22 Eylül 2012 Cumartesi

Mini minnacıklığı geçtik,ortaokulu da bitirdik




Çocukluk anımı ilk yazışımdan sonra aylar geçti.Bir mim yazısı beni nerelere ,neleree götürmüştü.Deeptone daha ilerisini yazmam için beni şevklendirdi.Yalnız hikayenin bundan sonraki yazımı, benim için pek kolay olmadı.
Ya fırsat olmadı,ya zaman! Zamanım olduysa da ruh halim bunları yazmak için hazır değildi.Sonra da erteledikçe geçti.Sonra da unutmuşum ..Ta ki Ebru'nun hatırlatmasına kadar...
Sanırım artık yazmaya hazırdım kendimce:)


Eylül'de okulların ilk açıldığı hafta idi, Uşak'a taşındık.O zamana dek biz küçük bir ilçede yaşıyorduk.Herkes birbirini tanıyordu.Okulda ilişkilerimizin içine hiç kavga ,kibir,alaya alma,fitne fesat girmezdi.

Ben top oynamasını bilmeyen bir çocuktum.İp atlayamazdım.Ama tenefüslerde zaman zaman arkadaşlarıma katılırdım.Zaman zaman ben beceremiyorum diye girmek istemezdim aralarına. Onlar benim de katılmamı isterlerdi ama.Ben güçsüzdüm.Okulun arka tarafında ağaçlıklı bir oyun alanı vardı.Köşe kapmaca oynanırdı ağaçları seçip.Ben hep ebe olurdum ama ebe oldum diye kimse bana alayla bakmazdı.Öğretmenlerim beni pek severlerdi.Çok öğretmenim değişti benim.Ama beni en çok Nebahat Öğretmen'in sevdiğini hissederdim.Sadece bir arkadaşımda vardı kıskançlık ,kimse sevmezdi onu pek.Benimse övünmek gibi olmasın çok arkadaşım vardı.Hele de Meryem.Babası doktordu.Tatillerde ,öğle aralarında babasının muayenehanesine gider ,babasının çekmecesindeki portakallı sandozları suda fışkırtır,içerdik.Sonra da yakalanırdık Yılmaz Amca'ya.Tayinleri Erzincan'a çıkınca giden Meryem...Ben arayınca karşılık göremediğim Meryem...İlk terkedilişim...Kimi çok sevdiysem ,gitti ondan sonra..Ne arama ne sorma hiçbirşey...



Kazım Zaim
Her okuldan çıktığımızda soluğu kütüphanede alırdık.Hikaye kitaplarımızı alır eve dönerken ilçenin merkezindeki Atatürk Heykeli'nin önünde durur, 1 dk saygı duruşu yapardık hep.Gelenekseldi.Şaşmazdı hiç !
Bir gün bir amca ,artık alay ettiğimizi mi sandı ne yaptı, ayağından ayakkabısını çıkarmasıyla birlikte bize bi fırlattı.! Sekerek de arkamızdan koşuyordu.Yakalanmadık tabi! Ben yakalanmadıysam zaten... :-))
Koşma konusunda iyi değilim ben.İlçenin kör dişçisi tarafından 4 tane dişim gitti benim.Hem de öyle steril bir ortam yok ,uyuşturma yok.Ben işte o faciadan kaçtım.Yarım arpa yol ancak gitmişken işgüzar kuzenim tarafından yakalanmıştım.Hain,diye tescillendi zihnimde o gün bugündür:-))



Yazları gidişimde, arkadaşlarım pikniğe gidişinde beni de çağırırlardı..Ben gittikten sonra çok geçmeden zaten, herkes bir yerlere dağıldı çil tavuğu gibi ...Bir daha haber alamadım onlardan...Okul hayatımın en unutulmayacak ismiydi onlar...Serdar vardı .Eşyalarımız bir akşamüstü kamyona taşınırken gelmişti.Sınıfın  en yaramaz çocuğu idi..Ama pek de sevimliydi..'Gidince beni unutursun 'dedi.Numarasını verdi.Bir kere aradım.Annesi çıktı.Sonra bir daha aramadım onu.


