17 Ağustos 2012 Cuma

Ben mini minnnacık çocuk iken...




Kaç yaşındaydım bilmem.Annem anlatırdı. Zihnimde parça parça koparılmış anılarım var .
Uslu bir çocukmuşum.Öyle söylüyorlar.Bana kalırsa zekası pek gelişmemiş ,ot gibi bir çocukmuşum aslında.Büyükler uslu çocukları sever.O yüzden onlar için biçilmiş kaftandım.Oysa şimdi olsam çocukluğumu daha ipe sapa gelmez şeklinde yaşardım.
Bana ' Burda dur 'deyince duran yaramazlık yapmayan bir çocukmuşum.Anneannem evinin önünde "Otur ,burdan kıpırdama " dermiş bana.Ben ise işte kaçsan ya ,şöyle çevreyi gez filan.Cık ! Zekanın katresi yokmuş !Öylee durur,gelene geçene bakarmışım.Gerçi şimdi de pek yaramaz olarak anılmam çevremce.Ama kendimce muzurluklarım var tabi.Hatta ve hatta çocukluğumda yapmadığım bir çok şey yaptım büyüdükten sonra.Başıma ne geldiyse büyüdükten sonra oldu.Parmağım kırıldı,ayağıma çivi battı,elimdeki başparmağa top çarptı,düştüm,kalktım öyle 28'ime geldim ben:-))



Aslında haksızlık etmeyeyim yine de çocukluğuma ,bazen muzurluk damarım işliyormuşşşş:-)
Ben çok hayal meyal, rüya gibi hatırlar gibi oluyorum.Ama annem anlatınca ,o da !
Şimdi efenim,ben küçükken -O zaman biz daha Uşak'ta oturmazken- küçük bir ilçede ,çarşının göbeğinde küçük bir evde otururduk.Tüm güzel çocukluk anılarımın silueti ordan gelir zaten...

         Evimizin aşağısı avlu,kömürlüktü.Kapısı tahta idi.Oturma odamızın penceresi de çarşıya bakardı.Şimdinin İskandinav koltukları bir deyişle iskelet koltukları ve şimdi odamda kitaplarımın aşk yuvası sayılan koca vitrin bulunurdu.Evimiz iki bakla bir sofaydı ama dünyanın en güzel sarayı gelir bana ,şimdilerde bile...Evimiz mustakil.Oturduğumuz yer ise küçücük bir ilçeydi,kasaba gibi .Herkes birbirini tanır ,annem ise Uşak'tan gelin gelmiş ,kimseyi tanımaz bir hatun.Bu yüzden annemin yoğun ilgisini ,bizim üzerimize düşüşünü  daha yoğun hissederim .Onu o zamanlar annemden daha çok ilköğretmenim gibi gördüğümü hatırlarım.
Sağımızda ve solumuzda ailemizin mihenk taşları komşularımız vardı.Annem en çok onlarla beraber olurdu. Bir tarafımızda oturan Naciye Teyze'ye ,Naciye diyemezdik de ,kapıyı açamadığımız zaman 'Anneci ,Anneci' derdik.Ha bir de bizim evin önüne eşeğini bağlardı.Ondan korkardım.Uysaldı muysaldı ama ben ödlektim ne yapayım. O zaman Anneci'yi çağırırdım . Ama ne hikmetse bu kadına Naciye diyemeyen ben  -kızdığımı da sanmıyorum ama- o günlerde eşeğine Naciye diyordum .Zaten ondan sonra ne zaman eşek görsem o eşeğin adına Naciye koyuyorum.Ha bir de bir arkadaşım kendine su kaplumbağası almıştı.Gel zaman git zaman tüm kaplumbağaların adı Muhittin oldu.Bana kaplumbağalı anahtar alsalar bile Muhittin ve Muhittin amcaoğlu diyorum onlara ben.
Bir de Aysel Teyzemizle gelir giderdik en çok.Onlar gelince tirit yapar ,hep beraber yerdik...



Annem bir gün komşuya kadar mı gitti ,yoksa yine temizlik mi yapıyordu bilmem, ben geçmişim aynanın başına.Ailemizin bilinen en meşhur siyah saplı makasıyla saçımı kesmişim.Hem de basbayağı oğlan gibi..Tee o zamandan belliymiş kısa saça özenmem...
Ben kesmişim.Fırlamışım sokağa.Sanırım dedemin bakkal dükkanına gittim.Hatırlamıyorum.Annem de o sırada camdan gelen geçene bakıyor.Ben geçerken pek hoşuna gitmiş olmalıyım,  "Ayy ne şeker çocuk,kimin çocuğu ki " demiş gayriihtiyari.


