26 Ağustos 2012 Pazar

Hüp deyine geleceğim ben:-)

Bugün ardı ardına yazı paylaştım.Yani bugün kendimi blog yayını paylaşma konusunda aştım : D

Ama hak verirsiniz ki,günlerden beri uğrayamıyordum.
İşte ben de hem şu bir kaç günün acısını çıkartırken hem de önümüzdeki günlere kısa bir veda hazırlığı yapıyormuşcasına blog gündemimde olan bir kaç yazıyı döktürüverdim bu ve bu yazı şeklinde:)

Bunlar sinyalini küçük de vermiş olduğum mutfak yazıları,elbette...Hani paylaşacağım deyip bir türlü arkasını getiremediğim.Şimdilik bunlarla idare edeceksiniz ben dönünceye dek.
Bu yazımda sizden şimdiye dek bilmediğim bir şarkı önermenizi istemiştim ya.Arkadaşlar listeme aldım o şarkıları.Dikkate alan,bundan böyle alacak tüm arkadaşlarıma şimdiden teşekkür ediyorum.Önümüzdeki günlerde hangisini senasıma(!)eklediğimi açıklayacağım:)




Benim haftaya çok önemli olan bir  matematik sınavım var.Dualarınızı bekliyorum....
Bu arada sınavım bittikten sonra, okuyacağım güzelim yorumlar da bana yüksek voltaj moral verecektir.:-))
Ha belki, sınavımdan hemen sonra dönemeyebilirim.Çünkü iş dolayısıyle bir süre yollarda olabilirim.
Yine de belli olmaz bana,bir bakarsınız bir gece gelivermişim ansızın...


Şiir,Ümit Yaşar Oğuzcan'a aittir. 

Bu yüzden ben yokken ,sevgili takipçilerim bu son yazdığım yazılarla yetinebilir veya eskiden yazmış olduğum ve yorum bile yazılmamış yazılarımı yeni yazmışım gibi kabullenerek bana sıcak bir merhaba diyebilirler. Ki,bu bana dönüşümde acayip moral olurdu :-))

Ha ,olmadı,gelemediniz sayfama  veya türlü nedenler işte...Canınız sağolsun; kimine niyet,kimine kısmet,öyle değil mi?
Şimdilik hoşçakal demeden de... Evlilik üzerine hoş bir fıkra okumuştum seneler önce evlilik üzerine .Bunu kaydedivermiştim bir de notlarıma,dayanamayıp. 
Geçen gün çıkardım onu koyduğum in'den...Ben yokken ,dudaklarınızda mutlu bir tebessüm kalsın diye....
Sevgiler...



Kilisede düğünün başlamasına çok az zaman var. Damat, rahibin yanına yaklaşıp fısıldar:

"Bakın. Size vereceğim 100 Dolar karşılığında evlilik yeminimizde birtakım değişiklikler yapmanızı istiyorum. Hani şu bana soracağınız, 'Sonsuza dek seveceğinize, koruyacağınıza, sadık kalacağınıza yemin ediyor musunuz?' kısmı var ya, onu metinden çıkarmanızı istiyorum."

Rahip gülümseyerek başını sallar ve damat rahibin avucuna 100 Dolar sıkıştırıp içeri döner.

Ve düğün başlar.Herkes yerini alır. Gelin ve damat, rahibin önünde buluşur .Yeminler okunmaya başlanır.

Sıra damadın yeminine gelince damadın gözleri hain hain parlar.

Rahip damada sorar:

"....... eşinizin daima bir adım gerisinden yürüyeceğinize, her emrini ve dileğini yerine getireceğinize, her sabah kahvaltısını hazırlayıp ayağına kadar götüreceğinize ve ikiniz de yaşadığınız sürece başkalarına yan gözle bile bakmayacağınıza yemin ediyor musunuz..?"

Tabii damadın bu beklenmedik iş karşısında gözleri faltaşı gibi açılır. Sağa sola bakar, bir yutkunur... Kısık bir sesle:

"E... eee... evet efendim" der.

Ama tören sona erdikten sonra hışımla rahibin karşısına dikilir:

"Bir anlaşma yaptığımızı sanıyordum!!!!"

Rahip gülümseyerek cevaplar:

"Eşiniz daha iyi para verdi."

Mutfak dürtüklemelerimden Bir kuple

Bugün içimdeki bir ses beni dürttü.Ne zamandan beri ıce tea şeftali yapma deneme düşüncem vardı.Hazır boş bir anım var yapayım dedim ve geçtim tezgahın başına...

Önce demlikte kalan çayı süzdüm.İçine şeftali rendeledim.Bir süre buzdolabında beklettim soğuması için.Sonra mikserde karıştırdım şeftalinin biraz daha suyunun çıkmasını beklemek için.
annem de bu sırada şeeftali reçeli yapmak için,şeftalileri şekerle kaynatıyordu.Onun da suyundan biraz koydum tatlansın diye.
İçine de bir miktar rom damlattım.Hani markette satılan dörtlü küçük şişeciklerden.Sıcak soğuk tüm içeceklerde kullanma bir yana,pasta ,kek yapımında da kullanabiliyorsunuz.
Şeftalinin tadı yoktu.Onun için bir miktar da şeker koyma gereği duydum.Ama kendim yaptım diye söylemiyorum (!) lezizdi.Hımmmm:-))
Yapmaya çalıştığım ıce tea şeftaliyd aslında Lipton (!) beni duymasın ,onu yapmakta başarısız oldum (!) Şimdilik !



Ama farklı bir içecek yapmış ve lezzeti kendimce yakalamıştım.Şeftalim belki tatlı olsaydı ,oooo daha güzel olurdu ama,neyse....
İçeceklerde çok şeker sevmiyorsanız benim gibi, bu kıvam iyi geldi bana .6 tane küçük şeftali.2 su bardağı kadar süzülmüş çay,yaptığım ölçü biraz büyük olduğu için yaklaşık 1,5 yemek kaşığı şeker ilave ettim.
Bir dahasında şeftali suyunu püresinden ayırıp çayla tekrar kaynatıp soğumaya bırakacağım.Ve bu kez tatlı şeftali bulmaya özen göstereceğim.Bakalım o zaman nasıl olacak ?



Kendim yaptım diye söylemiyorum dedim ya,doğrudur bu.Çünkü bir kere bi içecek denememde başarısız oldum.Aslında herşey normaldi.Karpuzun çekirdeklerini çıkarıp mikserden geçirdim.Suyu çıktı zavallının ,tabi :)Sonra içine dolapta iki haftadan beri pörsümekte olan şeftali,kayısı filan koydum.buraya kadar herşey normaldi.
Sonra tarihler öncesinden domatesin bir meyve olduğu bilgisi aklıma gelince,madem meyveymiş ,onu da koysam dedim...İşte içecek denemem orada nakavt oldu.Bir çay bardağına koydum.İki yudum zorla gitti.Üçüncüsü -ıııhıh- asla olamazdı !!! :-))
Ben Bilmem Eşim Bilir yarışmasında zulüm yerine yapılabilir hani.60 saniyede eşiniz kaç tane içebilir bu içecekten, şeklinde.Tahminler fırlardı belki ama en az tahmini söyleyen kazanırdı.Benden söylemesi ;-))



Diğer yandan cacık yaparken geçen gün içine semizotu da koydum.Bir de SÜT.....Şık Şık:) Biliyorsunuz,buna dair bir yazı yazmıştım:-) Maden suyu koyanlar varmış,onu daha denemedim.

Mutfağa geçtikçe böyle acayip denemeler yapıyorum.Bazısı çöpe gidiyor çaktırmadan,bazısı da master chefe katılsam mı acaba diye çılgın fikre sahip olduruyor.Hahaha oraya katılsam ,orayı birbirine katarım ben.Biri bana yaparken,soru sorarken gıcık olurum ben he !!

Bakın bu da master chefe katılsam mı acaba diye beni çılgınlığa iten yaratıcı üretimim :

Bir kere pirinç pilavını yaparken yağı hani koyuyoruz ya önce bir ,onunla önce ıslattığımız pirinci koymadan çörekotu ile kavurdum.Şöyle bir avuç çörek otu.Eğer çörek otu seviyorsanız söyleyeyim,pirinç pilavına çok yakışıyor.Bulgur pilavında aynı lezizliği yakalayamadım.
Çörekotunu bir süre yağda kavurun.Hafif şöyle kokusu yayılmaya başlayınca pirinci koyup bir süre öyle kavurun pirinçle.Sonra içine ben konserve mısır koyup ,üzerini kaplayıncaya kadar su koymuştum.Suyunu çekip üzerine havlu kağıtı kapatıp tencerenin kapağını da kapadıktan sonra demlemeye bırakmıştım.

Belki merak edip denersiniz :)



Bir sır vereyim size bu arada:

Yıllar önce Buket Uzuner'in Gelibolu kitabını okurken  -ki ben o zamanlardan liseden yeni mezun olmuşum,kahve yapmaktan bihaberim-  öğrenmiştim kahve yapmasını.Beyaz Nine orda Viki'ye kahve yapmasını öğretiyordu.Viki ,Yeni Zelenda'dan gelmişti ve Beyaz Nine'de kalıyordu bir vakit.Ben de o gün bugündür o kitaptan esinlenerek her gün anneme kahve pişiriyordum.Öyle öyle öğrenmiştim işte....

Düşünün annem dese,babam  öğren kahve yapmayı dese öğrenmeye kalkmazdım.Hatta bir ara teyzem de öğretmeye kalkmıştı bana kahve yapmasını.Bir nebze başardı ;geri kalanını da bu kitapla tamamlayıvermiştim;)
Pek öğrenesim gelmemişti ben ne yapacağım kahveyi diye...Görücü bile gelse 'Biri mutfakta yapar,sen götürürsün' diyorlardı bana.
Şimdi ise " Ben yapayım ,görücüye kim götürürse götürsün,bana ne " diyorum::))



Bazen okuduklarımız en yakınlarımızın söylediğinden bile tesirli olabiliyor ;-)

Ve geçelim,başka yazımıza....

 

İşte Beklenen Saffet Beni Affet Pastası :-))

Yıl 2009.Ben yine günlerden öncesinden doğum günüm geldiği için içim biraz heyecanlı ama huzursuzum.Kutlama telaşında değilim ama kimler bugünümü unutmayacak diye merak içindeyim.

Günler öncesinden 10 .Ağustos için sözleşmişiz Nesli, Biricik ablamız Nurper Abla ve kıymetli annelerimiz.Aslında benim doğum günüm bir gün sonra.Bundan ne çıkar ki,ha bir gün sonra,ha bir gün önce ...Neslicim uğraşmış didinmiş benim için pasta yapmış.Adı ne peki dersiniz,Saffet Beni Affet.
Bunu duyduğumuzda epey bir gülmüştük aramızda:-))
Sonra da canım arkadaşım -hiç de bilgisini kıskanmaz-eşkem köşkem tarifini kendi elceğizleriyle tarif defterine yazıvermişti.



Sene 2012 .Yine bir doğum günü huzursuzluğu.Annem bana bu pastanın kayısılısını yapıp üzerini de vişne reçelinin tanesiyle süslemiş.Pek de tatlı olmuş.Görüntüsü biraz şey olmuş biraz ,yani belki iyi görünmüyor ama tadı güzel :-)
*Şık Şık bu sayfadan bununla ilgili bir yazıma daha ulaşabilirsiniz.

*(Laf aramızda ben önceki yazılarımda bağlantıyı uzun uzadıya yazıyordum.Herkes nasıl böyle tık tık yapıp kısaca bağlantı yapıyor diye şaşıyordum.Meğer çok kolay bir yönü varmış.Baaak sen:-))

Ve gelelim bu güzel,hafif pastanın tarifine.Nesliciğimin el yazısıyla resimli ,orjinal bir tarif veriyorum size:-))





Gayet okunaklı görünüyor değil mi ? Deneyin bak,çok beğeneceksiniz .Neslicim,muzla yapmış ama siz istediğiniz meyveyle kullanabilir;bu pastanın yapımından kendinizce bir şeyler katarak harika lezzetler çıkarabilirsiniz .....

