30 Temmuz 2012 Pazartesi

Anitta'nın Laneti

KENDİME YAZILAR: Matematikte Sondan İkinciymişiz: Türkiye’ye bir açık oturumda konuşma yapmak üzere gelmiş olan Nobel ekonomi ödüllü matematikçi John Nash, Türkiye’nin matematik bilgisinde...

http://www.mutlueller.com  bloğunda yeni gelişmelerini takip ederken Mahfi Eğilmez'in sitesine rast geldim.Doğrusu Semi'nin bloğuna ne zaman uğrasam öğreneceğim mutlaka bir şeyler bulunuyor.Bu yüzden kendisi en sık takip ettiğim blogger arkadaşlarımın arasına girdi.

Ordan hareketle Mahfi Eğilmez'in matematikle ilgili yazısını okudum.
Mahfi Eğilmez de zaten sık takip ettiğim bir yazar.Kendisi ekonomist dışında tarihle de yakından ilgileniyor.Özellikle Hititlerle ilgili yazdığı Anitta'nın Laneti adlı kitabını okuduğumda Hititlerin şimdiki türklerin yaşayışıyla birebir örtüştüğünü gördüm.Yemekleri,kültürü ,ekonomisinin şimdiki yaşayışımıza benzerliği bende hayret uyandırmıştı.Önceden bu tür tarihe ilgi duymayan ben artık eski çağların medeniyetleriyle de yakın ilgilenir oldum.Yazarın aynı zamanda Hitit Ekonomisi ve Hattuşa'dan Kaçış başlıklı kitapları bulunuyor.
bu kitapları bulduğumda hemen bekletmeyip bir gecede bitiresim var.
Eski çağ medeniyetleriyle ilginiz yoksa bile başlamanız bu kitapla olasıdır.İlginiz varsa da tam sizin için biçilmiş kaftandır.


Kitap okumayı çok seviyorum.Ama seçimlerim genelde kıyıda köşede kalmış kitaplar olduğu için insanlar bu kitaplara önyargılı yaklaşıyorlar.Ama sözü edilen popüler kitaplara yeğ tuttuğumu söylemek isterim.
Ama şu durum da var :
Okuduğum kitaplar ne kadar kıyıda köşede kalmış olsalar da okuyucularım seçimlerime güvenirlerdi.Kütüphanede bir zamanlar çalışırken onlara kitap tavsiye etmemi isterlerdi.O da ayrı bir konu .Çok zor başkası için kitap tavsiye etmek.Kimisi amerikan edebiyatının bestseller kitabını yeğlerken kimisi ağır edebiyat türü kitapları tercih ediyor ,kimisi de klasik eser.
Buna göre benim de o kişiyi tanımak için bir yolum vardı.
-En çok sevdiğin kitap nedir ,diye sorardım.
Tolstoy derse klasiklerden seçme yapar burdan ileri giderek Nietczhe üzerine sohbet açardım.Kısa sürede onun okuma çizgisini anlardım. 
Genelde her kesimden birine kitap önerdiğim ve onların da bu kitapları beğenmişlikleri vardır.
Eğer benim gibi okuyucu geldiyse o zaten kendisi seçmek isterdi .Bilirdim o zaman ,rafta en diptekinin en okunmamış romanını alınacağını....
Ve kodlardım kendi zihnimde isimlerini...
-Hafızanız çok iyi derlerdi
aslında iyi olan hafızam değildi ;iyi olan o okuyuculardı.
Birinden öneri almak kötü değil.Ama bazıları ne istediğini bilmemek bir yana tutup en ağır kitapları alırlar ve ertesi gün gelip değiştirirlerdi.
Bazı kitapların zamanı vardır arkadaşlar,Oğuz Atay'ın Tutunamayanlar kitabının bir ilkokul çocuğuna ağır gelebileceği gibi mesela...Tabi çok zeki ve yaşından  olgun değilse....
Ahhh ah kütüphane günlerime dönüverdim...Evimde bir sürü kitap da olsa yeri dolmuyor...o koku..o sessizlik...sararmış demirbaş defterleri....
Özlemişim....
Ha ne diyorum Anitta'nın Laneti diyordum,okuyun bakalım ;önerdiğim okuyucular beğendiğini söylemişti,siz de beğenecek misiniz?