Annem çocukları pek sever.Sokakta gördüğü her çocuğu sevmeden duramaz.Çantasında da hep şeker olur.Çocuklar da annemi pek severler.Annemin bu huyu da bize sirayet etmiş olmalı ki,çocuklarla ben de iyi anlaşıyorum genelde.Sokakta çocuk görsem laf atmadan duramam zaten,o Allahın emri.

Annem tanıyamamış beni.Ben de elimle el sallarmışım,annemi görüp sevinçli sevinçli.
"Anneeee,beni tanımadın mı " diye de süzme zekamın en katıklısından saf saf cümleler kuruyormuşum.
(Bunu annem söylemiyor.Zaten annem hiç böyle kelimeler kullanmadı bize karşı!)
.....Anneeee , diyormuşum ama annem herhalde üzerine konduramıyor şeker olduğunu düşündüğü çocuğun ona ait olduğunu.Çünkü aklına gelmiyor saçımı kesebileceğim.Öyle ya ben ,çok usluydum,kafam da kıtdı,nerden aklına gelsin kadıncağızın...Annem hala uyanmıyor tabi "Bu çocuk bana anne diyor...Allah allah" diye hayretleri şaşıyor . Bir süre sonra ben eve geliyorum.Avludan sesleniyorum.
Annem o zaman uyanıyor ben olduğuma:-))
Sonra babamla beni gönderiyor erkek kuaförüne.İlk kuaförle tanışışım zaten bu hikayeye dayanır.

 Ben kuzudan ,tavuktan,eşekten ,koyundan,inekten,bilumum insan hariç her canlıdan  fena halde korkan bir çocuktum.Ama ne hikmetse ben yaklaşmasam bile yanlarına,annem beni yağa da bala da batırsa,ak pak da yapsa bitler, benim gibi mazlum çocuğa gelirdi.Annem her defasında bit şampuanı alır,saçımı gaz yağıyla temizler,üzerine bir de saçlarımı  kestirirdi.Berber Ziynet'e söylenirdi :
-Bu çocuk ufacık karıncadan bile korkuyor,nasıl geliyor bit, anlamıyorum derdi.

Senelerce saçım hep kısa kısa gezdim.Okula gittiğim günlerde de saçın kulak memesini geçti mi ,ya kestir ya topla derlerdi.Zaten ilk saç kesme deneyimimden sonra saçlarımın şekli biraz zor düzeldi.Sanıyorum o yıllarda avangard bir yaklaşımla Lady Gaga'nın ilk idolü olmuştum.O yıllara dair bir fotoğrafım yok.Ama çocukluk fotoğraflarında hep Bendeniz saçlı  ,kahküllüyüm .Zaten benim saçlarım nasıl bir ilgi uyandırdıysa düğün saçı bile yapılsa bir tarafta benim saçlarım kesilirdi.Hangi ile ,değişik yere gitsem sanki anı olsun diye orda saçım kesilirdi.Eskişehir'de teyzemin düğününde,Alaşehir'de büyük kuzen ablamın düğününde..Daha hatırlamadığım var mı ,bilmiyorum !Yaza babaannemin yanına gitsem halam beni berbere götürür saçıma kahkül yaptırırdı.Saçlarım önüme gelmesin, diye.Aslında o kahkül uzayınca saçımın önüne daha çok geliyordu, biliyor musun hala sen bunu :-)))



Bir kere annem dikiş makinesinde dikiş dikerken parmağımı sokmuştum dikiş makinesinin iğne yerine.Ne olacak diye ?Kıt işte ne olacak :-))Gördüm ne olacağını.İğne bir battı ,benim parmağım kanadı.Hiç bir halt olmadı.Canım yandı.

Kardeşime kız elbiseleri giydirdiğimi hatırlıyorum.Dikdörtgen bir yemek masamız vardı odada.Arada üç kardeş toplantılar yapardık.Mesela  anneler günü yaklaşıyor ,tamam mı !
Abim " Toplantı yapıyoruz " dedi mi o masanın altında buluşur annemize ne hediye alacağız, diye konuşurduk.
Genelde ihale bana kalırdı.Ne hediye alacağımızı ben söyler ,onlar da parayı temin ederlerdi.

