, kalemine ilişen birkaçıyla yarattığı tufan sonucu, el değmemiş duyarlıklara, yaşanmamış aşklara, kurulmamış dünyalara tanık edebilir bizi; geçmişin ve sonranın derinliklerinden elde ettiği imgelerle şimdinin bilgisine taşıyabilir.

Yol yüründükçe, söz de yontula yontula azalır. Görünürde olmayan görünür olmaya başlar. Yüreklenir arka çıkılmamış düşünceler. Gelişmiş insan, yaşanır ülke ve barış içinde dünya düşleri kuran ozan, düşlerinin peşindedir aynı zamanda. Çünkü gelecek beklenen bir şey değil, yapılan ve yaratılan bir şeydir onun için. Bu durumu; 

Öteki gözümle gördüm gerçeği
Şaşakaldı iki gözüm

Diye duyurur bize. Bütün zamanların sanığı olarak gösterilir, olsun. Onun için önemli olan, hayatı üst bir hayata, anlamı üst bir anlama taşımaktır. Bir hayli zorlanmıştır dilin sınırları. Susmalar bile dile dönüşmüştür artık. Hayat nerede eksikse şiir de oradadır. Ancak, kor ateşte ele geçmeyen ve ressamın tuvaline bir türlü taşıyamadığı renk gibidir. Yetinmez anlamla. Açıları arasında sonsuzluklar bulunan bir düşgendir çünkü. 

Ne yapsanız, nasıl söyleseniz her tanımda eksik kalır. Ve hep ulaşılmazlıkla besler kendini. İsteyen; gece şafağa, tomurcuk meyveye, sevinç öpücüğe ve korku güvene dönüşürken görebilir onu. Aşkın önünde diz çökenler ve sevgilinin karşısında hiçbir şey olmayan ve onunla sonsuzca eşitlenenler… Bütün hayatlardan devşirdiği bir hayatla, birkaç yıldız ötede bir düşte konaklayan ve düşlerin de gerçeğin sınırlarına alınmasını isteyen ozanın, varlığından sıkıntı duymayacağı ikinci bir dünyadır artık.

Şiir sayesinde kendisini keşfeden, yeteneklerinin, cesaretinin ve özgürlüklerinin sınırlarına ulaşan ozana, söylenecek bir şey mi kaldı?

Ey ozan, sözcüklere daldır yüzünü, şiirden daha derin bir deniz var mı?

Yaradır şiir; sözcüklerin gizli, aykırı ve yasak buluşmasının yol açtığı. Öyle bir yara ki sızısından, dünyanın dönerkenki çıkardığı ses bile etkilenir. Sonsuza dokunmak, imkânsızla buluşmak iyileştirebilir ancak onu. Her seferinde öte gerçekleri uyandırmaya kalkışması, verili olanı sorguya alması bundan. Sözcüklerin ona dar gelmesi de.

Üşür, kentler yağmalandıkça
Ateş aldıkça silahlar

Muhalif bir soruya dönüşür sonra. Doğayla sevgili yakınlığı kuran, kendinin bir benzerini, itaat etmeyen ve emretmeyen birini arayan ozanın sorusu olur. İnsanın yarımlığına dokunmak için hiç açılmamış kapılarını zorlar sözcüklerin. Ve derin susmalardan, kanamalardan, anlamlı boşluklardan ve söylenmemişliklerden süzülüp “dünyaya nereden gidilir” diye seslenir. Bilinçli bir bilinçsizliğin içinden konuşur hep. Fakat bilincindedir muhalifliğinin. Ve hiçbir muhalif onun kadar muhalifliğinin farkında bile değildir belki de. Tanımlara sığmazlığı, hizaya sokulamazlığı, tuhaflığı, içtenliği, aykırılığı, öfkesi, kural tanımazlığı, uzlaşmazlığı insana ve dünyaya karşı olmasındandır; insandan
ve dünyadan yana olmasından…

Öteki ellerini kullan
Öteki sesinle çık sokağa 

diye uyarır insanı. Şiir, artık uzaklara hazırlıktır. Ve yolculuğa dönüşmüştür böylece. Çünkü bir mümkündedir aklı. Tasarlanmayan hayata bir türlü sığamaz, sığdırılamaz. Ortak aklın insanı sıradanlaştıran ortak egemenliği dışında bir yerde kendini yakalamaya çalışan ozandan başkası dayanamaz bu yolculuğa. Çünkü sadece ozan, önünde duran onlarca, yüzlerce sözcüğü iteleyerek, onların içinden yüreğine teyellenen, kalemine ilişen birkaçıyla yarattığı tufan sonucu, el değmemiş duyarlıklara, yaşanmamış aşklara, kurulmamış dünyalara tanık edebilir bizi; geçmişin ve sonranın derinliklerinden elde ettiği imgelerle şimdinin bilgisine taşıyabilir.