Bugün şımarmışım,çok mu:)


Remo Giazotti-Albioni



                                                 Boccherini-Menuet of from String No :25

Fovizm Akımından Henri Matisse sevdiğim ressamlardan sadece biri.
Kendisi Monet'n resimlerinden çok etkilenmiş.Fakat resimlerinde canlı renkler kullanmış renkli diyarların ressamı(bknz.Vikipedia)



Hayatımda elbet sadece karışık duygular ve düşünceler mevcut değil,görüyorsunuz.Hayatım da o kadar karışık değil.Tamam zaman zaman herkes gibi bir kaos içindeyim.Ama zihnim de hep sorguluyor.Bunun beni yorduğu oluyor.Ama sanıyorum ben bu yorgunluğu sevecek kadar sadist biriyim.:-))Evet,yıpranıyorum,acı çekiyorum,canım çok fena yanıyor.Ama ben kendimi tırtıla benzetiyorum.Gömleğini değiştirirken evrim geçirme haline ,hani.Bir süre sonra artık ben de yenileniyorum bu kaosla beraber.Kimseye çattığım filan yok.Kendime kapanırım,dinlerim kendimi.Bir bakmışım ordayım.Olmak istediğim yerde.Mutlu muyum bununla?Evet bununla savaşacak kadar güçlü buluyorum kendimi.Güçlü olmak beni mutlu ediyor.
Başkalarının dediğini  bir dereceye kadar hesabıma alırım.Sonra içinden alabileceğimi alır,evirir çevirir ,süzerim.Süzdüklerim bana kalır.Gerisini sallarım .Sonra onları nasıl kafama takmışım diye gülerim.İşte o gülme haline geçince pelte gibi olurum.
Aman heyecanlanma,aman mutlu ol demeleri onlar için boşa harcanmış bir zaman...Bence bu herkes için geçerli.İnsan isterse içindeki huzursuzluğu yenebilir.Yeter ki istesin.....
Kendimi şımartacak kadar özel,başkalarının bana ahkam kesecek cesareti bulmalarını istemiyorum.Herkesin hayatı kendine.Nasıl yaşamak istiyorsa herkes öyle yaşasın...Hayat herşeyiyle güzel..Bir gün içinizde kalan ukdeleriyle yaşlanmak istemiyorsanız içinizden geldiği gibi yaşayın....

Bugün kendimi şımartmak istedim;kendime yazdım bu yazıyı...

                                  Şimdi de Vaya Con Dios geliyor Just a Friend Of Mine geliyor :

27 Temmuz 2012 Cuma

Sorguluyorum,Kendimle Konuşuyorum



Neden bazı insanlar iyi şeyler söylese bile hakkımda bana batıyor?
Neden diğer insanlara gösterdiğim sevimliliği onlara gösteremiyorum?
Acaba ben de mi öyleyim?
Hata mı bende?
Tanrım ben bir yerde hata yapıyorum ama nerde?
Dürüst olmak nedir ?Bu ne biçim soru diye sorma.Bu soruyu sormaya hakkımız var bizim.Bu son günlerde gördüm ki herkes kendine göre dürüst.Herkese göre farklıysa bu o zaman kime dürüst olmaya çalışıyoruz?Ne için,hangi amaçla dürüstlük bu?
Dürüst olunca mutlu olur mu insan?Mutlu olmak ddiye bir kavram mı var ?Mutlu olmak ne?Kime göre mutlu?Sen televzyonda lost izlemekten memnunsan mutlu oluyorsan ,ben olmuyorsam ben mutsuz mu olacağım?Neden seni mutlu eden şeyler beni mutlu etmiyor?Neden illa benimle benzer şeyleri seven birini bulmam gerekiyor?
.............................



