30 Ocak 2013 Çarşamba

Mimler cevaplandı,mimler verildi,ödüller verildi,ben dağıldım şimdi,dağılın siz de hadi !


Bu yazı düzenli değildir.Dağınıktır.Plansızdır.ŞEma verilmiştir.İçtenlikle günlük rutinde akmıştır.Dağınıktır.Ben gibi...Dağınık ele alınız.Düzeltmeye teşebbüs etmeyiniz.teşebbüs edenleri belediyeye havale ediniz.İnsanız biz.Dağıtırız,toparlarız,toparlar,dağıtmayı seçeriz.Dağıtırız ,dağıttıklarımızdan şikayet ederiz.Bakarız bir gün dağınıklığımız bile bir düzen oluşturur insana.Biz buna toplum diyoruz.Bireylerin oluşturduğu dağınıklıktan evlerde oluşturmaya çalıştığımız düzene isyan.Dağınıklık özgürdür.Bugün ödül verdim kendime.Odamı dağıttım.dolabımı dağıttım.Çantamı dağıttım.Gözlüğümü bir kongre sarayında dağıttım.Yazımı,hayatımı dağıttım.Şimdi toplamak için zihnimin gerisindeki eşyaları grupluyorum...En zoru da bu,özgürlüğe ve emellerime giden yolun DAĞINIKLIĞINI oluşturmak...Ödüllendim...Dağınık yazıyorum  bugün...


Sabaha karşı 4'te kapınız çalındı...
Hayırdır,kötü bir şey mi oldu !!
Bir gün belki hayattan,geçmişteki günlerden....şarkısı misali:)


Sizden genç bir iş arkadaşınız terfi etti...
Genç olabilir ama demek ki bu işte benden daha çok şey öğrenmiş ve daha aktif bir yol izlemiş,benden daha çok özümsemiş;demek ki halâ bir eksiğim var...


Sevgilinizin annesi size bir hediye almış ama ...
pek benim tarzım değil.Olsun,o da bir anıdır.Mutlaka kendi stilime göre onu yakıştıracağımdır.Sağolsun ,düşünmüş:)) 


Arkadaşlarınızla bir kafede buluşacaksınız.Siz biraz gecikmeli olarak gidiyorsunuz ve masada hararetli bir tartışma var."Keşke daha erken gelseymişim" diyorsunuz içinizden.Ne olabilir?


hiç farketmiyor biliyor musun! Bazen yanımda bir şey konuşulsa da o anki dalgınlığımdan onu duymuyor ve son cümlesine denk geliyorumdur.Soruyorum.Çevrem de bunu bildiği için 'yine Fransız kaldı' diyorlar.Hatta Fransız görünüyor,Fransız kalıyor deniliyor hakkımda...


Hoşlandığınız kişi sizi arabasıyla dolaşmaya davet etti.Arabasına gittiğinizde...
Arabasının lastiği patlamıştı.Sinemaya gitmeye karar verdik.


Sokakta yürürken birinin sizi takip ettiği hissine kapıldınız...
Soğukkanlığımı korur,bir şey olmamış gibi devam ederim,baktım bu hissim kuvvetleniyor daha kalabalık caddeye girer bir dükkana girerim ve yakınımı ararım.


Haksızlık...
Güzel şeyler kullanıp güzel şeyler yiyorsam bundan her insan istifade edemiyorsa HAKSIZLIK,

elinde tüm koşullar müsaitken bunu değerlendiremiyorsan,oysa elindeki imkan ona daha çok lazımsa ve imkanı yoksa haksızlık,

önyargıların,korkuların,kulaktan dolma bilgilerin,cehaletin,ben biliyorum zaten, cümlelerin ve düşünme yanlışlığın için geri teptiğin şanslar haksızlık...
aslında bir insan en çok kendine yapıyor haksızlığı...


İcat ettiğiniz kokteylin adı:
Yoğurdun içine süt ve labne peyniri hatta maden suyu,yeşillik,salatalık gibi bir çok besini blendırda ayran yapmak;süper bir antioksidan bence. 


Gemidesiniz ve kamaranızı ....ile paylaşmak zorundasınız.
somurtkan ve gece horlayan biriyle paylaşmak zorundayımdır,daha kötüsü ne olabilir ki ! 


Yılbaşı büyük ikramiyesi size çıkmış... (ahh keşke:))
İmkansız ,bir yanlışlık var.Ben hiçbir yılbaşında bilet almadım.almayı da düşünmedim şimdiye dek:) 


Bir partiye gittiniz ve kapıdan girer girmez bütün bakışlar size çevrildi...
Bana şimdi ister megolaman mı kendini beğenmiş mi,paranoyak mı dersiniz bilmem ama ben bunu hep yaşıyorum.Problem değil,farkedilmek kötü bir şey değildir.Kendi duruşumla ,çaba göstermeden bir etki bırakabiliyorsam ,onlar nasıl görmek istiyorlarsa o'yum ben.No problem :) 

