30 Eylül 2012 Pazar

Tatatammmm.! Şanse Pazar Bu Hafta Yine Karşınızda:-))

Tatatatam!
O lala la , İşte geldim burdayım ben bu işte ustayım! Radyo frekansları başında kulağını dikmiş pek muhterem dinleyicilerim,
Hoşgeldiniz sefalar getirdiniz !!!! (şak şak şak,ıslık sesleri )
Yine bir pazar günü sizinle birlikte olmanın heyecanını ve keyfini yaşarken dopdolu ,bol adrenalinli anlara ne dersiniz ?
Günün bu saatlerinde evden çıkmakta olanlar,evden çıkmış yol almakta olanlar,ütü yapacağım yardıma gel bari boş boş konuşma, diyenlerin radyosu burası! Takmış koluna elin adamını,beni orta yerinden çatlatıyor diyenlerin frekansı!
Taktık sevgilimizi ama yapacak bir şey yok, diyenlerin durağı burası...Her nerede olursanız ben dinlemeye razıyım seni,diyenlerin durağı burası!

Bu hafta tweetlerinize bakmakta sorun yaşıyorum sevgili dinleyiciler.İnternet bağlantısında oluşan bazı problemler sebebiyle programımıza telefon bağlantılarıyla devam ettireceğiz.
444 o 489 11 nolu telefon numaralarından programımıza canlı bağlanabilirsiniz.Benim kartoloz sesimi duymak istemezsiniz ,diye anlayışlı davranmak isterseniz 4999'a Şanse Pazar yazın ,programımıza katılın.
Aman da efendim kimler geliyormuşşş...Kimler geliyormuşşş da efenim,siz buraların yolunu bilir miydiniz efendim,bilseydik....Kenan Doğulu söylüyor.Boğaziçi:-))
Zamanında İlham Gencer 'in Bak Bir Varmış  Bir Yokmuş şarkısını sabahtan akşama kadar dinlerdi Kenan.Biliyorum ,çünkü hep rüyalarıma girerdi.İşte bu şarkı ruhunda öyle fırtınalar kopardı ki ,bir baktım bu da bir gün böyle şarkı yapmış.Başta pek sevdiğimi söyleyemem.Dinledikçe alıştık şarkısına.Kırmayalım dedik.Kenan efendi çocuktur.Hevesi kırılmasın yavrunun.Bakalım İlham Gencer Boğaziçi'ni nasıl anlatıyor:

Sabahtan akşama kadar Boğaziçi şarkıları dinlerdik biz.O sene içime bir boğaz aşkı akşetmişti. Habire elimde Semiha Ayverdi'nin Boğaziçi'nde Tarih kitabı olurdu.Hey gidi günler hey!
Ooo kitap dedim de aklıma geldi.Bugünlerde blog aleminde hayat verilmesi gereken bir etkinlik var.Profesör 'ün basın toplantısında gösterdiği nezaket ve yardımsever girişimci tutumu basın ve yayın dünyasını harekete geçirdi.Yakın günlerde blogger arkadaşların da bu girişime destek çıkacaklarını umuyoruz.Alıcılarınızla oynamayınız lütfen , adresini bildireceğim:)

 Profesöre programımıza katılımlarından dolayı teşekkür ediyoruz.Geçen haftaki programımızdan sonra istenirse medya iletişim kulübü kurulabileceğini dile getiren yazarımız, motivasyonu artırma konusunda yapıcı izleyicilerimizden.
Geçen haftalardan aldığımız bir olumlu bildirim de Bir Sırrım Var Güzel İnsan Ebru'dan geldi.Muhtemelen şu saatlerde kulağını radyo hoparlörüne bağlamış durumdadır. Yapıcı ,fikirci ,samimi, şeker mi şeker bu arkadaşımızın yorumları da bıcırbıcırdı.4999'a devam yazan bu güzel talihlimize Angeline Jolie öpücüğü gönderiyorum. Hahaha çok gıcığım ,biliyorum Ebru ;)
Deeptone de sağolsun güzel sözleriyle programımıza renk katmış.Hani bazı insanlar vardır ya hangi hayata hangi insana hangi doğaya düşseler renkleriyle bir fark yaratırlar.Yaratmakla da kalmazlar ,çevrelerine ışık getiririler.Tanımak,tanıştırmak,bilmek,bildirmek,izlemek,izletmek,farkında olmak oldurmak onlarla  olur.ben o yüzden Deeptone'u prizmaya benzettim .
Hadi bakalım bu kadar laf yeter .Bu Ne Dünya Kardeşim : 


Yeliz son yıllarda çıkardığı albümle eski ışığını tutturamadı.
Sesi çok güzel bu dinlediğimiz şarkıda.Son yıllarda acaba çok mu sigara içmiştir bilmem ama, bu güzel tınıyı bir daha yakalayamadık onunla.Olsun,bu şarkısı Yeliz'i bize güzel hatırlatıyor.
Hızı kesmeyelim mahallenin romantik prensi Ceceli gelsin şimdi .Limon çiçekleri !
                     Sarı rengini sevdiğim için bu şarkıyı da seviyorum desem haksızlık etmiş olmam değil mi?Ceceli gülümsüyor.Sen bilirsin, diyor bana.Kibar da çocuk ! Yok haksızlık etmeyeyim.Bu şarkının akdeniz akşamını hatırlatan sakin, munis, aşk kokan bir hali var.Sık dinlemem ama dinlediğimde keyif aldığım şarkılardan biridir.
Radyo frekansları başına yeni gelen dinleyicilerim çok şey kaçırmış olmadınız.Ben size rss halinde geçmiş döküm yaparım hani.O kadar da havamız olsun:-))
Bir kere Türk Sanat Müziği ve Türk Halk Müziği koro konserine gittim.Ayyy bir hoşuma gitti,bir hoşuma gitti !
Ertesi sene ben de katıldım.Müzikte perdok es,şu notadan girin filan bilgileri öğrenince üstüme bir hava gelmişti.Hallah hallah ,yananı görür Allah Allah  görür inşallahhhh inşallah  , diye allahtan süt banyoları yapmadım:-))Randımana getirdim kendimi .
Hiç tanımadığım insanların karşısında "Kapıldım Gidiyorum bahtımın rüzgarına " deyince rüzgar değmiş yaprak gibi sallanıp 'ce '  demiştim.
Şaka şaka o kadar değil!Abarttım.Kuş popülasyonuna saygılı olan ben sesime güvenmesem zaten çıkmam.Arada detone olduğum varsa sesimin notasını bilemediğimden oldu. Bir kaç saka kuşu ötenazi hakkını kullanmış olabilir .Ekosistem de bununla çökmez ama değil mi ?
  Bu hafta gündeme Şükriye'nin de bir etkinliği düştü.Kitap değiş tokuş fikri bir kaç ilgili dışında pek rağbet görmedi. Olsun ,önemli olan başlatmış olmaktı .Daha zamanı var  bu etkinliğin.
Bu fırsatta tanıştığı Pembe Deniz'in isteğine de kayıtsız kalmak istemedi .Rica etti,programında bu duyuruyu da bir yapıver diye.

Reşat Nuri Güntekin- Çalıkuşu
İpek Ongun- Bu hayat sizin
Dr. Sevim Asımgil- Dilara
Danı Sınclaır- Kimsin Sen?

Yukarıdaki kitaplar ile eş değer olmasını istiyorum takas edeceğim kitapların.Kitaplığımda yer açılması için istiyordum. İşte dedim ya eş değer istiyordum :) demiş. Harlen Coben serisini de bilhassa belirtmiş yorumunda.

Bu konuyla ilgili ayrıntılı bilgi edinmek isteyenler Şanselize Bulvarı'na uğrayabilirler.Benden söylemesi ;benden günah gitti !
   Geçen hafta pek heyecanlı olduğum için yiyecek içecek bol keseden gidiyordu.Bu hafta heyecanın yerini pazar sakinliğine bırakınca,bir de insan geç kahvaltı edince böyle cebimizde akrep taşıyormuş gibi oluyor haliyle! Şimdi biz bu durumda nasıl biz özgürüz diyebiliriz !


                                                                       Yani özgürlük bu !
Şu an elime düşen bir haberden bahsetmek istiyorum .Politikacılarla ilgili çok çarpıcı açıklamalar yapan Ç.K. isimi şahıs gözaltına alınmış.Habere göre Ç.K politikacılarla ilgili bazı saptamalarda bulunmuş.İşte o saptamalar :

"Politikacılarla çobanların arasındaki en belirgin özellik ; çobanların kaval çalarak ,politikacıların nutuk atarak milleti  uyutmasıdır."
çok cesur çok iddialı sözler bunlar!
"Politikacılar günde iki kez traş olurlarmış.İki yüzlü olduklarından."
Ooooh ,aman tanrım ! Ohmm may gat efendim ! Tüm dillerde aman tanrım !

Bu sözler yenilir yutulur sözler değil ! Ç.K ayvayı yedin dostum!

