31 Aralık 2012 Pazartesi

Ben Yaşıma Basmışım,biliyor muydunuz !!



Güya ben 10 gün ortalarda dolanamayacaktım. Hey Allahım ya ,dayanamıyorum ben size:))

İşin esprisi bir tarafa ,dün aklıma geçen sene yılbaşında neler yaptığımı düşündüm de...Sonra zihnimdeki ampul yandı . Ben tam bugün hem de saat gece 12'yi çalmak üzereyken bu blogu açmadım mı !!!
Başlarda nasıl bocaladım...Mim gönderiyorlar, mim nedir,usulü nedir diye alık alık bakınıyordum cama...Blogları ziyaret ediyorum,ooo gezdiğim iki blogdan birisi mutlaka çekiliş yapıyor,hediyeleşiyor,etkinlik düzenliyor...
bir baktım insanlar kaynaşmış burda filan,
benim de bir gün böyle kaynaşacağım insanlar olacak mı derken,
bir baktım benim bir ailem daha olmuş,
sevmişim..sevilmişim..yeni şeyler öğreniyorum...üç nokta bu düşünceler bitmez...

Kıssadan hisse :
Eee ben bayağı bayağı yaşıma bastım...1 yaşında oldum..bugün blogumun doğum günü...İyi ki açmışım bu blogumu,ne güzel sizlerle tanıştık güzel güzel....Umarım hep böyle de devam eder....

2013 yılına girerken derin bir nefes alın.Burnunuzdan alın,yavaş yavaş ağzınızdan verin.Bu işlemi bir kaç kez yenileyin.doğru nefes alıp vermek insanı mutlu eder...Sonra içinizden dileğinizi dileyin...aman ha dileğinizi dilerken denk dileyin olur mu :-))

Haydi şimdi eğlenme zamanı,tey tey tey,eller havaya,hop tek tek :-)))

ay tamam gidiyorum ben,hadi hoşçakalın......


30 Aralık 2012 Pazar

ŞANSE'CE MECMUA:)



MECMUA : EDEBİYAT : İKİ KADIN BİR ERKEK DUYARLILIĞI 
Hep erkek şairler var dendi.Şairlerin çoğu erkek ,dendi.Ne yani dedi içimizden biri ,erkekler bizden  daha mı  duygulu,daha isteri? Oysa bir Turgut Uyar erkek diye okunmaz değil mi ;onu Göğe Bakma Durağı için başka şiirleri için de okuruz.Şair şairdir.Şairin kadını erkeği olmaz.Ancak bir kadın duyarlığı vardır yazanda,o kadar ! Birhan Keskin'i de bu anlayışla okuduk.İyi ki okumuşuz...Ne güzel şiirler yazmış...Hayat ne ironik değil mi ,bazı insanların sancı ve acı ile yazılmış ,hırpalanmış ruhlarının içtenliklerine bizler dilimizden düşürmüyoruz..Üstüne kıskanıyoruz,keşke bu dizeleri ben yazsam diye...İlk hırpalanmamızda mızmızlanacak olsak bile...  

Aşk

Sevgilim sabahın erkenini seviyor,
ben geceyi ve esmerliğini onun,
o dorukları sevior, korkuyor bundan
ben rüzgarla buluşan tepeyi, tuhaflığı,
ona bir yeşil gülümsüyor,
ben, hayatı delice sevdiysem nasıl,
diyorum, seni de öyle.
O kendi boşluğunda oyalanan günlerde
canı sıkılan bir çocuk gibi uyuyor,
ben göğe bakıyorum geceden,
kendi çukurunu bulmuş deniz gibiyim
diyorum, yanında,
o sabahları eğilip öpüyor denizi.

Çıplağın çıplağımda, rüzgarın dağımda olsun,
esmerliğin gecemde, öyle kal.
"Bulutlara bak, gidiyorlar, hızla" diyorsun,
yağmur bir yalıyor yüzümü,
bir duruyor. Sabahları eğilip yüzüme
öpüşün geçiyor bir, bir duruyor aklım.

Su ve rüzgar, dağ ve doruk, sonsuz hepsi,
oysa camdaki sardunya gibi üşür
bana biçtiğin ömür, ölüm geliyor aklıma bir
bir, çıplağın çıplağımda.

Rüzgarın dağımda olsun esmerliğin gecemde
öyle kal, sana sonsuz sarıldığımda.

Birhan Keskin

Sonra sürdürdük kadın duyarlığımızı. derdimiz yok öyle kadın olsun erkek olsun.Ama bu tabiatta farklı  şiirler yazıldığını bilelim.Farksa fark !  Deli Kızın Türküsü,Suavi'nin şarkılarına güfte olan şair Gülten Akın'a kulak verdik.Çok iyi ettik , çok iyi etmişiz.Her şiiri ayrı bir tabiat ama Seni Sevdim yüreğime dokunan şiirlerinden biri oldum...Bilmem ben de mi acaba bir şair duyarlılığındayım bugünlerde... 


SENİ SEVDİM

Seni sevdim, seni birdenbire değil usul usul sevdim
"Uyandım bir sabah" gibi değil, öyle değil
Nasıl yürür özsu dal uçlarına
Ve günışığı sislerden düşsel ovalara

Susuzdu, suya değdi dudaklarım seni sevdim
Mevsim kirazlardan eriklerden geçti yaza döndü
Yitik ceren arayı arayı anasını buldu
Adın ölmezlendi bir ağız da benden geçerek
Soludum, üfledim,yaprak pırpırlandı Ağustos dindi
Seni sevdim, sevgilerim senden geçerek bütünlendi

Seni sevdim, küçük yuvarlak adamlar
Ve onların yoğun boyunlu kadınları
Düz gitmeden önce ülkeyi bir baştan bir başa
Yalana yaslanmış bir çeşit erk kurulmadan önce
Köprüler ve yollar tahviller senetler hükmünde
Dışa açılmadan önce içe açılmadan önce kapanmadan önce
Nehirlerimiz ve dağlarımız ve başka başka nelerimiz
Senet senet satılmadan önce
Şirketler vakıflar ocaklar kutsal kılınıp
Tanrı parsellenip kapatılmadan önce
Seni sevdim. Artık tek mümkünüm sensin

Gülten Akın

Ece  Ayhan.Çanakkaleli şair diye zihnimde kalmış.Okunması zor şairlerden deniliyor.Her sene Keyif Sanat Kahvesi'nde okunur.Ben de her sene gider gider alıştırırım birden kayıplara karışırım.İşte o zamanlar okunurmuş Ece Ayhan.Bu sene bu ritüeli aşmak istiyorum.Gidip gidip kaybolma durumları yaşamak istemiyorum.Bu yüzden Ece Ayhan için hazırlanıyorum.Talat İçöz der ki : şiirlerinde ve diğer yazılarında da sert üslubu olan şair. kendine özgü. uçtur. sıradanlığı reddeder. ödünsüzdür.
Bana kalırsa ve okuduğum kaynaklardan da çıkardığım sonuç : O Türkçe yazmaktan ziyade kendini dilini oluşturmuş Ece'ce bir şair.....