ve tabiki hakkımdaki 11 acı gerçek:)
*bazen insanlara karşı inancımı ve sevgimi yitirir gibi oluyorum.Ama içimdeki benle savaşıyorum.Düşünme kalıbımda eksen değiştiriyorum,sevmek için.
*zeki ve becerikli bir insan değilim.Şartlarımı çok zorluyorum.
çabuk demorilize olabiliyorum.Allahtan ki çok uzun sürmüyor.Moralim bozuksa karşımda gülümsemen yeterli.Teselli sözcüklerini,ahkam kesermiş gibi öğütlerden hoşlanmıyorum.O zaman seni dinlemiyorum bile..
*Dengesizin tekiyim.Bir an çok sevinçliyken bir an bıçak gibi sohbeti kesip suskunlaşabilirim.
*Bir düşündüğüm şey ertesi gün değişebilir.Gerekirse hatam varsa,yanlışım varsa tükürdüğümü bile yalarım.
*Evet itiraf ediyorum kendimi sevdiğim taraflarım da çok ama sevmediğim taraflarım da var.Bazen kendimi çok övmeyeyim derken karşı taraf bunu özgüvensiz olarak alabiliyor.Kendimi başkalarına karşı ıspatlama gibi girişimim olmaz.
*küstah ve kibirli davranışlarım olur.Bir insana makamına ve parasına göre hareket etmem.Bana o şekilde davranılırsa tavrım sert,keskin,kibirli olur,kalın bir duvar koyarım araya. 
*kendini erteleyen,korkuları olan bir insanım.İçimde devamlı savaşıyorum.bu yüzden çok dalgınımdır.
*hem herkesle anlaşabilecek hem de herkese uyum sağlayamayacak garip bir tipim var.Ama sevdiysem sevdiğimi sonuna dek söyler ve hissettirim.
*ortaokul yıllarımda bir tane pantolonum vardı.Ekoseli mavili yeşilli bir pantolondu.Fermuarı bozuktu.Tek pantolonum oydu.Ve ben hep uzun kazaklar giyerdim üstüne.Sonra hep annemin diktiği etekleri giydim.Çok alay edildim.Sonra çok imkanım oldu yeni giysiler almak için.Alışverişten soğudum.Gerekli olmayan şeyleri almıyorum.Çevremden kimse onların anılarıyla giyiniyorum.O yüzden farklıyım,şartlarımla daha özgün,daha mutlu ve daha kişilikli hissediyorum kendimi...
 *gerçekleştirmek istediklerimden önce gitmek ,sevdiklerimi kaybettikten sonra acılarıyla yaşamak beni çok ürkütüyor.anlatabiliyor muyum !

*yemek yemek çok güzel ya...şimdi benim sormam gerekiyor değil mi ! Peki soralım o zaman.

1).......kitabı okumalısın .Çünkü senin......durumuna hitap ediyor.
2).......filmi izlemelisin,tam senlik 
3)kendine yaptığın en iyi yatırım ?
4)çevrende senin eleştirini kaldıracak kaç kişi var ?
5)kaç kişi senin eleştirini kaldırabilir?
6)bir yakınını kaybettiğinde kayıbın sana ne düşündürdü?
7)bu dünyadan giderken nasıl anılmak istiyor,nasıl iz bırakmak istiyorsun?
8)şu an kadar okuduğun her hangi kitaptan hangi fikri uyguladın ve alışkanlık haline geldi?
9)sağlıklı beslenme mutlu olman için ne kadar yeterli ?
10) Bir oyuncu olsaydın kendine en zıt hangi rolü oynardın?
11)Bir müzik türü olsaydın ,hangi enstrüman sana eşlik ederdi?

buyrun size soru işte.Beni hatırlayıp,mimlerinden eksik etmeyen Ebru'ya bile paslarım bu soruları.Akabinde Nevrotik,Miss Eliane,Denizin Yıldızı,Semi Mutlu Eller,Biricit,Deeptone,Shirin Serkan hem ödüllendiniz hem de mimlendinizz..Güle güle cevaplayın ki biz de keyifle okuruz yazdıklarınızı....

Sizi seviyorum,gerçekten ama:)
 

29 Ocak 2013 Salı

Kaçamak

Kul sıkışmayınca hızır yetişmez derler ya ,doğru ,gerçekten de doğru !

Hayallerimi ve hedeflerimi gerçekleştireceğim emellerime ulaşmak için bir araca ihtiyacım vardı.Bir kere de benden daha çok okuyan ,benim onlardan öğrenebileceğim bir ortamım olsun diyordum...Ve neler neler kuruyordum o küçük zihnimde...Sonunda benim hayal gücümün bile yetmediği bir şansa nail oldum..Her gün yeni bir şeyler öğreniyor ve insanlarla bunu paylaşıyorum.Kendim olmam yeterli.Diplomatik ilişkiler,samimiyetsizlikler yok.Hem bireysel hem de sosyal çalışıyorsun... Bu mutluluğumdan korkmaktansa bu mutluluğumu muhafaza etmek istiyorum...

Üstüne üstlük eğleniyorum,öğreniyorum,geziyorum,yeni insanlarla güzel insanlarla birlikte oluyorum..herkesin bir hayali ve bir nedeni var...

Bir Ankara,bir İnegeöl derken sonra da eğitimler derken yine ,önümüzdeki günlerde de İzmir bekliyor bizi...

Meğer bilmediğim ne kadar çok şey varmış.

Bir iş kaçamağı sırasında koştum geldim size.Anlatacağım çok şey var...çok şey ;))


23 Ocak 2013 Çarşamba

Deep'e İade-i Ziyaret Mimi

Sevgili Deep,beni bir süre önce mimlemişti.Ben de seve seve bugün cevaplamanın mutluluğunu yaşıyorum.Bu aralar ayağım bir iş için hep şehir dışında.Gün içinde koşturmacalarım mevcut.Haliyle ben henüz cevaplayabiliyorum..:)

Şimdi gelelim mimin sorularına ve cevaplarına...


Şu an olsa çok sevinirim.
 bugünlerdeki bir girişimim için 2.000.Ama biliyorum o da an meselesi :)

  Şimdi orada olmak vardı.
şimdi İstanbul'da olmak vardı anasını satayım,püfür püfür bir vapurun yan tarafında....
Bana bu cümleyi dersen tabi hemen şarkıyı yapıştırırım ben de:))



Nerde o eski günler.
nerde o abimin mini minnacıkken bizi 'toplantı var'diye dikdörtgen tahta masanın altına davet edişi...yine abimin keki çırpıp elektriğin kesilmesini,nasıl olsa elektrik gelmez diye çay kaşığıyla kek hamuruna saldırışımız ,elektrik geldiğinde de kalanı tepsiye dökmemiz...neydi o öyle fatoş ile chat maceraları,kar topu oynayışlarımız...falan da filan da..geçmişten güzel anılar böyle işte:)

 Neleri özlüyorum.
Abimi çok özlüyorum...Onun dışında sesini duyabildiğim ,sağlıklı ,sıhhatli olduğuna inandığım tüm sevdiklerimin sesini istediğimde çok şükür duyabiliyorum...