Sevmek diye bir şey var ama.Nasıl oluyor bilmiyorum ama var.O küçücük kalbimizin içinde binlerce koordinasyon telleri var.Tıpın ne dediği beni ilgilendirmiyor.Ama kalbin nasıl sevmeyi sağladığını merak ediyorum ben.Kalp seviyor ,seviyor ama nasıl seviyor?Bize hep sigara alkol kullanmamız tembihleniyor.ben de tiyatroda doktor rolümdeyken alkolün ve sigaranın insanı nasıl olumsuz etkilediğini anlatıyorum çocuklara.Kalp için şunu yemek gerek,bunu yememek gerek;sigara içersek ,dumanı kandaki oksijeni kovar demek;alkolü çok içersek nabzı yükseltir;kalp kan yerine alkol pompalar demek.İnsanlar ölür demek.Kalp...Herkes kalpten bahsediyor severken...herkes kalbinden hasta olunca anjiyo oluyor.Hasta olunca kalp sevmeyi bırakıyor mu?Koordinasyon telleri kopmuyor anlaşılan?
Tanrım ben şimdiye ölmedim.Ortada bir terslik var.Demek ki herşeyden kararınca alınca ölmüyorsun.Şimdi biz çocuklara yalan mı söylüyoruz?Tabi onlara için yavrularım,bunlar şifadır diyemeyiz ama.Çevremizde bu kadar ahlaksız,samimiyetsiz,iki yüzlü insanlar,hem kendilerinin önde olmalarını isteyenler,kibirli,küstah,ukala varlıklar varken sigara ve alkolün zararından bahsedilemez?
Yalan söylemeyin diyoruz çocuklarımıza.Sonra dürüstlüğümüzün bedelini ağır ödüyoruz.Ortada dürüstüm dürüstüm diyen insanlar bakıyorsun sana göre en büyük yalancılar.Sanırım dürüstlük anlayışım bu dünyaya uymuyor.



Şuyum buyum,şu arzularım var ,şuna gıcığım,buna böyleyim demiyorum,diyemiyorum.Bunları söylemem için dört dörtlük bir insan olmam gerekli.Ben neyim ki,insanları eleştirebilirim.Ama samimi olduğuma inanıyorum.Hem de onlşardan daha çok samimi olduğuma.
İşte bu yüzden bazı insanların sözlerinde tipik bir kusur görüyorum.ufak sinek mide bulandırır derler ya ufak bir söz tüm iç güdü duyularımı atağa geçiriyor,üzgünüm ama bu duyum da en çok bazı akrabalarıma gelişiyor.Baba tarafımın akrabalarıyla böyle bir şey söz konusu bile değil.Çünkü hepsi de zaten elini eteğini çekmiş ,olgun,yetişkin,gençleri desen özgüvenli,kompleksiz insanlar.Kendi kendilerine mutlu olabilmiş,kendine yetebilmiş,meşgalesi olan insanlar.Anne tarafımın bazı kuzenleri ise samimi olduğunu düşünmediğim insanlar.
düşünün yaklaşık 15 gündür evde tek başınaydım.Beni gördüklerinde her  defasında sordukları soru :
-ee bekarlık nasıl gidiyor  -(içimdeki nazik kız)nasıl yani ben ailemle mi evliydim?onlarla da bekardım.
Şimdi akşam gezmelerimiz,akşam çaylarımız,eğlencemiz  bazı akraba toplantılarında dile getirilince insan göze batıyor tabi böyle.
-aman nasıl gidecek ,onlarla nasıl gidiyorsa tek başıma da öyle gidiyor.ben öyle aileden kaçamak yapacak ergen miyim?
Yalnızız ya ne yapacaksak?
Tiyatro ile de ilgileniyoruz ya marjinal bir şey bekleniyor herhalde?
Onlara göre hatta bulunduğum çevreye göre öyle olduğum da zaten sık söyleniyor.Herşeyimi ailemin bilmesi,annemin bilmesi de akıllarında bir hin konusu.
aman ne yapacağım,akşam üzeri çekerim şortumu ,giyerim üzerine salaş bir tişört çapraz çantama koyarım cüzdanımı telefonumu..doğru yürüyüşe ,,,,müziği de açtım mı sana....ohhh akşam serinliğinde... yanımdan arabalar geçer ben sanırım kendimi altımda deniz....acayip güzel hayal kurarım ben övünmek gibi olmasın hani...Sonra keyfim yerindeyse tek başına da yemek yerim lüks bir yerde ;keyfim yoksa otururum parkta bir şeyler içerim.Ordan dergimi de alır.aheste aheste karıştırırım...biri bana mı bakmış,birini mi benzetmiş,ayy kız yalnız gelmiş acımaklığı filan ...hiç hiç bana göre değil...





