17 Eylül 2012 Pazartesi

"Çok da şişman görünmüyorsun.Kaç kilosun ki " dedi.



Şimdiye dek, ağır ağır akan bir akarsuydum ben.Zaman zaman yağan yağmurla rejimim artardı coğrafya teriminde.Kurak olduğu zamanlarda da ağır ağır ,aksam mı akmasam mı ikilemi içinde akar dururdum.
Gürül gürül aktığımda kıskanırdı ağaçlar beni. Akışım heyecanlandırırmış meğer onları.Oysa düşünmezdi o ağaçlar. Ben deli gibi aktığımda gürül gürül, kökleri kuvvetleşirdi onların da .Uzardı kökleri bir yamaçtan ,benim doğduğum yatağa kadar.Düşünmezlerdi suyumu onlarla paylaştığımı.Hiç akıl etmezlerdi.Demezlerdi bir günden bir güne "Teşekkür ederiz.Ben kendimi bildim bileli akar durursun.Sayende köklerimiz kuvvetleşti.Senin sayende şimdi ben de başka diyarlara gidebiliyorum köklerimle "diye.


Sadece Çınar Ağacı söylemişti bir gün. "Hakkını teslim etmek lazım akarsu.Yıllardan beri arkadaşlık etmişliğimiz var.Sayende büyüdüm,olgunlaştım.Sarkan dallarımla diğer yakadaki köyleri bile görebiliyorum şimdi.Üşüyorum, güneş değiyor yapraklarıma,ısınıyorum.Sıcaktan kavruluyorum,serinliğinle gölgeleniyorum.Burdaki ağaçlardan yaşlıyım ben.Ama kendimi genç hissediyorum onlardan"
Takdir edilmek güzeldi.Çınar ağacı, o gün sularımı gürleştirmişti.


Geçen gün de bir çift geldi.Kız ayakkabılarını çıkardı.Çoraplarını da çıkardı.Soktu ayağını ,serinliğime. Yanındaki arkadaşına "Su çok güzel ,gelsene " dedi.Oğlan kemküm etti.Güldü isterik biçimde.Kız ,çınar ağacının önünde duran büyük taşa oturdu.Pantololunun paçasını sıyırdı.Oğlan bir an önce gitmenin derdindeydi.Saçı uzundu .Kulağında küpe,boynunda fuları vardı.Gözünde  iri kemik gözlükleri vardı.İnsanlar bu tiplere entel diyorlar.Neyleyim ben entelliği,benim keyfimi kız çıkartıyor.Böyle entellliğin ta içine ben....Lan sizin ben keyfinizin....



Ne de olsa akarsuyum ben .Ara ara gürlüyorum böyle ben.
Çınar ağacı dalını suyuma ulaştırdığında sakinleşirim.
Kız bir süre sonra da suyumla oynadıktan sonra oğlandan, fotoğrafını çekmesini istedi.Facebook'a koyacağım güzel çek, dedi.Bu facebook, kral gibi bir şey mi de beğenilisine sunuluyor,anlamadım ? Bu insanlar garip.Çınar ağacı ile bir süre bakıştık ,anlamak için .
O kadar insan gelir geçer burdan,hiçbirisini anlamadım.Dertleri ayrı ayrı...Bir gün bir kız geldi buraya.Onu hiç unutamıyorum..Sığamıyorum yatağıma ,dedi.Yatağına sığamıyormuş.Neden ki ? Öteden Gürgen Ağacı "çok da şişman görünmüyorsun.Kaç kilosun ki " dedi.Hepimiz güldük onun bu sevimli ,çocuksu çıkışına.
Kulağımı kabarttım ,ağır akıyordum..."Bu insanlara ,bu hayata,bu şehire sığamıyorum...Bu yüzden sadece senin için geldim akarsu...Sesinde sığamadığım bir hayatın demini tazelemek için.."


Kız ,başımda şiirler söyledi o gün.Heraklitos diye birinden bahsetti.Aynı nehirde iki kez yıkanmaz, demiş.
Pehh! Yıkanmaz mıymış hiç! Ben akar dururum.Suyum değişir benim.Bende yıkanılmaz da nerde yıkanır , değiştim ben,değişiyorum !
Çınar Ağacı gülümsedi bu deyişe.O benden daha bilgeydi .Ben ondan önce de hep burdaydım. Ama bizim Çınar Ağacı görmüş geçirmişlik ,olgunluk açısından hepimizden daha bilgiliydi.Yine de kimseye "sen sus ben biliyorum" demezdi.Herkesi hoşgörüyle dinler, herkese bilgece nükteler anlatırdı.Herkes onu can kulağıyla dinlerdi.





Geçmiş zaman oldu. Karşı köyün adamları geldi .Gözümün önünde kestiler arkadaşımı.Çınar Ağacı acıya dayanıklıydı.Gururundan, feryat figan da etmezdi.Ama sarsıldığını,köklerinden ayrılırken özsuyunun akarsuyuma karıştığını içimde hissedince anladım.

O vakit, bu zalim insanlar için hiçbir şeye değmediğini düşündüm.Kendilerine verici olan bu canlıya nasıl zarar verebildiklerini...Oysa kendilerine zarar veren,onları önemsemeyen insanları kazanmak için nasıl çırpınışlarını,kıymet bilmeyişlerini...Sonra benim akarsuyumun içinde ayaklarını serinletirlerken nasıl doğa dostu olduklarını kanıtlamak için kameralara gülümseyişlerinin yalancılığını gördüm.

O günden sonra sohbetinden zevk aldığım en yakın arkadaşımı, Çınar Ağacı'nın yokluğunu ,yüreğimde derin hissettim.Özlemiştim onu.  Varlığımı akışıma kaptırmaya başlamış,kimseyle bu duygumu paylaşmamak için söz vermiştim kendime.

Kaç gece kaç gündüz oldu bilmem.Pireler berber olmuş mudur yoksa kalfalık mı yapıyorlardır halâ ,bilmem . Gökten 3 elma yerine saksı mı düştü başımıza, bilmem amaaa...
O kız yine geldi.Sığamıyorum ,dedi tekrar "Dağa taşa " 
Sen misin onu diyen..Kızgındım bu insanlara ben..Hem bir yaren lazımdı bana.Hazır bu kız da " Sığamıyorum bu hayata,şehre " demişken....

Ben akarsuydum.Aktım kendi yatağıma.
Kız da sokulmuştu yanıma.Çantası meşe ağacının kucağındaydı.Alıverdim onu da içime.Kırk yılın başında benim için bir misafir gelmişti. Hiç koyar mıydım onu ben buralarda...


Ezginin Günlüğü Gemi 'yi söylüyor.Biliyorum pek uymuyor ama içinde akan bir şeyler var sonuçta...
Her hakkı üzerimde saklıdır dememe bilmem gerek var mı:-))Ben tekrar yenisini yazarım ama sen ,kendin yazmış gibi mutlu olabilir misin...Olamazsın !Benden söylemesi :-))






Yorum Gönder