MOR KÜLHANİ
1.Şiirimiz karadır abiler

Kendi kendine çalan bir davul zurna
Sesini duyunca kendi kendine güreşmeye başlayan
Taşınır mal helalarında kara kamunun
Şeye dar pantolonlu kostak delikanlıların şiiridir

Aşk örgütlenmektir bir düşünün abiler

2.Şiirimiz her işi yapar abiler

Valde Atik'te Eski Şair Çıkmazı'nda oturur
Saçları bir sözle örülür bir sözle çözülür
Kötü caddeye düşmüş bir tazenin yakın mezarlıkta
Saatlerini çıkarmış yedi dala gerilmesinin şiiridir

Dirim kısa ölüm uzundur cehennette herhal abiler

3.Şiirimiz gül kurutur abiler

Dönüşmeye başlamış Beşiktaşlı kuşçu bir babanın
Taşınmaz kum taşır mavnalarla Karabiga'ya kaçan
Gamze şeyli pek hoş benli son oğlunu
Suriye hamamında sabuna boğmasının şiiridir

Oğullar oğulluktan sessizce çekilmesini bilmelidir abiler

4.Şiirimiz erkek emzirir abiler

İlerde kim bilir göz okullarına gitmek ister
Yanık karamelalar satar aşağısı kesik kör bir çocuğun
Kinleri henüz tüfek biçimini bulamamış olmakla
Tabanlarına tükürerek atış yapmasının şiiridir

Böylesi haftalık resimler görür ve bacaklanır abiler

5.Şiirimiz mor külhanidir abiler

Topağacından aparthanlarda odası bulunamaz
Yarısı silinmiş bir ejderhanın düzüşüm üzre eylemde
Kiralık bir kentin giriş kapılarına kara kireçle
Şairlerin ümüğüne çökerken işaretlenmesinin şiiridir.

Ayıptır söylemesi vakitsiz Üsküdarlıyız abiler

6.Şiirimiz kentten içeridir abiler

Takvimler değiştirilirken bir gün yitirilir
Bir kent ölümünün denizine kayar dragomanlarıyla

Düzayak çivit badanalı bir kent nasıl kurulur abiler?

 Ece Ayhan


MECMUA : ŞANSE MAGAZİN : 10 GÜN ORTADA YOKUM !



Pink Floyd pazar sabahıma eşlik ediyor.Güya bugün uyuyacaktım ben.Yapmam gerekenler uykumu dağıtıyor.Günler yetmiyor bana desem.Zaman yönetimi ile ilgili bir seminer olsa fena olmaz.Bugünlerde yetişemiyorum,hep geç kalıyorum bir yerlere.Gönül istiyor ki sık sık yazayım.Bugün bile zamanımdan çalarak ,paylaşmak istediklerim çok birikmeden ,ertelemeden geleyim dedim.
Tüm günlerim sabah öğle akşam şeklinde bölünmüş şekilde.Yılbaşı akşamını bile evimde dinlenmek için fırsat biliyorum.anlayın siz:)
Yılbaşı için aldığım dört daveti nazikçe geri çevirdim.İçimden de
Tanrı'ya dua ediyorum :
-Tanrım ne olur ,bu dört daveti geri çevirdim diye beni cezalandırma.Biliyorsun ,haklı bir mazeretim var :(


Önümüzdeki günlerde gireceğim sınav,tiyatro çalışmaları,koro çalışmaları,sonra bir daha tiyatro çalışmaları derken yapmam gerekenler birikti.Anlayacağınız şu önümüzdeki 10 günlük süreçte oturduğum,yattığım,gezdiğim günlerin(ne gezdiysem artık!)acısını keyifle çıkartmış olacağım.
Ee haliyle bu süre zarfında ben buralarda pek olamayacağım.



MECMUA : CİLT BAKIMI : HERBALİFE 

Tabi bu koşturma arasında yeni deneyimler elde etmedim değil.Mesela ben gibi cilt bakımı ,kozmetik ürünleri konusunda bilginiz pek engin değilse,bu tür şeyler konusunda şüpheli hareketler içindeyseniz ,doğru adrestesiniz. 
Benim ,çok şükür cildimle çok aşırı sorunlarım yok.Ama yüzüm karma bir cilt olduğu için yüzümün bir kısmında siyah noktalarım mevcuttu.Cumartesi sabahında yaptırdığım cilt bakımı sonucunda harika neticeler aldım.Öğrendiğim ve gördüğüm şeyler ,bizzat kendim tecrübe etmiş biri olarak, beni olumlu yönde etkiledi. 
Evimize gelen bir uzmanın sıcak,ilgili,bilgili anlatımları sayesinde cilt bakımını ihmal etmememiz gerektiğini öğrendim.
Çok küçük bir deneme söylüyorum,dikkat edin :



Bayan annemin bir eline marketlerden satın aldığımız şampuanı sürdü.Diğer eline ise kendi ürünlerinden bir şampuanı sürdü.Bir süre sonra kendi ürünlerini deri içine hapsedip krem etkisi yapıp içine hapsetti.Marketten aldığımız ürün ise emilmedi ve içine hapsetmedi.Üstelik bir süre sonra kaşıntı yaptı.
Bunun nedeni ,ürünlerinin vitaminli ve aloe vera özünün doğal olması.Gözümle görmesem atıyor derdim amaaa...Saatler sonra bile annemin eli krem sürmüş gibi yumuşacıktı..Diğer elini ise kaşıntı yüzünden yıkamıştı.Hem bu ürünlerin yapımında amerikalı bir profesör yeralmış ve kendisi Nobel Tıp Ödülü almış.
İşte cumartesi sabahında cilt bakımı seansında öğrendiğim bilgiler.Bu harika ürünün markası ise -belki duymuşsunuzdur- HERBALİFE !
Bize gelen bayan oldukça genç bir bayandı.19 yaşlarında aşırı kiloları dolayısıyla yaşı 45 gibi görünen bu bayan Herbalife'ın ürünleri sayesinde düzenli kilo vermiş.Fotoğrafını gösterince gözlerime inanamadım çünkü fotoğraftaki bayanı ,bize gelen bayan arkadaşın annesine bile benzetemedim,düşünün !

Biliyorsunuz,sayfamda bu tür şeyleri pek paylaşmıyorum.Çünkü tecrübem ve bilgim az bu konuda.Ama yakından tecrübe ettiğim bu ürünleri sizinle de paylaşmak istedim.
Çünkü inandım ki,ürünlerinde multivitamin var.Vücudumuzun neye gereksinimi varsa cildimizin de olduğuna inanılarak üretilmiş.

Mutlaka HERBALİFE sayfasını ziyaret etmelisiniz :-))



MECMUA : TİYATRO : OYUN VE OYUNCULAR 

*Haldun Taner'in Fazilet Eczanesi ve Ay Işığında Şamata oyunları arasında gidip geliyorum.Oyunda bir kaç oyunculara göre uyarlama yaparsam iyi.Grup istekliğini koruyor...
*Hani bir çocuktan bahsettim,merak edenler için söylüyorum,beklemeye alınan çocuk bir kaç seneden beri geliyormuş.Buna rağmen grup onu benimsememiş görünüyor.Veee artık gelmiyor :( 
Sanırım hocadan telefon numarasını alıp onu gruba davet edeceğim,bilmiyorum sonra ne olur :))
*Görme engelli Sevgi Ablamız da oyunda oynayacak.Çok heyecanlıyım çok:-))

Her Telden mecmua okudunuz.Ben gelene kadar afiyette kalın...Yeni yıl hepinize hayırlı uğurlu olsun...
Hoşçakalın şimdilik... 
 

  



24 Aralık 2012 Pazartesi

Yeni Bir Yıla Hep Birlikte


Köy köy ,ilçe ilçe,okul okul gezdiğim zaman zaman gergin,zaman zaman çok güzel,zaman zaman sıkıntılı günler geçirdiğimiz,zaman zaman beraber bir lokmayı paylaştığımız,kimi zaman yolda benzinsizlikten kaldığımız,aracımızın o soğuk havasına ,sonradan klima olduğunu duyduğum E.T filmi görmüş gibi heyecana kapıldığım tiyatro zamanlarım sona ermek üzere....
Kalbim mücadele ediyor ,güçlü olmaya,kuyruğumu dik tutmaya çalışıyorum,herşey yolunda demek için...Ama  bugünlerde iyi değilim ben.Yine bir yolun sonuna daha geldim günleri yaşıyorum..Her zamanki gibi...
Güçlü durmaya çalışmaktan yoruldum.Dört kolla sarıldığım tiyatromun,işimin biteceğini bilmek yine sevdiğimi kaybetmek gibi bir duygu...İnsanların tam kabullendiği sıra tekrar başa dönmek..
Allahım güç ver bana,sığındım sana /bu ne dayanılmaz bir acı/Sabır ver bana/Yeter artık çektiklerim bitsin bu ceza/ümitsiz haykırıyorum ne olur dön bana...
Barış Manço ,toprağın nur olsun,senin yazdığın bu şarkı şu dar zamanımda en iyi ilaç bana...