Şakir Eczacıbaşı
 Bu şehre geldikten sonra arkadaş bulma çabaları başladı .İki günde kurduğum arkadaşlıklar ,bir baktım bizim ordakiler gibi değilmiş.İlk oyunda deneniyorsun ,performansı nasıl diye.Sonra fıs olduğunu anlayınca pazardan kelek alır gibi sayışmaya başlıyorlar.İki lider oluyor biri Ayşe biri Fatma diyor .Herkes en güçlüsünü kapma yarışında.
Çocukken sokuyorlar bu kapitalist,emperyalist düzeni kafamza.Biz ismini bilmiyoruz ama uygulama böyle işliyor.Zayıfsa ezeceksin ,düştüyse bir tekme sen atacaksın;güçlüyse yere göğe nereye koyarsan...Aslında bu çocuk ruhunun en yara alış noktasıdır .En sona kalıyorsun.Sıra kime geliyorsa en son sen olduğun için ağzını yüzünü buruştura buruştura seni seçiyor. Yakar top oynanıyorsa en sona seni vurmayı düşünüyorlar puan almak için.
Ki, ne zaman benim öğrencilerim ve etkinlik verdiğim çocuklarım oldu ; bu sistemi yenmesini bilen, sayışmaya gerek olmayan, interaktif oyunlar oynattık biz . Gerek derslerimizde gerek etkinliklerimizde....



Küçük bir ilçede insanların ne giydiğine bakılmıyordu.Öyle modaymış,kot pantolonmuş,şu bu ,önemli değildi bizim için.Annem dikerdi bizim kıyafetlerimizi.Bana bir elbise dikerken bir örnek de kardeşime pantolon dikerdi.Hep etek giydim ben ,elbise..Annem pantolon da dikerdi ama bana hiç pantolon dikmedi.Ben de hiç ben pantolon istiyorum demezdim.Biz istemezdik zaten.Pazara gitsek ' anne ucuzsa muz al,pahalıysa alma' derdik.Yoksa yoktu,zorlamanın alemi de yoktu!
Şimdikilere söyle bakalım ,yok deyince ne yapıyorlar !
Yaşlı kadın çemkirmesi gibi oldu.:-)) Ama haklıyım ,şartlar öyleydi!Küçük yerde allahtan az örnek vardı da, çok canımızın çektiği de yoktu.Nerde öyle Burger King falan !
Geçen annemle kaçamak yaptık Burger King'e.Kadının bir tanesi, yanında fazla yokmuş para herhalde 'oyuncak almasak fiyatı düşer mi ' dedi. Parası çıkışmayan kadın bir süre sonra ellerinde bozuk para ile geldi. Çok tatlı ,genç bir anneydi.Annemle öyle dedik birbirimize ,geçmişte bizim dönemimizde burger olsa biz de böyle yapar mıydık ,diye tahmin yürüttük.



O zamana kadar etek elbise giymemde mahsur görmeyen arkadaşlarımı daha çok özledim.Çünkü etek elbise giymem o yıllarda taşındığımız büyük şehirde sınıf içinde dedikoduya yolaçmıştı.Ben erkeklere kendimi beğendirmek için öyle giyiniyormuşum.
Sonra o yıllarda sınıfta doğru düzgün arkadaşım yok.Kapıdan girişteki tarafta oturuyorum.Ki,orda hep erkekler oturuyor.Bu çirkin dedikodu, sınıfta daha çok yalnızlaşmamı sağladı.Annemden güç bela bir pantolon almasını istemiştim bana .Sonra bir yerden ,bir dolaptan bir pantolon buldu bana.Yeşilli mavili kareli ispanyol paçalı bir pantolondu.Fermuar bozuk ama.!
Hafta sonu kursu vardı okulda sabah.Giydim gittim .Ama nasıl gittim :))Üzerine fermuar kısmını boydan boya kapatan bir kazak giydim ve gün boyunca anlaşılmasın diye de tuvalete gittim durdum.Kot pantolona acayip özenmiştim o sene ben.Şimdilerde ise nerdeyse 4 sene oldu ben kot pantolon almıyor ve zorunlu olmadıkça giymiyorum bile :)