Yol yüründükçe, söz de yontula yontula azalır. Görünürde olmayan görünür olmaya başlar. Yüreklenir arka çıkılmamış düşünceler. Gelişmiş insan, yaşanır ülke ve barış içinde dünya düşleri kuran ozan, düşlerinin peşindedir aynı zamanda. Çünkü gelecek beklenen bir şey değil, yapılan ve yaratılan bir şeydir onun için. Bu durumu;

Öteki gözümle gördüm gerçeği
Şaşakaldı iki gözüm

Diye duyurur bize. Bütün zamanların sanığı olarak gösterilir, olsun. Onun için önemli olan, hayatı üst bir hayata, anlamı üst bir anlama taşımaktır. Bir hayli zorlanmıştır dilin sınırları. Susmalar bile dile dönüşmüştür artık. Hayat nerede eksikse şiir de oradadır. Ancak, kor ateşte ele geçmeyen ve ressamın tuvaline bir türlü taşıyamadığı renk gibidir. Yetinmez anlamla. Açıları arasında sonsuzluklar bulunan bir düşgendir çünkü.

Ne yapsanız, nasıl söyleseniz h
er tanımda eksik kalır. Ve hep ulaşılmazlıkla besler kendini. İsteyen; gece şafağa, tomurcuk meyveye, sevinç öpücüğe ve korku güvene dönüşürken görebilir onu. Aşkın önünde diz çökenler ve sevgilinin karşısında hiçbir şey olmayan ve onunla sonsuzca eşitlenenler… Bütün hayatlardan devşirdiği bir hayatla, birkaç yıldız ötede bir düşte konaklayan ve düşlerin de gerçeğin sınırlarına alınmasını isteyen ozanın, varlığından sıkıntı duymayacağı ikinci bir dünyadır artık.

Şiir sayesinde kendisini keşfeden, yeteneklerinin, cesaretinin ve özgürlüklerinin sınırlarına ulaşan ozana, söylenecek bir şey mi kaldı?

Ey ozan, sözcüklere daldır yüzünü, şiirden daha derin bir deniz var mı?


Yaradır şiir; sözcüklerin gizli, aykırı ve yasak buluşmasının yol açtığı. Öyle bir yara ki sızısından, dünyanın dönerkenki çıkardığı ses bile etkilenir. Sonsuza dokunmak, imkânsızla buluşmak iyileştirebilir ancak onu. Her seferinde öte gerçekleri uyandırmaya kalkışması, verili olanı sorguya alması bundan. Sözcüklerin ona dar gelmesi de.

Üşür, kentler yağmalandıkça
Ateş aldıkça silahlar

Muhalif bir soruya dönüşür sonra. Doğayla sevgili yakınlığı kuran, kendinin bir benzerini, itaat etmeyen ve emretmeyen birini arayan ozanın sorusu olur. İnsanın yarımlığına dokunmak için hiç açılmamış kapılarını zorlar sözcüklerin. Ve derin susmalardan, kanamalardan, anlamlı boşluklardan ve söylenmemişliklerden süzülüp “dünyaya nereden gidilir” diye seslenir. Bilinçli bir bilinçsizliğin içinden konuşur hep. Fakat bilincindedir muhalifliğinin. Ve hiçbir muhalif onun kadar muhalifliğinin farkında bile değildir belki de. Tanımlara sığmazlığı, hizaya sokulamazlığı, tuhaflığı, içtenliği, aykırılığı, öfkesi, kural tanımazlığı, uzlaşmazlığı insana ve dünyaya karşı olmasındandır; insandan ve dünyadan yana olmasından…

Öteki ellerini kullan
Öteki sesinle çık sokağa

diye uyarır insanı. Şiir, artık uzaklara hazırlıktır. Ve yolculuğa dönüşmüştür böylece. Çünkü bir mümkündedir aklı. Tasarlanmayan hayata bir türlü sığamaz, sığdırılamaz. Ortak aklın insanı sıradanlaştıran ortak egemenliği dışında bir yerde kendini yakalamaya çalışan ozandan başkası dayanamaz bu yolculuğa. Çünkü sadece ozan, önünde duran onlarca, yüzlerce sözcüğü iteleyerek, onların içinden yüreğine teyellenen, kalemine ilişen birkaçıyla yarattığı tufan sonucu, el değmemiş duyarlıklara, yaşanmamış aşklara, kurulmamış dünyalara tanık edebilir bizi; geçmişin ve sonranın derinliklerinden elde ettiği imgelerle şimdinin bilgisine taşıyabilir. 

Yol yüründükçe, söz de yontula yontula azalır. Görünürde olmayan görünür olmaya başlar. Yüreklenir arka çıkılmamış düşünceler. Gelişmiş insan, yaşanır ülke ve barış içinde dünya düşleri kuran ozan, düşlerinin peşindedir aynı zamanda. Çünkü gelecek beklenen bir şey değil, yapılan ve yaratılan bir şeydir onun için. Bu durumu;

Öteki gözümle gördüm gerçeği
Şaşakaldı iki gözüm

Diye duyurur bize. Bütün zamanların sanığı olarak gösterilir, olsun. Onun için önemli olan, hayatı üst bir hayata, anlamı üst bir anlama taşımaktır. Bir hayli zorlanmıştır dilin sınırları. Susmalar bile dile dönüşmüştür artık. Hayat nerede eksikse şiir de oradadır. Ancak, kor ateşte ele geçmeyen ve ressamın tuvaline bir türlü taşıyamadığı renk gibidir. Yetinmez anlamla. Açıları arasında sonsuzluklar bulunan bir düşgendir çünkü.