Afiyet Bal Şeker Olsunnnnnn :-))

22 Ağustos 2012 Çarşamba

Bayramın içine gazete kupürü düştü ,iyi mi :)





Bir koleksiyoner gibi çalışıyorum çoğu zaman.Gazetede gördüğüm bir köşe yazısını,beğendiğim veya beğenmediğim bir kişinin röportajını ,ilginç geliyorsa,bakış açısını yansıtıp üzerine sayfalarca makale döktürebilecek arı kovanına çomak sokan ,benim fikrim bu ,isteyen kabul etsin,etmeyen eyvallah diyen yazılara şapka çıkartır,onları arşivime koyarım.Bu yüzden evimde bir düzine ordan burdan kırpılmış haber,röportaj,karikatür,şiir,resim ,kitap yazısı aklınıza ne geliyorsa biraz biraz mevcuttur.Bu alışkanlığım nerdeyse ortaokuldan bu yana vardır.Ben her sene olmasa da iki senede bir dolabımda yığılı duran bu arşiv koleksiyonunu her sene temizlerim.O an çok beğendiğim bir şey  iki sene sonra bana cazip gelmiyorsa artık arşivden taşınma zamanı da geliyor geçiyordur bile.Bazıları da var ki senelere meydan okuyor....




Çetin Altan bir köşe yazısında "Her sene o senenin gazetesinden mutlaka bir tanesini dosyanızda tutun.Birikip de çoğaldığında geriye baktığınızda nelerin değişmiş olduğunu göreceksiniz " dediğinde ben çoktan bu koleksiyonu yapmaya başlamış,tarihe notlar düşmeye başlamıştım kendimce. Şeytanın Gör Dediği başlığıyla sabah gazetesinde yazıyordu.Bir zaman Milliyete geçti.Ben onun yazılarını gerçekten çok beğenirdim.Hatta zaman içerisinde gazetesindeki köşe yazılarını topladığı aynı isimli kitap çıkarmıştı.Keyifle okumuştum.



Yine böyle arşivler arasına sıkıştırmak istediğim ama hep o temizleme aşamasının gelmediği bugünlerde elime Can Gürzap'ın yakın tarihli röportajı geçti elime.26 Mayıs 2012 Habertürk Gazetesi'nde "Şehir tiyatrosu ve Devlet Tiyatrosu'nun özelleştirilmesi  " üzerine Ece Saruhan ile röportaj yapılmış.Bu kitap da ,o konunun gündemde en sıcak olduğu zamanlarda çıkması tesadüfünü yaşıyor.Ünlü sanatçı Ece Saruhan'ın "ÖZELLİKLE Mİ BU DÖNEMDE PİYASAYA SÜRÜYORSUNUZ " sorusuna "Hayır ,denk geldi.Çeşitli dönemlerde Devlet Tiyatrosu'nun yaşadığı sorunlar beni çok üzdü......Herkes Devlet Tiyatrosu'nun ne olduğunu bilsin diye,belgelere dayanarak bu kitabı kaleme aldım." şeklinde cevap veriyor.Kitabın ismi PERDE ARKASINDAN-DEVLET TİYATROSU GERÇEĞİ .Remzi Kitabevi'nden çıkmış.
Arşive koymak için bir kenarda beklettiğim bu yazı ,üzerinden ne uzun ne kısa bir süre geçmesine rağmen ,konu şu an sıcaklığını kaybetmişken beni dürttü.Aslında bu dürtü ,kendi içimde aradığım bir sorunun cevabıydı.Ve...bu cevabı Can Gürzap vermişti.

Ekibimde olan arkadaşlarım "nedenmiş,neden özelleştirilmesin'miş" derken ben kendimce bir şeyler söylüyordum filan ama ...Yeterli gelmiyordu.Eksikti yani,içini dolduramıyordum. Ben diyordum ki " özel tiyatrolar ancak kendini kalkındırıyor.Olacak olsa bile bilet paraları pahalı , diyordum.Televizyon,bilgisayar,playstation,AVM'lerde eğlence parkı,ekonomik yetersizlikler,ulaşım zorluğu  şu,bu varken,zaten bir avuç insanımız Devlet Tiyatrosu'na bari gideyim ,çocuğumu götüreyim derken,  diğer türlü artık o bir avuç insanı da kaybedeceğiz.Tiyatro sadece yüksek sosyetenin,elit tabakanın,burjuvazinin katılabileceği etkinlik olacak.(!) Derken.....Hooppp karşımda ayrı bir sav...Ben düşüncemde çok da haksız değilim ama onu ekarte edecek,onun zeytinyağı gibi su yüzüne çıkıp onunla âşık atabileceğim durum yok.Çünkü ben başta denerim ;yani nasıl olsa beni anlamaz ,sallamaz demem,denerim.Baktım olmuyor.Susarım.Cahile bir şey söylesen tamam der de,okumuş adama dev de desen,hörgücüne laf etmiş deve gibi silkinir.
İşte röportajda bu yüzden anlatmak istediklerime cuk oturdu:-)

CAN GÜRZAP :

......Devlet tiyatrosu'nun bir yasası vardır ,özgürlüğü olmalıdır.Bugüne kadar siyasilerin çoğu Devlet Tiyatrosu'na el attı.Kültür bakanları nedense Devlet Tiyatrosu'nu çok sever.Bale veya operadan herkes anlamaz ama herkesin hayatında tiyatro vardır.En azından ilkokulda müsamereye çıkılmıştır.Bu nedenle HERKES TİYATROYU BİLDİĞİNİ ZANNEDER.Oysa tiyatroyu bilmek kolay değildir..................

....eğer özelleştirirlerse bitirirler tiyatroyu! En az 60-70 ütrk yazarının oyunları oynanamaz,koca bir tiyatro tarihini gömerler !Dünyanın hiçbir yerinde sanata dokunulmamıştır.Devlet,kültür ve sanat ortamını hazırlar.Dikte etmez,ısmarlamaz!Ismarlamayla,dikteyle sanat olmaz!Olsa,Hitler ve Stalin zamanında olurdu.Kimse sahnede kendi ideolojisini methedemez!Nasıl özelleştireceksin tiyatroyu ?Ben özel tiyatro açtım,battım.DEVLET TİYATROSU KAPANIRSA,HİÇBİR ÖZEL TİYATRO 30-40 KİŞİLİK OYUN OYNAMAZ! niye alsın ki bu riski,o kadar insanın sorumluluğunu! Batmamak için 4-5 kişilik oyunlar oynar.Hiçbir özel tiyatroya, "Sen Devlet Tiyatrosunun görevini yapacaksın " diyemezsin ! Devlet tiyatrosu'nun atölyeleri Avrupa'nın en büyük atölyeleridir.

MEVCUT ANAYASADA SORUN YOK MU PEKİ ?

Elbette var.Ben 30 senedir söylüyorum ; memurdan sanatçı olmaz ! 1949 yılının kanunu bu ! O zamandan bu zamana kadar neler değişti Türkiye'de !Sanatçı ne memurdur ne de işçi !Sanatçı sanatçıdır ! Şu anda kadro kapalı diye Ankara'da ve İstanbul'da imtihan açılmıyor.Genç kız ve genç erkek yok Devlet Tiyatrosu'nda !Bu açığı dışarıdan konservatuar mezunlarını alarak kapamaya çalışıyorlar .Onlara da 30-40 lira veriyolrlar.Boğaz tokluğuna çalışıyor bu gençler ! Günah değil mi ?Oysa aralarında çok yetenekliler var.Türk tiyatrosunun geleceği onlara emanet !Kimse gençleri görmezden gelemez!Mevcut durumları zarar görmesin diye bu tabloya kayıtsız kalanları anlayamıyorum !..................Bir kısım entellektüel de bilmeden veryansın ediyor..............Mevcut yasa kuruluşunda çok iyiydi ama aradan 60 yıl geçti,değişmeli. Bugüne kadar çok konuşuldu bu değişim ama gerçekleşmedi. Ancak değişimin yolu özelleştirme olmaz ! Özelleştirme demek tiyatroyu kapatmak demektir!Dünyada bunun örneği yoktur. Bir ödenekli tiyatro ,kapatılamaz.   

BAŞBAKAN, " DEVLET TİYATROSU'NA HARCANAN PARA 140 MİLYON LİRA, GELİR 4 MİLYON LİRA " DEDİ .DEVLET TİYATROSUNUN AMACI DEVLETE PARA KAZANDIRMAK MIDIR,TOPLUMA DAHA İYİ PARA KAZANDIRMAK MI?

Elbette ikincisi ! Para kazanmıyormuş ; kazanmayacak tabi ! Milli Eğitim ya da Diyanet kazanıyor mu ?Tiyatroda öğrendiklerini okulda öğrenemezsin ! Sanatı, "Sizin sanat,bizim sanat "diye ayıramazsın !Bu hayatta herşeyden önce adam olacaksın !Adam da,kültürle yetişir.Okuldan önce kültür gelir !Adam olmak için beyninde vitamin olması şart ! Sanat beynin vitaminidir!Başta da tiyatro ! TİYATRODA ÖĞRENDİKLERİNİ HİÇBİR YERDE ÖĞRENEMEZSİN ! 


 Arasa sırada marketlerde az satılan bazı kitapları promosyon sepetine koymuşlar.Ben de illa ki bakarım o sepetlere.Çünkü çoğu insanın almaya tamah etmediği ,nice güzel kitaplar edinmişimdir o sepetten ben.Hakikaten de içinden bazen öyle bir kitap çıkar ki,sanırsın altın buldum ! Arnold Wesker'ın tiyatro oyun kitabını ordan bulmuştum mesela.Kökler oyunu benim konservatuarda seçme tiradımdı.Ah ah !
Neyse yine böyle bir karıştırma anında geçen gün Sedef Kabaş'ın 41 Kadın Öykü -İpek Dokulu Başarılar kitabını gördüm promosyon sepetinde.Hemen kaptım tabi ben.Çünkü aynı kitabı kütüphanenin listesine de almıştım.Kitap gelmişti.Ama ben bir türlü okuyamamıştım.
Bir de söyleşi içerikli kitapları,yayınları hep sevmiş,kütüphanemde olmasını istemiş,beğendiğim veya merak ettiğim yazarların hayat görüşünü,ne yaptıklarını merak ettiğim için önce onları okurum.Hatta şimdiye dek o yazarın eserlerini  okumadıysam bile okumaya başlamam için bir sebep oluşturur bazıları.Bazı yazarı da daha çok tanır,hayran olurum mesela.Bazısı ise gözünde büyüttüğün,medyada popülerleştiği kadar değilmiş mesela !

İpek Dokulu Başarılar kitabını aldım ben.Bu aralar da öyle romandır,incelemedir,felesefe ,roman gibi ağır içerikli ve bütünsel kitapları okuyamadığım için bu kitap işime geldi bir anda bugünlerde hele. Çünkü içinde 41 kadın var.Her bir boş anımda birini okusam bir taşta iki kuş eder değil mi? Önce en çok merak ettiklerimi okudum.Meral Okay,Hümeyra,Bahar Korçan.....Zeynep Tanbay.




Hiç duydunuz mu?Kendisi çok ünlü bir dansçı.Uzun boylusun diyerek sen bale yapamazsın,boşuna vakit kaybı dedikleri kız harikalar yatarıyor seneler sonra...Ben ilk kez duydum.Uzun boylu bir dansçı olduğu için ilgimi çekti söyleşi.
Bu kadını okurken bir soruya verdiği cevap Can Gürzap 'in anlatmak istediği konuya değiniyordu.Okudukça bahsettiği gerçeği, ne kadar gözardı ettiğimi vurguluyordu Zeynep Tanbay.Tabi bu arada kendi girişimlerine de değiniyor :

............Devlet bütçesinde dans çok Türkiye'de.Ankara Devlet Opera Balesi,İstanbul Devlet Opera Balesi,Antalya,İzmir ;ama özel bir topluluk hemen hemen hiç yok.(2.bsk.Nisan 2007)

Şurası bence çok önemli :

GENÇ DANSÇILARIN KENDİNİ GÖSTERME ŞANSI NE KADAR ?

"Devletin bünyesinde olduğu için sistem tıkanık.Konservatuarda öğrenci yetişiyor,mezun oluyor,nereye girecek,Devlet Balesi'ne .Fakat Devlet Balesi kadrosu tıkanmış;çünkü kimse emekli olmak istemiyor,herkes ısrarla kadrosunda kalıyor.Yeni gelen taze kanlar içeri giremiyor.Bu arada mesela sahnede hiç rol almayan,sadece kantinde sigara çay içip maaşını alanlar var.Konservatuardan gelen öğrenciler sahnede kullanılıyorlar ama onlara kadro çıkmıyor.Hâlâ anne babalarıyla yaşayıp,düşük bir maaşla geçinmek zorunda kalıyorlar.Bu haksızlık.Dünyanın her yerinde bu tip büyük kurumlarda  belirli bir yaşta mecburi emeklilik vardır;ama emekli oldu diye onlar çöpe atılmaz.Önemli bir başdansçıysa,konuk olarak orada dans etmeye devam eder."