Bir masal söyleyelim,uyu da çabuk geçsin zaman.Bir varmış bir yokmuş....
Bir zamanlar Süper Baba'mız vardı her cuma akşamı onu beklerdik.Alf,Susam Sokağı,Bizim Aile,Lessie hayatımızı süsleyen güzel ayrıntılardı televizyonda izlediğimiz.Barış Manço pazar günleri 7'den 77'ye programlar yapardı.Akşam saatlerinde de, pazar günleri Cenk Koray ile Tele Pazar olurdu.
Bizimkiler dizisinde Tahtakafa Raşit'e gülerdik.Erkan Yolaç çıkardı .Değiştir ,Evet Hayır programları olurdu.Mehpare Çelik TRT ekranlarının değişmez spikeriydi.Haber bültenini o sunar,sohbet ve kültür sanat programlarında da o çıkardı.Sonra pazar günü öğle kuşağında çocuk korosu olurdu.Gürer Aykal'ı ordan hatırlıyorum.Annemle beraber izlerdik.İyilik yap iyilik bul /Kim kazanmış kötülükten diye şarkılar söylerdik biz.
Çocuk şarkıları bilirdik.Şimdi çocuklara şarkı söyle, desen ilk akla gelen nerdeyse İsmail YK şarkıları oluyor...Bizim çocukluğumuz güzeldi .Hiç özenmiyorum o yüzden ben .Şimdi çocuk olmaya....
Müzik arasında benim de aklıma başka sözler geldi.Nerdeyse 20 senelik bir geçmişe sahiplikleri var.Sabah gazetesinin duvar  yazılarıydı .Aynı sayfada  kimi zamanda Selahattin  Duman'ı ,kimi zaman Çetin Altan'ın, kimi zaman da Melih Aşık'ın yazıları olurdu.
Duvar yazılarını kim yazardı bilmem ama , ben hala açıp baktığımda aynı keyfi ve aynı haklılığı görürüm.Bu gün bile aynı şeyleri eleştirdiğimiz düşünülürse... Hele bu insanların doğru konuya parmak bastıkları bir gerçekse...

Kızını dövmeyen gayrimeşru torununu döver
Çocuğunu okutma bırak cahil kalsın toplumun canına okusun
eskiden sözümün eriydim terfi ettirdiler çavuşu oldum !
Şişmanlamaktan korkma...Her bedene göre bir mayo mutlaka vardır!
Benim beynimi yıkadılar.Ama tam beyazlamadı
İki yakan bir araya gelmiyorsa gömlekçini mahkemeye ver
Bu kaleci milleti çok fanatik oluyor.Kendini yerden yere atıyor .
Kedinize lens takın.Van kedisi gibi havalı olsun.
Politikacılar arasında en keskin beddua "Allah seni medyanın diline düşürsün de ,manşetlerden inme emi !
Toplu iğne dikiş iğnesine ne demiş "hadi sen de kafasız"
Boş tüp ,dolu tüpe ne demiş " Seni yakacaklar benim yerime "

Bayanlar baylar ,bu hafta yaptığım görüşmeler sonucunda bazı tatsız izlenimler daha edindim.
Dalgalanmakta olan ruh halimi kabartan durumlarla karşılaştım.Tuz biber ekilmedi değil tabi; İyi ,mutlu ,herşey yolunda giderken takmadığın bazı sözleri, dalgalı ruh halinde süper çekim gücüyle icat edilmiş elektrik süpürgesi gibi alıyorsun.
Tiyatroyla senelerden beri haşırneşir ve içinde ,merkezinde olan biri olarak ne kadar imrenilsem de şehrimde hakarete uğrayan sözlere de rastlıyorum.Bunu ayan beyan yüzüme de vuruyorlar.Tabi ben kendimi bildiğim için bunlar bana tıntın geliyor.Ama bugünlerde "dalga boyu aşmış ha beş metre ha on metre"  misali benim zaten içim karışık, daha fazla karmaşıklaştıralım diyen insanlar var!
Geçen bir arkadaşımın işi için gittiğimizde beyefendinin biri neredeyse beni arkadaşın yanında zavallı,dilenci yerine koydu.Alıngan bir insan değilimdir.Buna mahal bırakmamak için nazikçe sorma yöntemlerim vardır.Ama beyefendi sağolsun arkadaşa bir örnek verirken beni gösterip arkadaşınız gibi üç kuruşa çalışmayı avare avare gezmeyi mi düşünüyorsunuz (dahasını söyleyemeyeceğim)yoksa insan kaynakları gibi saygın bir işi mi istersiniz gibilerinden buna benzer cümle kurdu.O sırada ben tepemden akan kaynar suyun beni nasıl haşladığıyla meşguldüm.
Hayat boyu bunu yaşıyorsun.Akraban da yapıyor bunu.Herkes yapıyor.Çünkü öyle görmüşler.Çünkü benim gördüğüm gibi görmüyorlar dünyayı.Ne diyeyim!
İki dizide oynasan bir abdirik gubdirik bir filmde oranı buranı açsan ,aptal kız rolü oynasan para alıyorsun,ünlü oluyorsun ya o zaman saygın görünüyorsun !!!Ama benim gibi çocuklara tiyatro yapıyorsan,tiyatro öğretmenliği yapıyorsan ,sivil toplum kuruluşlarında aydınlık gelecek sözleri senin ediyorsan,gelecek ile ilgili kurduğun tek hayal, evli ve çocuk sahibi olmak değilse,hayatını para üzerine kurmuyorsan,Allah çok verip azdırmasın,az verip baktırmasın diyorsan,maalesef zavallısın o insanların gözünün önünde !  
Paran kadar saygı görüyorsun.Ne kadar paran varsa öyle saygı görüyorsun.Kaç paralık elbise ,esvap ,şu bu ne giyiyorsan onunla ölçülüyorsun. İnsanlar yeni tanıştıkları birine bile ' kaç para gitti bu daireye ' diye soruyor. Bu dairenin en sevdiğin tarafı ne ,şu köşeyi neden seviyorsun diye soruyorlar mı ! Küçük Prens 'in  kulakları çınlasın ! Okumayanlar Mavibulut Yayıncılıktan okuyabilirler.Kitabın hem büyüklere hem de küçüklere hitap etmesi kitabı özel kılıyor.

Tezer Özlü'yü de bu görüşe yakın bulduğum için beğendim.Çünkü siz bir insanı dinlemeden önce ayakkabısına bakarsınız,kılığına kıyafetine bakarsınız.Dışarda çöpçü olduğunu bilseniz adamın yüzüne bakmazsınız.Ama o adam bir SARAR bir KİĞILI giysin .Peşinden ayrılmazsınız.
Herkes "ay ne güzel" "ay böyle ""ay şöyle" der arkanızı döndüğünüzde ya da en zayıf anınızda size bununla vurmaya çalışırlar.Belki bu konuda çok acımasızım ama bunu en çok yapan yerler küçük şehirler !Küçük şehrin insanları !
İşin garibi Uşak bundan seneler önce,annemin çocukluğunda filan en modern,en çağdaş,en kültürlü insanların olduğu bir ilmiş.İnsanlar alışveriş ettiklerinde bile bir giysiyi kaç paraya aldıklarını bile söylemezlermiş.Alan var alamayan var diye düşünürlermiş.Öyle kıyafetini süzme,kıyafetine göre insanları sınıflandırmak çok ayıpmış! Hakikaten de eski Uşaklı ailelere bakıyorum da konuşması,görgüsü ,insanlara davranışı ,sanata topluma,çevreye,dostlarına bakışları daha saygılı ,daha ilerici .Hoş,artık Uşak'ın yerlisi pek kalmadı.Bir elin parmağını geçmezler.Zaman içerisinde şehir daha geriye gitti.Nerden nereye geldim yine :)Şu hayatta neler oluyor !! 
Hadi bakalım Rafet 'e kulak veriyoruz :
Kendinle barışık olan insan tüm dünya ile yüreği barışıyor.Üzüntüler de sevinçler de bizler için!
Üzüntüyü de doya doya yaşa ki,sevincini yaşaman katlansın.Kıymetini bil herşeyin!Kıymet bilmek bana göre hayatın en olmazsa olmazı.Sağlığımızın,dostlarımızın,ailemizin,okuduğumuz kitabın,filmin ,hayatımıza ne giriyorsa onun kıymetini bilip öyle yaşamak...Ölene kadar hakkında söylemediğini bırakmayıp kalp kırdıktan sonra ;öldükten sonra onun adına methiye düzsen ne fayda !

Bu hafta Hollywood'u Kapattığım Gün kitabını okuyorum.Kitap Hollywood'ın kısa tarihini tutuyor.Kızıldereliler hakkında da bilgiler veriyor.Yeni okuyacağım bölümde İrlanda'ya da değiniyor.Kitap kalın görünüyor ama kitabın nerdeyse 150 sayfası dipnotlara ayrılmış.Turgut Özakman'ın tarih kitapları gibi.