Dürüstlük meselesine gelince ;bununla ilgili teorilerim var :
1-Dürüstlük sözlük anlamında her zaman doğru söyleyen olsa da ,bu işine göre dürüst olan şekilnde değişebilir.
2-Bir insan size ikide bir dürüstüm dürüstüm diyorsa o kişiyi iki kere göz önünde tut.Bir yerde mutlaka falso verecektir.Zira kendinin öyle olmadığını bildiği için bunu kendine kabul etttirmeye çalışıyordur.
3-bir de dürüst olacağım diye çoık kalp kıran,lambadak lafı indiren tipler vardır.Maalesef .Bu insanların yanılgısı trübüne oynamaktır.Evet dürüstlerdir ama patavatsız boyutunda.Birşeyi üslubunca söyleyip yaparsan alim olursun hem kavgacı hem çingene olursan davulcu olursun.Ama dikkat alim dinlenir davulun da sesi uzaktan hoş gelir....
4-Dürüstlüğü işine gelene göre yapılır.Politikacıların sık başvurduğu yoldur.Kendi hesabına dönerse aynı eylem doğru;muhalefete dönerse kavga sebebi olur....
5-Kendi suçunu örtbas etmek için başkasını suçlayanlar vardır.Başta eser gürlerler.Kızdıklarında ya da hazmedemediklerinde  dolap çevirirler.Sonra pişman mı olur ne düşünür sonra bilmezsin dürüstlük yapar.Kendini aklama uğruna yaptığı bu geç dürüstlük tekrar yaptığı iki falso davranışıyla mehter marşı edasıyla sona erer.Sen dersin keşke,bilmeseydim ;bilinçlilik bazen fazla ıstırap kardeşim
6-herkes dürüstlüğü haketmez...Bunu bilir bunu konuşurum....
Siz isterseniz bu listeyi uzatın gidin.Ben kendimce böylesini topladım.



Sevmeye gelince biz insanlar dünayaya sevmek ve sevilmek için geldik.Yemek yiyip,içmekten,gezip tozmaktan ziyade bir de ruhsal ihtiyaclarımız var.sevmek sevinilmek ,dokunmak dokunulmak ,paylaşmak paylaşılmak dürtülerimiz var.Seviyoruz.Kalp mi zihin mi,vücudumuzda ne ne zımbırtısı varsa kalp kırılsa da sever cümlesine istinaden....Bazen hayatın yoğun karmaşasına,ekonomik,siyasi ne problemimimiz olursa sevmeye sevilmeye ihtiyaç duyuyoruz.Sevmek sevilmek oldukça da paylaşımlar göze çarpıyor.İnsaoğlu buna romantik kavramını veriyor ama ben buna sevgi,nin bütünleşmesi gözüyle bakıyorum.
Sevginin bütünleşmesine illa ki romantik denilecekse evet ben de bir romantiğim aslında.Aslında siz de romantiksiniz:Romantiklik güzel bri şey aslında.Sevdiğini göstermek....İster iki dost arasında...ister iki kardeş veya evlatlar arasında.Bakmayın siz hep kadınla erkek arasında olduğuna...romantiklik sevdiğini göstermektir...işin aslı sevdiklerimizdir aslında ....

Sevmek güzel şey,paylaşmak da ......

24 Temmuz 2012 Salı

3D ÜNZİLE



İki -üç hafta oluyor pek adet edinmediğim üzre bir müzik kanalını izliyordum.Günün popüler şarkılarından bir takım kimseler işte ardıardına klipler çıkıyordu.Bir sürü şarkıcının türediğini de bu fırsatta görmüş oldum.Parası olan birinden beste almış,alamayan kendisi bir şeyler yazmaya koyulmuş filan.Uzun süreden beri sesi soluğu çıkmayan bazı şarkıcılar ,magazinle zaten arasını soğutmayıp ,günün popüler olmuş bir film müziğinden de esinlenerek bunu repertuarına alıp tekrar müzik piyasasına giriyor filan işte. Bu konuda zaten düşüncelerimi bir yazımda bahsetmiştim,okuduysanız.