Ne kadar doğru söylüyor aslında!Görsel sanatlar içinde en bilineni biliyorsunuz,tiyatro,opera,bale ve sinemadır.Biz bu yolu gidiyor olsaydık zaten şimdiye kadar şu an özelleştirme mevzularını bile konuşmayacaktık.Zaten ülke olarak ya yağa batırırız çözüm çözüm derken ya da tam bal yaparız bir süre bay-an.Sorun şu an sadece tiyaroda mı sanırsınız,aynı kısır döngü görsel sanatların alanları için geçerlidir.Bugün bana,yarın sana !

Sanatı geçtim;öğretmenlik yaşı geçmiş, (!)antik dönemini tamamlamış,dar zihniyetli öğretmenler bile kadroların çoğunu işgal ediyorlar.(Bu konu aslında yukarı tükürsem bıyık,aşağı tükürsem sakal ,ikilemine tâbi )
Sanırım Türkiye'de sorunlar,"Birimiz Hepimiz,Hepimiz Birimiz için " sözü insanların birbirine kardeşçe sarılması yerine , sorunların savunmasını yapar hale geldi..... Sanatlar birbirine bağlıdır,bir sanatta diğer tüm sanat dallarını da kullanırsın mesela.Bir zincir koptu mu ,ikinci zinciri bağlayan için bir neden yoktur zira...

*****

İşte Benim bayramım bu düşüncelerle geçti.Bir yandan bayramlaşmalar,diğer gün bayram ziyaretleri,bir yandan mutlu haberler derken....Bayram nasıl geldiii geçti anlamadım.

Ben de deliye hergün bayram sözüne karşılık ve her yazanın içinde bir kuple delinin yaşadığını varsayarak ;

BAYRAMINIZ KUTLU OLSUNNNNNNN;AĞZINIZ TATLANSIN,ÇOK TATLI YEMEKTEN İÇİNİZ BAYMASIN.HAYAT DA BÖYLE YA ,ÇOK MUTLULUK ,ÇOK RAHAT BATAR İNSANA...İŞTE ÖYLE BATMASIN :-))

18 Ağustos 2012 Cumartesi

Bloguma Bayram İçin Yeni Ciciler Aldık,

Ben bugünlerde blog işine çok sardırdım arkadaşlar,
Baktım kayıtlara da ağustos ayı yazılarım diğer aylarda yayınladığım kayıtlara göre açık ara önde gidiyor.Ne kadar çok şey paylaşmışım,şu bir ay içinde ! Şaştım doğrusu !

Daha da aklımda olanlar var hani yazılmayı bekleyen .Artık kendime yazı takvimi bile çıkardım hani. Paylaşacağım ,aklıma gelen yeni yazı başlıklarını not defterime kaydediyorum. Anlayacağınız gündem belli :-)

Sanırım bu ayda bu kadar kayıtın olmasında benim evde bolca vakit geçirişimin de payı var. Sanırım mı ....Oooo geri aldım bu kelimeyi ! Bunun artık sanırımı mı kaldı ,kuzucuklar :)

Ne zamandan beri temamı değiştireyim ,bir kaç şey ekleyeyim,bu kayıtı okudunuz şunu da ister misiniz şeklinde hanımefendi cümleler kurabilen blog widgetleri istiyordum.Ama hangi isimle aratıp ,o widgeti koyacağım diye düşünüyrodum kiiiiii : Bu konuda Supercellma'nın çok büyük desteğini ve bloguma yaptığı yeniliklerden büyük emek dolu çalışmalarını da aldım.Kendisine burda kocaman sevgilerimle beraber ,kucak dolusu teşekkürlerimi ve öpücüklerimi gönderiyorummmm.....



Tema seçerken epey zorlandım.Beni yansıtan bir tema olmalıydı.Ama renkli de olmalıydı.Bir kere grinin ve kahvenin yoğun olduğu temalar çok hoşuma gitse de,kendimi bildiğim için ve kahvenin ve grinin beni bir süre sonra sıkabileceği ihtimaline karşı ,daha önemlisi pek çok tema seçeneği varken kafa bulandırmanın alemi yok ,diyerekten bu temada karar kıldım.Aslında tam da beni yansıtıyor bu tema :-))

Bir de benim bir yönüm var . Ben bir şeyden hemen sıkılıveren bir tip olduğum için,odamın dekarosyonunu bile muhtelif zamanlarda sık sık değiştirdiğim için ve bu temaya döndüğümde artık istediğim gibi zırt pırt değiştiremeyeceğim için bu köklü değişiklik benim standartta kalmamı sağlayacak.Artık bu bir ayda ,onbeşgünde bir olmaz da senede bir yenilik  oluverir,değil mi ama:)
Öteki türlü ne zaman blog sayfasını açsanız her bir defasında başka bir yere gelmiş gibi oluyordunuz.Bence bu benim istikrarlı olmam açısından başarılı bir girişim oldu !
Ha bir de ben bumerang üyesi de oldum.Yazarkafe'de ilk yazım yayınlandı.Ve ne tesadüftür ki ,çocukluğum denk geldi yazarkafenin ilk yazısına.


Ben supercellma'nın promosyon koduyla Bumerang üyesi oldum.Yazarkafeye katıldım.Siz de dilerseniz onun sayfasına uğrayabilir,onun promosyon koduyla Bumerang avantajlarından yazarlanabilirsiniz.



Ramazan geldi gelecek ,nasıl geçecek bu yaz bilmiyoruz dedik,bayram da geldi çattı arkadaşlar !
Bundans onraki iki üç gün herkes bayramla ilgili yazılar yazmaya başlar zaten.Bakalım evlerimizden taşan bayram hikayelerinde kimler baş kahraman olacak....
Sevgiyle kalın.....

17 Ağustos 2012 Cuma

Ben mini minnnacık çocuk iken...




Kaç yaşındaydım bilmem.Annem anlatırdı. Zihnimde parça parça koparılmış anılarım var .
Uslu bir çocukmuşum.Öyle söylüyorlar.Bana kalırsa zekası pek gelişmemiş ,ot gibi bir çocukmuşum aslında.Büyükler uslu çocukları sever.O yüzden onlar için biçilmiş kaftandım.Oysa şimdi olsam çocukluğumu daha ipe sapa gelmez şeklinde yaşardım.
Bana ' Burda dur 'deyince duran yaramazlık yapmayan bir çocukmuşum.Anneannem evinin önünde "Otur ,burdan kıpırdama " dermiş bana.Ben ise işte kaçsan ya ,şöyle çevreyi gez filan.Cık ! Zekanın katresi yokmuş !Öylee durur,gelene geçene bakarmışım.Gerçi şimdi de pek yaramaz olarak anılmam çevremce.Ama kendimce muzurluklarım var tabi.Hatta ve hatta çocukluğumda yapmadığım bir çok şey yaptım büyüdükten sonra.Başıma ne geldiyse büyüdükten sonra oldu.Parmağım kırıldı,ayağıma çivi battı,elimdeki başparmağa top çarptı,düştüm,kalktım öyle 28'ime geldim ben:-))



Aslında haksızlık etmeyeyim yine de çocukluğuma ,bazen muzurluk damarım işliyormuşşşş:-)
Ben çok hayal meyal, rüya gibi hatırlar gibi oluyorum.Ama annem anlatınca ,o da !
Şimdi efenim,ben küçükken -O zaman biz daha Uşak'ta oturmazken- küçük bir ilçede ,çarşının göbeğinde küçük bir evde otururduk.Tüm güzel çocukluk anılarımın silueti ordan gelir zaten...

         Evimizin aşağısı avlu,kömürlüktü.Kapısı tahta idi.Oturma odamızın penceresi de çarşıya bakardı.Şimdinin İskandinav koltukları bir deyişle iskelet koltukları ve şimdi odamda kitaplarımın aşk yuvası sayılan koca vitrin bulunurdu.Evimiz iki bakla bir sofaydı ama dünyanın en güzel sarayı gelir bana ,şimdilerde bile...Evimiz mustakil.Oturduğumuz yer ise küçücük bir ilçeydi,kasaba gibi .Herkes birbirini tanır ,annem ise Uşak'tan gelin gelmiş ,kimseyi tanımaz bir hatun.Bu yüzden annemin yoğun ilgisini ,bizim üzerimize düşüşünü  daha yoğun hissederim .Onu o zamanlar annemden daha çok ilköğretmenim gibi gördüğümü hatırlarım.
Sağımızda ve solumuzda ailemizin mihenk taşları komşularımız vardı.Annem en çok onlarla beraber olurdu. Bir tarafımızda oturan Naciye Teyze'ye ,Naciye diyemezdik de ,kapıyı açamadığımız zaman 'Anneci ,Anneci' derdik.Ha bir de bizim evin önüne eşeğini bağlardı.Ondan korkardım.Uysaldı muysaldı ama ben ödlektim ne yapayım. O zaman Anneci'yi çağırırdım . Ama ne hikmetse bu kadına Naciye diyemeyen ben  -kızdığımı da sanmıyorum ama- o günlerde eşeğine Naciye diyordum .Zaten ondan sonra ne zaman eşek görsem o eşeğin adına Naciye koyuyorum.Ha bir de bir arkadaşım kendine su kaplumbağası almıştı.Gel zaman git zaman tüm kaplumbağaların adı Muhittin oldu.Bana kaplumbağalı anahtar alsalar bile Muhittin ve Muhittin amcaoğlu diyorum onlara ben.
Bir de Aysel Teyzemizle gelir giderdik en çok.Onlar gelince tirit yapar ,hep beraber yerdik...



Annem bir gün komşuya kadar mı gitti ,yoksa yine temizlik mi yapıyordu bilmem, ben geçmişim aynanın başına.Ailemizin bilinen en meşhur siyah saplı makasıyla saçımı kesmişim.Hem de basbayağı oğlan gibi..Tee o zamandan belliymiş kısa saça özenmem...
Ben kesmişim.Fırlamışım sokağa.Sanırım dedemin bakkal dükkanına gittim.Hatırlamıyorum.Annem de o sırada camdan gelen geçene bakıyor.Ben geçerken pek hoşuna gitmiş olmalıyım,  "Ayy ne şeker çocuk,kimin çocuğu ki " demiş gayriihtiyari.


Annem çocukları pek sever.Sokakta gördüğü her çocuğu sevmeden duramaz.Çantasında da hep şeker olur.Çocuklar da annemi pek severler.Annemin bu huyu da bize sirayet etmiş olmalı ki,çocuklarla ben de iyi anlaşıyorum genelde.Sokakta çocuk görsem laf atmadan duramam zaten,o Allahın emri.

Annem tanıyamamış beni.Ben de elimle el sallarmışım,annemi görüp sevinçli sevinçli.
"Anneeee,beni tanımadın mı " diye de süzme zekamın en katıklısından saf saf cümleler kuruyormuşum.
(Bunu annem söylemiyor.Zaten annem hiç böyle kelimeler kullanmadı bize karşı!)
.....Anneeee , diyormuşum ama annem herhalde üzerine konduramıyor şeker olduğunu düşündüğü çocuğun ona ait olduğunu.Çünkü aklına gelmiyor saçımı kesebileceğim.Öyle ya ben ,çok usluydum,kafam da kıtdı,nerden aklına gelsin kadıncağızın...Annem hala uyanmıyor tabi "Bu çocuk bana anne diyor...Allah allah" diye hayretleri şaşıyor . Bir süre sonra ben eve geliyorum.Avludan sesleniyorum.
Annem o zaman uyanıyor ben olduğuma:-))
Sonra babamla beni gönderiyor erkek kuaförüne.İlk kuaförle tanışışım zaten bu hikayeye dayanır.

 Ben kuzudan ,tavuktan,eşekten ,koyundan,inekten,bilumum insan hariç her canlıdan  fena halde korkan bir çocuktum.Ama ne hikmetse ben yaklaşmasam bile yanlarına,annem beni yağa da bala da batırsa,ak pak da yapsa bitler, benim gibi mazlum çocuğa gelirdi.Annem her defasında bit şampuanı alır,saçımı gaz yağıyla temizler,üzerine bir de saçlarımı  kestirirdi.Berber Ziynet'e söylenirdi :
-Bu çocuk ufacık karıncadan bile korkuyor,nasıl geliyor bit, anlamıyorum derdi.