Eşi Stefani'den ayrıldıktan sonra herşeye hayır diyen bir adamın karşısına bir arkadaşının çıkışıyla hayatı değişir.Jim Carrey'den müthiş komedi ve düşündürücü bir film !Herşeye evet demek mi iyi ?Herşeye hayır diyerek reddetmek mi güvenli?Keyifli,eğlenceli,komik ,tipik bir Jim Carrey filmi :-))


İnception (Başlangıç )
Bilenler bilir.Fazla vurdulu kırdılı ,aksiyon filmlerini pek beğenmiyorum.Bilim kurgu filmleri de bana göre değil.Bu film de ilk başta bilim kurgu içerse de senaryosunda film hem dram,hem aksiyon,hem psikolojik,hem felsefik hem de mimari içerikler barındırıyor.Filmi ilk izleyişinizde anlamakta zorluk çekiyorsunuz.Daha sonra...Daha sonra yine derken filmi yavaş yavaş anladığınızı farkediyorsunuz.İlk başta gözünüzden kaçanlar ,filmi izledikçe dikkatinize daha çok takılıyor.



Bu filmi 2 kez izledim. Başlangıç filmi 3.izleyişi de götürür amaaa:-))Sevcoşun bu filmi ilk izleyişiydi.Şimdi o 2.sini ,ben de 3.sünü izleme derdindeyim :-))
Bu hafta vizyonda Kenan İmirzalıoğlu'nun başrolünde oynadığı bir Osman Sınav filmi 'Uzun Hikaye ' ve Sinan Çetin'in yönettiği Haluk Bilginer'in de başrol aldığı  'Çanakkale Çocukları'  filmi var.Sevcoş ile yaparız inşallah bir sinema, bir burger king kaçamağı:-))



Programımıza Gargamel'in istek şarkısıyla bitiriyoruz.Sevgiler kendisine :-)
Haftaya Şanse Pazar'da yeni bir gündemle yine beraber olmak dileğiyle .Hoşçakalın

28 Eylül 2012 Cuma

1.Uyku Merasimi

Uyumak istiyorum pazara kadar.
Gördüğünüz rüyaları pazar günü okurum artık.
Pazar günü programını bu hafta konuk yazarım Sevcoş yapacak:))
Ben biraz ortalıktan kayboluyorum.
Gelen yorumlarınız ve fikirleriniz gözlemime açık,biliyorsunuz ;)
Görüşürüz.

                               Ben gelene dek Candan Erçetin 'Kendine iyi bak 'şarkısını dinleyin.
                                            
                                       Gelirken istediğiniz bir şey var mı?Adettendir:,-))

İnsanlıkla ceviz

İnsanı cevize benzettim ben.
Önce yeşil,rengini bırakıyor.Taze,yumuşak,kabukları hemen soyuluyor.
İnsan da böyle değil mi!
bebekliğimiz çocukluğumuz renkli düşlerimizle ,hayallerimizle güzelleşiyor,iz bırakıyor herşey zihnimizde.
Ne kadar tazeyiz,ne kadar körpe.Yaşam denilen yıla tecrübe deniyor.Sen de henüz tecrübeleşmemiş doğrular ve yanlış görüler var.Zamanla doğrular yanlışa,yanlışlar doğruya,yanlışlar daha yanlışa,doğrular daha çok doğruya artarken bazen doğru ve yanlışlar hep aynı kalabiliyor.Önce tenimiz ne kadar pürüzsüz,kırışıksız oluyor.Gitgide göz altımızda yüzümüzün orasında burasında çizgiler beliriyor.Kimi zaman açık olan tenler koyulaşıyor bile.
Sonra hayatın ve bazı insanların kazandırıp kazandırmadıklarıyla ,kalp kırgınlıklarınla,öfkelerinle,öğrendiklerinle sertleşmeye başlıyorsun.Olgunlaşıyorsun vesselam.Bir gün geliyor kabuğunu kırmak ya faydan dokunacak kişiye ya da aç gözlü bir obura veyahut cimri bir baklavacıya düşüyor.Cimri de olsa kırıyor kırıyor kırıyor seni.İçin iyiyse kullanıyor seni.Ağıza gelesin diye iri dövülüyor.Lezzetli oluyorsun.İçin kötüyse kullanılmıyorsun bir daha.İçin iyiyse veya kötüyse kırılan ceviz kabuğu tekrar yapıştırılmıyor....Sen içini nasıl doldurduysan cevizin, hayatını anlamlandırdığın kadar oluyor.
Yani bilmem kaç yüz tane kitap okuyan da ölüyor,bilmem kaç bin dolarlık gardrobu olan da ölüyor....
Ceviz kabuğu kırıldıktan sonra geriye kalan tanenin değerlendirmesi sana kalıyor....

27 Eylül 2012 Perşembe

Değiş Tokuş Fikirleri :-))

 Merhaba Şanselize Bulvarı sakinleri,

Bu kez başka bambaşka bir yazıyle karşınızdayım.Şu dakikalarda giyinmiş kuşanmış ekip arkadaşımı beklerken boş durmayayım dedim .Ne zamandan beri yazmayı beklediğim öneri yazısını gündeme alayım dedim:-))Bunun için pazar gününü bekleyemezdim doğrusu !

Şimdi ; şu aşağıda ve yukarıda görmüş olduğunuz kitap dizinleri benim kitaplığımda bir süre ikamet etmekteydiler.Sahibi zat-ı muhterem bunları zamanında aldı.Zaman zaman birkaçını okur gibi oldu ama devam ettiremedi.Kitaplar aslında çok okunan bestseller dizisinde.Hani olay,macera,aksiyon,şu bu var ama dönüp dönüp okuayacağım kitap türünde olmadıkları için kütüphanemde olmalarının da bir mantığını göremiyorum.Diğer taraftan kütüphanemde şu kitap olsa,şu kitabı okumuştum,beğenmiştim bir daha okumak isterim dediğim kitaplar oluyor.
Ben de bu ışıkta düşündüm taşındım.Kendimce bir fikir buldum.Aslında bu konuda Ebru'nın mucize kitap takas fikri bana ışık oldu desem yalan olmaz.Bence onun sayfasına da göz atmakta fayda var.Şu kapıdan gireceksiniz.Fısıldaşan kızlardan aşağıya indiğinizde ,tam karşıda:))



                     İşte bu güzel fikir kadınından
                                                       esinlenerek ben de diyorum ki :

Hani içinizde bu kitapları seven,böyle koleksiyonlar yapıyorum ben,olsun ben okumayı severim,ben de böyle bir kitap istiyordum vs cümleler kuran varsa ve elinizde takas edebileceğiniz kitaplarınız varsa irtibat kuralım.Olur ya,şu kitabı ben okumuyorum ama şu kitap elimde olsa ne güzel olur dediğiniz....

Şimdi şu gördüğünüz kitapların hepsi istediğim kitaplarla değiştirebileceğim,takas edebileceğim kitaplar !
Peki ben hangi türde olanları tercih ediyorum?Hangi kitaplar olabilir?Ayrıca ilerleyen günlerde yorum bölümüne yazacağınız tekliflerinize mail adreslerinizi yazarsanız daha sonra iletişim ve ulaşımda problem yaşamayız diye düşünüyorum.Bir de şu var tabi,elinizde benim yazmadığım türde ve ismini belirtmediğim bir kitap var diyelim bunu yorum bölümüne yazabilirsiniz.Belki ilgimi çeker,belli mi olur;)

Eveet bu kadar açıklama yeter sanıyorum.Şayet bu konuda kafanıza takılan soru olursa,olur ya düşünemediğim bir ayrıntı olursa lütfen yazın ,olur mu ?Şu an zihnimde oluşan tek fikir ve bu fikrin neler içerdiği...
gelelim hangi türde değişim olacağına ve hangi kitaplar olacağına.....
Gerçi şimdiye dek az çok çözmüşsünüzdür ama ben yine ihmaller denizinde yüzmeyeyim.
Hangi Alanlar ?

Felsefe
Edebiyat
Anı
Biyografi-Otobiyografi
Deneme
Sosyal Bilimler
Tiyatro

Hangi Kitaplar Olabilir Mesela ?

Sabahattin Ali
Yusuf Atılgan
Simon De Beavoir
Platon
Alais De Button
Dante
Thomas Mann
Yaşar Kemal
George Orwell
Elias Canetti
Louis Borges
Edip Cansever şiirleri
Stanislavski (Bir Aktör Hazırlanıyor var bende)
Elif Şafak
Yılmaz Özdil
Üstün Dökmen (Küçük Şeyler 1-2-Ladesçi-Yaşama Yerleşmek ,var bende)
Lou Marinoff(Felsefe Terapisi kitabı var )
Halil Cibran(Ermiş kitabı var bende)
Buket Uzuner (uzun uzun yazmayayım,hangi kitabı varsa yorum yazabilirsiniz)
Edgar Allan Poe
Albert Camus
Mahfi Eğilmez (Hititler ile ilgili yazdığı kitapları ilgimi çekiyor)
Stefan Zweig
Mıchael Ende (Momo kitabı bilhassa önemli benim için )
Oğuz Atay (Tutunamayanlar romanı dışındaki kitapları)
Yılmaz Özdil
Rafik Schami de derdim ama onu tanıyana pek rastlamadım şimdiye dek.