Bir de yılbaşı için sevdiklerimin mutlu olması ilaç gibi geliyor bana.Kuyruğu dik tutmaya çalışıyorum ya,kendimce küçük küçük hediyeler aldım.Yılbaşı için başka hoşluklar da yapacaktım benim için özel bir insana amaaa o da bu son gelişmeden nasibini aldı.Ne yapalım yılbaşından sonra alacak o da hediyesini :(

Yılın son günlerine doğru azcık mutsuz dakikalar geçiriyorum.Hayatımdan çıkıp giden sonra yoyo topu gibi geri gelen insanların ,benim dostluğum için geldiğini değil ,bir çıkarlarını yaptırmak için geldiklerini,arkamdan ileri geri konuşulduğunu duydum.Hakkımda ne diyor bilemem ama bu durum hakkında yorum yapmak bile beni incitiyor.Bir şey dersem kendime saygım azalır diye bir şey demeye çekiniyorum.
İstiyorum ki,bu artık son olsun.Akıllanayım artık diyorum.Çok verici olmaktan ziyade makul ölçüde almasını ve vermesini bil,diyorum.Ne kır ne de kırıl,diyorum...biliyorum yine uygulamayamayacağım bir kulağımdan girecek diğer kulağımdan çıkacak...



Diğer yandan anneannemi Erzurum'a gönderdik.Kadın gönülsüz gönülsüz gitti.Ama küçük kuzene bakması için gitmesi gerekiyordu.O değil de artık,gidenin ardından el sallamaktan bana bir haller oldu.Ben bildim bileli hem gidenin ardından el salladım.O yüzden gitmenin dayanılmaz hafifliğini,kalmanın ise dayanılmaz zorluğunu yaşadım.Çoğu zaman düşündüm gitmek mi zor kalmak mı zor diye,


Sonra birgün cevap verdi Tanrı :
Birgün en yakın arkadaşını aldım elinden.Sağanak yağan bir yağmurun tren garında başlattım bu yolculuğu.Dayanamadın hüngür hüngür ağladın o gece.Oysa arkadaşın alt tarafı bir Mersin'e gitmişti.Sen o kadar ağladın ki ardından annen bile uyarmıştı seni çocuk.
"Kızım o kadar ağlama,allah'ın gücüne gider" demişti.dinlemedin.Ağladın.Yetmedi sayfalar düzdün ona.Gücüme çok gitti çocuk.Senin için en kötüsü aklıma gelmemişti oysa. 
Lise dönemini kapamıştın oysa.biz senin gibilere genç derdik ama sen çocuktun,çocuk kalmıştın. 
Gücüme gitti çocuk.düşündüm sonra.Sesini duyabildiğin,satırlarının ulaştığı bir yere gönderirken arkadaşını.Sana bir ders vermeyi düşündüm o an.Oysa ben de farkındayım şimdi,seni yaktığım kadar sevdiklerini yaktığım için...
Sonra bir gün abini aldım yanıma.O şimdi çok iyi mutlu burda.Gitmek iyi geldi ona.acıtmıyor kimse onu burda.Kalmak çok ağır geldi sana.bilirim kalbinin yangını şah damarında.Ancak böyle ders verebilirdim sana.
O günden bugüne burukdu el sallamalarım.Bir tek o burukluğu ve kekremsi tadı atamadım dimağımdan.Ama hiç ağlamadım ondan sonra...korkum oluştu,evhamlı oldum...ağlamadım bir daha,kaybedeceğim diye güzel günleri...



Diğer yandan bazı gelişmeler olmuyor değil.Kafamda soru işaretleri,belirsizlikler,risk çözümlemeleri,analizler..Grubum dağılıyorken ara sıra aklıma bir mıh çakılıyor "acaba ben mi..."diye başlıyor bazı deli cesareti gerektiren girişimler.Şimdiye dek tüm görüşmelerde olumlu bir etkim olmuştu okul idarecileri ve yerel yönetim bürokrasisi tarafından.Azımsanmayacak bir çevrem var.Bazı kurumlarla işbirliği yaparak bir zaman organizasyon,sahneleme kısmında yer almıştım.Acaba bunun da altından kalkabilir miyim?
bu işe gireceksem bunun vergisi algısı var,oyuncusu yardımcısı var sigortası var ücreti var,mekanı var ,eğitimi var...Köylerin trafik yolunu bilmesi,iyi bir sürücü olması,eğitime açık,yaratıcı delişmen güvenilir bir oyuncu olması gerekiyor...Yani işin içine girdiğinde birbirini tamamlayan ,biri olmadığında biri eksik kalacak,eksik kaldığında işin sürekliliğini koruyacak unsurlar yok...Yani düşünün bir masa yapacak olsanız ,bacaklarını desteğini yapsanız masanın tablası kalıyor;masanın tablası tam olsa desteksiz işe yaramıyor...
İşin ticari girişiminden ziyade sosyal girişimcilik boyutu da beni son derece enterese ediyor.Girmişken iyi bir marka iyi bir konumla sürdürmeliyim...İşin bu kısmı da beni yakından ilgilendirirken ...Acaba ben de mi artık bu işin hobi boyutuna kaçacağım diye düşünürken....



Kütüphaneden çok yakın bir ablam aradı."Bir grup var var ,6 yetişkin üç çocuk.Tiyatro oyunu çıkarmak istiyorlar.Kime gittilerse siz öyle oyun bulamazsınız,en iyisi yazın siz demişler.Benim de aklıma sen geldin.Yapsan yapsan sen yaparsın.ama oyun metinleri de yok" Çok istekli bir grup.ayrıca altı yetişkin olması yanısıra yanlarında yetişkinlerin annesi de rol almak istiyormuş.Buna bayıldımmm ben ! 
Ücret mücret olmasa bile bu grup bu kadar hevesliyse,öğrenmeye açıksa evelallah neler yaparız biz o grupla:))

Öz ablam olsa ,bu kadar severim.Bak hemen de beni düşünür.Sağolsunlar ya.En yakın arkadaşlarımdan görmediğim kıymeti abla'larımdan görüyorum.Zaten benim çevremde abla bolluğu var.Çocukken anneme hayıflanırdım "neden benim bir ablam yok,keşke bir de ablam olsaydı " diyordum.Sen misin onu diyen.Gel zaman git zaman bir abla bolluğu yaşadım ki,anlatamam.Karşıma çıkan beni kardeşi gibi görüyor benimsiyor,yediriyor içiriyor,giydiriyor oldu.
Sonra zaten ablası olan,iki kız kardeşli olan arkadaşlarıma baktım ; amaaan iyi ki de olmamış.çok kıskanç,çok süslü çok alışveriş düşkünü çok bilmiş oluyorlar,birbirini çekemiyorlar.Çok kavga ediyorlar. Hiçbirşeylerini  paylaştırmıyorlar. Benim gördüklerimin çoğu böyle.Durum böyle olunca ben halime şükrettim sonra.Çünkü ben abimlerin kazaklarını giyiyordum.bir şey demiyorlardı.Evde bir ben kız kardeş olduğum için beğendiğim kazağı da alıyorlardı.Sonra öyle erkek arkadaşınla görürsem kafanı kırarım dayılıkları da yoktu.Yani anlayacağın tahtalara vuralım,onların aralarında ne husumet varsa bizim evde tersi oluyordu.Kavga ediyorduk saç saça baş başa.Ama uzatmıyorduk. Sonra tabi dediğim gibi zamanla ablalarım çok oldu.Hepsi evlenecek olsam,ayaktalar.Benden bile özençliler :-))Abartısız 7-9 kişi varlar.Zaman zaman bu ablaların her birinden evlenme sözcüğü duyunca biraz tırsıyorsun ama olsun,kötü niyetlerinin olmadığını biliyorum:))    

   Bir yandan Hastalık Hastası provaları sürüyor.Geçen bir yanlış anlaşılmadan dolayı gitmiş,geri dönmüştüm ki bu hafta arandım hayırdır bir sorun mu var, diye.Hani geçen gün bir çocuğu tiyatroda beklemeye aldıklarını söylemiştim ya.O çocuk bir daha gelirse ben o çocuğu ,kendi grubuma çekerim o zaman diye düşünüyorum,tabi biraz onunla sohbet etmem gerekiyor:-))Ne olur gelsin ne olur !!!