Senelerce saçım hep kısa kısa gezdim.Okula gittiğim günlerde de saçın kulak memesini geçti mi ,ya kestir ya topla derlerdi.Zaten ilk saç kesme deneyimimden sonra saçlarımın şekli biraz zor düzeldi.Sanıyorum o yıllarda avangard bir yaklaşımla Lady Gaga'nın ilk idolü olmuştum.O yıllara dair bir fotoğrafım yok.Ama çocukluk fotoğraflarında hep Bendeniz saçlı  ,kahküllüyüm .Zaten benim saçlarım nasıl bir ilgi uyandırdıysa düğün saçı bile yapılsa bir tarafta benim saçlarım kesilirdi.Hangi ile ,değişik yere gitsem sanki anı olsun diye orda saçım kesilirdi.Eskişehir'de teyzemin düğününde,Alaşehir'de büyük kuzen ablamın düğününde..Daha hatırlamadığım var mı ,bilmiyorum !Yaza babaannemin yanına gitsem halam beni berbere götürür saçıma kahkül yaptırırdı.Saçlarım önüme gelmesin, diye.Aslında o kahkül uzayınca saçımın önüne daha çok geliyordu, biliyor musun hala sen bunu :-)))



Bir kere annem dikiş makinesinde dikiş dikerken parmağımı sokmuştum dikiş makinesinin iğne yerine.Ne olacak diye ?Kıt işte ne olacak :-))Gördüm ne olacağını.İğne bir battı ,benim parmağım kanadı.Hiç bir halt olmadı.Canım yandı.

Kardeşime kız elbiseleri giydirdiğimi hatırlıyorum.Dikdörtgen bir yemek masamız vardı odada.Arada üç kardeş toplantılar yapardık.Mesela  anneler günü yaklaşıyor ,tamam mı !
Abim " Toplantı yapıyoruz " dedi mi o masanın altında buluşur annemize ne hediye alacağız, diye konuşurduk.
Genelde ihale bana kalırdı.Ne hediye alacağımızı ben söyler ,onlar da parayı temin ederlerdi.

Pek oyun oynamasını sevmezdim.Şu an- tiyatro benim mesleğimken- ben evcilik oynamaktan nefret ederdim.Bir komşumuzun kızı vardı habire bize evcilik oynayalım mı , demeye gelirdi. "Of yine bu kız mı" diye gözümü devirirdim.İp atlamaz,kıra bayıra parka çıkmazdım.Başım ağrırdı evde oturmaktan.Annem yalvarırdı "Ne olur kızım,bi dışarı çık' diye .


Anneannemin yanına gönderirken annem biraz para koyardı yanıma.Bununla kitap alırsınız anneannenle, derdi.Alırdık.Bitirirdim.Ardından başka kitaplara sulanırdım.Büyük teyzem bilirdi kitapları sevdiğimi,Arzu ablam da.Hemen bir kitap tutuştururlardı elime.Okuma yarışı yapardık kız kuzenlerle .Ben geçerdim onları.Hehey sen kiminle yarışıyorsun güzelimmm!
Tabi bu işin şakası.:-)))Yoksa benim yarışla şununla bununla ilgim olmazdı.Kız ,ben biraz burnu havadaymışım herhalde.Yazarken bunu gördüm ,hahahay :-))
Kardeşim de beni seksekte yenerdi amaaa...Çünkü ben kurallarını da pek bilmezdim ya.Belki de kandırırdı beni,bilmem.Sonra annem bizi gezdirmek için çubuk çubuk hamur kızartır,ayran da yapar okulun arkasında bir bahçemiz vardı.Oraya götürür ,orda çubuklarımızı filan yer,ayranımızı içer,çocuk parkına doğru dolaşır,sonra evimize dönerdik.
Ha bir de hiç unutmam mutfakta küçük bir masamız vardı.annem üçümüzü karşısına oturtur,öğretmen gibi hep bize ödev yaptırır ,ders çalıştırır,hem de bizimle evcilik oynardı.Sanırım bir tek onunla oynamayı seviyordum.Çünkü annem öyle aptal saptal oyun oynamıyordu bizimle.Yaramaz olarak bilinen kardeşim ve abim bile severek ders çalışırlardı o zaman.Tiyatro gibiydi onunla oynamak !
Bir de Yaşar ablamız vardı komşumuzun kızı.Büyük bizden.Garip,hiç evlenmedi.Oldum olası hep hasta diye bahsedilirdi ondan.Çok iyi bir yüreciği vardır. Hala arar sorar bizi.Ben kereste ise herşeye vakit bulurum ,onu aramaya bulamam !Böyle de gıcık bir tarafım var işte benim de ! Ama söz verdim kendime ,bundan sonra ihmal etmeyeceğim onu da .Biz üç kardeşte de emeği çoktur .Onu pek severdim,onunla konuşmak için hep dut ağacının altına giderdim.Şimdilerde kalem gibi ,uzun, ince, yaprak sarması sarıyorsam onun bir zamanlar dut yaprağının içine kum koyup bana sarmasını öğrettiğindendir.

Bizim evde kek ,börek,kurabiye yapıldı mı,gizli gizli yenirdi .Sabaha boş alimünyum tencere bulunurdu !Fırınımız yoktu,tost makinesinde anneannem kek yapardı bize !

Teyzelerim anlatıyor da annem tuvalate girmeye koysun,biz üç kardeş tuvaletin kapısında  " Anneee, Anneee" diye ağlaşır bekleşirmişiz....



Aaa baksanıza ,pek çocukluk anımı hatırlamıyorum,yok mok derken yine döktürüverdim.
Bir de ne hatırlıyorum biliyor musunuz ! İnsanlardan kendimi ilk farklı hissedişim,kimsenin beni anlamadığını düşünüşüm ve kendimi yalnız hissedişim o çocukluk yıllarımdan kalan bir bayram hediyesiymiş bana...

İnsan içindeki hüzünle büyür mü? Bir hüzün varsa insanın kalbinde ,buna biraz daha hüzün katlanır mı ?

Bunu daha sonraki yıllarımda görecektim...Çok değil...İlkokulun 4.sınıfının ilk günlerinde...Uşak' a taşınmamızla başlayacaktı hem de....



Sağolsun beni,deeptone mimlemiş.Çocukluk yıllarınızdan hiç unutamadığınız anınızı anlatır mısınız ,anlamında.Takipçim olan arkadaşlar bu mimime ortak olurlarsa sevnirim.Yoksa isim vermeyeceğim.Kamuya açıktır, isteyen buyırsın paylaşsın efenim,biz de okuruz  masal tadında...
Sevgiler




15 Ağustos 2012 Çarşamba

Kadir Gecesinde Dua Etme Girişimim


Adamın biri bir gün cebinde cep telefonu camiye gitmiştir.Henüz cep telefonu kullanmayı bilmiyordur.Cemaatin arasında yerini bulur ve namaz kılanlarla beraber o da başlar namaz kılmaya.Namazın ortasında dırıng dırıng diye çalan bir telefon caminin sessiziğini bozar.Kimse kılını kıpırdatmaz ve namazına devam eder.Adam telefonu nasıl kapatacağını bile bilemez.Tereddüt içinde cep telefonu ile oynarken yanındaki namaz kılan adam hem secdeye uzanır namaz kılarken dişlerinin arasından 'kul euzu bir rabbin nas ,yes'e bas ,Yes'e bas "der ...

Bu gece bu fıkra aklıma düştü. Bu bir fıkra aslında... Aslında ama.... Ben bu şekil anlatınca fıkra gibi anlaşılmadı tabi.Neyse fıkra anlatmaktan ziyade bugünden yola çıktığım bir durumun izdüşümüydü bu.



Bugün Kadir Gecesi münasibetiyle akşamımız derin bir huşu içinde geçti.Ben de bugüne dair bir dua okuayayım bari,dedim.Açtım yasin kitabını da.Okuduğum arapça kelimelerden ne denildiğini anlamak bir yana ,aklıma nice muzur şey geliyordu,tövbe yarabbim !!
Babaannemin kuzenlerime eş, bana bir damat, kardeşime de bir eş bulma çabalarını duymuştum bir tanıdıktan.Da yakınımızın , lafı halamın düğünü varmış mevzusuna getirmesinden aklıma geldi. Durduk yerde anneme de dua okurken soru soruyordum.Bu bir oldu ,iki oldu,
-E kızım şurda dua okuyoruz,
Bir onun dua okumasına bir oturmasına kulp buldum derken...

Kızım sen ne yapıyorsun ,dedim kendi kendime.Zaten ben hep kendi kendime derim.Dışardan gören beni zaten duvarla ilişkimi ilerletmiş görecek.Bir şey değil diğer eşyalar bunu görürse kısmetim kapanacak.Hani bir gün yattığım yatak, duvarla münasibetimi görse gözümün yaşına bakmaz atar beni valla yataktan :)

Neyse silkelen,dedim kendi kendime.Silkelendim.Ne oluyordu bana? Anlamadığım bir takım arapça alfabeleri okumaya çalışıyor,ne dediklerini anlamıyor,üstüne de olmadık şeyler düşünüyordum.Bazı insanlara göre, şeytan dürtüyordu beni dua okumamam için güya.Uydurma bir bahane bu !Hey Allahım sen beni koru !

Türkçesini okuyor olsam hem ne dediğini anlayacağım,hem dikkatimi ona vereceğim,hem de ibadetim daha anlamlı bulunacaktı.Aslında biz bu duaları ezbere okuyoruz.Ne olduğunu anlamadan.Kendimizce ibadet yapıyoruz ama ne için yaptığımızı bilmiyoruz.Aslında biz yıllardan beri süregelen bir geleneği sürdürüyoruz.Halbuki arapça da okusan aynı hesap,türkçe de okusan aynı hesap.Yeter ki ne dediğini anla!
Siz hiç ingilizceniz yokken anlamadığınız bir dilde kitabı orjinali öyle diye kitabı okuyor musunuz?Diyelim, Da Vinci Şifresi.İngilizceniz yok.Ama kitabın orjinal dili ingilizce.Anlamadığınız ,bilmediğiniz bir dili sırf o orjinalidir diye okur musunuz?İngilizce bilirsiniz veya ilerletirsiniz ,öyle okursunuz. Değil mi ama?

Önemli olan ne anladığınız,okuduğunuza ne anlamlar yüklediğiniz,ondan neler çıkardığınız...Belki fikrimde haksız olabilirim ama şu bir gerçek,dostlar !
Bir kitabı bile bir çok kişi okuyor ,ondan her biri farklı anlamlar çıkarıyor.Biri bir film izliyor ,her izleyen kendi hayatınca ve bakış açısınca değerlendiriyor.Biri bir müzik dinliyor her kişide aynı müzik, farklı reaksiyon gösteriyor.



Düşünün ki arapça okuduğunuz ve bazılarımızın türkçesini bile merak etmediği hususta başkalarının doğrularıyla,batıl inançlarıyla ,kulaktan dolma bilgileriyle ,kendilerinin yoz anlayışıyla örülü ,kıyaslı,çıkarlı bir dini anlayışımız  mevcut oluyor.
Biri "ben türkçe okusam kabul olur mu"dese biri "hayır,sen yine de arapçasını oku,sonra merak edersen türkçesini okursun"
Ee aynı zaten ,ha arapçasını okumuşum,anlamamışım;ha türkçesini okuyup anlamışım...
Pardon kendi dilinde olunca anlıyorsun.(!)Peki yurtdışından gelip kuranı kerim alan okuyan dünya insanlarımız nasıl okuyor peki?Nasıl anlıyorlar !
Türkçesini bile okumuşken her bünyede farklı reaksiyon yaratan dini kitabımızı ,bırakın anlayarak derin bir huşu işinde okuyalım.Reaksiyon farklı olabilir,ama yörünge çizili !
Hem bu vesileyle dinimizin sadece dileklerimizi  kabul ettirme , cennetten bir yer tahsis etme gibi görevlerinin olmadığını,gideceğimiz yerde cehennem bile olacaksa orada arçelik klimanın bile faydası olmayacağını bilelim.Yok efendim şunu yaparsan hanene şu kadar sevap,bunu yapmazsan bu kadar haram yazılacak.
Bak bak bak ,nasıl pazarlık yapılıyor ?Sanki İstanbul Menkul Kıymetler borsası günün kapanışını belirliyor !
Bir de dini içerikli kitaplar vardır.benim bir arkadaşım "illa oku bunu "dedi.
Ben de o zaman kendiliğinden ibadete vermişim kendimi.,Ama zorlama değil.İçimden geliyor.Bir kitap ,şu bu olmadan.Kendimce.Yani öyle tesettüre girmeden ,doğal halimle.Anladınız siz onu. Tek farkı çarşıya çıkarken oje sürüyor ,geldiğimde ojelerimi çıkartıp,makyajımı temizliyordum .Bu yani ! Bakmayın siz sonra iş güç şu bu araya girince benim ibadet işi kaldı.Bir de kitaba da baktım ya.Allahtan okumadım hepsini.Tövbe yarabbim,satanist olmam işten değildi.Hani böyle dini inancı olmayan insanlar var ya ,ben onlara bir şey diyemiyorum.Zamanında çevreleri tarafından öyle bastırılmışlar ki ,tepkilerini öyle gösteriyorlar.Ama aslında onların da kendine göre hayat değerleri var.İçlerini Allah bilir !