İlla ki bunlar demiyorum tabi ama içlerinde varsa değiştirmek istediğiniz veya kitaplığınızda iki tane varsa diye belirttim.Az çok ne çizgide olduğumu bilmeniz açısından alternatif bir öneri sundum kendimce.Yazar kitapları bu şekilde.
Peki bir de kitap olanlarına bakalım:-))
Sokratesin Savunması 
Samizdat 
Şahane Hatalar
Beşpeşe (Kolektif Yayın)
Küçük Prens
Veronika Ölmek İstiyor
İnsan Mühendisliği

Türk İş Bankası Yayınları ve Yapı Kredi Yayınlarından herhangi bir kitap da olabilir pekala:)

Dediğim gibi illa bunlar olacak diye bir şey yok.Olursa ne alâ olmazsa pekala:)Ama önceliklerim bunlar elbette.Sizlerden gelen yorum ve değerlendirmelere göre bakacağız artık önümüze.
olursa güzel olur ,hem benim hem sizin açınızdan da.Sonuçta er ya da geç istediğimiz kitapları elde ediyoruz ;neden böyle olmasın değil mi?:)
Süre vermem gerekiyor mu bilmem ama ben bu süreyi çok kısıtlı bir zamana sıkıştırmak istemiyorum.Sizlerden gelen talep doğrultusunda hemen harekete de geçebiliriz....
Hımm tabi özel olarak bu konuda irtibata geçmek isterseniz 4999'a Şanse yazın.....
Hihihihi , şaka şaka :-)))



Şimdi yeni şeyler söylemek lazım

Dün o derece çelişkili yazmışım ki anlamakta zorluk çektiniz beni.Haklısınız.İnanın şu günler ben bile kendimi anlamakta zorluk çekiyorum.Bir kararszılık eşiğindeyim.Atımı terkime atıp ,gözlerimi de şaşı feleğine döndürüp,mor kaftanları odun belime sarıp terk-i diyar edesim var bugünlerde.Her gördüğüm otobüse de çılgınca fikirlerle bakıyorum.Ayranı yok içmeye tahteravalliyle gider...hesabı..Nereme gidiyorum!Sezon başladı ! Elbette kış modasının sezonundan bahsetmiyorum.Dün o kadar laf ettim,tiyatroyu bırakıyorum diye.. Yemedim yedirdiler ,yutamadım yutturdular; tilki misali yine kürkçü dükkanıma döndüm.Yani devam !

Biirrr, oyunun as kişisi olan ben, şu saniyeden sonra bırakamam.Söz verdim geri dönemem.
İkiii,haklı olsam bile ,kendi açımdan mantıklı gerekçelerimin olduğunu biliyorum ama bırakırsam haklıyken haksız duruma düşmem söz konusu var.
Üçççç en azından sömestriye kadar bu sürece devam etmek,
Dörtttt ilerde en azından  birbirimize bir selamımımız olsun,kötü ayrılmayalım,sonuçta yedik içtik,birbirimize hakkımız geçti ; sanki aramızda bir şey paylaşmamış gibi arkamı dönüp çıkmak bana yakışık almaz.
Beşş ! Mücadele etmek yerine korkakça kaçmak beni güçsüz hissettiyor.
Eveeet ağlarım zırlarım ama, hepsinin üstesinden gelirim evelallah!
Şimdiye dek ben somurttuğumda çevremdeki herkes benle mutsuz oldu.Kendimi teselli etmek ,kendimi güçlendirmek hep bana kaldı.İstedim ki biri bir kere ben somurttuğumda 'herşey güzel olacak.Herşey yoluna girecek' desin.Yok ! Ama onların morali bozuk olduğunda ben hep iyi tarafından bakmalarını söyledim ona.Gerekirse edep medep dinlemeden daldım bir pazar kapılarına kimi zaman.Onlar somurtuyor diye neşeli şarkılar söyledim.
Ama bu benim suçum.Çünkü ben sorunlarımı anlatırken pek rahat olamıyorum.Yazarken bile saklıyorum.Ne hissettiğim,nasıl olduğum görülüyor ,hissediliyor ama sorunu böyle bağıra bağıra söyleyemiyorum.Haliyle ben hep bir sorunum yokmuş gibi gösteriyorum.kısacık sorunumdan bahsetsem ' çok mızmız, pek şikayetçi ,hiçbir şeyden memnun olmayan,arıza tipler gibi hissediyorum kendimi. Oysa ben insanların sorunlarını dinlemeyi çözüme kavuşturmayı kavuşturamazsam bile dinlemeyi severim.Bir de hep güçlü göstermek kendini,bazen hata.Zor durumları yalnız başına yaşıyorsun.bu arakadşlarım az ,çevrem az ya da kötü günümde ve iyi günümde yalnız bırakıyorlar teranesi değil...ben böyleyim...Ama bu yüzden kendimi bağışlamadığım zamanlar oluyor.
Bir zamanlar hoşlandığım çocuk bana eve kadar eşlik etmeyi istemişti.Yol boyunca ne konuşurum ki,ne konuşulur ki,derdim....Ben de işte o yüzden arkadaşlarıma dahi sorunlarımı açma özürlüsüyüm.Burda yine üstü kapalı da olsa söylüyorum.söylemeye başladım...Eee insanoğlu hep bir adımla başlıyor!
pısırık mısırık değilim ama bazen gerçekten kıytırık bir nezaket gösteriyorum işte.Böyle böyle kaç fırsat teptim elimin tersiyle...Doğrucu davut olduğum için ve bunu kendi çıkarıma kullanmadığım için tipik bir akgöz canlısıyım!
Neyse sözün kısası tiyatroyu bırakmadım.Onca sözden sonra.ama kitaplarımı biraz arkaya ittim.
Ne zamandan beri 'Oynatmayalım Uğurcuğum'un sesli okuması vardı.Maliyeye bugün gittim,onun için ayrılan odada üç ayrım okudum bile.Sonra kendimi şımarttım.Laptopum,tatlım,ıcteam derken tam bir ehli keyif yaptım tek başıma.Sonra az şekerli kahveyi de üstüne höpürdetince bir baktım saat beş olmuş.Nasıl eve gittim,lüzumsuz olanları eve attım.Doğru provaya.Kafam bugünlerde onlarla ilgili dalgada ya,kafayı da toplayamıyorum.
Başladık bakalım sezona.Şimdi kafamda ev hanımı tiplemeleri defile yapıyor.Nadire Öğütveren doğuyor !
   Bugün cafede otururken 1993'lerden bu şarkı çalmaz mı!Unutmuştum ben bu şarkıyı.Şimdi eve geldiğimden beri onu dinliyorum.Yarın önce sesli kitap okuma için maliyeye, sonra marş marş okullara ziyarete.Tekir evin kedisi gibi dolanmayayım diye de, şimdiden ayarladım ne giyeceğimi.Ne olur,herşey yolunda gitsin,amin!:)

25 Eylül 2012 Salı

Tiyatro SON





Bunun böyle olacağını biliyordum ben. Neden böyle şimdi ,farklı bir sonuç bekliyormuş gibi davranıyorum ki!
Anla artık bir insan her konuda iyi olamıyor.Herşeyi içi almıyor.Kabullen artık bunu,kabullen!Neyin uzatması,neyin gururu bu ?Başlayacağım senin yine sorularına he ! Bırak onu ,bunu,insanlarla bir alıp veremediğim de yok benim.Sorunum kendimle.Hep ertelediklerimle,tembelliğimle.Yaptığım ne kadar çok görünüyorsa yapmadıklarım da fazla.Yapamıyorum bile değil,yapmıyorum!Hiç ona buna kızma.Bu sonucu sen istedin!Şimdi kendi tercihlerini yaşıyorsun.Kendi tercihlerinden dolayı kendini erteliyorsun ve hep başkaları için yaşıyorsun .Sonra onlara kızıyorsun.Sen kendini harcarsan herkes de seni harcar.Sen kendine acımazsan.Herkes sana acır.Sen kendine iyilik yapmazsan kimsenin iyiliği de sana yaramaz.
tamam dedim sonuç ne olursa olsun devam edeceğim dedim ama içimden gelmiyor ;zorla mı ! ya bri kağıt parçası ya,bir kağıda bakıyor benim bu kadar kendimi tüketişim.Şşşşşşşt!yüklendin yine birilerine.Hep bri suçlu arıyorsun.İnsanlara ,insanlar olmazsa kağıda,kağıt olmazsaa......şu an bir şeyleri parçalayabilirim.O kadar güçlü hissediyorum kendimi...suçu kendinde araman çözüm değil .Birşeyler yapmalısın artık!
Tiyatroyu bırakıyorum o halde ! Ama...Hiç ama deme bana,hiç ama deme....Sonucunun böyle olmasını etkileyen o değil mi ?Ceza veriyorum sana işte! Ertelediklerini bitirene kadar sana tiyatroyu yasaklıyorum.Oooof ama çocuklar !Oflama da hiç bana,bu ertelediklerini yap zaten ileride onlarla çok beraber olacaksın.Ama ben hayatımı idame ettirmeliyim,bir kazancım olmalı benim.Dışarıdaki yaşamını biraz kısıtlarsan elindekilerle gayet yaşayabilirsin.Koşturmayınca yemek masrafın da olmaz,ayakkabın da eskimez ! Ama ben evde kalınca içime kapanırım ! Korkma ,onun bir çaresini bulacağım.Nasıl ?Bilmiyorum ben de ama ,bulacağım.
Kitaplarımı da kaldırıyorum.Kaldır tabi!Her daim gözünün önündeler.Açıp açıp okuyorsun.Bir okuduğun kitabı on defa okuyorsun.Ama ben onlarsız nasıl yapacağım ! Çok okuduklarını rafın arkasına koyarız.Gözünün önünde olmazsa ordan almaya üşenirsin.Üşengeç dedin bana!Az bile dedim.Oblomov da böyleydi.Çok fikri vardı ama bir icraati yoktu.Ağustos böceği gibi...cık cık!
Başım ağrıyor.Midem de ağrımaya başladı hafiften.Kafam da ağırlaştı.
Şimdiye dek hep söz verdim diye hiç sözümden dönmedim.Yapılan saygısızlığa boyun eğdim.Aptal göründüm.Beklemeyi bekletilmeyi hiç sevmem.Bekletmedim.Ama ben çok bekletildim.bana getirisinden çok benden giden oldu.Fikirlerimiz uymuyor.Ama sırf insanları yarı yolda bırakmayayım diye kendimden çok ödün verdim.Ekimin başında başlayabileceğimize inanmıyorum da artık.Yüreğim hep huzursuz.İçim rahat değil.Şimdiye dek yüreğimin sesini dinlemedim ve hep önyargı oluşturmayayım diye hep şans verdim onlara.Ama bu kez hakkımda kötü düşünseler bile yüreğimin sesini dinleyeceğim.Tiyatroyu bırakacağım....yüreğim acıyor...Haklıyken haksız duruma düşer miyim acaba? Bunu şimdi yapmazsam hiçbir zaman yapamayacağım.Kendimi kötü hissediyorum.İçten pazarlıklı ,kötü niyetli....Ben hiç de iyi bir insan değilim...Tanrım ne olur bana yardım et !!!  