Sonra Kenan Doğulu ve Yalın çıkmaz mı sahneye.Bir de araştırdım single çıkarmışlar.Dinledim.Ünzile söylüyorlar.Dur bakiim,merakla dinledim,eleştirisel de dinlemedim ilk kez duyuyormuşum gibi dinledim.Çok beğendim.
Şarkı zaten güzel ,şimdiye kadar söyleyenler de hep de güzel yorumladılar.Kenan ile Yalın da bu şarkının altından kalkmasını çok iyi bilmişler bana göre.Ben ikisini beğenerek dinliyorum.Bu iki beğendiğim insanın Ünzile şarkısını söylemesi de bir o kadar etkileyici ve manidar olmuş.Çünkü aslında Ünzile bir kadın şarkısı.Çocuk denilebilecek bir kızın nasıl çocuksu duygularıyla çırpınırken nasıl kadın olduğu anlatılıyor.

İşte bu ikilinin yorumunu da dinleyince şimdiye kadar Ünzile şarkısının beğendiğim üç yorumunu, blog yazımda yazmaya karar verdim.Maksadım ;üç videoyu da koyup hoşçakalın demekken,bir anda ellerim klavyede yazı yazmaya başladı.Maksadım halimi aştı derler ya öyle işte !

Neyse buyrun size ,girizgah: ))


Sezen Aksu - Ünzile (1986)



                                                                  Şebnem Ferah - Ünzile



Kenan Doğulu & Yalın - Ünzile


Hoşçakalın,

Hayırlı Ramazanlar dilerim herkese.....:)

15 Temmuz 2012 Pazar

Aşk Yemini Filmini konuşuyoruz,hadi ne içiyorsanız onunla gelin :-))



Yapım:  2011 - ABD

Tür: Dram,  Romantik,  

Süre: 104 dakika

Yönetmen: Michael Sucsy, 

Oyuncular: Rachel McAdams,
Channing Tatum,
Scott Speedman,
Sam Neill,
Jessica Lange

Müzisyen :  Rachel Portman,
Michael Brook, 

Görüntü Y.: Rogier Stoffers, 

Senaryo: Abby Kohn,
Stuart Sender,
Michael Sucsy,
Marc Silverstein,
Jason Katims, 
Yapımcı: Roger Birnbaum,
Jonathan Glickman,
Austin Hearst,
Paul Taublieb,
Susan Cooper,
Gary Barber,



 " Aşk Yemini " adlı filmi izledim bu akşam.Başrollerinde Rachel McAdams ve Chaning Tatum'un oynadığı bu film kimilerine göre tipik türk sinemasını çağrıştırsa da olayın kurgusu ajiteden uzakta bir gerçekliğin gözü oluyor.Oyunculuklar başarılıydı.Hikayenin kurgusunu da başarılı buldum.Olayın sonunu tahmin edemiyorsunuz.Eden varsa tebrik ederim : ama şunu itiraf etmenizi de beklerim;düşünün şimdi :
Kızın yaşadıkları,Leo'nun çırpınışları....Ne bileyim ya beni çok etkiledi.Ne kadar zor bir durum olsa gerek,çok seviyorsun,eşin/sevgilin seni unutuyor,ailesiyle anlaşmazlıkları var,tekrar ailesini kaybetmemesi için susuyorsun...Off nerdeyse filmi anlattım...





Ama anlatmakla olmaz ki ! İzlemeniz gerekiyor bu filmi. Belki abarttığımı düşüneceksiniz ama bu filmi kendi gözlemlerinizle değerlendirmenizi istiyorum. Sıkılmayacağınızı umuyorum...







Yalnız bir sorun var : hayır hayır sadece bu filmle ilgili değil ; romantik-komedi ,romantik dram içerikli filmlerle ilgili....
Sanırım ben bir daha yoğun içerikli aşk filmi izleyemeyeceğim.
Sevgilileri,eşleri her neyse işte hem çok yakışıklılar ,yakışıklı olmasa bile sempatik,sevimliler ya da pek bir karizmatikler...Onları geçtim en odunu bile adam oluyor romantik abide gibi geziyorlar.Kadınlar desen rahat,keyifli,çocuksu,arzulu....eee bizdeki gibi oğlan yaparsa şanından,kadın yaparsa kuyruğunu salladığından mantığı yok ki...Bastırılmamış dürtüleri yok ki....Bizde çoğu kadın evlendikten sonra ilişkiden korkuyor.Erkek de kadında arzu görse herhalde 'bundan önce hangi genelevinde çalıştın lan 'seviyesinde.Eskisi gibi olmayabilir.Ama hala var,kabul edelim.Önce duyguları bastırmaları bekleniyor kadından sonra evleniyor kadından panter olmaları bekleniyor sonra o ilişkiden doğan çocuklarla sevindirik olnuyor.Yani biz ilişkileri çocuk yapmak için kullanıyoruz halâ,bu kadar açççık ve seççik konuşuyorum arkadaşım!!Görüyorum,duyuyorum,düşünüyorum,irdeleyip süzüyorum ortaya çıkanla da böyle bir sav atıyorum ortaya !! Başka fikri olan ?