İnanın bana arkadaşın berdiği kitabı okudum .Soğudum.İbadet dediğin kişisel yüce varlığa yaklaşımındır,içtenliğindir,samimiyetindir;Dini korkutarak ve bazı şeylere dayatarak insanlara yaptıramazsın arkadaşım!
Herkesin günahı da sevabı da kendine.Sen benim yerime yanmayacaksın ya,sen kendine bak.
Dikkat ediyorum da bazı böyle dindar geçinen tipler senden benden fesat oluyorlar kardeşim.Paylaşımdan yoksun nekes,birbirini kullanmaya gözlerini açmış,kendilerinden farklı ve açıksa karşılarındakini dinsiz bellemiş,şiddet eğilimli,kötü niyetli insanlar.
Elbette içinde istisnaları var,onları da gördüm.
Aslında bu toplumun bireylere yakıştırdığı bir etiket! Kapalı isen Atatürkçü olamazsın,şunu yapmazsın,Atatürkçü Düşünce Derneğine üye olamazsın.Açıksan da namaz kılmazsın,orda burda kırıtır,k.çını başıını açarsın.

Benim hayat görüşüm, insan insandır.Bunun kapalısı açığı olmaz .Küpelisi sakallısı örüğü mörüğü neyse hepimiz insanız.Saygı duymak zorunda değilsin ama saygı göstermeliyiz birbirimize.

Bir de şu var ,geçmiş zamanda bir takım haltlar beceren insanlar sanki kendi sütten çıkmış ak kaşık gibi senin hatanı ararlar,yoksa da dediğinin altından demesen bile yaratırlar.

Bir de bir grup daha var ki ,zamanında pek aşna fişnesi olmuştur .Yargılamıyorum ama tutumlarını yanlış buluyorum.Sonra bu kişiler geçmişteki kusurlarını affettirmek için kara çarşafa-türbana girerler.

Ya da bir grup genç kız vardır ,bunlar bir anlık hevesle,tesettür modasının da gelişmiş olduğunu görerek hemen tesettüre filan girerler.Sonra bakarsın bir sene sonra kabak çiçeği gibi senden bile açık giyinir hale gelir.Ne oldu?Nerede kaldı ibadet?
Bir gardrop tesettür modası rafa kalktı.Sarı gölgeli saçlar ,daracık jeanlar ...cık cık cık...
Hele bazısı da kapalı arkadaşlar ama bir süsleri var ki inanın ben dikkat çekmiyorum o benden fazla çekiyor...Annem de düğünlerde dansöz gibi oynayan türbanlılara dayanamıyor...
Dediğim gibi arkadaşlar türbanlı -açık ayrımı yapmıyorum.Çevremde türbanlısı da var ,mini eteklisi de var,piercinglisi dövmelisi de var ,saçı sakalına karışmış küpeli erkek arkadaşlarım da var.İnanın bana hepsi de insan.
Bir türbanlı arkadaşım Atatürkçü Düşünce Derneğine üye olmak istemiş de kızı kovmadıkları kalmış.Bu da Hoş bir yaklaşım değil!
İşte bu yüzden insan olmak önemli
Ve işte bu yüzden diyorum dualarımızı tam anlayalım,türkçe okuyalım bari diye?

Baştaki fıkranın söylediklerimle ilişkisini kurabilen var mı aranızda?
Eğer biz de kendi dinimizin gereklerini bilirsek ne diğeri gibi telefon sesi duyarız,ne de telefonumuzu açık koyar komik duruma düşeriz.Bence bu durumun en basit şekli bu !!

Bir duadan nerelere geldim .Sürç-i lisan ettiysem afola!

Geçmiş Kadir geceniz mübarek olsun-du :-))

13 Ağustos 2012 Pazartesi

!5 Yıl Sonra Şanselize

Biricit'in beni mimlediğinden bu yana onun mim konusu zihnimde bir soru işareti oluşturdu.Tamam gelecek hakkında insanın mutlaka planları,hayalleri olıyor ama bunu 15 sene sonra olarak ...diye sorunca sanki hayatım bu mime bağlıymış gibi hissettim bir ara.Kız ,dedim sonra kendi kendime hayatın buna bağlı değil,elbette bu bir varsayım.Geri kalanı zaten yaşamının detayları...Da iyiden iyiye de zihnimde tartıyordum...Cevaplaması güzel bir o kadar da karışık geliyor bana...Sanki 15 yıl sonramı anlatsam yine ince ince planlar yapıyorum gibi hissedeceğim...Ki ben zihnimde devamlı plan üreten bir insan olduğum için planlar da benim dışımdaki bazı şartlardan gerçekleşmediği için ,hep alternatif çözümler oluşturmak zorunda kalan ben yay gibi geriliyorum sonunda.Ve....her defasında artık plan yapmayı bıraktığımı söyleyip bunu bir kez uygulayıp güzel de yaşayıp herşey yoluna girdiğinde yine plan yapmayı (!)ihmal etmeyen bir tipim.Neyse efenim işte böyle tipik bir mim konusundan teee nerelere çekerim konuyu ben...

Konuyu uzattım birazcık ama daha fazla abartmadan mim konusuna geçiyorum,
Bridget Jones'un afişteki haline baktım da pek ürkünçtü zavallının hali..Hala iki erkek arasında kalmıştı.Ne colin'den ne de hugh'tan vazgeçmiş.Onları beklerken saçı bile beyazlamış.Kendine bakmaya zamanı olmamış kadıncağızın...Afişi görünce Bridge Jones'a takılmadan edemedim.Ne yapayım;-)


Tamam tamam yine uzattım.Geçiyorum bak şimdi..Nasıl cevaplıyorum..

Şimdi şu şartlarda bekar olduğum için gündemde bomba gibi bir sevgiliyi bırakın odun bile sayılamayacak bir tür yokken medeni halimizin ikisini de mi cevaplamak gerekiyor diye bir çapraşıklığa düşüyorum...
Ben yine evli olma ihtimalimi söyleyeyim de,bekar kalırsam veya aksi bir durum olursa yine şimdiki yaşantımdan bir farkı olmaz diye düşünüyorum...
Ama evli olursam...O zaman durum başka ,arkadaşlar...

Bir kere 15 yıl sonra ben 43 yaşında bir kadın olacağım.Sülalemde genelde zayıf ve uzun boylular olduğu gerçeği genetiğine bakarak ben de şişko biri olmayacağım,bu bir ! Ki,benim için mutlu haber !

Bu şehirde kalırsam (Aslında pek istemiyorum ama )kalırsam bir bina kiralayıp kendi özel tiyatromu kurmuş olacağım.Henüz evlenmeden aldığım dikiş makinemle tiyatro kostümlerimi dikmiş ,kendi öğrencilerimi de yetiştirmiş yenilikçi bir kadın olacağım.Öğrencilerim de benimle kalıp zamanla büyüyen organizasyonlar yapmaya hazırlanıyoruz.Kurumlarla iletişime geçerek gerek trenle ,gerekse birikimimizi kullanıp büyük kamyonları tiyatro sahnesi haline getirip kimseden bina,amfi istemeden şehrin göbeğinde tiyatro perdesi açıp kültür sanat festivali açacağız.Ben yine oyunlar yazıp,müzikler oluşturup ,sanatın çeşitli dallarıyla ilgilenen her arkadaşımı çalışmama konuk olarak alacağım.Matematik seven ,aklı matematik konusunda zehir gibi çalışan kişilerle bri araya gelip buna yönelik çocuk tiyatroları geliştireceğim.Yani anlayacağınız ,evinde hımbıl hımbıl oturan,göbeği yağ saran ,hep şikayet eden ,dergi altın günü olan bir insan olmak istemiyorum.Hayatın yine içinde,sahnesinde,damarlarında olabilmeliyim ben...Eşim bana destek olur,ben de eşime destek olurum..Biz aslında hep birbirimizin destekçisiyiz...İki çocuğum ve eşimle koşturmalı bir hayatımız olurdu sanırım...
eşim de ben de çocuklarla vakit geçirmeyi seviyoruzdur arada çocuklarımızın arkadaşlarını da evimize davet edip eğlenceler düzenliyoruzdur....Altın günü bile yapsam bu da kendimce bir düzen içinde olurdu herhalde.Aileler bir araya gelir bir hafta bu günlerin birinde play station oynar,bir hafta karaoke yapar,bir hafta pilav günü,bir hafta makarna günü ,bir hafta farklı bir mutfak konseptiyle konuklarımızı ağırlar,keyifli vakit geçirirdik.Günler öncesinden tasalanmaya başlamazdım misafirim gelecek diye...Çünkü zaten mümkün mertebe eşyalarım az ,sade,kendime özgü,temizlemesi de kolay bir ev dekorasyonu düşündüğüm için ev her daim bir fırtta temizlenecek şekildedir zaten.

Hani olur ya misafir gelecektir,gün vardır evde,annen günler öncesinden başlar büfe silmeye ,cam silmeye,perde yıkamaya,mutfak dolapları silmeye...Hadi toz al,yerleri sil süpür ...Bir de perdeleri ütülemez mi..Üstüne de ikram hazırlığı...Nevin 4 çeşit yapmış ben de yapayım...Bir keresinde şu keki yaptım şimdi ne yapsam acaba...Tabak tabak tane tane ikramlar yerleştirilir.Ki bu konuklar evine ilk kez gelmiyor...Koy masaya hepsini açık büfe gibi...Herkes istediği kadar tabağına alsın..Eksik arayan da gitsin evinde bulsun,bence.



Yani anlayacağın evinde kös kös oturan ,sabahtan akşama kadar evinde yatan,uyuzlanan,kafasını temizlikle bozmuş,akşam da gelen kocasına pijamayla karşılayan bir insan olmak istemiyorum.43 yaşında olabilirim,ama her yaşın bir güzelliği var,değil mi?
Tabi bu açıklamalar uzar gider.Ama evli olursam olacağım şekil budur dostlar,siz gözönünde bulundurun böyle!

Evli olanlar diyebilir tabi, "evlenince görürsün" "Evlenmeden biz de böyle düşünürdük tabi" diye.Bunlar hayal diyebilirsiniz,

Siz de haklısınız,horozun sesini duymadan ibibiğin kaç metre diye sorulmaz,sizin bildiğiniz tabirle dereyi görmeden paçayı sıvamamak lazım,değil mi !

Siz de haklısınız.Bunlar şimdilik hayali varsayımlar..Ama olmayacak bir şey de söylemedim size..Değil mi :)

Bekar kalırsam mı...Bekar kalırsam başta belirttiklerim  geçerlidir dostlar,her tatilde de turlara gideceğim kesindir.Belki de 43 yaşından sonra birine aşık olurum.Olamaz mı:-)
Ola ki ters bir durum oldu,eşimden ayrılmak durumunda kaldım veya onu kaybettim...
Sanırım işte o zaman bu şehri terkederdim....

28 yaşındaysanız ve 43 yaşınızı tahmin etmeniz gerekiyorsa kendinizi yine güzel bir yerde görmek istiyorsunuz yine,
İnsan ruhu bu.....Şanse Ruhunda da bundan fazlası var.Eksiği bu yazı işte....

Bu yazıyı mimlediğim arkadaşlarımın da cevaplarını merak ediyorum :
Deeptone,Supercellma,Tunes,Sonsuz Dekarasyon,Uçurtma,Kitap gibi kız,Bir Kase Lezzet
Mimlemediğim ama cevaplamak isteyen arkadaşlar da elbet yanıtlayabilirler.Herkes mimlere sıcak bakmadığı için burda isim vermekten kaçındım.Yanıtlarsanız bana yorum yazdığınızda cevaplarınızı okumak için ziyaret ederim....Belki bu vesileyle bilmediğim blogları da keşfederim...:-)
Sevgiyle kalın....

12 Ağustos 2012 Pazar

Siyah Kuğu Şanselize Bulvarı'na Yerleşiyor...