Çok severim.
Sevmek için çok nedenim var.Bizler severiz...Rahat ettiğim salaş bir kahvede serseri takılmayı,haylazca yürümeyi,kendimi yormayı,öğrenmeyi,kendime hediye edip değerli olduğumu hissettiren restoranta gidip yemek yemeyi,gülmeyi,keyifli sohbeti,dans etmesini,şarkı söylemesini,tiyatro sahnesinde olmayı,para kazanmayı,yardım etmeyi,insanların hayatına dokunmayı,Eskişehiri,kitapları,farkındalığı yüksek insanları samimi insanları severim.sevmeyi sevilmeyi,türk kahvesini,bitter çikolatayı,güzel görünmeyi severim...Severim ya,sevmeye bahane ararım... Severim işte ben de..kim sevmez ki..:)

Nefret ederim.
kıskanç,art niyetli,samimiyetsiz(ağzı başka konuşur gözü bir başka)olumsuz düşünceli,partizan,fanatizm yanlısı olanlar gibi.

Bugünlerde çok fazla dinledim.

Tina Turner- Simply The Best ve
 Vivaldi'den L'estrire(Yanlış yazmış olabilirim.Bulamadım da şimdi videosunu)

Şimdiki ruh halim.
Midem açlıktan biraz batıyor gibi.Gece oldu.Şimdi bir şey yersem yatarken halim nice olur:)

Bunda da mimlenmişmiydim, orasına kafam çalışmadı şimdi ama problem değil yazıyorum 

Karınca için şeker neyse benim için güzellik o'dur.  Kullandığımız güzellik ürünleri.

En çok göz kalemi kullanıyorum.Nil yeşili,koyu yeşil,mavi tonlarında...Arada siyah ve gri..Çok nadir de kahverengi...Her makyajımda kullanacağım diye kaidem yoktur.Sadece kendime özel ihtimam gösterdiğim zamanda,bakışlarıma derinlik kazandırmak istiyorsam..(Sanırım beceriyorum)
yine arada top allık.Siyah rimel veya lacivert rimel.Arada o da.
Her gün benden eksik olmayan tek makyaj ürünü kırmızı veya canlı tonlarda sürülen rujum.Günlük hayatımda zaten renkleri bariz kullandığım için bir ruj beni tamamlayabiliyor..Bilmem anlatabildim mi:)
Cilt bakım ürünleri olarak da Herbalife'ın ürünlerini kullanıyorum..Bitti.




17 Ocak 2013 Perşembe

Başlıksız

Hani sen mutlu olduğunda ,dünyanın da öyle mutlu olduğunu istersin,
mutsuz olduğunda ise sadece kendin mutsuz olmayı seçersin,
mutlu olduğunda öyle neşe verir öyle iyi görürsün insanları
içinde bir polyanna canlanır
sonra bir bakmışsın ki,
büyüttüğün dağların güneşi tepesine saklamış,
bembeyaz bulutlar tepeye yaklaşmış,
az kalsın o bulutları mıncıklayabilmiş gibi,
mıncıklayınca sular dökülecekmiş gibi
ruhunu bir mengene gibi sıkıştıran ağırlıktan kaçmak için
karanlığı daha çok seversin,
insanlar mutlu yüzümü daha çok görsün,
bu halimi yaşadığımı kimse bilmesin diye..
ve bir çok diye'ler için
bir çok diye'ler için bir çok diyet ödemek zorunda kaldığın için...

sen mutlu olduğunda öyle dönüyor dünya dediler
öyle canlanıyor,
göstermediğim için mi acaba mutsuzluğumu,
bir gülen yüzle aydınlanıverecek dünyamı
daha çok karartıyorlar,
bu düzenin kuralı bu dediler diktatörler
düşene bir tekme sen vuracaksın dediler
acıma,dediler acınacak halde olursun dediler

Ne kadar sinir bozucu bir şeymiş,
birilerinin hayal kırıklıkları üzerine
kendi yaşadığın mutlulukları sanki o bilmiyormuş gibi önerilerde sunmak...


Devrim Erbil dün sanat galerisi açılışı için Uşak'ta idi.Kendisi çok naif ,mütevazi,samimi bir insan.Resimleri de bir o kadar derin anlamlar yüklüydü.Devrim Erbil'in Biyografisi İçin Buraya !

Bu soyut resmi ise bilhassa çok etkiledi beni.Belki de şu anki ruh halimden kaynaklı.Kendimi buldum desem yeri,yüklediğim anlamlardan dolayı....Kaç kere döndüm döndüm dolandım ve bu resmin üstünde kaldım...Canım acıdı,gözlerim yandı...

sonra onun üzerine bir Cem yılmaz izledim.Gitme ,pişman olursun,esprilerin çoğu aynı,bilindik şeyler dediler...Gittim hiç de pişman olmadım...Bol bol güldüm afiyetle...Bir daha yapsa böyle ilk gün hemen(!) giderim...

Güzel bir gün sizinle olsun...

15 Ocak 2013 Salı

Son

Bitsin istememiştim ben de.Devam ettirmek için koşullarımı gözden geçirdim hatta.Ölçtüm,biçtim,tarttım.Bir sonuca eremedim.Çocuk tiyatrosu ekibim sizlere ömür..Ne kadar kolay değil mi söylemesi...Değil de işte..Ne yapıcan...Koşullar bazen yaşamana izin vermiyor.....