Ha bir de koro çalışmalarımız başlıyormuş Maliyede.Bugün katılamadım son dakika haberim olduğu için.Ama günleri uyarsa seve seve katılmak isterim.Aslında benim aklıma Pop müziği korosu geliyor.Gözlerinizi devirmeyin öyle hemen,Sezen Aksu'nun "onu alma beni al" şarkısını koronun söylediğini düşünsene...Sen dur şimdi ,ben bunu tiyatroda işledim mi ,ortaya hem müzikli hem de oyunlu bir gösteri çıkar...



Bu uçmak hayır mı şer mi bilmem ama ateşteyim ben şimdi ateşte ateşte...Çeliiik! Kulakların çınım çınım çınlasın inşallah:-))



Tekli rakamlar konusunda uğursuzluğumu bu yıl bozmak istiyorum.Beklentilerden çok girişimlerimin çok olduğu ,girişimlerimden dolayı mahcup olmayacağım,sıradışı bir işe imza atmak istiyorum.bana inanan insanların güvenini kırmak istemiyorum.Bana inanmayan insanların şaşırmasını istiyorum.Kötü niyetli insanların değişmesini,onları değiştirecek,yanlışlarını gördürecek insanlarla karşılaşmalarını istiyorum.Önümüzdeki yıllarda daha fazla çocuğa,daha fazla tiyatro ulaşmamış yerlere gitmek istiyorum. İçlerindeki güçlü enerjiyi ve hareketi olumlu ,aktif faaliyetlere yönelten çalışmalara yönelip gençlerle bir şeyler yapmak istiyorum.Kimseye boyun eğmeden,hiçbir militarist güce katılmadan,sadece kişiliğimle sanatımla,duruşumla ,farkımla,paylaşımımla,eğitimimle başarılı olup öyle ünlenmek istiyorum.İyi bir örnek olmak istiyorum....
Allah utandırmasın:-)))



Diliyorum yeni yılda sizin de diledikleriniz gönlünüzce ve hayırlısıysa olsun.Sevdiklerinizle mutlu,sağlıklı,anlamlı,incelikli,bereketli,paylaşımlı,huzurlu bir yıl geçirebileseniz....Sevip sevilesiniz;kıymet verip kıymetlenesiniz inşallah...

Sizleri çok seven Şükriye.....


                                Tarkan'dan Yeni yıl şarkısı



  

22 Aralık 2012 Cumartesi

'21 Aralık Blog Coşması

Herkese merhaba,

İyisiniz hoşsunuz afiyettesiniz inşallah.

Günlerden bu yana 21 Aralık furyası sürüp gidiyordu.O da bitti gitti.Maya takivimine göre on yıl önce de kıyamet oluyordu zaten.Yine bir şey olmadı.Delinin biri kuyuya bir taş attı ,medya da bunu alladı dalladı süsledi püsledi bir alamet-i farika şekline dönüştürdü.
Aklıma şimdi Hüseyin Rahmi Gürpınar geldi Kuyruklu Yıldız Altında İzdivaç.Bilen bilir kuyruklu yıldızın  günlük hayatta insanların arasında nasıl rivayetlere yol açtığını yansıtıyordu bu romanında, yazar. Aynı mesele, yine benzer konuşmalar arasında geçmiyor mu şimdi...
Hay Allah ,hiç mi değişmeyiz kardeşim,hiç mi :)

Bu arada Şirince'de şaraplar ucuzlamış  ve bu kez yerli turistler sarmış Şirince meydanını...Hani ilk Şirince etkilenecekti ya bu 21 Aralık kehanetinden:)   

Ah bu Mayalar..Mayalarrrr...Neyse burdan hareketle bugünlerde dolaşan bir mimi yazmak istedim ben.Ebru'yu ziyaretim sırasında yorum yapıp seve seve bu mimi cevaplama kararı almıştım.
Hem de bu mimi 21 Aralık'ta yazarım ,demiştim:)

****

Mevzu derin..Mevzu coşup durduğumuz bu blog aleminde görmek isteyip istemediklerimiz,beğendiğimiz tarafları,beğenmediğimiz tarafları...

Bloga ilk geldiğim sıralarda bazı şeyleri tuhaf bulmuştum.ama zamanla burayı da olduğu gibi kabullenmem gerektiğini düşündüm.Blog yazmanın da,blog dünyasında olmanın da kendince kuralları vardı.Başta bilmiyordum,sonra sonra öğrendik gittik işte..Mim dediler şu bu..şurda çekiliş var dediler...katıldık ettik...sonra benim de takip ettiğim bloglar olmaya başladı..Sonra bu iş çok keyifli hale geldi...Çünkü ben paylaştıkça ben de arkadaşlarımın bloguna girip bilmediğim çok şey öğreniyordum..öğrenmeye devam da ediyorum...

Başlarda blog hakkında fikrim pek yokken şimdi görmek isteyip istemediğim durumlar hakkında fikrim netleşti.Nelerin hoş karşılanıp nelerin itici geldiğini gördüm.Uzun yazının okunmayı zorlaştırdığından ziyade ; keyifli,samimi,sıcak,bol içerikli yazılmış uzun bir yazının tadına doyunulmadığını da  gördüm.

****


GÖRMEK İSTEMEDİKLERİMDEN başlayalım önce ya da HOŞ BULMADIĞIM  :
(Dikkat Dikkat görmek istediklerim ,görmek istemediklerimin yanında belirtilmiştir )


*Çok fazla argo sözcük ve küfürler ve fazla özel hayattan bahsediş 

 İki cümle arasında bir argo küfür yazınca ,çoğu yazında bu üslupta devam edince çok rahat olmuyorsun ,çok samimi de olmuyorsun aslında.Kendimi bir an Amerikan bestseller yazarını okumuş gibi hissediyorum.Bu seni fazla okunur yapmıyor,bence bu taklitçilik oluyor !!
bir de özel hayattan abartılı şekilde bahsediliyor.Şuraya gittim buraya gittim. bunu yaptım. bu fotoğrafı .bu sevgilim. eee beni ilgilendiren kısmı ne ?mutluluklar dilerim..Bir takipçi sınırlaması var.Habire onlara mektup döşeniyor blogda.Başka yok !Şu bana atar yaptı.Lafı yapıştırdım.Şöyle ezik böyle ezik.O bana koydu ben de ona koydum.Sanki ilkokul çocukların günlüğü gibi. Hoş gelmiyor doğrusu.
Bir düşünce,bir fikir,bir atılım,bir girişim ,olumlu bir şey belki bir sorgulama belki hoşuna gitmeyen bir davranışın etkilerini,hislerini merak etmeyi bekliyorum.

*Bir blogun sadece şair ve yazarların alıntılarından oluştuğunu gördüğümde,

Takip dikkatim azalıyor.Neden ? Çünkü o alıntıları artık heryerde okumak mümkün.Hele sosyal medya artık bunlarla doldu taştı.Şimdi kitap okumaya ezirgenen insanlar bile, senden bile daha çok ezberinde tutuyor bunları.Şahsen ben bu alıntıları okumak yerine o şair ve yazar hakkında bir kaç bilgi edinmeyi ,birkaç anektod okumayı seviyorum.Yorum yapmayı,ne hissettiğimi söylemeyi,o kitabın bana neyi çağrıştırdığını,o kitabın bölüm bölüm mü nasıl yazılmış olduğunu duymak, okumak istiyorum..Hatta okuduğum kitapla ilişkili başka kitabını da okuduysam onunla ilgili benzerlik ve farklarını düşünmek isterim.Çünkü seni de o bağlamda tanıyorum,bakış açını çözmeye çalışıyorum...bak bunu ben düşünmemiştim deyip şaşırmayı, hayret etmeyi seviyorum....