Ne zamandan beri düşünüyordum Siyah Kuğu ismini değiştirmeyi.Ne olduğunu anlamadığım bir anda henüz blog sayfam bile yokken bir blogda yorum yaparken alelade elime tutuşturulmuş bir broşür gibi gönülsüz aldım.O zamanlar Natalie Portman'ın Siyah Kuğu filmini izlemiştim.Ama finali dışındaki sahneler dışında pek de böyle aman aman bulduğum bir film değildi.Hani ki ona özenip alsam...Beni müziğiyle o atlayış sahnesi çarpmıştı. Ki, sinemada oynuyor olsaydım o bölümü oynamak için o karakteri de oynardım.Bir de tabi müziği hatrına..Hala da müziğini izlerken kendim o karakteri oynuyormuş gibi hissediyorum...
Ama benim Siyah Kuğu denilmesindeki nedenim film değildi..Dediğim gibi ne olduğunu anlayamadığım bir hisle bir anda anladım.açıklaması yok .
Sonra ilerleyen zaman içerisinde sağdan soldan gözlerim ,arkadaşlarımın bloglarına uğrayışımda yorumlardan gördüğüm kadarıyla zaten Siyah Kuğu adıyla bir blogger arkadaşımız varmış zaten.Şimdi durduk yerde neden iki elti gibi gezip biribirimizin adreslerini karıştıttıralım değil mi?Lüzum yok efenim ! Gelen takipçi arkadaşlarımızın da o siyah kuğu mu bu siyah kuğu mu diye daha fazla şaşırmasına mahal vermeden , bir süreden beri isim aramakta olduğum bloguma bugün itibariyle yeni ismini akşettim,sevgili blogger ve blogger olmayan dostlarım!
Başta adreste belirttiği gibi sukriyekarahan mı desem dedim ama yine de adım Şanse'ye gitti ,ne yalan söyleyeyim.Elbette ismimin bilinmesine bir mahsur yok.Ama herkes bana şükoş,şükü,şük gibi kendince yakıştırdığı kısaltmaları beni samimi buldukları için yapıyorlar,ben de kendimi şanslı bir insan olarak gördüğüm ve Paris'e de ilgim olduğu için midir bilmem,Şanselize Bulvarı deyişimdeki kasıt budur.Ola ki,kendime gizemli bir hava oluşturmak istediğimden değil.Zaten ben istesem de gizemli olamam,kendim hakkımdaki sırlarımı zor tutarım zira.Ama bana bir sır söylendiyse veya duymamam gerekse unuturum gider,ölümüme kadar da gider...Kendime gelince belki anlaşılmaz olabilirim ama sır küpü değilim!
Hani bunları anlatıyorum ,aman şöyle de böyle de bilmem ne filan düşüncelerini zihninizden geçirip boşuna uykusuz kalmayın ,zihinlerinizi yormayın olur mu :-))
Yayın hayatım bundan böyle ŞANSELİZE BULVARI'nda devam edecek....
Bu bulvarda sizi bekleyen birisi hep olacak.Bekleteyim demeyin sakın.Giyindim süslendim ,burda sizi bekleyen bir hatun var :-))
Görüşürüz

Bu şarkı eşliğinde doğmuş olmalıyım,ben



Güzel İnsanlar Biriktirmişim,

Bugün bir huysuzluk vardı üzerimde.Gece de uyuyamamışım.Sabah gözümü bankanın mesajıyla açtım.Sağolsunlar,bugün şerefine,alışveriş edeceğim noktalardan ne alırsam üç katı fazla puan vereceklermiş.Ben ise ihtiyacım olmadıkça alışveriş etmeyi seven bir tip olmadığımdan bu mesaj bana yaramadı.Sağolsunlar yine de sağır sultandan önce doğum günümü kutlama lütfunda bulundular.


Annem bugün  benim için  hazırlık yaparken  neli pasta  istediğimi sordu.Ben de beş karış suratla yapmamasını söyledim.Dedim ya ,doğum günüm benim için tam bir mutluluk kaynağı değil.Hatırlanmak,kutlanmak güzel şeyler.Sadece yanağıma iki öpücük ve seni seviyorum demeleri yeterli...Yoksa insanların benim için yorulmalarını istemiyorum.Hele hele oruçluyken...Ama annem bu...Koca kazık olmama rağmen tüm gününü mutfakta geçirme pahasına da olsa birbirinden leziz 4 çeşit yemeği yetiştirdi,üzerine bu moloz yığını düşmüş gibi duran bezmin bir kıza doğum günü pastası yaptı.Masayı da kurdu bir güzel...Gık bile demedi..Öyle keyifli ki...Sanırım bugünlerde neden benim aksi davrandığımı çok iyi biliyor...Üzerine pasta süsü olarak şemsiyeleri koydu,bir de mum üfletti.Kaç sene boyunca pasta yapar ama hiç mum üflememişim uzun bir süre.Unutmuşum be mum üflemesini ben:)Pof dedim mum sönmedi,annem de güldü,ben de dayanamayıp ben de güldüm...annem bana güzelller güzeli elceğizleriyle o becerikli elleriylen leziz pasta yapmış.Ben ne yaptım,sırf gıcık olmak için :
-Anne hiç uğraşma.Geçen K.....'a yaptığın pastayı ben beğenmedim.
Kavgada bile söylenmez.Beğenmedim dedin ama canın tatlı isteyince hapur hupur götürdün Şanse hanım,naaaber ;dese yeri hani :-))
Sonra her zamanki gibi pişman oldum hemen söylediğimden dolayı .Utandım.Benim bu yaptığıma şımarıklı derler.Nankörlük derler.Teşekkür edeceğine,sen tut bir de çemkir !
Yazıklar olsun sana Şanse!
                                                           Saffet Beni Affet pastası
                                                   Tarifini sonra blogumda bulabilirsiniz.

Canım dostum Fatoşum teee mersin'den her zamanki gibi ilk arayan ilk kutlayan oldu.Face'i de bir çatım bir baktım ki akşam ,canımcım bir fotoğraf koymuş,sanırım o da bir pasta olmalı,bizi etiketlemiş,O kadaaaar çok beğendim ki...Çok şirin.Dayanamayıp masaüstüme kaydettim.


Çok tatlı değil mi !!Aynı biz ! Fatoş'un da saçları böyle kıvır kıvır,lise yıllarımda hep bana lila rengi hediyeler alırdı.Ben de düz saçları omzunda olan,saçlarının ucunda hafif kıvrıklar oluşan kızım.Ayrıca ben sarı rengini çok severim.Yanyana durmuşlar ,tıpkı biz gibi !İyi ki doğdunuz diyor aşağıdaki yazıda.Sanki bu bizim pastamız !
Fatoş ile dostluğumuz lisenin ilk yıllarına düşer.Sınıf kalabalıklığından dolayı bir sınıf daha ayrılmıştı ve biz o ayrılan sınıf grubuna gelmiştik.Başta onun samimi başka bir arkadaşı vardı.Yine de görüşüyorlardı ama bizim dostluğumuzun başlaması AYNA grubunun şehre gelmesiyle başladı.İlk o sıralarda mektuplaşmaya başlamıştık.İlk çılgınlığımı onu düşünerek yapmıştım.Sonra gel zaman git zaman bir çok konuda uyuştuğumuzu gördük.Sınıflarımız ayrıldı o sayısala gitti ,ben sözeli tercih ettim.Sözel kimine göre tembel sınıfıdır ama ben çok sevinerek gitmiştim.


sonra ayrı sınıflarda farklı arkadaşlarımız olsa da arkadaşlığımız hiç kopmadı bizim.Sık sık mektuplaşıyorduk.Tanrım ,ne özenirdik ne özenirdik ama o mektuplar için !Sevgililer günü,Dünya Tiyatrolar günü,doğum günlerimiz,yılbaşı...O grup arkadaşlarıyla yaşadığını anlatırdı ,ben de ona kendi sınıfımda olanları.Tenefüslerde buluşurduk.Öğleci olduğumuz için öğlene kadar takıldığımız zamanlar oluyordu.Bir keresinde chat cafeye dadandık.Onun klavyesi iyi,ben o zaman bilgisayarın a tuşu nerde diye ara ara bulamazdım,düşünün!Ben söylerdim o yazardı.Beraber yazardık.Bazen uydururduk,bazen gerçeği söylerdik.Bazen o görüşürdü,kafasına uymadı mı kafası atardı,bana verirdi numarayı.Ben uysaldım ya ,anlaşırdık.Hiç tasa etmezdi,aramızda kıskançlığın k'sı yoktu.Biri benim okul eteğime kısa deyip yüzünü buruştursa benden önce atılırdı.O aralar ben pek sünepe miydim ne ! Halbuki ben lisede bir nebze açıldığımı sanıyordum!Ben ki o sıralar sabah kahvaltısında bile çay içmeyen kız,Fatoş ile bir fincan çay içmek için annemden 1 lira alır,onunla karşılıklı çay içmeye giderdik.Fatoş çay içmeyi sever çünkü !Öyle dolu dolu harçlığım olmazdı,zaten öğleciyim ya,yol masrafı da yok,yürüyerek gidiyor geliyordum eve.Hafta sonları da annemden para alır öyle ortaklaşa giderdik pide yemeye.
Neler neler yapardık? Şakalarımız,birbirimizi işletmelerimiz,iş çıkışı çay koyup onun için kek yapmalarım o kadar güzel gelirdi ki...Onun için hediye almak,seçmek ,beğenmek...evlerine gidince fırında yaptıkları sıcacık ekmekle reçel zeytin peynir yemek,iş çıkışı dondurma ısmarlamak,eczacının paket kağıtlarına mektup yazmalar,caddeden geçen kızların hangisinin üniversiteli hangisinin üniversiteli olmadığını saptamak,kimin şık kimin rüküş olduğunu izlemek...ilk aşklarımız,,ikimizin de İpek Ongun'a mektup gönderişimiz ve ondan cevap aldığımızdaki mutluluk...Benim havalara sıçrayışım...



Hala sevindiğimde aşırı reaksiyon gösteriyorum.Biri dese ki ev aldık ben hemen çığlığı basıyorum sanırsın yedi sülaleme de ev almış !Birinin bebeği mi olacak !Hemen çığlığı basarım!Ne yapayım içimden geliyor !
Kuaföre gitsen en acı dolu zamanımda bile acımdan haykırmam bile!Ama sevinçler söz konusu oldu mu sıçrayışa geçerim.Londra Olimpiyatlarına girsem altın madalya kesin benimdi zaten :-))
Alaşehir;'den,Isparta'dan dönüşümü beklemesi,onun yazları  Mersin'e gidişleri....


Fatoş ne zaman dönse deniz kabuğu getirirdi bana,ben çok severim deniz kabuklarını...


Derken...2005 mayısı Fatoşlar tamamen Mersin'e taşındılar.Hüngür hüngür ağlamıştım.O çok üzülecek,istemedi,ayrılmak zor olacak diye ona veda etmememi istemişti.Oysa abim beni o gün istasyona onu yetiştirmek için işten erken gelmişti.Gidemedim.İçim kaldı..Yüreğim ezildi..Evde hüngür hüngür ağladım...Yağmur yağıyordu...annem :
-Kızım ,allah'ın gücüne gider,yapma bu kadar ağlama yavrum ,dedi
Abim :
-Bu kadar ağlayacaksan hadi gidelim ,dedi
Gitmedim...Onu üzeceğim...Gitmesine katlanamam diye...O giderse ben ne yaparım diye düşünüyordum
Abim o gün beni neşelendirmek için elinden geleni yapmıştı.Çünkü abim dostluğun ne olduğunu bilirdi.2004 senesinin ağustos ayının 11'inde sevgili dostu,bizim de sevdiğimiz kardeşimiz Volkan kalbine saplanan bir kurşunla hayata veda etmişti.Çok iyi bilirdi abim ...
Annem :
-Allah'ın gücüne gider kızım ,dedi ya .Herhalde gücendirdim onu.Abimi sonsuza dek kaybetmiştim...
Ve yanımda artık Fatoşum da yoktu.Ama o teee uzaklardan da yakın oldu bana.Gelemedi belki ama yüreği benimleydi..Acımlaydı....Bilirdi o abime nasıl düşkün olduğumu...Bilirdi o abim,kardeşim ve abimle ne kadar kavga etsek de iyi olduğumuzu....
İyi ki benim dostumsun!
İşin en güzeli ne biliyor musunuz,mektuplarımızda ne hayal ettiysek geçen sene yazın Mersin'e gittiğimizde yaşadık.Hayatımda başka bir keşkeye yer bırakmadan....
Bugün ise...
Beni unutmayan ,doğum günümün olduğunu okuyan,kutlamadan geçmek istemeyen,er yada geç kutlayarak İyi ki varsın dedikleri için kendimi şanslı ,mutlu ve gururlu hissediyorum...
Çok kırıldığım,döküldüğüm,incindiğim zamanlar oldu.Kimseye sırtımı ne döndüm,ne de suçunu yüzüne vurdum...Yine bana geldiklerinde başım üstüne dedim...Harcayan kendini harcadı...
Ama şunu gördüm:
Ben çok güzel insanlar biriktirmişim gönlümde,
Hesap kitap yapmadan,karşılıksız ,kimseden bir şey beklemeden....
Sevmek...Sevilmek ...Sevildiğini duymak çok güzel ,özel duygular bunlar !