neyse bak filmden nerelere geldim....ben bir daha romantik aşk dolu filmler izlemeyeceğim...küstüm...Çünkü gerçek hayata döndüğümde böylesi yakışıklıyı böyle bir ince ruhla bağdaştırıp karşıma böyle bri mahluk çıkma olasılığının milyonda bir olduğunu düşündüğüm için...gökte altın olsa ilk benim tepeme yağardı değil mi....




bir gün karşıma çıkan erkeği ,evlenecek olursam şayet ilk burda resimlerini ifşa edeceğim,bizim karşımıza çıkan ancak böylesi olur mantığında..tabi canım cicim aylarını geçirdikten ,odunun biraz yontulma döneminde.....haaa bir de şu var ; olaki çok uzak bir ihtimal böyle ince ruhlu,nazik,romantik,iyi bir aşık olursa yine burda yayınlayacağım...umudunu kaybetme,böyle insanlar da varmış diyerek.....

 İçimde bir boşluk var ey sevgili
her nerdeysen,
şu anda kiminleysen;ayrıl ondan
inanırsan uyumlu olabildiğimize
gel sevgili
boş kalan hücrelerimi doldurabilesin diye

Sevgiyle kalın.....





AŞK YEMİNİ Filminden
Dipnotlar-
Replikler-
Açıklamalar-
Tahliller



Aşk Yemini filminde Leo -- Her zaman daha güzel biri olacak. Her zaman daha akıllı biri olacak. Her zaman daha genç biri olacak. Ama onlar asla sen olamayacak.

****

En iyi ilişkiler, beraber uzanıp herhangi bir şeyden ve her şeyden konuşabildiğindir.

****

Genel olarak, Channing Tatum filmin mesajını şu şekilde özetliyor: “Hayatınızın kalanı için birine yemin etmek ve bunu yürekten söylemek önemli bir şeydir. Gerçekten büyük bir şeydir”.

****

“Bu harika bir aşk hikayesi ama aynı zamanda aile sevgisini de işliyor” diyen McAdams, bunu şöyle açıklıyor: “Paige uyandığında kocasını tanımayıp, kendi ailesiyle de görüşmediğini öğrenince hayatında doldurulması gereken büyük gedikler görüyor. Sizi yazgınıza geri götürecek yolu bulup bulamayacağınızı bilememe fikri bana çok ilginç geliyor. Hayatınızın önceki kısmında yöneldiğiniz şeylere doğal o...larak tekrar yönelir misiniz, yoksa sıfırdan başlayıp kendinizi yeni bir insan olarak baştan yaratmanız mı gerekir? Eskiden olduğunuz noktaya geri döneceğinizin söylenmesi bana ilginç bir fikir gibi geliyor. Her şeyi sıfırdan öğrenmeniz gerekse bile eskiden bulunduğunuz noktaya dönmenin yolunu bulursunuz. Filmin itici güçlerinden biri anlık bir aydınlanma beklemeniz; birden bire ampulün yanacağı anı bekliyorsunuz ama o an illa gelecek diye bir şey yok”.