*Alışveriş 
Alışveriş yapılıyor . Tek tek resim koyup da iki satır yazılıyor.Bu tür yazıları  elime tutuşturulan broşür gibi görüyorum ben. Broşürü eline verirler.bakar bakar sonra çöpe atarsın ya öyle işte.Aklımda bir iz bırakmamış!
Bununla ilgili farklı notlar da düşülebilir mesela.Elektirikli ızgara almış bile olsanız bir tarifle denediğinizi yazın ,farklı bir ürünle karşılaştırdığınızı ,denediğinizi yazın, ne bileyim:)
 Mutlaka anlatacak daha çok şeyiniz olmalı değil mi ? Upuzun bir yazı yazmak zorunda değilsiniz ama kolay okunsun diye de bu şekilde geçiştirmek bana fazla özentisiz geliyor.
Bilmem söylememe gerek var mı artık ama, iki üç fotoğraf ekleyip altına açıklama yapmak sosyal medyada var değil mi ;)

Kitap alışverişi yapılıyor.Kargo bekliyorum .Kargo geldi.Bunu annem aldı şunu bilmem kim aldı...başka bir şey yok...Mümkünse o kitapları okuduktan sonra düşüncelerinizle birlikte yazsanız:) 

http://dogalvekeyifli.blogspot.com/
 
Blogunun ismi kitap ile başlayan blogger arkadaşlardan beklentim çok yüksek. Blogunun ismi kitap ile başlamayıp ama bloglarında, okudukları kitaptan güzel alıntılar yapıp düşüncelerini yazan  arkadaşların kitap yazılarını beğenerek okuyorum.(örnek vermekten sakınca görmüyorum Shirin Serkan, şu an aklıma gelen  ilk isim )

*Karşı cins ,başka blogger atarlanmaları,

Tamam bayanız.Şimdiye dek pek çok başarısız ilişki yaşamışız.ama bir durun..bir durun.İki lafının arasında habire erkekleri eleştiren duran ,topa tutan yazı görmek istemiyorum.Abartıyı sevmiyorum.Hepimizin hataları var.Evet farklı olabiliriz belki birbirimizden. Lütfen dozu kaçırmadan yazalım.Tamam arada olabilir söylenebilir ama dilimize bir ince ayar çekmemiz lazım kanımca.(bu konuda da Bir sırrım var Ebru'yu sevimli ,sempatik ve öykücü buluyorum.Eşini ve kayınvalidesini bir anlatışı var ki,hem ailesini anlatıyor hem de toplumun gerçek insan yönünü.)   

*Hediye çekilişleri ve etkinlik düzenlemeleri 
Bloguma ilk başladığım günlerde ben de ortama yabancı olduğumdan girmiştim bir iki tane.Şurda paylaş ,burda paylaş,dendi.Bu da bir süre sonra anlamsız geldi bana.İstisna dışında pek katılmadım çekilişlere.Bir karpostal etkinliğine girdim.O da elime yüzüme bulaştı.Sonra öyle etkinliklere de girmedim.  
http://bisirrimvar.blogspot.com/
Bir Sırrım Var Ebru'nun hediye çekilişini beğenmiştim.Söylemeden geçemeyeceğim.Çünkü onun için de okunmanın önemli olduğunu biliyorum. Bileğimin hakkıyla sorusunu da bilmiştim.Bir daha da unutmam artık !!!
http://www.mutlueller.com  ( Umarım sorun olmaz ,izin istemeden aldığım için)
Bir de Semi'nin Mutlu Elleri'nde mutfak önlüğünü görmüştüm.Çekiliş olduğunu bilmeden girmişim.Çünkü yazısına hızla göz gezdirip tekrar okumak için bilhassa geleceğimi söylemiştim.Önlüğü görünce de dayanamamış yorum yapmıştım.Böylece kazara çekilişe girdim.Çünkü Semi Mutlu Eller'de de bir yerde paylaş dayatması yoktu. Zaten işin açığı, gel sana satayım, dese alırdım :-))

Bir kaç görmek istemediğim daha :
-Bloguna gidip yorum yaptığında bir kere bile gelip yorum yapmaya tenezzül etmeyen arkadaşlar üstelik sanki kendi yapıyormuş gibi atarlanan arkadaşlar,
İğneyi kendinize ,çuvaldızı başkasına batırın.Eğer arkadaşınız sizin yazınızı okumaktan keyif almak için geliyorsa ,siz onun sayfasına gidip yorum yapamıyorsanız bari susun ...Önce bi kendinize dönün bakın derim...
http://biricitinyeri.blogspot.com/

-Bloguma gelmiş,yorum hanesine de yorum bırakmış arkadaşım, konuyla ilgili bir kaç cümle bari döktürüverin de çıkarınız için gelmiş gibi görünmeyin.Bu konuda Biricit'in AYDINLATICI yazısını salık veriyorum :-)) sayfamı takip edin,diyor.Yazı hakkında tek yorum yok !
Çıkar da çıkar olsa hani.."Benim takipçim olur musun,"
"Olurum"  Bir  'izle'  derim burdan bir daha da gelmem sayfana yazını okumak için. senin de takipçi sayın artmış olur..
Gerçekten okunan bir blog yazarı mı olmak istiyorsun yoksa takipçi sayısı çok olup okunmayan insanlardan oluşmasını mı ...Ben okunup önemsenmeyi daha çok yeğliyorum... 

http://mefkuremiz.blogspot.com/

-Bir de bazı ziyarette bulunduğum,beğendiğim bloglar var .Diğer yandan gerçekten önemseyerek ,hatta soru sormaya varan yorumlarda bulunsam da karşılığı hep yanıtsız kalıyor bu bloglarda.
Tamam her yoruma bir yanıt vermek zorunda değilsin En azından birinden birine ver ki,okuyucu kendine değer verildiğini,cümlelerinin onun için önemli olduğunu hissettsin.(Bu konuda da Sade ve Derin Dünyasıyla Deeptone imrendiğim isimler arasında.Merak duygumu katlandıran blog meleği)

Başlarda bu konuda ben de tecrübesizdim.yorumlara yanıt versem, biraz şey mi olurum, yani gardımı almış gibi, fazla laubali gibi anlaşılır mıyım diye düşünmüştüm.Ama sonra benim karakterim insanları önemsiyor ve cümleme bir kaç daha şey eklememi gerektiriyorsa bu da benim farkındalığımı ortaya koyar dedim.  

http://sadevederin.blogspot.com/
Zamanla da bunun etkilerini aldım sizden zaten,teşekkür ederim...
Sizden çok şey öğrendim.Sizleri sevdim gerçekten..Yalnız olmadığımı gördüm sizin sayenizde...tek farkın bende olmadığını gördüm..Benim de bazen düşünemediğim şeylerin oluşunu gördüm...bilmediklerimin hala öğrenebileceklerimin yarısı olduğunu....İyi yüreğinizin,samimiyetinizin,yorumlarınızdaki o ince,o nazik,hoşgörülü,kimi zaman imrenen tınılarınızı hissettim...
Ne görmek istedimse sizde gördüm ben.. 
İyi ki var olduğunuzu size ne kadar aksettirdim bilemem şimdiye dek.  Yazılarınızdan nasıl haz aldığımı,bana ne kadar çok şey kattığınızı söylemek istedim...
Semi'nin Mutlu Elleri,İki Kum tanesi,Bir sırrım var,Shirin Serkan,Profesör,Deeptone....İsimini sayamadığım sık ziyarette bulunduğum ,bana kıymetli olduğumu hissettiren arkadaşlarıma sevgiler...