Ayna söylüyor : Arkadaş (Fatoş,kulakların çınım çınım çınlasın şimdi...)



11 Ağustos 2012 Cumartesi

Bugünlerde Ben..








Pek film izleyemiyorum...
Fransız sinemasını beğendiğimi farkettim.
Audrey Tataou'nun ise fransız filmlerine kattığı ayrı bir çekicilik var bence...
%  Bugünlerde ben biraz matematiği boşladım.Ama yarın söz yine toparlanıyorum...Bu kısa ara veriş bana iyi geldi ama balık hafızama pek faydası olmadı herhalde galiba sanursa...m
%  Bugünlerde en erken saat 10:00'da kalkıyorum sabah.Amacım sabah 8:00 standartımı oturtmak olacak.Bayramdan sonra inanıyorum,günlük rutinime döneceğim.
%Bugünlerde ben Çalıkuşu'nu izliyordum sabahları.Şimdi onu erken vakte almışlar.'Yedi Numara' dizisini izliyorum.Kaç kere izledim..Ama her izleyişimde ayrı bir keyif alıyorum...
% Bugünlerde ben Seksenler dizisinin gündüz kuşağı tekrarlarına bakıyorum.Salı günleri ise ' Yalan Dünya ' dizisinin kaçırdığım bölümleri ile 'Seksenler' dizisi arasında rafting yapıyorum.
% İftar saatlerine denk gelen 'Ben bilmem Eşim bilir'  programını izlerken çok eğleniyorum. 'Ben Bilmem Eşim Bilir ' bittikten sonra soluğu TRT 3'de yayınlanan Londra Olimpiyatlarında alıyorum .Bazı hatunların ne kadar güzel,kiminin ne kadar cool durduğunu görünce 'Havan batsın' diye dedikodusunu yapıyorum. Zencilerin ne kadar dolgun dudaklarının olduğunu görünce aynaya bakıyorum.Ama benimkisi onların yanında minicik kalıyor.Koşarlarken nasıl zıplıyor dolgun dudakları.Hele o bacakları sırım gibi.! Aynaya koşup kendi bacaklarıma bakıyorum,benimkiler de öyle mi diye...Hihihi :) Çok şükür hızlı yürümekten olacak benimkiler de sıkı...Gülle atan alman kadınlara baktım da ,hele ikisinin erkek mi kadın mı olduğunu çözemedim.Hüseyin Bold  ve  ilk koşuşunda beraber koştuğu rakipleri de pek komik geldiler bana.Bizim türk tabiriyle birbirine dayılanırken sonucu Hüseyin Bold aldı.
Güreşte yarışan milli sporcumuz Hasan Kayaalp'di yanlış hatırlamıyorsam. Annesinin kurduğu cümle ise tarihe mıh gibi kazındı :
"Ben evlatlarım arasında hiç bir şeyi ayırmadım .Küçüğe ne yedirdiysem oğluma da yedirdim.Tabi bu alafatlı olduğu için geniş olduğu için bu böyle büyüdü kardeşi yanında ufacık kaldı"

Hani geçen karikatürize cümlelerden bahsettim ya ,öyle !

Hanım teyzem başında türbanı.Yaş 45 belki .Tırnaklarında da mor oje vardı.Bir ara kına mı diye baktım ama bayağı mor ojeydi hani . Hey teyzem be,sen çok yaşa emi! Mor renginin para ve talih getirdiğini bir kez daha sende gördüm! Teşekkürler Türkiye,Teşekkürler hanım teyze !
Artistik paten şampiyonalığını bekliyorum şimdi.Yüzmeyi kaçırdım.Çekiç ve disk vardı ama onları da kaçırdım.Yelken sporunu ve denizde yapılan şampiyonalığını da merak ettim ama onu da kaçırdım.

% 'Benzemez Kimse Sana '  programında sivil toplum kuruluşları adına yarışan ünlüleri izlemeye koyuldum.Ümit Erdim'in benzetmelerini ve çabasını beğenerek izliyorum.Bu programı izlerken ünlülerle ilgili ilginç nükteler de duyuyorum ya,bu da hoşuma gidiyor.Bence magazin böyle olmalı.Kim kiminle çıkmış,kim nerden çıkıyor diye değil; o kişilerin tipik özelliklerini göstersinler.Takıntıları nelerdir ,ne yapar,morali bozulunca ne tepki verir,hayata bakışı nasıl?Hangi kitapları okur,neleri izler ?Hayatı hakkındaki görüşleri , vb.



Bugünlerde Ben Neler Dinliyorum ?

*Boccherini-String Quintet in e Majör
*Giazotti-Adagio
*Waltz Z From Jazz Suite-Eyes Wide Shut
*Vaya Con Dios-Just a Friend Of Mine
*Swan Lake-Scene Swan Lake

Bugünlerde Ben Ne  Okudum?

*Jennifer ;Wilde-Aşkın Tatlı Çığlıkları
*Nermin Bezmen-Bizim Gizli Bahçemizden
*Hüseyin Rahmi Gürpınar -Namuslu Kokotlar
*William Shaeskpare-Yanlışlıklar Komedyası



Geçmişteki Günlerden Kitaplar..

Mıchael Ende-Momo
(Fantastik bir kitap olmakla beraber yazarın felsefe yönü de ağır basar .yetişkinlere masal türüyle de okunabilen bu kitap bir solukta okunabilecek kitapların başında gelir )
*Rafik Schami-Dürüst Yalancı
Suriye kökenli Alman yazar.Romanlarında farklı bir teknik kullanır.Bu romanı okurken sona nasıl geldiğinizi anlayamayacaksınız bile.Doğu hikayelerini seviyorsanız bu roman biçilmiş kaftan;yok daha önce okumadım diyorsanız bu kitaptan başlayabilirsiniz.Yazarın ayrıca,Gece İle Sabah Arasındaki Yolculuk,Sineksağan,Gece Masalcısı gibi kitapları olması bir tarafa en son çıkan kitabı da Bir Avuç Yıldız'dır.Bu yazarın tüm kitapları okunasıdır)
*Daphne Du Maurier -Rebecca
Eski bir Fransız klasiği olan bu kitap okumak için sadece 1 günümde 3 saatimi aldı.Soluksuz okunabilecek heyecanlı,gerilimli,edebi bir roman.
*Emmy Von Rhoden-İnatçı Kız
Kime önerdiysem çok beğenilmiştir.Alman Edebiaytında adı pek bilindik olmamakla beraber okunası kitaplardandır.
*Amin Maalof-Doğu'nun Limanları
Beatrice'den sonra XX.yy. kitabını da beğendim ama eğer daha önce Amin Maalof okumadıysanız Doğu'nun Limanları bu yazara başlamak için ideal.
*Dostoyevski-Bir Yufka Yürekli
Bu kitap beni çok etkilemiştir.Öykü kitabında dostluğu anlatır.
Dostoyevski'nin yazdıkları kurgudan ziyade gerçektir.dostoyevski'nin ilginç bir yazma hikayesi vardır.Oğuz Atay'ın bir öyküsüyle benzerlik taşıması da cabasıdır.Bunu daha sonra bir blog yazısında paylaşmak isterim sizlerle.
*Arnold Bennett-Becerikli Helen
Alman Edebiyatında olan bu kitap kuşak çatışmasını ele alan bir kitaptır.


                                           İhsan Gerçelman Fotoğrafı

Bugünlerde ben güneş burcum her ne kadar Aslan olsa da ,onun bazı özelliklerini taşıdığımı,ama en çok terazi insanı olduğumu gördüm.
Bugünlerde ben ,saçlarımı mora mı boyatsam,kızılda mı kalsalar diyorum.Saçlarımı da kıpkısa kestirmekle upuzun uzatma keskeşi yaşıyorum..


Tuna Kiremitçi A.Ş.K neyin kısaltması diye soruyordu.Biz üçümüzün baş harfleri A.Ş.K .Annemlerin bunu bilinçlikle yaptıklarını düşünmüyorum.Ama iyi ki öyle olmuş.O zamanlar kardeşimi aldırmayı bile düşünmüşler.İyi ki öyle hata yapmamışlar.İyi ki tek çocuk değilim ve iyi ki bir kardeşim var !!! Ve iyi ki biz A.Ş. K kardeşliğiydik......!!


                                  (Bir adım da nam-ı değer panda idi.bu fotoğrafı da çok beğeniyorum.Kardeşim bunu görse şimdi,gözlerinde muzip fırıldaklar dönerdi,bana takılmak için )

          11.Ağustos.1984 .Abimi kaybettiğimiz yaşı bile geçtim. Bugün ben doğmuşum...İçim kaybettiklerimle özlemli...Hepsinin de hazin sonunun Ağustosa ratlaması da hazin...
Ağustos bir sıtma humması gibi...Bir kavuruyor bir üşütüyor içimi...
2005 Ağustosu Günlerden 11.Saat 9:00
evde yine yalnızım.Telefonum çalıyor .annem çıkıyor telefona.
"Kızım doğum günün kutlu olsun"diyor.Abime veriyor.
"Çatlak Kiremit doğum günün kutlu olsun"diyor.zorla konuşuyor benimle.Çok uzatmadan telefonu anneme veriyor.
Hayata veda etmeden anneme tembihliyor :
-İpek Ongun'un son kitabını al ,ona.

O günlerde Günlük hayatta incelikli davranışlar kitabını çıkarıyor Ongun.Bana kazandırdığı onca güzel şey vardı Ongun kitaplarının...Bazıları sevmez ama...Ben severim..Her kitabı vardır bende,abim aldı onları bana.
O günlerde iddiaya tutuşmuştuk Bay Pipo kitabını bitirir miyim,bitiremez miyim ,diye...

Son sesini duyuşum o oluştu...

Bugünlerde ben daha çok yupratıyorum kendimi.Ağustos kavurucu geçiyor ...

Bugünlerde ben çok yağmurluyum....Muson Rüzgarları gibi...


                                        
Yıl 2002 olmalıydı.Abimle beraber kalıyoruz o sene.Televizyonumuz yok.Radyoda bir pazar günü dinliyoruz.Yüreğimizde özlem...

Sezen söylüyor : Gidiyorum
Bu abimle benim şarkımız oluyor .Babama korktuğumda hiç sarılmadım ama abime babam diye sarılmışlığım çok olmuştur.Çok kavga ederdik ama birbirimize az ablalaık,kardeşlik yapmadık ...
Öyle işte,bizim şarkımız ' Gidiyorum ....'








9 Ağustos 2012 Perşembe

Çantanızı Kapın; Gezintiye Çıkıyoruz Sizinle...



ARANOT: (Keyif Sanat Kahvesi'nin dıştan görünümü.
Burası pasajın içinde kendi halinde bir kahve.Müzikleriyle başka,atmosferiyle başka,tek başınıza otursanız kimse size dönüp bakmaz.Herkes tanıdıktır,tanıdık olmasan bile tanışırsın burda.Sizi yargılayacak,etiketleyecek insanlar giremez zaten buraya.Keyif Sokağı burası...Uçakla ıssız adaya düşmekten iyidir burası...En azından bir keyfiniz bir de kahyanız olur ;fena mı ;-))

Bundan 2-3-yıl önce kış vakitlerinde Keyif Sanat Kahvesin'de toplanırdık.Önce üç kişiyle başlamıştı cumartesi akşamlarımızın öykü günlerimizin başlangıcı.Kahvenin sahibi Talat abi ,eşi Aysel abla ve ben...Sonbahar günlerinde başlayan serüvenimiz saat akşam 19:00 'da başlangıç zilini vururdu.O saatlerde kahve artık tenhalaşıp da işler yavaşlamaya başladığında Talat abi ve Aysel Abla soluğunu öykü okuma masamızda bulurdu. Hatırlıyorum da şimdi , üç kişi başlayan ilk öykü akşamımızda Aysel abla öyküyü okurken Talat abi günün yorgunluğunun bedenine çöreklenivermesiyle bir süre sonra içi geçmeye ve horlamaya başlamıştı.
Daha sonraki öykü akşamlarımıza katılan dostlara bunu anlatıp gülecektik :)


ARANOT :(Öykü günlerine her yaştan konukların gelmesi ayrı bir keyif zaten.Öykü okuma günlerinin başını çeken ben artık bu son senelerde aksatır oldum.Ya da gider gider birden gidemez oluyordum.Başlarda beni soranlar artık sonralarda sormaktan vazgeçer olmuşlardı)