14 Ocak 2013 Pazartesi

2012 Yılından Hangi Kitaplar Geldi Geçti...



Yasemin Kokulu Hayat'ıyla Biricit blogumda hoş kokular bırakarak gelmiş bugün yanıma.Çok mutlu oldum.Gelmişken bana bir mim bırakmasın mı !
Hem de 2012'de okuduğunuz kitaplar diye.



Valla arkadaşlar ne diyeyim ben artık bu son iki yıldır çok kitap okuyamıyorum.Yani sizi geçebilmem şu şartlarda çok zor.Çok beğendiğim kitapları iki üç kez raftan alıp alıp tekrar okuyorum.Kitap okumalarım düzensizleşti.Lou Marinoff,Halil Cibran,Georges Politzer dönüp dönüp okuduklarımdandı 2012 sene içerisinde.Bunun dışında malum günlük uğraşım ve mesleğim tiyatro olduğu için bol bol tiyatro oyunları ve eğitim kitapları okuyorum.Bunlar da işte Nazım Hikmet'in Tartüf'ü,,Augustine Springfield'in Matmazel Julie,Özdemir Nutku'nun Çocuk ve Tiyatro kitabı,Yılmaz Arıkan'ın A'dan Z'ye Tiyatro Eğitimi Klavuzu,Konstantin Stanivlavski Bir Aktör Hazırlanıyor,Turgut Özkaman'ın Senaryo ve Oyun Yazma Tekniği..
Oğuz Atay'ın Tutunamayanlar kitabı 2012 yılı boyunca sürdü ve okunması da sürecek gibi duruyor...
Hüseyin Rahmi Gürpınar romanları 2012 yılına damgayı vurdu zaten,biliyorsunuz yazılarımdan.Deli Filozof,Kaynanam Nasıl Kudurdu,Namuslu Kokotlar,Muhabbet Tılsımı.
Bir de Neslihan  Acu var bu sene hayatıma yeni girenlerden.O da Kadından Don Kişot Olmaz ,diyor.Zülfü Livaneli'nin ilk defa bir romanını okudum,Serenad kitabını çok beğenerek okudum.
Üstün Dökmen'in bir kitabı Kuzular Vadisi de ince ama hicivli ve derin anlamlar içeren bir öykücüktü.
Arada kütüphaneden aldığım kitaplar vardı.Ama inan şu an isimleri gelmiyor aklıma.
Ha bir de bol bol şair ve şiir incelemeleri okuyup duruyorum ama internetten o da.Bir de kısa kısa hikayeler ve Notos Öykü .
Kitap okuma konusunda en zayıf halkanız benim galiba :))

Umuyorum bu yeni yılda,farklı yazarlar keşfedip bol bol kitap okurum.
Bu mim de benden Bir Sırrım Var Ebru'ya,Shirin Serkan'a,Profesör'e,Miss Eliane,Nevrotik,İki Kum Tanesi ve Deep'e gelsin...:)

Sevgiyle Kalın..

    

12 Ocak 2013 Cumartesi

Keyif Sanat'ta Tozan Alkan Akşamı



Yasak Meyve Yayınları Şairi Tozan  Alkan
1953 İstanbul doğumlu şair.Galatasaray Lisesi ve Boğaziçi Üniveversitesi  mezunu.Yabancı Diller Bölümü'nde okutman.İlk şiir kitabı "Zaman ve Maske" 2003'te yayınlandı. 



Ekşi Sözlük'te Tozan Alkan Dedikoduları

*dört senelik üniversite hayatımda maile ödev yollamanın kolaylığını, tadını bana yaşatacak yabancı dil hocam, hem de diplomatik. aşağı doğru çekiştirilmiş izlenimi veren bol, kırmızı, pembe kazakları; dağınık saçları ile akıllarda yer eden, siyasalın yalnız adamı. şair ruhunu bize hiç göstermiyor.

*cok kibar, cok eglenceli bir insan. istanbulu istanbulda istanbul gibi yasayanlardan.
bana hediye ettigi siir kitabini kitapligimin en güzel kösesinde sakliyorum. güzeller güzeli esinden* tatlilar tatlisi bir bebegi var.

*“sana şehir gelecek” isimli yapıtıyla bu yılki behçet aysan şiir ödülü'nü kazanmıştır.Yine aynı şiir kitabıyla  metin altıok şiir ödülü nü de kazanmıştır.



EFİL 

Sahaf dükkanlarından rikkatle topladığım 
kısa cümleler gönderdim sana 
bir karşılaşma biçimi olarak harflerin
düşlerle,gün batımıyla,ay ışığıyla
ateşkesi,belli belirsiz 

Oysa bir yaz'ın sahibi olmak isterdim 
yaseminler gibi terlediğim gece yarıları 
ağzımı dayayıp ağzına
bir musluktan su içer gibi 
yakası açılmadık sözler dinlediğim 

Kimsiniz siz,sağ yanımda ağrı mı?
kim bulmuş cesedimi tavan arasında?
ne zaman bir gün yüzü görecek olsam 
üstümü açmaya kalkıyor biri
adamın biri,ey okur,adamın biri

Efil koymuş doğacak ikizinin adını 
sonra gitmiş bir aşkla vurmuş kendini

Rikkat(Osmanlıcada) ; acıma, incelik, yufka yüreklilik. yumuşaklık anlamında kullanılıyor.