Yazılanları okurum,yarama dokunursa iyileştirmenin yollarına bakarım:) 

2012'nin son günlerine 9 gün kala sevgiyle kalın...


Sabırla okuduğunuz için mersilerden ayrıca bir demet...




   

17 Aralık 2012 Pazartesi

Yine Tiyatro İzlenimleri....


Beni bilen biliyor artık.Nerde ne yaşadıysam,ne hissediyorsam kızıyorsam düşüncelerimle izdüşüm yapıyorum bu blog sayfalarına.Ne kızdırıyor beni,nelere tahammül edemiyorum,neleri takıyorum kafama,nelere boş veremiyorum birer birer sayıp döküyorum huzurunuza.

Yine böyle bir anlardan birini okuyacaksınız.Kah yaşadıklarımdan yola çıkacağım kah arkadaşlarımdan gördüklerimle kah dışarda herhangi bir insanı izlemiş olmanın görselliğiyle...

Bir ben mi takıyorum bunları diyorum zaman zaman.Hep de böyle şeyleri bulurum ben .Huzurlu eve geldiğim pek yoktur.Mutlu geldiğim olmuştur ama huzur bambaşka bir şey azizim.Bir de mesela çok mutluyum o an,aklıma birden o gelir ,direkt keyfim kaçar.
Sonra bir müzik dinleme seansımda hayallerimin içine koyarım o durumu.Onu o durumdan ya kurtarmışımdır ya da onu kurtaracak bir yiğit bulmuşumdur.Nitekim bir bakarım bir gün o kişiye, tam benim aklımın geçtiği bir şey olur,hayatı kurtulur.
Ah keşke keşke...onlar için yapabileceğimiz şeyler olsa...Ama hiçbir şey yapmamaktansa küçük bir girişim onlar için fark ediyor....Hani belki bilirsiniz,deniz yıldızlarını kurtaran adamın hikayesini...Sormuşlar adama :
-be adam bunları tek tek denize atarsın,hangisini kurtarmaya gücün yetecek
-ama o attığım deniz yıldızı için çok şey farkedecek...
belki yaptıklarımız dünyayı kurtaramaz ama o deniz yıldızı için farkdecek !
İşte size tam bir sivil toplum kuruluşu misyonu !

*****

Bugün başka bir tiyatro oyunu için gittiğimiz provada, başka bir hocamız, bir arkadaşa kendisini beklemeye aldığını ifade etti.
Arkadaşı daha önce tanımıyordum ama hareketlerinde bir başkalık vardı sanki.Tamam,kabul ediyorum okuması da kötüydü.Ayrıca oyunun teksini takip etmesi de ayrıca bir aksaklık oluşturuyordu.
Ki,oyun teksi acemice çekilmişti.Diğer taraftan o kadar takip edilmesini zorlaştıracak bir şey yoktu ortada.
Ama arkadaşın- ilk kez çalışmaya katılmış olmasından kaynaklanacak- bir adapte olmama durumu vardı.

Neyse provadan çıktık.Önümde bir erkekli iki kız kız bir grup yürüyordu.Biraz daha önümüzde de beklenilmeye alınan arkadaş yürüyordu ve birden yumruğuyla elektrik kutusuna vurdu.Önümdeki grup yolunu değiştirdi.

Anladım ki ,arkadaş beklenilmeye alınmasına kızmıştı.Elini elektrik kutusuna vurmasına ben de çeşitli anlamlar yükleyebilirdim.Onu öyle görünce ben de Yargılayabilirdim.Etiketleyebilirdim.Korkabilirdim ondan.Psikopat,Saldırgan olduğuna kanaat verebilirdim.Zaten öyle bir özelliği olsa o gruba katılma girişiminde bulunur muydu hiç! Demek ki içinde iyi duygular,olumlu enerjiler var.

Onun açısından baktım ve düşündüm :

Orda bulunan hiç kimse senelerini tiyatroya vermiş insanlar değillerdi.Tiyatro ile profesyonelce ilgilenen tek kişi bendim.Ama ben bile kendinde hergün eksik gören,kendini yetiştirmeye çalışan biriyim ki  bana da çok ama çok iyi denilemez.İşte bu yüzden böyle değişik grupların arasına katılıyorum.
Ama insanların sanki hepsi tiyatroyu fethetmiş gibi bilgiçlik taslamalarını tehlikeli ve abartılı buluyorum.

o topluluğa hepimiz farklı şeyler bekleyerek geldik.Kimisi yetişkin oyunu oynamak için ,kimisi hayatında bir değişiklik olsun diye ,kimisi kendisine bir şey kazandırsın ,kimisi çevresi olsun diye geldi.Belki hepsi de bir neden katılmak için.

Madem o kişiyi topluluğa çağırdınız.Ona da bir görev verilmeli.Çünkü o kişi için  o büyük bir adımdır.Belki şimdiye dek hiç öyle bir çevreye girmedi.Belki o çevreye girmesi onun için ileride olacakların olumlu işaretçisi.Belki onun için büyük bir adımdı oraya katılmak.
Belki o çevreye girdikten sonra daha fazla okumaya başlayacak,ifade gücünü yükseltecek,özgüveni gelecek,farklı uğraşıları olacak.Onu geçtim hayatta yaşamanın bir amacı olacak.İnsanları sevecek.Grup çalışmalarını sevecek.Önce bireysel bir çaba sarfedip sonra hareketlerini toplulukta gösterecek.

İyi olanı herkes eğitir,herkes iyi sohbeti olan insanı yanında ister.Önemli olan bu arkadaşları eğitmek ,toplumun içine dahil etmek,önemli olan bu hayatta onun da görevleri ve sorumluluğunun olduğunu bilmesi . "Sen olmasan şu görev aksardı."
"Bak hepimiz bir saatiz.Saniye olmadan zaman geçiyor mu?Yelkovan olmadan akrep ilerliyor mu?Ya akrep olmasaydı...Ya rakamlar....Ya zaman denen kavram olmasaydı.....Hayatta herkesin bir görevi ve sorumluluğu var.Senin de var.!"
Suflör ol .Işıkçı ol.Ses ayarlarını sen düzelt.Misafirlerle sen ilgilen.Bak sen böyle karşılamasan o kişi böyle şevkle izlemezdi bizi.
-Kapıdaki çocuk ne sevimli ne efendiydi değil mi Kudret ?
-Evet hanım,keşke bizim çocuğumuz da bilgisayarın başından kafasını kaldırsa da bu çocuk gibi misafirleri ağırlasa burda !

Herkes tiyatrocu olamaz.Herkes çok iyi yapacak diye bir kaide yok.Tiyatronun amacı kendini keşfetmek,iç yolculuğa çıkarmaktır.Tiyatro kendini tanımaktır.

Tiyatro bir tek sahnede kullanılmaz.Şimdi önde gelen kurumsal iş yerleri bile iş yerlerinde eğitim için tiyatroyu daha doğrusu dramayı salık verirler ve eğitimlerine koyarlar.Bunun amacı güvendir.

Tiyatro hayat sevincidir.Tiyatro insan sevgisidir.Tiyatro güvendir.
Siz o insanı beklemeye alırsanız ,ruhunda derin yaralar açarsanız ileride insanlara güvenemeyecek ,ileride hayata hep öfkeyle bakacak,hep insanlara karşı bir hiddet duyacaktır.
Bekleme alma yerine ,bunu söylemek yerine "sahne önünde olmak kadar sahne arkasında olmak gizli bir kahramanlıktır.Bize sahne arkasında yardımcı olmana ihtiyacımız var."
Artık o da ekibin bir parçası !

Serbest zamanlarda yapılan bu çalışmalarda, oyun için bu kadar acımasız olmaya gerek yok.Bu kadar ezmeye gerek yok bence.