****



“Jessica gibi oyuncularla çalışmanın en minnettar olduğum yönü, onların sete gelip repliklerini okuyup ücretlerini alıp gitmemeleri” diyen Sucsy, şöyle devam ediyor: “Bunu bir deneyim hâline getirmek istiyorlar. Bu yüzden, Jessica’nın oynad...ığı birkaç sahneyi alıp, onları zenginleştirdik ve derinleştirdik. Rachel’ın canlandırdığı karakterin ailedeki bir şey yüzünden annesiyle yüzleştiği bir sahne vardı, ve Jessica’nın bu sahneye oyuncu olarak kattığı şeyi şimdi hatırlarken bile tüylerim diken diken oluyor. Etrafınıza bir bakıyorsunuz, kameramanından elektrikçisine, kimse dikkatini yaptığı işe vermiyor çünkü Jessica’nın performansı o denli sarsıcı. O tam bir cevher”.Devamını Gör
Glickman, “Hikaye çok duygusal ve sürükleyici olduğu için, onu bir melodram hâline getirmek değil, hem ‘The Way We Were’ ya da ‘Love Story’ gibi klasiklerin düzeyine çıkarmak hem de ebeveynler ile kızlar, kızkardeşler ve arkadaşlar arasındaki ilişkileri de dahil etmek istedik. Senaryonun baştan sona mizah ve hafiflikle ulaşılabilir kılınması gerekiyordu ki kendimizi fazla ciddiye almayalım”

****

 Beyin travması ve hafıza kaybı yaşamış insanlarda sıklıkla görülen bir tepkinin kendilerini yetersiz ve hayal kırıklığı içinde hissetmeleri olduğu söylenir. Hatırlayamadıkları insanlar ve şeyler; endişe, hayal kırıklığı ve kafa karışıklığıyla özdeşleşir. McAdams’ın ilgisini çeken yönlerden biri de buydu.
****
Aktris, “Bu herkes için son derece sıkıntılı bir durum olmalı! İnsanların çoğu kez kim olduk...larına dair bir duruş sergilemeleri gerekir, ama sonra hayatlarındaki önemli kişileri kaybederler. Paige yaşadığı hafıza kaybından dolayı kendini yetersiz ve hayal kırıklığı içinde hissediyor ve bir noktada Leo’dan uzak olmanın daha kolay olduğunu düşünüyor. İşte hikayemiz bu iki şey arasında köprü kurmayı konu alıyor ki çoğumuz da bununla özdeşleşebiliriz”.

****

Aşk, kendini onunla görebilmek değildir.
Kendini onsuz düşünememektir...

****

“Rachel ile Channing eşleşmesinin harika yanı, ikisinin de son derece karizmatik ve sevimli olması ama pek de aynı dünyaya ait görünmemesi” diyor Glickman ve gülerek ekliyor: “Biz bu hikaye üzerinde çalışmaya başladığımızda ikisi de muhtemelen altı yaşında falandılar. Dolayısıyla, filmin yapımında bir başka zamanlama öğesi de bu”.
****



Filmi en doğru anlatan cümle belki de bu :

Geçmiş için ağlama, geçmişte kaldı. Gelecek için gerilme, daha gelmedi. Anı yaşa ve onu güzelleştir.

Ve de bu :

"Seni seveceğime ve olur da ayrı düşersek bile, her zaman bir yolunu bulup tekrar bir araya geleceğimize yemin ediyorum."

****





McAdams daha en başından senaryo ve karaktere bağlandığını ifade ediyor: “Senaryonun ilerleyişine bayıldım. Paige’i ilk tanıdığımızda, filmin ilerleyen bölümlerinde gördüğümüzden çok daha kendini bulmuş biri; dolayısıyla, ters yönde bir ilerleme söz konusu ki bana ilginç gelen de buydu”

****

Kendini iflah olmaz bir romantik olarak niteleyen Channing Tatum; “Aşık olmak işin kolay kısmı! Hayatınızı beraberce devam ettirmek, bağlantınızın kopmadığından emin olmak ise, zira hayat bazen aranıza girebiliyor, işin zor kısmı."

****

Yapımcı Jonathan Glickman; “Film, büyük ölçüde, bu kızın bu adamla esasen nasıl evlendiğine ve bu gerçeğe nasıl bir anlam verdiğine, ayrıca izleyicilerin bu adamın bu kızı kendisiyle evlenmeye ikna edebildiğine inanıp inanmamasına dayanıyor”.