11 Ocak 2013 Cuma

Sexmograf'la Gecenin Ritmi, Gecenin Titreşimi



Dikkat: Alina çıkabilir! Gece, yatak, müzik ve seksi bir kadın... Durex kızı Alina, yukarıdaki videoda muhteşem bir şarkı eşliğinde yatakta zıplıyor. Titreşimi ekran karşısından bile hissedebiliyorsunuz. Sexmograf için özel olarak hazırlanan bu şarkıyı dinlemek ve Alina’yı odayı sallarken görmek için mutlaka videoyu izleyin!

Yataktaki performansınızı ölçen Sexmograf sayesinde bu süreci siz deneyimleyebilirsiniz. Denedim, %100 çalışıyor! Tek yapmanız gereken Sexmograf’ı açmak ve telefonu yatağa koymak... Gerisi size kalmış. :) Uygulamanın en iyi özelliklerinden biri de, modunuza göre dilediğiniz kategoriden dilediğiniz şarkıyı seçebilmeniz: Latin Ateşi,  Rock&Sex, Romantic, Tropik, Electroboogie... Gecenin ritmini de titreşimini de partnerinizle birlikte hissetmek için buraya: https://itunes.apple.com/us/app/sexmograf/id507055633?mt=8

Uygulamanın videosunun yanı sıra bir de oyunu var. http://www.durexsexmograf.com/ adresinde oynayabileceğiniz oyunda; parmakları çalıştırarak yatağı, odayı, hatta web sitesini sallıyorsunuz.Ne kadar tık, o kadar yüksek performans... Alina’nın da dediği gibi: ‘Elinizden geliyorsa’ siz de deneyin!
Gecenin ritmini titreşimle birleştiren Durex, bakalım bizlere daha ne sürprizler yapacak... Biz en iyisi Facebook’tan takipte olalım: https://www.facebook.com/Durex.Turkiye

Bir bumads advertorial içeriğidir.

8 Ocak 2013 Salı

"Ertelemeyin" diye yola çıktım. Blogcanların da kulağını çınlattım...



Selam millet,

Hayta bir ergen tembelliğiyle karşınızdayım bugün.Ergenim çünkü o kıpır kıpırlık içimde mevcut.Haytayım çünkü oyun üzerinde çalışmalar yapmam gerekirken ben tutmuş bu satırları yazıyorum.Eve gelir gelmez de heyecanla anneme bıdır bıdır anlattım.Ah! Kadın benim çenemden ne çekiyor sormayın:-))
anlatacaklarım bitmiyor hiç.Bir de bunun yanında yaşadıklarımdan çıkarımlarım da oluyor ki ,hiç sormayın,o zaman hiç susmuyorum:)
Bitmiyor.Çünkü ne kadar dışardaysan, ne kadar çok yerdeysen, anlatacağın da bitmiyor,insan da bitmiyor, işler de bitmiyor !

Bugünlerde Orhan Veli'nin Delikli Şiir misali
"Cep delik, cepken delik, 
Kol delik, mintan delik, 
Yen delik, kaftan delik, 
Kevgir misin be kardeşlik ! "

Hadi Müşfik Kenter sesiyle dinleyelim bu şiiri şimdi :



Evet yine meteliğe üç kuruş atıyorum ama tahtalara vuralım huzurluyum,mutluyum.İçimden bir ses "bu yıl senin yılın olacak" diyor.Ay inşallah inşallah !


Bugün yaşadıklarımdan biraz çıkarımlar yaptım ben.Uzun uzun ne yaptığımı söyleyemeyeceğim.Zira eleştirdiğim bir şeyi kendimin yaptığını bir gözlem sonucu öğrenmiş oldum.Ayrıca şöööyle baktım da bir eksiğim de çok teferruata giriyor oluşum.Bu yüzden sadeleştireceğim ben de şimdi :))

Şim(cik)yüksek müsadenizle çıkarımlarıma başlıyorum :


*Kamu Sektöründe çalışanlar için sosyal aktivite düzenlenmeli.
Koro ve tiyatro vb. Bu aktiviteler insanların hem birbiriyle daha uyumlu olmasını hem de iş performansını etkiliyor.Hele de birçok çalışanın olduğu yerde ,birbirini tanımayan bir çok insanın kaynaşmasını sağlıyor.Aralarında dargınlığı olan ve mesafeli ilişkiler için olumlu bir iletişim köprüsü kuruyor.
*Ayrıca bu sadece kamu sektörü için değil,çoğu iş yeri için de geçerlidir.Yapılmıyorsa bile siz organize edin,siz teşvik edin.

İnanın bana çok samimi söylüyorum,bu çalışmalara katılan insanlarda büyük değişiklikler gözlemliyorum ben.
Hem bizim ne kadar yetenekli insanlarımız varmış,demekten kendimi alamıyorum.

*Haftanın bir günü bowlinge gidin.kendi aranızda radyo tiyatrosu gibi sesli oyunlar okuyun.

*Haftanın bir günü sadece pilav ve makarna günü yapın,ne bileyim playstation oynayın.

*Kendi kendinize yapabileceğiniz hobileriniz de olsun ama insanlarla birlikte olmayı ertelemeyin..Ertelemeyin...Hayatınızda hiçbir şeyi ertelemeyin...!
Hayat mutlu dakikalar için kısa,mutsuz dakikalar için bir ömür gibi uzunlukta.