İçinizde öğretmen olanınız varsa bilmiyorum ama bir öğretmencilik anlayışıyla tiyatro yönetilmez bence!
Ha sıfırcı hoca olmuşsun ha böyle ;aynı mantık!
O insanları topluma mı kazandırmaya çalışıyoruz yoksa toplumdan soyutlamaya mı?
Ne yapalım bizden farklı diye beklemeye mi alalım hayatta.Bu ne, bileği burkulan bir baş balerin mi ! 

Şahika Tekand'dan bir cümle :
Tiyatro ,insanı insanla insana anlatma sanatıdır.

Biz ne yapıyoruz? 
Biz insanı insanla egolarımızla bastırma gurusunu yerleştiriyoruz bence.

Lütfen ama lütfen çevremizde böyle insanlar görüyorsak ,onlarla konuşmaya çalışalım.Onu tanımaya çalışalım.Bir şans verelim onlara .
Belki ilk soruşunuzda ters tepkiyle karşılaştınız.Olsun, belki o an için size kızacaktır.sonra pişman olacaktır.
Duyarlı olmamaktansa, duyarlı alıp o tavrı almak sizin için önemlidir bence.

Hadi amaaa o kadar Polyannacı değilim ,değil mi:-)) 










13 Aralık 2012 Perşembe

Köylerde Tiyatro İzlenimleri

Günün  Çocuk Sözü :

"Öğretmeniim,bu abla çok güzel ama burda çok çirkin olmuuuş."



20-30 kadar çocuk merdiven trabzanına çıkar.Karşılarındaki rengarenk,şimdiye dek gördükleri ablalarından farklı olan ablaya inceleyerek bakarlar.Sorular eksik olmaz tabi haliyle :

-O afişteki abla niye gelmedi ?
Bizim Sevcan'dan bahsediyor.Direksiyon öğretmenliği yapmadığı günlerde aramızda katılan bu arkadaşımız grubun en hareketli ,en delişmen ,en  organizatörcüsünden...

-Adınız ne?
-Seneye gelecek misiniz?
-abla be ,parayı vurdunuz heee
Nedense bir de böyle bir cümle var.Sanki parayı bedava alıyoruz.Sanki hepsini biz alıyoruz.Çocuğunda da böyle ,erişkininde de ,yaşlısında da..Gel sen bir gün bize katıl,bakalım içine girince ne oluyormuş ! 
Cem Yılmaz' ın kulakları çınlasın:))

-Abla,seneye de olacak mısınız ?

Sonra öğretmenleri  gelir :
-Öyle öcü gibi bakmayın kıza.Uzaylı mı o !Senin benim gibi bir insan !

Ufak tefek kıpırdanmalar olur.Kimileri gider.Kimileri kalır.Gidenlerin yerine yenisi gelir.Sonra eski kadro ,yenilerini de alarak kadro yeniler.



-Çok güzel oynadınız !
-anneyi çok güzel oynadınız!

Az sonra harp okulu marşı çalıp öğretmenler yakaya kırmızı kurdele takacaklardır.Bir kağıda da yıldızlı pekiyi :))

Bizim ekip arkadaşları yakın bir köyden taşımalı öğrenci getirdiler tiyatro için.Onlar da kuruldu sobalı ,büyük sınıfa. İçlerinde bir öğretmenleri vardı kiii...İşte o öğretmenin hayatı boyunca izlediği ilk ve tek tiyatro bizim tiyatroymuş!!!

Bitlis'in Tatvan köyünde 6 sene öğretmenlik yapan bayan öğretmen Uşak 'ın bri köyünde kaloriferi koydurtmak için epey çaba sarfetmiş.Şunun şurasında 2 senedir kalorifer kullanılıyormuş.O köy okulunda hiçbir erkek öğretmen yok.Okulun durumu da vasat.Ama bir ilgililer ki...Biz gelmeden sahne düzenini ayarlayıp sıraları da intizamlı yerleştirmişler.Keşke buraya daha sağlıklı koşullarda gelseydim ,dediğimde de 'Boynunuz tutukken bile gayet başarılıydınız ' dediler. biz geleceğiz diye pohaça yapmalar,bisküvi açmalar,kendileri için getirdikleri yemekleri bizimle bölüşmeler,Kendi eviymişcesine bir misafirperverlik,kendi çocukları gibi ilgi göstermeler,o çocukların terbiyesi,güleryüzü,pırıl pırıl ışıldayan gözleri....



Her köy tabi böyle olmuyor.

-Kız mısın erkek misin bilemedim ,diyen oluyor. Bu  çocuğa yorum bile yapılamaz.Belli kablolarında kaçak var!!!
Şu ana kadar sadece bir köyde düş kırıklığı yaşadım.Bilmem artık o boynumdaki ağrının da etkisiyle de oluşan bir birleşimden mi kaynaklanıyordu ?Sanmam .Çünkü müdür geleceğimizi unutmuş,umursamaz bir şekilde 'Siz bugün mü geliyordunuz' diyordu ....


Ama köylerin çoğunluğu sıcak karşıladı bizi.Hele de sobalı sınıflarda öğretim yapan öğretmenler birbirine daha bağlı.Çocuklar daha sevecen,daha terbiyeli...Okullarında sahne olmasa bile dünyalarında bizler daha büyük sahnede oynuyoruz sanki ,onlar için!

-Dizilerde oynuyor musun ,diyenler 
-Abla ünlü olmak nasıl bir duygu, diye soranlar
-İmza isteyenler ,resim yapanlar ,
Eşyalarımızı taşımakta yardım etmek için çırpınanlar,
yüzüme utangaçca bakıp gülümseyenler konuşmaya cesaret edemeyenler,

Bir bilseler onlarla beraber olduğum için nasıl mutlu olduğumu!

İşte bu mutluluğa paha biçilemezzzz :)))






12 Aralık 2012 Çarşamba

Sıcak Sıcak Mimler

Bugünlerde ben düşünüyordum bir mim.Erteleyip dururken bir baktım bu sabah Denizin Yıldızı mimlemiş beni.Sonra da Bir Sırrım Var Ebru mimlemiş beni.İkisi tarafınan da unutulmayıp mimlendiğim içim azıcık şımardım.Boynum tutuk olmasına,ağrım olmasına rağmen acım biraz kas gevşeticiyle ağrım azalmış gibi numara yaparken bana ,fırsattan istifade mimi cevaplayıvereyim dedim ben de.
Hem belki Konya gezisine gitmiş olan annemler de gelir diye ümit ettim.Gelir gelmez de avuçlarımın arasına alıp romatizmal krem sürdüreceğim çünkü :))
Pek çıkarcı gördüm kendimi şu an ama,bugün köylere giderkenki çektiğim acıyı anlatmam imkansız.Yarın ki oyunu ertelemez de bizimkiler.El mecbur,yarına kadar iyi olmanın yollarını arayacağım.
Sabah ilk defa dudaklarımdan şu döküldü.Tarihe kara bir iz gibi düştü :
-Şimdi memur olsam izin alır,doktora gidersin.doktor iki gün rapor yazar.Hafta sonu ile birleştirir tatil yaparsın.
Can havliyle canımın acısından söyledim.Yoksa şimdi öyle düşünmüyorum ben !

Supercellma,Ms.Eliane,Pembe Deniz,Deeptone
aklıma geliyor başka arkadaşlar da ama. yaparlar mı bilmiyorum.Ben mim cevaplamıyorum denilince insan bir demorilize oluyor :) 



1-Mantığın mı yoksa Duyguların mı ön plandadır?



Bazı zamanlar mantığım daha çok öne çıkıyor.Bazı yerde de duygularım.Kararsızlığım tuttuğunda kendime sorular soruyorum.Kendimi tartıyorum.Her ikisi de diyebilirim.Tanrı bir akıl bir de duyguları bahşettiyse bunun nedeni dengelemek için olsa gerek ,değil mi;)



2-İnsanlar niye mutlu değiller?Niye gözlerinin önündeki mutlulukları görmüyor ve şükretmesini bilmiyorlar?