Ah Yalan Dünya,Yalandan Yüzüme Gülen Dünya

Yalan Dünya
                                                                  

Yalan Dünya,Tatlı Dillim,Mühür Gözlüm,Zahidem,Karadır Kaşların Kara ve daha nice türküsü vardır Neşet Ertaş'ın.Hepsi dilimizdedir ,biri başlasa önümüzden diğerimiz eşlik ederdik türkülere.İster caz ,ister klasik,ister pop sevin bir araya gelindi mi hep ondan türküler söylenirdi.Kimi zaman unuttuk bile ,bu dilimize pelesenk olmuş güzel türkülerin sahibini.Biliyorduk türkülerini ,duyuyorduk, eşlik ediyorduk ama kime ait olduğunu bilmiyorduk kimi zaman...



Neşet Ertaş ebediyete yol aldı."Yalan dünyadan" sonsuzluğa ulaştı.

Bir sanatçı için ölüm sözünü kullanmak bana ağır gelir.Çünkü bazı sanatçılar ölmez,eserleriyle yaşarlar.
O yüzden onları hep yaşıyormuş gibi hissederiz.
Bazı sanatçılar da bize yaşıyormuş gibi gelmez;onlar da hep eserleriyle anılırlar . Onları da hep bizi bekleyen melekler olarak görürüz .
Geride bıraktıkları eserler ,zihinlerimize ve yüreklerimize attıkları mühürlü imzalardır...

Güle Güle Neşet Ertaş...Toprağın nur olsun !

Tez Elden Öz Oldun,Geç Tanımışım Seni/Başıma Taç Oldun




Yaşamın Ucuna Yolculuk,Tezer Özlü :


"..........Sizin düzeninizle, akıl anlayışınızla, namus anlayışınızla, başarı anlayışınızla bağdaşan hiç yönüm yok. Aranızda dolaşmak için giyiniyorum, hem de iyi giyiniyorum. İyi giyinene iyi değer verdiğiniz için. İçgüdülerimi hiç bir işte uygulamama izin vermediğiniz için. Hiç bir çaba harcamadan bunları yapabiliyorum, bir şey yapıldı sanıyorsunuz."


Kalanlar,Tezer Özlü :

“İnsanın başkalarına söylemek istedikleri kendi duymak istedikleridir.Yazdıkları,okumak istedikleridir.Sevmesi sevilmeyi istediği biçimdedir.”



Edebiyatın lirik,nostaljik hüzünlü prensesi diyorlar onun için.Oğuz Atay'ın dişisi diyenleri de var.
Hayata karşı baktıkları pencereleri,yargıları,tutumları,ikisinin de burjuvayken burjuvaziliğe bu derece karşıt oluşlarını düşündüğümde sanıyorum ben de aynı fikirleri taşıdım.Varolan bir düzene karşı dizeye getirdiği ilk alıntı ,neden daha önce Tezer Özlü'yü tanımadım ki diye beni hayflandıran bir mevzu.İtiraf ediyorum,Tezer Özlü'yü okumaya başlayışım bu cümlenin üzerimde oluşturduğu ultimatomlu etkisiyle (!)başlamış olacak...
Sadece okumak istemiyorum kitaplarını.Öyle ki,bu kitapları okumak için fırsatlarım var benim.Ama bu kitabın mutlaka kitaplığımda olmasını ,zihnimin ve yüreğimin dönüp dönüp ona başlamasını  istiyorum....



    Sevgiyle Kalın...

23 Eylül 2012 Pazar

Ladies and Gentelmen..Ola la la,radyo programımın ilk günü...O lala..la:-))



 Yeeeeess...Ladies and gentelmen...
Eveeet...Baylar bayanlar bir pazar gününün miskinliğindeyken ,kiminiz arabalarında,kiminiz dostlarınızla buluşmak için dolmuşlarda ,metrolarda ter dökmekteyken,kiminiz buluşmuşken ,kiminiz sevcoşunuzla orası benim, burası senin gezerken , spikeriniz Şanse Pazar yayınının ilk kurdelesini kesmek üzerine şerefyap oluyor efenim:-)
Bundan böyle her pazar çat diye blogunuza taş atıp kaçabilirim.Ona göre:)Camlarınızı lütfen siyah filmle kapatınız. (O niyeyse öyle:)
Nasıl bir pazar şarkısı değil mi.Üzüntüyü bırak,sen yaşamaya bak...Pazar gününün coşkusuyla beraber 'sıkı durun pazartesi geliyor ' şarkısıdır bu ! Siz bilmezsiniz seneler önce Gönül Turgut 'Üzüntüyü Bırak Sen Yaşamaya Bak ' şarkısını söylemiş.Tutmuş Ajda ablamız da bu şarkıyı ondan yıllar sonra, bakın nasıl çevirmiş :


Biri diyor,üzüntüyü bırak ,diğeri diyor : Bu ne biçim hayat ! Biri Polyanna , hayat sevince güzel şarkısı tadında Ayşecik,Polyannacık ; Biri de isyankar gençlik...Arabeskin oynak hali.Eller havaya ,düm tek düm tek hoppa...hadi beraber coşalım kop kop kop....Ağır abi durumları kalmadı yani...Ajda çıktı arabesk bozuldu....

 Ohhh o da nesi öyle! Twitter gönderen izleyicilerimiz, aman ha sakin olun dostlar! Biz de Ajda'yı  seviyoruz.Onun gibi bir süperstarımız olduğu için son derece koltuğumuz kabarıyor...Hoş, onları biz arada balkonda havalandırıyoruz ama olsun:)Ajda Pekkan, yaşı olmayan kadınlardan.Geçtiğimiz sene Eurovision'da Rus nineler 2.liği aldıktan sonra umudumuz onunla katlandı.
Şu an elime gelen flaş haberle yayınımıza ara veriyoruz sayın seyirciler! İyi insan lafın üstüne gelir derler ya ,aynen öyle oldu şimdi de!Şoklardayız tüm ekipçek!
TRT yetkililerinden bir açıklama geldi şu an .Diyor ki haberde :
"Geçtiğimiz sene Eurovison'da 2.lik alan rus ninelerden sonra biz de düşündük taşındık ,Eurovisiona'a Ajda Pekkan'ı alalım, dedik.Bizdeki yaşlılar böyle oluyor, Ajda Pekkan iyi bir kapak olur diye düşündük.Biliyorsunuz,Sertab Erener'den sonra 1.' lik alamadık ' açıklaması yapmışlar.

Eee ne diyelim,hayırlısı.Bizim Pekkan'ımız hem güzel hem şarkıları da süper...Şovumuz var maşallah...Mayomuzu giyer çıkarız animallahh....
Kendisine burdan saygılarımızı sevgilerimizi iletiriz.Hatta kal ajda...Özel konuşacağım seninle....
Bir Ajda Pekkan şarkısı daha dinleyelim mi...Hadi dinleyelim...3....2...1....ve 0!