*Çevrenizi gözlemleyin.bir ortak nokta buluşturun.Bir fikir götürün.ama fikrinizin en sıkı savunucusu olun.Başta üç kişi olsun,sıkı olsun,ama olsun! Önemli olan başlatmak,duyurmak ve devamlılığını getirmektir.Size gelen önerileri boşa atmayın ama hevesinizi kıracak bakış açılarından kurtulun.
*Ertelemeyin.Harekete geçin.Kenardaki izleyici değil,sahnedeki insan olun,kendiniz olun,kendinize huzuru ve keyifi hediye edin.
Bundan 8 sene evveline kadar hayatımda pek çok şeyi ertelemiştim.Hep başkalarının ne dediği önemliydi ,sonra gördüm ki bizim bir daha hayatımız yok,hayata küsme gibi bir lüksümüz yok .Ben hayatı nasıl yaşarsam ileride çocuklarıma öğreteceğim,yansıtacağım da oydu.Ben ne demek istiyordum?
"Paran olsun çocuğum.Vasfın olsun yavrum.Sanat manat kültür de neymiş,bunlar karın doyurmuyor çocuğum...." Mu ?
" çocuğum çöpcü bile olacaksan iyi bir çöpçü ol ama mutlu ol ve en iyisini ol.İnsan ol.Çok kırılacaksın.Dürüstlüğün için aptal görebilirler seni.Önemli değil çocuğum ,onlar seni kaybetti,sen gerçek dostlar kazandın...."Mı?

Sinema izlemeyi seven arkadaşlarınızla toplanıp her hafta  eskiden bugünümüze dek uzanan filmler seçip izleyebilir,sinema filmleri hakkında kritik yapabilirsiniz.


*Hiçbir şeyi ücretsiz diye,ben buna zamanımı vereceğim diye, önyargıyla yaklaşmayın.Gün gelir o ücretsiz dediğiniz işler size iyi bir çevre ve imkanlar kazandıracaktır.

Tüm bu öneriler ve söylediklerim tecrübeyle sabit tabi.Kimsenin nasihate ihtiyacı yok burda.Ama belki bir öneri ,siz de farklı çağrışımlar uyandırabilir.Hayatınızda bir farklılık oluşturabilir diye paylaşmak istedim.

Herkesin hayattan keyif almasını sağlayamam ama bu satırları okuyan sizlerin hayattan  keyif almasını dilerim.
Sonuçta günlük hayatımızda o kadar çok sorunla dip dibe yaşıyoruz ki...Haberleri duymaya bile tahammülümüz kalmıyor..bu da yetmezmiş gibi günlük telaşeler...İşte bu kadar hayhuy içinde bu etkinlikler hayatınıza anlam katacak renkler... 

Biliyorum ve görüyorum ki blog dünyasında da gerçekten yetenekli arkadaşlarımız var.
Mesela en yakınımda BİR SIRRIM VAR blogunun sahibi Ebru.Harika pasta ve kurabiyeler yapıyor.Umuyorum yakında o müthiş fikirleri , girişimciliği ve samimiliğiyle çok iyi işlere imza atacak.

Mesela PROFESÖR öyküleri ve çizimleriyle bence çok başarılı.İlerde bir çizgi roman yayınlasa ne güzel olur!
Sonra SEMİ MUTLU ELLER'in el işi ürünleri bir harika.Şahsen onun ürünlerini görünce Ali Nesin Matematik Köyü'ndeki Tiyatro Medresesi 'nin tamamlanması için gereken paranın toplanabileceği fikri uyanıyor.Ürünleri o kadar özgün ve güzel ki,hem bağış için hem de onun yaptığı bu güzel şeye sahip olmak için seve seve alırdım...Bilmem anlatabildim mi :))
Bir de NEVROTİK var.Nevrotik'in çizimlerini görünce Aytül Akal ve Mavisel Yener ,Uçanbalık Yayınları aklıma geliyor. Bir gün sayfama gelip "yayınevine gittim ,çizimlerim beğenildi veya değerlendirmeye alındı" diye söylemesini bekliyorum.Umarım bu cümleyi duymam geç olmaz.

Ve daha bilemediğim bir çok yetenek var.Ertelemeyin.bir şeyi yapamam demeyin.Beyinlerimiz küçük ama zihinlerimiz büyük..Tıpkı kalbimizin küçük olup ona bir çok insanı koyabildiğimiz gibi..Düşünün!

Bizler zihnimizle bütün dünyayı elimizde tutuyoruz.
Bu filmi izleyin.Türkçesi Yetenekli Eller.Çok küçük yaştaki çocuklarınız için uygun değil,sıkılabilirler.Ama 8 yaştan itibaren her yaşa uygun ,muhteşem bir film.Bu filmi kaç kez izledim,7-8...daha da izleyebilirim...

İleriki günlerde her günüm sabah öğle ikindi akşam- akşam 8 olmak üzere bölümlere ayrıldı.Ama mutluyum ,çünkü sağlıklıyım.zihnim yapmam gerekenlerle dolu.Zihnim ve kalbim yetiştirmem gereken işlerimle dolu.Çünkü insanların eksikliklerini görmeye ,art niyet aramaya zamanım da yok,buna çalışan kafam da yok.


Böyle olunca da bazı sorunları daha kolay göğüslüyorsunuz.
Bu bana şunu mu demiş! Amaaann:))

bak ben bunları bir yapayım,hayırlısıyla yüzümün akıyla çıkayım.Sizi de düşünmüyor değilim.Elim ne kadar uzanır  bilmem ama kafamda sizin için de düşünceler yok değil...

Hamarat değilim.Çok zeki değilim ama şartlarımı fena zorlarım he:-))

Gününüzün aydınlık ve güzel şeylerle dolu dolu geçmesi dileğiyle...





4 Ocak 2013 Cuma

İsmi : Çift İsimli Zat

Çift adı var onun.Hep yıllardır 'ne gerek vardı sanki ' der dururdu içinde. Hem ne gerek vardı iki ismin de aynı anlamdayken kimliğinde yazılmasına.Küçükken problem olmuyordu da ,büyüyünce pek mantıksız geldi bu iş ona.Kimi göbek adını kullanırdı kimi asıl ismini.O sevmezdi birinci ismini.Pek hanım hanımcık oluyor diye.Öyle ya bir dönemler biz mücadeleci sözlüklerden anarşik kelimesini çıkaran ergenlerdik.Öyle hanım hanım takılmak idealimiz değildi.Zamanla göbek adı en çok söylenen isim oldu.birinci adı sevmediğini söylüyordu herkese.Babaannesine de.Babaannesinin ismini taşıyordu da.
bir gün kızdı babaannesi :
-Aman dedi,ben mi koy dedim babana benim adımı ?Ben Naciye Hala'nın kızının ismini koyalım dedim,dedi.