İnsanlar küçük şeyleri dert edinebiliyorken küçük şeylerden mutlu olmasını bilmiyor da ondan.
Mutluluk bir başarıdır.Hayatta bizi mutsuz edecek çok şey var.Asıl önemlisi o çokluğun içindeki mutlu olma sebeplerimiz...Hayattan büyük beklentilerimiz var.Ondan da mutsuzuz genelde sanki.Beklentiler insanı mutsuz eder.Daha yalnızlaştık,daha bir kendimize döndük.Daha maddiyatçı olduk.
Diğer yandan insan her daim mutlu da olamaz.Bu da bir hayatın gerçeği.Şu oranı kaybetmemek lazım sanki: Mutlu olma sebebin mutsuz olmandaki sebepten daha çok olmalı.Mümkünü olanları iste.Çok mükemmelliyetçi olma.Olursan da mükemmele gitmek için küçük adımlar atman gerektiğini bil.Biliyorsan da ,kendini hafife alma.

Yeri gelmişken çok beğendiğim bu nükteyi de paylaşayım istedim :

Platon’a iki soru sormuşlar.
Birincisi:
“İnsanoğlunun sizi en çok şaşırtan davranışları nelerdir”?
Platon tek tek sıralamış:
-Çocukluktan sıkılırlar ve büyümek için acele ederler.
Ne var ki çocukluklarını özlerler…
-Para kazanmak için sağlıklarını yitirirler,
Sonra sağlıklarını geri kazanmak için para öderler….
-Yarından endişe ederken bugünü unuturlar.
Dolayısıyla ne bu günü ne de yarını yaşarlar…
-Hiç ölmeyecekmiş gibi yaşarlar . Ancak hiç yaşamamış gibi ölürler.
Sıra gelmiş ikinci soruya:
“Peki sen ne öneriyorsun?”
Bilge yine sıralamış:
-Kimseye kendinizi sevdirmeye kalkmayın!
Yapılası gereken tek şey , sadece kendinizi sevilmeye bırakmaktır….
-Önemli olan;”hayatta en çok şeye sahip olmak değil,”en az şeye ihtiyaç duymaktır.


3-Çok para harcayıp keşke almasaydım yada harcamasaydım dediğin bir şey var mı?


Bir keresinde konservatuar sınavından çıktıktan sonra deli gibi alışveriş etmiştim.Cebimde bir tek otobüs param kalmıştı.Kredi kartımın limitini bile doldurmuştum.El dokuması bir şalvar almıştım,balon etek gibi de görünebilen.Şu şartlarda beğensem de o kadar parayı veremeyecek olan ben ,nasıl bir aşka geldiysem alıvermiştim.Madem aldım,o kadar da para verdim diye de çatır çatır giyiyorum.Bizim buralarda pek öyle giyen olmaz.Dönüp dönüp bakmalarına rağmen umurumda değil,almışım bir kere !

Ama pişman değilim.alınmış alınmıştır.Her gördüğümde anılarım canlanır...

Bunun dışında alışveriş ederken acayip piyasa araştırması yapan,ne istediğini bilen,ihtiyacının de ne olduğunu bilen,bütçemin neleri kaldırıp neyi kaldırmayacağını bilen,geleceği de ön görüp marka hakkında bilgiler edinen,internetle çarşıyı karşılaştırıp,pazarlık edebileceğim sık alışveriş ettiğim mağazaları tercih ederim.Şimdiye kadar da allahıma bin şükür pişman olmadım.Seve seve kullanıyorum :-))



4-Haklı olduğun bir konuda hakkını savunur musun yoksa susmak adalet mi dersin?

Susmak asaletten gelir derler.doğru.ama günümüzde bu asalet pek yaramıyor.Ağlamayan bebeğe meme vermezler deniliyor.Bu günümüzün anlayışı ki.Maalesef bu da doğru.
Benim bazen hakkımı savunamadığım,hazır cevap olamadığım,zekamın insanların aç gözlülüklerine yetmediği,jetonu geç düşen -hatta sözüm meclisten dışarı tabiri caizse-salak olduğum izlenimi veren,bazen kendi hakkımı savunmayı bırakıp benim dışımdaki insanların hakkını savunduğum hatta bu yüzden  arkadan çok dolap çevrildiğim gözlemlerle (!)mevcuttur.
Hakkımı savunurum bir şekilde,er veya geç.Ama çok pis utandırma yollarım varmış.Bazen aklımda yokken öyyle bir laf ediyormuşum ki (arkadaşlarım buna laf sokma diyor) karşı taraf ondan dolayı rota değiştiriyormuş.
hatta bazen bilinçli bilinçli öyle sakin söylüyorum.Sevmiyorum öyle ses yükselmelerini.Anlayan anlıyor sonuçta.anlamayan da çirkefliğine,haksızlığına devam ediyor. 
İşte bu sakince ,gülümserken söylediğim sözler etkili oluyor.Bu da laf sokma sanatına giriyormuş.Edebiyattan olacak o da;)

Konuyu dallandırdım yine:)



5-Tok gözlü müsün yoksa herşeyim olsun diyenlerden misin?

Eskiler şöyle der : Allah çok verip azdırmasın,az verip kapılara baktırmasın,derler.Aynen yaşayacak kadar,muhtaç olmayacak kadar olsak yeter!
Yok be.Öyle herşeyim olsun diyen biri değilim.Mağazada filan bir şey göreyim,çok beğeneyim.Bu illa benim olsun demem mesela.Nasibimde varsa o zaten beni yine bulur ,derim.Nitekim de beğendiğim yüzük olsun,tişört olsun böyle ,o indirimde beni bekliyordur.İhtiyacıma göre alırım.Bir şey indirimde dahi olsa ,ihtiyacım yoksa ,onunla giyebileceğim bir giysim yoksa alayım da,sonra bir şeyler uydururum demem.
Mesela evlenince tam tekmil evler döşenir filan,kusursuz,herşeyden çifter çifter filan.Yok öyle,ihtiyaç olan temel eşyalar iyisinden ve en kullanışlısından alınır.Gerisi zamanla olur nasıl olsa.Ayrıca ben odamı bile zamanla dekore ettim.eksiklerimi tamamladım.böylesi daha keyifli:))
Dileğim bir gün evlenecek olursam kocam gümüşlük gibi ağır kalantor eşyalara özenmesin.Düğünmüğün istemem.bir nikah, bir arkadaşlarla eğlence yeter.

Tok gözlü olmasam da yaşamın  ölçüsündeyim, onu biliyorum:)) 

10 Aralık 2012 Pazartesi

Yoyo Topuyla Oynuyorum Bugünlerde de


Hayat bir yoyo topu gibi..Bir zaman hayatından çıkan insanlar bir gün bir bakıyorsun tekrar hayatına girivermiş....Sanırım pişman oldu,o da benim gibi üzüldü sanıyorsun bir bakıyorsun yanına çıkarı için gelmiş.Çünkü biliyor senin yüreğinin hala dostçul yürekle çarptığını. 
Bir başkası da gerçekten seni tekrar kazanmak istiyor.Söylediği sözlerin hareketlerin farkında.Diğerini affedebiliyorsa yüreğim ,bunu da haydi haydı affeder diyor...Çünkü benim de hatalarım var,haksızlığım var...

Hayat bir yoyo topu gibi. Gidiyoooor sonra geliyor...

bazen içimdekiler konuşmasa da bir başkası anlatıyor seni.Kendimi övmüş gibi mahcup oluyorum sonra.

Hayat bir yoyo topu gibi...Çarpıyoooooor ,sonra heyecanla geliyor....

Sevgi her kırgınlığın ilacı...Ben sevmeyi seviyorum...İçtenlikle sevme sevilme dileğiyle...

Ville Valo & Natalie Avelon - Summer Wine