-Tamam Ajdacığım,tamam.Geliyorum.Israr etme şekerim.
Ha pardon, yayına mı girdik? Ne zaman başladı bitti ,bu şarkı.! Ajda, aklımı başımdan aldı şekerim.Pazar gününün çatlak kiremiti Şanse uyurken, ben burda mikrofon başında dilimi damağımı kurutuyorum.Yok mu tatlım ,buralarda tatlı bir şey? Hah evet şeftali soda ,pek iyi oldu,teşekkürler :)
 
 Oooo körün istediği bir göz Allah verdi iki göz...Ne kısmetli kızım,Allahıma bin şükür yarebbim ! Siz de kısmetinize inanıyorsanız 1964 'e Şanse Gazoz yazın hemen adresinize geri kalan şeftalili sodalar size gelsin! Boş olan şişeleri  ister vazo, ister perküsyonda müzik aleti olarak kullanabilirsiniz.Kesin, biçin, kullanın işte,daha ne istiyorsunuz !

Şimdi bunun yanında tepsi patates de iyi gider . Radyolorınızın başından ayrılmayın.Alıcılarınızla oynamayın .Coğrafi konumunuzu söyleyin, frekansınızdan her an akabilirim.Bu lezzetli patates salatası  her an masanızda olabilir:)) Bu tepsi sadece bir kişi için gideceğine göre ,talihsiz olanlar için (ne yapalım ,talih her zaman gülmüyor)tarifini söylüyorum :
Malzemeleri söylüyorum miktarını sayı çokluğuna göre siz ayarlayın artık,
Haşlanmış patates( orta boy 4 tane ,mesela) ,rendenin küçük tarafından rendelenmiş havuç ,(üç tane olabilir küçük değilse) maydonoz,taze soğan.(Eee,onları ben söylemeyeyim yani.Göz kararı.Gözünüzün karar verme insiyatifi yoksa , bırakın insiyatifi kullanan yapsın,zorlamıyoruz)Patatesleri ezdikten sonra rendelenmiş havucu koyuyorsunuz ,diğer malzemeleri de doğrayıp karıştırıyoruz.Arzunuza kalmış dereotu ve közlenmiş kırmızı biber ekleyebilirsiniz.Bir kenarda da bir diş sarımsakla süzme yoğurdu çırpıyorsunuz.İçine istediğiniz ölçüde mayonez koyabilirsiniz.Ben çok mayonezi sevmediğim için bir çay kaşığından biraz fazla koydum.Sonra şekilde görüldüğü gibi kalan közlenmiş kırmızı biberleri üzerine diziyorsunuz.Yok ; elimde közlenmiş kırmızı biber dolabımda yok diyorsanız,siz de koymayıverirsiniz,olur biter ! Küçük bir kapta kırmızı pul biberi, nane ile kavuruyoruz .Tepsi patatesin üzerine bu yağdan gezdiriyoruz.Alın size, Tepsi Patates ,işte ! Tek başına doyurucu bir lezzet :)) Beğenmediyseniz ,annenizin güzel yemeklerini yiyin,ne yapalım yani!
Evet bu lezzetli tepsi patates akşam masamda olsun diyorsanız 'Şanse Pato' yazın 1964 'e gönderin .Tepsi Patates akşam masanızda olsun.
Bir müzik arasından sonra tekrar birlikte olacağız...Şanse Pazar devam ediyor efenim:)

Yalnız Kalpler Atar Nil..Ağzına yüreğine sağlık...
Dün yine kütüphaneye gittim ben .duramadım yine.Raflara el atıverdim biraz. Alev Alatlı 'nın Hollywood'u Kapattığım Gün adlı deneme kitabıyla Cemil Meriç'in Bu ülke adlı kitaplarını aldım.Elimdeki kitaplarla okurum diye düşündüm.Kısa kısa ya yazıları,ondan.Hem ne zamandan beri ilgimi çekiyorlardı.Almak istediğim kitapları alana dek bunlar da beni taşır hani ;-)
Kısa bir kitap turu da yaptık,bu kütüphane sessizliğinde...Müziğimizi açalım,artık !

                                          La vita e bella müziği fonda çalar :

Bakın Edip Cansever Tragedia IV Stepan bölümünde ne döktürmüş.Ben bayılıyorum bu dizeye.Laf aramızda bana eski bir anıyı anımsatıyor.

"Bak işte, en soylu isteklerle odama geliyorsun

Ve düşün, insanlığının en alımlı katında

Her şey bu kadar doğal, her şey bu kadar güzelken

Sorarım, neden böyle yabancı kalıyorum sana?"


Ataol Behramoğlu'nun da Şiir Kanadında Mektuplar adlı kitabında bu dizeler vurgu yapmıştı zihnime.Şiir Akdeniz Günlükleri VI.'de yeralıyor.Basımı 1977.

".............

bu dupduru

sessizlikte

bir sonsuzluk duygusu

doluyor içine insanın.

hiç bir şey

görkemli olamaz

kocaman

bir göğün altında

yüce bir dağla

engin bir denizin

birleşmesi kadar....."


Mehmet Akif  Ersoy da Safahat adlı eserinde şu dizelerle diriltiyor yaşananları tekrar.

"Ya bu âlemde vefâ yok zâten,

Ya vefâsız bütün ebnâ-yı zaman;

Kime ok atmayı öğrettimse

Sonra bir gün beni de aldı nişan!"



1997 yapımı bir film vardır.Başrollerini Robin Williams , Ben Afleck, Stellan Skarsgard ve Minnie Driver paylaşır.Good Will Hunting - Can Dostum filminde Robin Williams ,Ben Afleck'e şöyle der :

"Sen daha çocuksun..Konuştuğun şeyler hakkında en ufak bir fikrin yok..Sana kadınları sorsam bana tercihlerini sıralayabilirsin..belki bir kaçıyla birlikte oldun.Sevdiğin bir kadının yanında uyanmanın gerçek mutluluk olduğundan söz edemezsin.. zor çocuksun… belki sana savaşı sorsam bana Shakespere’in sonelerinden biriyle karşılık verirsin.Sen bir savaş yaşamadın. En iyi arkadaşını kollarında kaybetmedin. Son nefesini verirken onu seyretmedin..Sana sevgiyi sorsam şiirle karşılık verirsin. Bir kadının gözlerinin içine hiç bakmamışsındır. Kendini çaresiz hissetmemişsindir.Yaratıcı bu dünyaya melek göndermiştir. Seni cehennemden uzak tutmak için. Onun meleğin olduğunu asla farkedemezsin. Sevdiğin birini kaybetmedin. Çünkü bu sadece kendinden daha çok sevdiğin birini kaybettiğinde ortaya çıkar. Senin hiç bir şeyi sevecek kadar cesur olduğunu sanmıyorum !.. Kimse duygularının derinliğini bilemez, ama sen sadece bi resme bakıp benim hakkımda herşeyi bildiğini sandın ve hayatımı yorumladın ! Sen hiçbir şey bilmiyorsun dostum..."

Beni etkileyen bu cümleleri sizinle paylaşmak istedim.Programımızın sonlarına yaklaşmışken ,Bulutsuzluk Özlemi yapalım derim ben :)

Ne olursa olsun /Yaşamaya mecbursun diyor Nejat Yavaşoğulları...Mecbursak yaşamaya o zaman bu haytımızı anlamlandırabilmenin keşfini yaşayalım.Madem ki yaşamaktan başka çaremiz yok bu şarkı eşliğinde sarılacağız birbirimize...

Ne düşündüm biliyor musunuz,
Herkes cümlesine başlarken 'insanlar şöyle ,insanlar böyle ' diyor ya.Hani ben de diyorum ya ,yakınıyorum zaman zaman.Biz gibi olmayan insanlar için başkalarını suçluyormuşum gibi hissediyorum.İnsanlar şöyle ,böyle derken ben sanki dört dörtlük insanım  da...Bir daha insanlar diye genellemeyeceğim. ' Bazı insanlar ' diyebiliriz ama , genellemek sonra bana yanlış geldi. O başka insanlar da başka yerlerde bizler için genelleme yaparak güvensiz bir dünya oluşturuyorlar.Oysa bazı şeylerin farkında olan,incelikli olan insanlar da var...Bir bayan bir yaşlı gördüğünde ona yer veren centilmen arkadaşlarımız ,küçüklerimiz var.Bir yabancı bir yeri sorduğunda o kavşağa geldiğinde ' Şu yukarıya doğru yürüdüğünüzde öğretmenevi bulunur ' diye kendiliğinden yardım eden insanlar var..Şimdi bu iyi örnekleri görmezlikten mi gelelim !


Teoman ,müziği bırakmasa dediğim en çok sevdiğim müzisyenlerden biri.Ben de pazar pazar kulağını çınlatayım dedim bu serseri melankolik adamın...Biraz hakaret ediyor gibi mi görünüyorum.? İnsan sevdiğini yerden yere vururmuş ya,benimki öyle bir şey herhalde ...Hem ben de ara sokaklarda dolaşırken çok serseri oluyorum...Bazen hınzırca gülümsüyorum bu hayata karşı ,ara sokaklarda...Arkama döndüğümde ,arkamda bana bakan teyzelerin olduğunu görmek bile muzipçe fikirler sokuyor kafama...