Babası hem onun adını hem onun halasının kızının adını koymuş o zaman için.
Çok soran oldu kıza :
-Neden iki isim?
-Neden ikisi de aynı?
-Aileniz siz olduğunuz için pek mi şükür etti ?

Çok dedi kız 'bizim ailenin başı secdeden inmedi ' diye.Töbe töbe...

bir zaman birinci ismine de yakınlık duydu.Nerden duyduysa artık...Bu kez de babaannesinin huyuna alır ,diye vazgeçti.Nev-i şahsına münhasır babaannesiyle iyi geçinir fakat babaannesi herkesi üzdüğü için ,o da ileride kimseye zorluk çıkarmak istemeyen bir yaşlı olmak istediği için vazgeçti...Tabi türlü türlü nedenler var !

Sonra dediler :
-Yaşın geçti artık,ne olduysan oldun,bu saatten sonra huyun değişmez,olmazsın öyle ,dediler.

Ölçtü tarttı biçti kem küm :
-Doğru ya ,yaş kemale erdi.bunun buluğu ergeni mi kaldı,oturan oturdu ,bundan sonra şizofren olurum ancak ben ,dedi 

-allah gecinden versin ,dedi başkaları 
-Gecinden şunundan bununda..Olacağımız bir alzeimer..Ona da benim zamanım olmaz girmeye ,dedi.

İsminin birini sildirmeye karar verdi.Birinci ismi bu kez kulağına hoş geliyordu.Göbek adı gidecekti.Ama herkes ona alıştı.Herkes onu kullanıyor.bir tek internette öyle biliyorlar onu.
Olsun,ona da alışırlar,dedi.Öyle ya ,bizim insanlarımız hemen alışırlar bir şeye.Buna da alışırlar.

Sonra dediler çift isim kısmetlerin bol olması anlamına geliyormuş.isminde a ve e harflerinin olması karakterine güçlülük katıyormuş.Filan falan...

Sonra davadır ,dilekçedir,paradır puldur ,vazgeçildi...
Oysa kafasına koymuştu..Ne oldu !

Kaldı yine ismi öyle
Adı Şükriye Şükran Karahan 
İleride Şahabettinoğlu diye soyadı olan biriyle karşılaşırsam ,kendi soyadımı da kullanacak olursam ,vah hallerime...




Hani bir fıkra vardı :
adamın birinin çocuğu hiç olmuyormuş.Tanrı'ya dua etmiş :
-Tanrım bir çoğum olursa ismini çok uzun koyacağım demiş.Tanrı kabul etmiş,adamın çoğu olmuş.Çocuğun adına Estarantabarabaraçinkominko koymuş.
Bir daha dua etmiş Tanrı'ya dua:
-Tanrım bir çocuğum olursa ismini bu kez kısa koyacağım demiş.O da olmuş.İsmini Ce koymuş.  
Birgün bunlar ,fıkra bu ya,tatile gidiyorlar.Estarantabarabaraçinkominko denizde boğuluyormuş.Ce gitmiş anasına söylemiş :Estarantabarabaraçinkominko denizde boğuluyor,diye.anası da gitmiş babasına söylemiş :
-Estarantabarabaraçinkominko denizde boğuluyor demiş.Çocuk kurtarılmış neyse ki.Çocuk artık ne arada söylediyse ,nasıl bir can havlidir :
-Baba adımı biraz daha uzun koysaydın ben olmayacaktım şimdi,demiş.
Nasıl bir gücüne gittiyse zavallının.İlkokul yıllarımdan beri kalan bir fıkradır bu böyle.Sanırım anası benim gibi yüzme bilmeyengillerden.Elma kakları gibi güneşte bekler durur benim gibi :-))
neyse ismim azcık daha uzun olursa ,ben boğulduğum sırada bizim ufaklıklara kalır ismimle yardım çağırmak !
Hem niye abim ,bizim büyük oğlan veya 1 numara denizde boğuluyor denmiyor ki :))
Ben bu Estarantabarabaraçinkominko'yu kader yoldaşı seçtim.
Şaka maka bir dönem kayıt alırken etkinlikler için ne uzun cümleli çocuklar varmış.Biz halt etmişiz yanında.Ben devamlı :
-Ah yavrum sana kıyamam,sana da mı tren gibi isim yazdırmışlar ,deyip acıyordum onlara.

Resmi işlemlerde filan hep zorluk.Bir de ikisi birbirini çağrıştırıyorsa..İrem Cennet(anlamları aynı)Bir de mesela kuran-ı kerim'de geçiyor diye bazı isimler veriliyor anlamları tam bilinmeden.Bir de bazen anne benim dediğim olsun baba da benim dediğim olsun denilip ortak karar verilmiyor öyle de anlamsız şeyler oluyor...Bir de bir ara bazı isimler pek moda oluyor.Diyorsun o zaman ,bir zaman bu isim pek modaydı..allahtan bizimkiler bu modaya uymamışlar.Üçümüzün ismi de geniş zaman kipinde.

İsim önemli arkadaşlar ,isim önemli ama kullanışı da önemli ,değil mi ya ;) 

10 gün ortalarda yokum zırvalamasından dolayı bir ceza hakediyorum.Bir daha söylemeyeceğim.Ortalıktan kaybolursam bilin...
    