Pek oyun oynamasını sevmezdim.Şu an- tiyatro benim mesleğimken- ben evcilik oynamaktan nefret ederdim.Bir komşumuzun kızı vardı habire bize evcilik oynayalım mı , demeye gelirdi. "Of yine bu kız mı" diye gözümü devirirdim.İp atlamaz,kıra bayıra parka çıkmazdım.Başım ağrırdı evde oturmaktan.Annem yalvarırdı "Ne olur kızım,bi dışarı çık' diye .


Anneannemin yanına gönderirken annem biraz para koyardı yanıma.Bununla kitap alırsınız anneannenle, derdi.Alırdık.Bitirirdim.Ardından başka kitaplara sulanırdım.Büyük teyzem bilirdi kitapları sevdiğimi,Arzu ablam da.Hemen bir kitap tutuştururlardı elime.Okuma yarışı yapardık kız kuzenlerle .Ben geçerdim onları.Hehey sen kiminle yarışıyorsun güzelimmm!
Tabi bu işin şakası.:-)))Yoksa benim yarışla şununla bununla ilgim olmazdı.Kız ,ben biraz burnu havadaymışım herhalde.Yazarken bunu gördüm ,hahahay :-))
Kardeşim de beni seksekte yenerdi amaaa...Çünkü ben kurallarını da pek bilmezdim ya.Belki de kandırırdı beni,bilmem.Sonra annem bizi gezdirmek için çubuk çubuk hamur kızartır,ayran da yapar okulun arkasında bir bahçemiz vardı.Oraya götürür ,orda çubuklarımızı filan yer,ayranımızı içer,çocuk parkına doğru dolaşır,sonra evimize dönerdik.
Ha bir de hiç unutmam mutfakta küçük bir masamız vardı.annem üçümüzü karşısına oturtur,öğretmen gibi hep bize ödev yaptırır ,ders çalıştırır,hem de bizimle evcilik oynardı.Sanırım bir tek onunla oynamayı seviyordum.Çünkü annem öyle aptal saptal oyun oynamıyordu bizimle.Yaramaz olarak bilinen kardeşim ve abim bile severek ders çalışırlardı o zaman.Tiyatro gibiydi onunla oynamak !
Bir de Yaşar ablamız vardı komşumuzun kızı.Büyük bizden.Garip,hiç evlenmedi.Oldum olası hep hasta diye bahsedilirdi ondan.Çok iyi bir yüreciği vardır. Hala arar sorar bizi.Ben kereste ise herşeye vakit bulurum ,onu aramaya bulamam !Böyle de gıcık bir tarafım var işte benim de ! Ama söz verdim kendime ,bundan sonra ihmal etmeyeceğim onu da .Biz üç kardeşte de emeği çoktur .Onu pek severdim,onunla konuşmak için hep dut ağacının altına giderdim.Şimdilerde kalem gibi ,uzun, ince, yaprak sarması sarıyorsam onun bir zamanlar dut yaprağının içine kum koyup bana sarmasını öğrettiğindendir.

Bizim evde kek ,börek,kurabiye yapıldı mı,gizli gizli yenirdi .Sabaha boş alimünyum tencere bulunurdu !Fırınımız yoktu,tost makinesinde anneannem kek yapardı bize !

Teyzelerim anlatıyor da annem tuvalate girmeye koysun,biz üç kardeş tuvaletin kapısında  " Anneee, Anneee" diye ağlaşır bekleşirmişiz....



Aaa baksanıza ,pek çocukluk anımı hatırlamıyorum,yok mok derken yine döktürüverdim.
Bir de ne hatırlıyorum biliyor musunuz ! İnsanlardan kendimi ilk farklı hissedişim,kimsenin beni anlamadığını düşünüşüm ve kendimi yalnız hissedişim o çocukluk yıllarımdan kalan bir bayram hediyesiymiş bana...

İnsan içindeki hüzünle büyür mü? Bir hüzün varsa insanın kalbinde ,buna biraz daha hüzün katlanır mı ?

Bunu daha sonraki yıllarımda görecektim...Çok değil...İlkokulun 4.sınıfının ilk günlerinde...Uşak' a taşınmamızla başlayacaktı hem de....



Sağolsun beni,deeptone mimlemiş.Çocukluk yıllarınızdan hiç unutamadığınız anınızı anlatır mısınız ,anlamında.Takipçim olan arkadaşlar bu mimime ortak olurlarsa sevnirim.Yoksa isim vermeyeceğim.Kamuya açıktır, isteyen buyırsın paylaşsın efenim,biz de okuruz  masal tadında...
Sevgiler




Yorum Gönder