Yeni eğitim öğretim yılı başladı malumunuz.Bu eğitim döneminde siz de çocuklara destek vermek istiyorsanız,bir çocuğumuzun eğitimine katkıda bulunmak istiyorsanız ;




Çocuğumuz için böylece 10 lira bağış yapmış oluyorsunuz.Bu bağış nerelere gidiyor,ne şekilde değerlendiriliyor derseniz de bir zahmet TEGV 'in resmi sitesine bir ziyaret ediverin.Yok illa sms göndermek istemiyorum, şu bu derseniz, hem bağış yapayım hem anısı olsun ,elimde bir ürünü olsun, diyorsanız birbirinden güzel seçenekler  için bu dükkana  gelmeniz gerek !Gönüllü olayım veya başka şekilde nasıl yardımcı olabilirim,ben de serbest zamanlarımı bu şekilde değerlendirmek istiyorum derseniz girişler burdan efenim:) Sloganımız neydi : Bir Çocuk Değişir,Türkiye Değişir !
  Eveet programımızın bu son dakikalarında beklenen an geldi sayın izleyiciler

VARAN 1 : 1964 'e Şanse Gazoz yazıp gönderen talihliler...talihliler.....Aman Allahımm....Libya Çöllerinden Gazo Husseyın'in oluyor.Verdim gitti Gazo sana gazoz :-))Çağrışım yaptı herhalde galiba sanursam....  

VARAN 2 :  1964'e Şanse Pato yazıp tepsi patates kazanan tembel kadının ismi Şam'dan dedikoducu Afife...Afife bana kızma..sen mesaj gönderdikten sonra buraya telefon yağdı.Alemin lafını oraya buraya taşıyormuşsun kuzucum...Komşunuz Rafik Schami bunu onayladı...Yapacak bir şey yok.bu gerçeği değiştirmiyor !Tepsi Patates senin.Doya doya zıkkımlan..Afedersiniz , ye!...Afiyet bal şeker olsun :-))

Göksel'den dinliyoruz ,Baksana Talihe...Afife bu şarkı sana geliyor şekerim :)


 

Eee dereden tepeden ,şurdan burdan,filanca feşmekanca derken... Amaniiin , Bu  saati buluvermişiz bile...Kız Afife ,tepsi patates geldi mi...İşin bitti hiç bizi görmüyorsun valla ! Buraya kadar mıydı ? Sen de bazı insanlar gibi...Bak ,olmadı böyle ! .....Tamam tamam ....Radyo dalgalarında bile fırtınalar kopardın ablam ya...Tamam rica ederim..Teşekkür etmesen de olurdu. Ben arandım !Mümkünse programımı bir daha izlemesen de olur !    Burda programımı son verirken......verir...ver...ken....  
Yayın durdu ! Yazar uykudan kalktı.

Bir rüya gördüm ,arkadaşlar.Rüyamda kendimi radyo programı sunarken gördüm.Bir tarafım açık mı kaldı bilmem ama değişik bir program oldu.Görüntüleri,klipleri elimle dokunuyordum izleyiciler hoparlörden görüyordu.Neler neler söyledim şimdi hepsi aklımda değil...TEGV'den bahsettiğimi biliyorum ama bak onu hatırlıyorum.Gerisi hayal meyal...Fena da olmamış sanki ha...Biraz espri yapıyorum diye ara sıra süzmeleşmişim ,ladies and gentelmen filan...Hahaha ,kendimi emmy ödüllerini sunuyormuşum gibi hissetmiş olmalıyım. Ama olsun kendisini biliyor rüyamdaki ben..Kendisini pek ti'ye alıyor,sahibi gibi:-)
İyiymiş kız bu,aklıma bir fikir geldi ben bunu her pazar yapayım olur mu ?Her pazar olmasa 15 günde bir?Bak yine kaytarmaya başladım !Hayra alamet olsun inşallah,bu kez de dj mi olacağım ne ,
Bir o eksikti.O da oldu tamam !:)
Devam derseniz 4999'a Şükriye yazın ,Şanse Pazar ,her pazar size gelsin :-))

sevgiyle esenlikle kalınız,

22 Eylül 2012 Cumartesi

Kahvemi pişirdim,hayatıma konuk alıyorum

Yine bu yazımda böyle bir kule yapmıştım ben.Biricit de kitap kulesiyle  ,okuduğu kitaplarla galeyana getirince ben de okumak istediğim kitapların elimde olanları ile bir kule yapayım dedim.Okumadıklarımla senin okuduğun kuleleri geçerim dedim ama sanırım bu görünüşle onu da kıramadım:-))
Ama yine de en iyisi Biricit'in .En azından okumuş !Benimki gibi "-ceğiz, -cağız" gibi gelecek kipleriyle dilbilgisi planlamaları yapmıyor.:-))


Okuduklarım .Aslında eksiği var .Arada biten,fındık fıstık dediğim türleri saymıyorum.Ama yine de kule oluşturmuyrlar)

En yukardaki Stanislavski bugün yarın biter.Felsefe Terapisi ,Felsefenin Başlangıç İlkeleri,Özgürlük ,Söz Uçar ,Yazı Kalır kitaplarını zaten  dönem dönem okumuşumdur.Ama unuttuğumu düşündüğüm anda eski okuduğum kitaplara tekrar dönüş yapıyorum.

Bugünlerde okumak istediklerim arasında Stanislavski'nin Bir Karakter Yaratmak kitabı,Lou Marinoff'un Felsefe Hayatınızı Nasıl Değiştirir kitabı ,Yaşar Kemal'in İnce Memed 2.serisi,George Orwell 1984 romanlarını okuyasım var.


Rafik Schami-Dürüst Yalancı,Sineksağan,Gece Masalcısı,Gece ile Sabah Arasındaki Yolculuk,Malula'dan Masallar ve Bir Avuç Yıldız kitabının yazarı.Rafik Schami'nin Söyleyişisi,kendisi hakkında bilgi edinmek isteyenler için


Rafik Schami,Michel Zevaco ,Mıchael Ende,Simone De Beavoir ,Jean Paul Sartre de okumak istediğim yazarlar arasında.

Türk yazarlar arasında da Sevgi Soysal ,Tezer Özlü ve Yusuf Atılgan ile tanışmak istiyorum.Haklarında pek iyi intibalar duydum.Bir acı kahve eşliğinde tanışsak hiç kopmayız diye düşünürüm.
Ne de olsa bir fincan kahvenin kırk yıl hatrı vardı,değil mi;-))

Mini minnacıklığı geçtik,ortaokulu da bitirdik




Çocukluk anımı ilk yazışımdan sonra aylar geçti.Bir mim yazısı beni nerelere ,neleree götürmüştü.Deeptone daha ilerisini yazmam için beni şevklendirdi.Yalnız hikayenin bundan sonraki yazımı, benim için pek kolay olmadı.
Ya fırsat olmadı,ya zaman! Zamanım olduysa da ruh halim bunları yazmak için hazır değildi.Sonra da erteledikçe geçti.Sonra da unutmuşum ..Ta ki Ebru'nun hatırlatmasına kadar...
Sanırım artık yazmaya hazırdım kendimce:)


Eylül'de okulların ilk açıldığı hafta idi, Uşak'a taşındık.O zamana dek biz küçük bir ilçede yaşıyorduk.Herkes birbirini tanıyordu.Okulda ilişkilerimizin içine hiç kavga ,kibir,alaya alma,fitne fesat girmezdi.

Ben top oynamasını bilmeyen bir çocuktum.İp atlayamazdım.Ama tenefüslerde zaman zaman arkadaşlarıma katılırdım.Zaman zaman ben beceremiyorum diye girmek istemezdim aralarına. Onlar benim de katılmamı isterlerdi ama.Ben güçsüzdüm.Okulun arka tarafında ağaçlıklı bir oyun alanı vardı.Köşe kapmaca oynanırdı ağaçları seçip.Ben hep ebe olurdum ama ebe oldum diye kimse bana alayla bakmazdı.Öğretmenlerim beni pek severlerdi.Çok öğretmenim değişti benim.Ama beni en çok Nebahat Öğretmen'in sevdiğini hissederdim.Sadece bir arkadaşımda vardı kıskançlık ,kimse sevmezdi onu pek.Benimse övünmek gibi olmasın çok arkadaşım vardı.Hele de Meryem.Babası doktordu.Tatillerde ,öğle aralarında babasının muayenehanesine gider ,babasının çekmecesindeki portakallı sandozları suda fışkırtır,içerdik.Sonra da yakalanırdık Yılmaz Amca'ya.Tayinleri Erzincan'a çıkınca giden Meryem...Ben arayınca karşılık göremediğim Meryem...İlk terkedilişim...Kimi çok sevdiysem ,gitti ondan sonra..Ne arama ne sorma hiçbirşey...