Özgür Kocamış

Bir zaman dişlerime tel takıldı.Konuşmamda bir bozukluk vardı.ne 'k' ne 'g' ;  doğru düzgün konuşamıyorum bile .Tam da boy attığım seneler bir de.Türkçe öğretmenim vardı ,kimse sevmezdi bu kadını. Ben de türkçe seviyorum diye hep parmak kaldırırdım.Sorduğu sorular ders kitabında olmasa bile doğru cevap verirdim.Sınıfın en önünde otururdum.Sınıf öğretmenimiz yer değişikliği yapmadığı için ben öne düşmüştüm.Boyum da uzundu. Sırık,sağır ,telli gibi bir çok alaya alınmalar beni bulurdu.
Bir gün bu türkçe öğretmeni de sınıfta ' Sen tellisin,ne dediğin anlaşılmıyor,sus bakayım' deyince ,arkadaşlarım onun yanında bana sırık ve sağır diye alay edince ,bu öğretmenim arkadaşlarıma  müdahale etmeyince, o gün ağlamamak için zor tuttum kendimi.Ve nedense bunu yazmak benim için güçtür halâ.

Kazım Zaim

Öğretmenlikten soğudum ben.Evet bakmayın ,öğretmenlik yapıyorum dediğime .Öğretmenlik okumadım ben. Ama nasıl büyük söylediysem hep öğretmenlik ve liderlik ,organizatörlük gibi teklifler geldi bana.Hayatta büyük söylemeyeceksin!
Ama şu kadarını söyleyeyim o durum ben de öyle bir özgüven boşluğu yaratmıştı ki,sağolsun bunda en yakın kanım canım dediğim insanların da katkısı oldu ! Benim bunu aşmam çok senemi aldı.Ve ...Ömrümün her katresinde insanlarla konuşurken ,yazışırken onlara bu üslupla seslenmedim ve bu şekilde konuşmadım,konuşmamaya çalıştım...Çünkü deyim yerindeyse kuyruk acım fazla olmuştu...
Sonra bunu anneme söylemiştim.Annem diye söylemiyorum kibar kadındır.Okula gidince bunu sınıf öğretmenine açmış.O da ,ona açmış olacak ki,kadın bana gıcık kaptı.Hasırdan yapılacak şapkanın, yanına değil de ortasına çiçek koydum diye ,ben değişik yaptım diye,  görüntüde hiç bir çirkinlik olmadığı halde notuma 4 verdi.
Ve bu kadın bir gün biz ortaokuldan mezun olurken dedi ki :
"Beni bir gün yolda görürseniz yolunuzu değiştirmeyin bakalım "  demişti...
Ben o öğretmenimi yolda gördüm.Ona bunu anlatmak istedim.Ama üzüntüm bir yol kenarında öfkemi atmaktan çok derinlerdeydi .Ona verilecek en büyük cezam, susmaktı.Çünkü ben ancak sevmediğim,samimi bulmadığım insanlara susarım..Çünkü benim kelimelerim en büyük hazinemdi o zamanlar bile..
O hazineyi ona vermiştim...Ama harcamıştı ! Bedava para bulunup ,el emeği olmayan paranın harcanılması gibi :)



Büyük şehire gelmek bende böyle bir kaos oluşturmuştu.Büyük yerin çocukları bile küçükken öğreniyordu insanlarla savaşmayı...İnsan insanla savaşır mı hiç? İnsan kendisiyle bile savaşıyor, bir insanla niye çatışmasın :)

İşte böyle çocukluğumu bitirdim ben. Anlatılıp anlatılamayanlarıyla beraber....Hüzün katlandı ...Katlandıkça öğrendim..

Daha yazayım mı :-)))
Yorum Gönder