Başta hangi yazardan olursa diye karışık okuduğumuz öykülere bir düzen oturtmaya başlamıştık zamanla, öykü akşamlarına ...Talat Abi'nin kahvesinde  hatrı az sayılmayacak geniş bir kütüphanesi vardır . Hatta bir keresinde eski bir edebiyat dergisi olan 'Dolmuş'ta  Sait Faik'in ilk yayınlanmış öyküsünü okumuştum mesela...Benim de elim uzundur kitap bulma konusunda.Kendi kütüphanem bir tarafa, gönüllüsü olduğum il halk kütüphanesinin ödünç verilemeyecek kitaplarını bile alabilecek bir ayrıcalığım vardı.Anlayacağınız kocamaaan bir kütüphanenin varlıklarından istifade edebilecek şanslı biriydim ben:))

ARANOT :(Keyif Sanat Kahvesi'nin geleneksel yılbaşı takvimi şu an gardrobumun yatağıma bakan yüzünde günüme her sabah merhaba diyor: )

Üç kişiyle başlayan öykü akşamları zamanla 5-8-9-15-25'li rakamlara hatta kahveyi dolduracak bir kitleye ulaşmıştı.Başta herkes çekindi "Bilmem ki şimdi ya okuyamazsam,ya takılırsam,ya şunun gibi okuyamazsam..." Zamanla bunları da aştık. Gerek duraksayarak okusun ,gerek  düzgün okumasın ,nasıl okursa okusun herkes katılımcı oluyordu . Kimisi dinlemeyi yeğliyordu ,kimisi kalabalık bir ortamda ilk kez bir şeyler okuyordu ,kimi belki güzel okumuyordu ama çabalıyordu ...Öykü uzunsa okumaktan yorulanlar başlarına devrediyor,o başkası devam ediyordu okumaya .Çay molalarında karakterleri çekiştiriyroduk kimi zaman .Öyküleri okurken arada yazarla ilgili sohbetlere girişiyorduk.Kah gülüyorduk,kah hüzünleniyoruk,kah durgunlaşıyorduk...Kimi zaman kafamız karışıyordu , kimi zaman onları anlamaya çalışıyorduk...
Orhan Kemal,Muzaffer İzgü,Aziz Nesin,Anton Çehov,Halikarnas Balıkçısı,Yaşar Kemal,Sait Faik Abasıyanık,Haldun Taner ,Hüseyin Rahmi Gürpınar vs...daha nicesi geldi geçti Keyif Sokağı'ndan...

 Ben de bir gün Haldun Taner gibi ,Hüseyin Rahmi Gürpınar gibi öyküler yazabilecek miyim dediğim zamanlar oldu.Anton Çehov gibi küçük bir sayfada bile bir sayfa tutan öyküsünü öyle bir etkileyicilikle bitirmiş ki..O öyküyü uzatsan aynı tadı alamazsın. O öyküsünü kaç kere....  bir daha... bir daha... bir daha okudum.Hayran kalmıştım !

O zamana kadar ki hep öykülerim hep 14 lü sayfaları aşardı. Ne kadar çok öykü okuduysam , kısa film izlediysem  edebiyat yönümün zamanla  sivrileştiğini gördüm...Artık ben de tek kişilikli tiyatro oyunları yazıyordum. Öykülerim dergide yayımlanıyordu. Yazarı kim diye de beni sormaya başlamışlardı.

Hüseyin Rahmi Gürpınar(Doğum tarihi 17 ila 19 Ağustos 1864 yılları  arasında gösteriliyor-İstanbul ) 

Ne diyordum ;  Haldun Taner ve Hüseyin Rahmi Gürpınar'ı ne kadar çok beğendiğimi söylemiştim en son.Ben onlar gibi olabilir miyim derken ;  onlar gibi mizah gücü keskin,özgün,okunası,akıcı ,sürükleyeci ve doyurucu bir yazar olabilecek miyim diye düşünüyordum...

Hüseyin Rahmi Gürpınar genelde romanlarıyla tanınan bir yazardır.Piyasada ise kolay kolay öykü kitaplarını bulamazsınız.Birini bulsanız diğeri eksik kalır.Biz bir hafta özellikle Hüseyin Rahmi Gürpınar okuyalım dedik de inanın koca kütüphanede bulamadım öykülerini. Belki büyük bir kitapçı veya sahaf olmuş olsaydı bulma şansım yüksekti.Neyse ki bir edebiyat hocamız vardı -kulakları çınlasın Hüseyin hoca- da varmış bir öykü kitabı .Okuduk . Size yemin ediyorum, gülmekten midemiz ağrı girmiş ,çene kaslarımız bile ağrımıştı. Kahkahalarla gülmüştük öykülerine.Nedendir bilmem belki o gün çok güleceğimiz mi vardı ,birbirimizi mi depreştirdik,yoksa yazarın kadınları ve günlük hayatı anlatmadaki ustalığı mı bizi etkiledi bilemem biz o gün çok eğlendik..Okuyanlar kaç kez kesmek durumunda kaldı hatta...
Haldun Taner ise ayrı bir ustaydı.İnsanın hallerini,jestlerini,mimiklerini gözünde canlandırıyor,okurken o havaya girebiliyordun hatta...Sanki tiyatro sahneleniyor gibi hissediyordun...Kurgu,üslup,kelimelerin seçişi hepsi bir yapbozun kusursuzca dizilişi gibiydi.Hani bazı resimler vardır içinden bir objeyi çıkar tüm resim anlamını yitirir.Şiirin içinden bir söz çıkar,şiir yerle bir olur hani...Aynı onun gibi !
İşte bu iki yazar öykü yazışımın bir basamağı oldular...

ARANOT : (Haldun Taner Sersem Kocanın Kurnaz Karısı'nda şu repliği yazmıştı :
"İsterse sanat hiç karın doyurmasın
Yemek sanatkara iyi değildir
Aç ayı oyamazsa oynamasın
Bir sanatçı asla ayı değildir"
Üstad şimdilerde yaşasaydı acaba şehir tiyatrolarının özelleştirilmesine ne buyururdu,dersiniz :)

(Keyif Sanat Kahve'nin şirin teras katından bir görünüm)


Zamanla tabi bu öykü okuma akşamları yerini şiir okuma akşamlarına bıraktı.Her sonbaharda başlayan bu etkinlik bir çok müdavimin katılımıyla sürekliliğini korumaya devam ediyor .Her hafta bir şairin şiirleri okunuyor,şairlerin hayatına iniliyor,onunla ilgili bir kaç anı varsa onlar paylaşılıyor,tipik özelliklerinin de altı çiziliyor. Önceden şiir okumakla alakam olmayıp şiir yazdığını sanan ben(!) ,şiir okumaya başladıktan ve kütüphaneme şiir kitabı koyduktan sonra şiir yazamaz oldum.Ancak şimdilerde dörtlükler halinde bir kaç dize karalıyıveriyorum,işte o kadar :)
ARANOT : ( Bu kitabın yanı sıra Deli Filozof ,Kaynanam Nasıl Kudurdu adlı kitaplarını almışım.Bulursam sahafta şurda burda devamını getireceğim.
Bugünlerde okuduğum bir solukta okuyuverdiğim kitabı Namuslu Kokotlar romanı :
İsmine aldanıp hafif kitap sanmayınız /eski olduğuna aldanmayınız/kitabın anlamı da anlayanadır ;-)


Neyse Hüseyin Rahmi Gürpınar kitapları almıştım ben de bu öykü okuma günlerinden sonra.Almış ve okumaya fırsatım olmamıştı.Kitaplığın rafında duruyordu. Geçen gün aldım elime Namuslu Kokotlar kitabını.Başladım.Sonra ne olacak diye.Merak bastı içimi.Devamlı bir heyecan.Agatha Christine romanlarına yarışır vaziyette entrikalar,gerilimler....Oku...Oku...Bir bölüm daha...Bir bölüm daha...Bölümler de kısa kısa ya, okudukça okuyası geliyor insanın..
Derken müzik dinleme,matematik çalışma,televizyonda Londra Olimpiyatları,Yalan dünya,Seksenler dizilerini izlemem dışında kitap elimden düşmedi.1,5 gün bile fazla geldi bitirmeme,düşünün!
Eski Türk klasiği diyebilirsiniz.Evet dili biraz zorlayabilir.Ama hemen altındaki anlamlar, okumayı kolaylaştırıyor. Bir çok da bilgi edinmiş oluyorsunuz o tarihe yönelik.


                                         (Hüseyin Rahmi Gürpınar'dan bir fotoğraf karesi)

Bilirsiniz belki , Hüseyin Rahmi Gürpınar hayatını hep kadınlar arasında geçirir.Onun çevresi hep anneannesi,dadılar ve kadınlarla doludur.8o yaşına kadar yaşayan bu yazar, hiç evlenmez.Titizliğine ,temizliğine düşkün bu bey için evlilik bu sebeple katlanılamaz olsa gerek.Artık bilinmez ömrü boyunca kadınların yanında yaşadığı için bir bezginlik midir,
                        titizliği yüzünden odasında başka bir insanın nefesine tahammül edemeyiş midir,
                                     kapının koluna başka bir insanın elinin değmesi midir,
                                                       aşırı temiz oluşundan mıdır  onu böyle yıldıran ?
Bana kalırsa artık o dönem ne gördüyse çevresinde, kadınlara karşı güvensiz oluşu anlaşılıyor romanından.Hatta  kadınlara karşı düşmanlığı mı vardır acaba merhumun, diye merak ettim de.

Vikipedia, yazarın edebiyat yaşamı hakkında aşağıdaki ifadeleri kullanmış :

"Hüseyin Rahmi Gürpınar; İstanbul halkının toplumsal, töresel yaşantılarını, aile geçimsizliklerini, batıl inançlarını, yaşadığı çağdaki Türk toplumunun geçirmekte olduğu krizleri hümuristik bir mizah dehası ile anlatır. Servet-i Fünuncuların yaşıtı olduğu halde, ayrı bir sanat görüşünü sürdürür. Romanlarındaki kahramanların çoğu 19. yy sonu İstanbul'un canlı, renkli insan, hayat manzaralarıdır. Eserlerinde Anadolu yoktur. Mizahı, güldürücü olduğu kadar, gülünç yönlerimizin yansıtılması, hicvedilmesi için gerekli bir araçtır. Hüseyin Rahmi, seçtiği tipleri seviyelerine uygun, ustaca konuşturur ve olayları gülünçlü, acıklı yönleriyle belirtir. Kuvvetli bir gözlem gücü vardır. Realist, natüralist bir görüşle "toplum için sanat" yapar."




                                         (Heybeliada-Hüseyin Rahmi Gürpınar Müze Evi )


Kadınları ve gündelik hayatı öyle sade bir dille anlatıyor ki okuyucuyu nasıl mizahla buluşturuyor ,işte bu  ustalık bana göre.Namuslu Kokotlar kitabında ,zaman zaman uzun diyaloglara ve bazı kitaplardan alıntılara yer veriyor.Bu bazı okuyucuları sıkabiliyor .Ama içindeki bazı uzun diyaloglar beni keyiflendirdi diyebilirim. Hatta kitap içinde başka bir kitaptan alıntılar bile okudum.Bir taşta iki kuş vurdum anlayacağınız ;)
Hüseyin Rahmi Gürpınar 'ın da Aslan burcu gözönünde bulundurulduğunda bazı mizahi benzetmelerimizin aynı parallellikte olması aşikar bir durum görünüyor.Aynı eğlenceli havayı çocuklar için yazdığı kitaplarıyla tanınan ünlü maceraperest yazar Enid Blayton'da da görmüştüm.İkimizde aynı gün doğmuşuz mesela.O 1800'lü yıllarda ben de 1984 Ağustos 11'inde.


Enid Balyton-11-Ağustos-1897 -Londra

Bu arada Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın Ecir ve Sabır öyküsüne bu linkten tıklayarak okuyabilir ;
http://www.birazoku.com/genc-olmak-80-yazardan-80-oyku-1-cilt/ 


Misafir öyküsünü de bulursanız çifte kavrulmuş lokum tadında olur sizin için.
Göreceksiniz günlük hayatın herkesçe yaşanan gerçeğini Hüseyin Rahmi nasıl en yalın haliyle anlatıyor.İnanın bana ,seneler geçiyor ama bazı şeyler hep aynı kalıyormuş,bunu yaşayınca ve yazardan okuyunca bir kez daha idrak ettim.


Keyif Sanat Kahvesi'nde yazı yazarken kulağıma çalınmıştı bir müzik.Keyifle dinlemiştim adı üstünde Keyif'te.Yanında  güzelim demlenmiş bergamotlu çayıyla,ince belli bardağıyla karşımda ehl-i keyif bekliyordu... Sevgiyle kalın....
              

                                Eski bir filmden Fransızca bir müzik : Stone Chardens-L'avventura