2 Ocak 2013 Çarşamba

Hafife Aldığım Ezcaılığın Karşıma Çıkan Güzel Süprizi


Güya ben 10 gün ortalarda dolanamayacaktım değil mi ! Ah bu ben ! 
Bugünlerde eczacılık ilmine kafayı taktığım için bir parmağım maşallah hep internette.Sebep buyken ,bu sırada  keşfettiğim şeyi paylaşmadan ,blogumun önünden geçerken bir dosta selam verircesine çiğnemeyeyim dedim...

efendim sebebi ziyaretimiz ,eczacılık tarihi ve eski dönemlerdeki eczacılık zanaatı hakkında bilgiler toplamaya çalışmak.Araştırmacı gazeteci gibi bızzzzt(!) komşudaki eczanade, bızzzt(!) yılların eski eczanesi Şifa Hastanesi,ordan da sanal alemin eczacılık sitelerinde soluğu alıyorum. 
Okuyorum okuyorum okuyorum..Meğer eczacılık ne mübarek bir meslekmiş.Ben eczacıları hep esnaf adam bunlar,nesini okuyorlar anlamıyorum diye cahil cahil takınırken, meğer eczacılık neymiş öyle !

Bugünlerde Haldun Taner'in Fazilet Eczanesi'ni sahneye koymayı düşünüyorum ya ben , durum güncelliğini koruyor mu,ne derece koyuyor,hangi hastalıklarda önemini yitirmemiş diye çırpınırken son derece önemli ve derin bilgiler edinmiş de oldum laf aramızda.

Moliere'nin Hastalık Hastası oyununda da eczacı ve doktor olduğu için ,bununla ilgili terim sözcüklerine bugünlerde pek aşinayım,efenim.Buradan hareketle merakım her geçen gün katlanıyor da katlanıyor.



araştırmalarınız bitti mi peki ,diye soracak olursanız halâ araştırmalarım sürüyor.Bir labaratuara girmediğim kaldı.Yakında o da an meselesidir !

Neyse benim bu araştırmalarım devam ederken ,oyun hakkında bir kaç inceleme yazısı okumak isterken,dekoru hakkında bir kaç fikrim olsun isterken ve kafamı eczacılığın ilmine adamışken..
Bir de ne göreyim ben !



Bir eczacı arkadaş Fazilet Eczanesi  oyunu hakkında  yazı yazmamış mı ! Hem de bu kıymetli arkadaşımızın da  bir blogu varmıymış ! Yazılarının çoğu da oldukça iyi,birikimli ,içeriği zengin,dolu dolu bir değilmiymiş! Hem de üstüne üstlük o kadar güzel paylaşımları ve yazıları olmasına karşın takipçi sayısı yok denecek kadar az !
Oysa  herkesin okumasını istediğim yazılar..
Düşünün uçakta Fazıl Say ile karşılaştığından öyle güzel bahsediyor ki...Hem Fazıl Say'ın Uçak Notları kitabına dikkati çekiyor, hem müziğine değiniyor, hem de müzisyen kişiliğine dek uzanan sohbetini kaleme döküyor.Klasik müzik üzerine ayrı,kitaplar üzerine ayrı,eczacılığa dair ayrı,düşüncelerine dair ayrı olmak üzere 4 ayrı blogu var ve her biri kendince dolu içeriklere sahip...

İlginizi eğer çekebildimse 4 ayrı blogun adresini burada paylaşmak istiyorum.

Bakalım siz ne düşüneceksiniz !   

eczaciliktarihi.blogspot.com - Fazilet Eczanesi

haliltekiner.blogspot.com - Yazarak Düşündüklerim

klasikmuziknotlari.blogspot.com - Klasik Müzik

okudumdaneoldu.blogspot.com

Ha bir de şu blogu var :

haldun-taner.blogspot.com

2013'ün ilk güzel süprizi oldu bu blogla karşılaşmam.Böyle dolu dolu yazan bir insandan bence herkes istifade etmeli diye düşünüyorum.Belki sizler de beğenir ,benim gibi feyz alırsınız diye sayfamda paylaşmak istedim...
Öyle bir okuma listesi hazırlamış ki,tam bir kütüphaneci ,arşivci özelliği .
Kütüphanem için demirbaş defteri tuttuğumu gören ,şahsıma ait kaşemi gören arkadaşlarım gözlerini devirirken ,bu tutum karşısında ne derler acaba !
(Biz böylesini kütüphanede demirbaş defterine yazardık.Ama böylesine hiç rastlamamıştım.Şahsen kütüphanede çalışmasam bir zaman,hiç böyle bir şey aklıma gelmezdi benim.Bu yüzden hayran oldum desem yeri )

Ne var bu kadar abartacak, diyebilirsiniz.Ama kitaplarını bu şekilde sıralayan bir insan ,sanıyorum o kitapların anlamlarını özümseyebiliyordur...

Diliyorum Tanrımdan ,
birgün benim de böyle klasik müzikten anlayan,kitapları seven,sanattan anlayan,benden daha bilgili,benden daha görmüş geçirmiş,hoşgörü sahibi bir sevdiceğim olur...

zor ama umut ekmeğin fakiri be kardeşim:-)))

sözün özü ,siz bir inceleyin hele ,tamam mı !

Günü çok sevdiğim bir müzikle kapamak istiyorum izninizle. 
Mozart'ın Amadeus albümünden bir Türk kızı için bestelediği Zaide opereti...Keyifle dinlediklerimden bir tanesi...

sevgiyle kalın...


 Bir minik not : Yazarın profilinden fotoğraflarını görmek mümkün ama ben izinsiz bloguma koymak istemedim fotoğrafını.Belki hoşuna gitmeyebilir diye.bunun yerine bir zamanlar eczacılıkta sık kullanılan havanı koydum ki,eczacılığı simgeleyen bir görsel olsun;)