Ne yapsanız, nasıl söyleseniz her tanımda eksik kalır. Ve hep ulaşılmazlıkla besler kendini. İsteyen; gece şafağa, tomurcuk meyveye, sevinç öpücüğe ve korku güvene dönüşürken görebilir onu. Aşkın önünde diz çökenler ve sevgilinin karşısında hiçbir şey olmayan ve onunla sonsuzca eşitlenenler… Bütün hayatlardan devşirdiği bir hayatla, birkaç yıldız ötede bir düşte konaklayan ve düşlerin de gerçeğin sınırlarına alınmasını isteyen ozanın, varlığından sıkıntı duymayacağı ikinci bir dünyadır artık.

Şiir sayesinde kendisini keşfeden, yeteneklerinin, cesaretinin ve özgürlüklerinin sınırlarına ulaşan ozana, söylenecek bir şey mi kaldı?

Ey ozan, sözcüklere daldır yüzünü, şiirden daha derin bir deniz var mı?

Sezona bundan daha iyi başlanamazdı sanırım. Şiir Bildirisi !
Bugünlerde Göksel'in Mabel Matiz ile söylediği Yarım Kalan Şarkı da buna eşlik etsin hadi.

Nasıl,kendime dönmüşüm değil mi azcık'ın ;-)
Uzun oldu yine,uzuuuuun !

4 Eylül 2013 Çarşamba

Günün Akışına Mola



Evde terliksiz gezmeyen,bir gün terliğini çıkarıp evin duvarına toslayan ve parmağını kıran numune Şanselize Bulvarı' ndan Selamlar...

Ayağım alçıda.Tam 20 gün ıstırahat modunda olmalıymışım. "Çok sallama ,çok basma,çok ayakta kalma "talimatları ağrı kesiciyle birlikte verildi.

Anlayacağınız bu aralar buralardayım:))

Sevgiler

1 Eylül 2013 Pazar

Bir Pazar Günü

Uşak'ın kurtuluşu bugün.Ayın başı.Sonbahar başı.Bir Pazar günü.Babannem bizde.Yine beni güldürmeye devam ediyor.Onunla uğraşmak keyifli,laf aramızda bazen içten içe sabrımı zorluyor.O da söylenmeyecek şeyleri tutup dedikoducu komşumuza anlatması yüzünden.Kaç kere söylüyoruz,hep aynı...
onun dışında aramız iyi.
bazen bir şey söylüyor,tamam mı:
-ben bu telefonlarla konuşamıyorum oğlum ,diyor.
ben de dayanmıyorum sözü yapıştırıyorum.hatta biraz ege şivesiyle çakıştırıyorum :
-spiker mi oluvecen,konuşursun ,diyorum.
onunla böyle tatlı tatlı uğraşıyorum ya .bizimkiler bir eğleniyor bir eğleniyor.
geçen gün de yaşlılığından dolayı dışarı çıkamıyor ya pek.
-ne yapıyorsun babaanne,diyorum.
-ne yapalım evde hapısıs,diyor.
annem bir süre onunla kaldığı için :
-annem de gardiyan oldu gari,diyorum ben.
babaannem gelince egeye kaçıyor ağzım.Koca egeli :-))

az önce bilgisayarı açtım da.Hemen soruyor "bugün Zeki Müren" yok mu diyor.Pek seviyor .Sesini duyunca hayat hikayesini anlatmaya başlıyor.Evde çaldığım klasik müzik,blues,new age,caz maz şarkıları hak getire.babaannem direkt bir süre sonra :
-Zeki Müren yok mu?
şimdi yok ,diyorum.sonra içime sinmiyor.başlıyorum çalmaya " Ne sevincin Ömrü Varmış" diye başlayaraktan gerisi devam ediyor.
Bazen kendim söylüyorum coşup.Yine soruyor:
-Zeki Müren yok mu bugün?
Radyodan çaldığımı sanıyor çünkü.Bende olan kayıtlar Radyo Günlerinden kalma ya,ondan.
-güzel mi,diyorum 
-güzel deyip gülüyor bembeyaz saçlarıyla.

geçen sene parka götürmüştüm.Yedirdiğim bir dondurmayı her konuşmada herkese anlatmış.Zaman zaman balkona çıktığında karşımızdaki kafede oturan sevgilileri gözetliyor.
-ne çok düğün oluyor burda,diyor 
-seninkiyle bilgisayarda konuşuyor musun ?

Babaannem,seviyorum seniiii.....Nevi şahsına münhasır :-))