Kazım Zaim
Her okuldan çıktığımızda soluğu kütüphanede alırdık.Hikaye kitaplarımızı alır eve dönerken ilçenin merkezindeki Atatürk Heykeli'nin önünde durur, 1 dk saygı duruşu yapardık hep.Gelenekseldi.Şaşmazdı hiç !
Bir gün bir amca ,artık alay ettiğimizi mi sandı ne yaptı, ayağından ayakkabısını çıkarmasıyla birlikte bize bi fırlattı.! Sekerek de arkamızdan koşuyordu.Yakalanmadık tabi! Ben yakalanmadıysam zaten... :-))
Koşma konusunda iyi değilim ben.İlçenin kör dişçisi tarafından 4 tane dişim gitti benim.Hem de öyle steril bir ortam yok ,uyuşturma yok.Ben işte o faciadan kaçtım.Yarım arpa yol ancak gitmişken işgüzar kuzenim tarafından yakalanmıştım.Hain,diye tescillendi zihnimde o gün bugündür:-))



Yazları gidişimde, arkadaşlarım pikniğe gidişinde beni de çağırırlardı..Ben gittikten sonra çok geçmeden zaten, herkes bir yerlere dağıldı çil tavuğu gibi ...Bir daha haber alamadım onlardan...Okul hayatımın en unutulmayacak ismiydi onlar...Serdar vardı .Eşyalarımız bir akşamüstü kamyona taşınırken gelmişti.Sınıfın  en yaramaz çocuğu idi..Ama pek de sevimliydi..'Gidince beni unutursun 'dedi.Numarasını verdi.Bir kere aradım.Annesi çıktı.Sonra bir daha aramadım onu.


Şakir Eczacıbaşı
 Bu şehre geldikten sonra arkadaş bulma çabaları başladı .İki günde kurduğum arkadaşlıklar ,bir baktım bizim ordakiler gibi değilmiş.İlk oyunda deneniyorsun ,performansı nasıl diye.Sonra fıs olduğunu anlayınca pazardan kelek alır gibi sayışmaya başlıyorlar.İki lider oluyor biri Ayşe biri Fatma diyor .Herkes en güçlüsünü kapma yarışında.
Çocukken sokuyorlar bu kapitalist,emperyalist düzeni kafamza.Biz ismini bilmiyoruz ama uygulama böyle işliyor.Zayıfsa ezeceksin ,düştüyse bir tekme sen atacaksın;güçlüyse yere göğe nereye koyarsan...Aslında bu çocuk ruhunun en yara alış noktasıdır .En sona kalıyorsun.Sıra kime geliyorsa en son sen olduğun için ağzını yüzünü buruştura buruştura seni seçiyor. Yakar top oynanıyorsa en sona seni vurmayı düşünüyorlar puan almak için.
Ki, ne zaman benim öğrencilerim ve etkinlik verdiğim çocuklarım oldu ; bu sistemi yenmesini bilen, sayışmaya gerek olmayan, interaktif oyunlar oynattık biz . Gerek derslerimizde gerek etkinliklerimizde....



Küçük bir ilçede insanların ne giydiğine bakılmıyordu.Öyle modaymış,kot pantolonmuş,şu bu ,önemli değildi bizim için.Annem dikerdi bizim kıyafetlerimizi.Bana bir elbise dikerken bir örnek de kardeşime pantolon dikerdi.Hep etek giydim ben ,elbise..Annem pantolon da dikerdi ama bana hiç pantolon dikmedi.Ben de hiç ben pantolon istiyorum demezdim.Biz istemezdik zaten.Pazara gitsek ' anne ucuzsa muz al,pahalıysa alma' derdik.Yoksa yoktu,zorlamanın alemi de yoktu!
Şimdikilere söyle bakalım ,yok deyince ne yapıyorlar !
Yaşlı kadın çemkirmesi gibi oldu.:-)) Ama haklıyım ,şartlar öyleydi!Küçük yerde allahtan az örnek vardı da, çok canımızın çektiği de yoktu.Nerde öyle Burger King falan !
Geçen annemle kaçamak yaptık Burger King'e.Kadının bir tanesi, yanında fazla yokmuş para herhalde 'oyuncak almasak fiyatı düşer mi ' dedi. Parası çıkışmayan kadın bir süre sonra ellerinde bozuk para ile geldi. Çok tatlı ,genç bir anneydi.Annemle öyle dedik birbirimize ,geçmişte bizim dönemimizde burger olsa biz de böyle yapar mıydık ,diye tahmin yürüttük.



O zamana kadar etek elbise giymemde mahsur görmeyen arkadaşlarımı daha çok özledim.Çünkü etek elbise giymem o yıllarda taşındığımız büyük şehirde sınıf içinde dedikoduya yolaçmıştı.Ben erkeklere kendimi beğendirmek için öyle giyiniyormuşum.
Sonra o yıllarda sınıfta doğru düzgün arkadaşım yok.Kapıdan girişteki tarafta oturuyorum.Ki,orda hep erkekler oturuyor.Bu çirkin dedikodu, sınıfta daha çok yalnızlaşmamı sağladı.Annemden güç bela bir pantolon almasını istemiştim bana .Sonra bir yerden ,bir dolaptan bir pantolon buldu bana.Yeşilli mavili kareli ispanyol paçalı bir pantolondu.Fermuar bozuk ama.!
Hafta sonu kursu vardı okulda sabah.Giydim gittim .Ama nasıl gittim :))Üzerine fermuar kısmını boydan boya kapatan bir kazak giydim ve gün boyunca anlaşılmasın diye de tuvalete gittim durdum.Kot pantolona acayip özenmiştim o sene ben.Şimdilerde ise nerdeyse 4 sene oldu ben kot pantolon almıyor ve zorunlu olmadıkça giymiyorum bile :)


Özgür Kocamış

Bir zaman dişlerime tel takıldı.Konuşmamda bir bozukluk vardı.ne 'k' ne 'g' ;  doğru düzgün konuşamıyorum bile .Tam da boy attığım seneler bir de.Türkçe öğretmenim vardı ,kimse sevmezdi bu kadını. Ben de türkçe seviyorum diye hep parmak kaldırırdım.Sorduğu sorular ders kitabında olmasa bile doğru cevap verirdim.Sınıfın en önünde otururdum.Sınıf öğretmenimiz yer değişikliği yapmadığı için ben öne düşmüştüm.Boyum da uzundu. Sırık,sağır ,telli gibi bir çok alaya alınmalar beni bulurdu.
Bir gün bu türkçe öğretmeni de sınıfta ' Sen tellisin,ne dediğin anlaşılmıyor,sus bakayım' deyince ,arkadaşlarım onun yanında bana sırık ve sağır diye alay edince ,bu öğretmenim arkadaşlarıma  müdahale etmeyince, o gün ağlamamak için zor tuttum kendimi.Ve nedense bunu yazmak benim için güçtür halâ.

Kazım Zaim

Öğretmenlikten soğudum ben.Evet bakmayın ,öğretmenlik yapıyorum dediğime .Öğretmenlik okumadım ben. Ama nasıl büyük söylediysem hep öğretmenlik ve liderlik ,organizatörlük gibi teklifler geldi bana.Hayatta büyük söylemeyeceksin!
Ama şu kadarını söyleyeyim o durum ben de öyle bir özgüven boşluğu yaratmıştı ki,sağolsun bunda en yakın kanım canım dediğim insanların da katkısı oldu ! Benim bunu aşmam çok senemi aldı.Ve ...Ömrümün her katresinde insanlarla konuşurken ,yazışırken onlara bu üslupla seslenmedim ve bu şekilde konuşmadım,konuşmamaya çalıştım...Çünkü deyim yerindeyse kuyruk acım fazla olmuştu...
Sonra bunu anneme söylemiştim.Annem diye söylemiyorum kibar kadındır.Okula gidince bunu sınıf öğretmenine açmış.O da ,ona açmış olacak ki,kadın bana gıcık kaptı.Hasırdan yapılacak şapkanın, yanına değil de ortasına çiçek koydum diye ,ben değişik yaptım diye,  görüntüde hiç bir çirkinlik olmadığı halde notuma 4 verdi.
Ve bu kadın bir gün biz ortaokuldan mezun olurken dedi ki :
"Beni bir gün yolda görürseniz yolunuzu değiştirmeyin bakalım "  demişti...
Ben o öğretmenimi yolda gördüm.Ona bunu anlatmak istedim.Ama üzüntüm bir yol kenarında öfkemi atmaktan çok derinlerdeydi .Ona verilecek en büyük cezam, susmaktı.Çünkü ben ancak sevmediğim,samimi bulmadığım insanlara susarım..Çünkü benim kelimelerim en büyük hazinemdi o zamanlar bile..
O hazineyi ona vermiştim...Ama harcamıştı ! Bedava para bulunup ,el emeği olmayan paranın harcanılması gibi :)



Büyük şehire gelmek bende böyle bir kaos oluşturmuştu.Büyük yerin çocukları bile küçükken öğreniyordu insanlarla savaşmayı...İnsan insanla savaşır mı hiç? İnsan kendisiyle bile savaşıyor, bir insanla niye çatışmasın :)

İşte böyle çocukluğumu bitirdim ben. Anlatılıp anlatılamayanlarıyla beraber....Hüzün katlandı ...Katlandıkça öğrendim..

Daha yazayım mı :-)))