****

Glickman, “Hikaye çok duygusal ve sürükleyici olduğu için, onu bir melodram hâline getirmek değil, hem ‘The Way We Were’ ya da ‘Love Story’ gibi klasiklerin düzeyine çıkarmak hem de ebeveynler ile kızlar, kızkardeşler ve arkadaşlar arasındaki ilişkileri de dahil etmek istedik. Senaryonun baştan sona mizah ve hafiflikle ulaşılabilir kılınması gerekiyordu ki kendimizi fazla ciddiye almayalım”




  ****

Harika bir senaryo çok sayıda harika insanı kendine çeker, ama Paige ile Leo’yu hayata geçirecek mükemmel yetenekleri bulmak son derece önemliydi çünkü sadece doğru aktör ve aktrisi değil, doğru çifti bulmak gerekiyordu.

****

 Yitirdiği anılarının hiçbir zaman geri gelmemiş olmasına rağmen Kim’le 18 yıldır mutlu bir evlilik sürdüren Krickitt Carpenter, başlarına gelen şeyi şöyle yorumluyor:
“Kocam müthiştir. Beni geri kazanmak için elinden gelen her şeyi yaptı. Hayat iniş çıkışlarla, zorluklarla dolu ama derine inmeli ve olabileceğimizin en iyisi olmalıyız”.



13 Temmuz 2012 Cuma

Hayalim,ıcetea şeftalim,keyfimin kahyasıyla bir cuma akşamı





Yine kimse yok evde.Dışarı çıkmak için hep birinin evde olmasını mı bekleyeceğim,dedim kendi kendime.Akşama kadar evde oturan ben, akşamüstü eşkem köşkem giyinip kulaklığımı da kulağıma takıp şehrin işlek ceddesindeki parktan yukarı doğru başka bir parka doğru  yürüdüm.Hızla akan trafiği izledim.İnsanları izledim.Yaz olunca şehrimize sökün eden tee bilmem kaç mesafe uzaklıktaki yerden bile kendini belli eden almancı çocukları gördüm.



Tanrım bu çocuklar için nedense üzülüyorum ben! Yaşam olanakları oralarda  iyi gibi görünse de iki kültür arasındaki gelgitli durumları bana bir kimlik çatışması yaşıyorlarmış gibi hissetiriyor.Nereye ait olduğunu bilmekten ziyade, nereye ait olduklarını hissettiklerini düşünmüyorum.
Sonra yol kenarında arabaların hızından dolayı yellenen gazete parçasını görüyorum.Ordan oraya savrulup duruyor.Kendimi o kağıt parçasına benzettiğim oluyor.Ben de bazen savruluyor gidiyordum gıyabımda.Sonra yine yürüyorum.Yine Almancı çocuk.Tanrım bu muhitte bir almancı çocuk patlaması mı  var ne,iki adım gitsen saçı sarı,iri yarı,yüzü almanları andıran asi bir kafa.Belli yani !! bu görüşüm şekilciliği aşıyor yani.
Sonra parkın içinden yürüyorum.Bazı insanlar bana bakıyor gibi hissediyorum.Yalnızlık bu şehirde çok mu afişe oluyor yoksa?Bunca kalabalık arasında kendim yalnız olduğum için mi böyle geliyor bana? Bilemedim.Hani diyor ya ,bunca insan yalnızken , bunca insan neden halâ yalnız, diyor kaybedenler kulübü.


Ben bugünlerde bu tür yalnızlığı daha çok duyumsadım.Sanırım artık başıma bela arıyorum.Huzur battı da diyebilir miyiz? Bal gibi derim valla! Huzur batıyor artık bana.Başka bir huzur arayışı da olabilir bu ?
yine zıtlaşıyorum kendimle görüyor musnuz ?
Markete girdim.Herzamanki gibi ıcetea şeftali aldım.Bir de Radikal gazetesinin kitap eki haftasıymış bugün.Hemen kaptım.Burda dikiş dergisinin son sayısı da çıkmış meğer.Neyse,ben şimdi o kadar açılmayayım...
tekrar geldiğim yoldan çimlerin olduğu yere geldim.Oturasım geldi.Oturamadım.Neden ? Yanımda kimse yoktu.



Şaka şaka,ben öyle oturacak olsam yanımda biri var mı yok mu takılmam,her daim yanımda çanta gibi birini de getirmem.Yalnızsam yalnız,yanımda arkadaşım varsa arkadaşımla.Hani illa yanımda biri olsun diyen bir tarafım yok.


      Cat Stevens - My Lady D'arbanville geç bulduğum ve   sık   dinlediğim bir şarkıdır.Beğeninize sunuyorum:-)



Normalde aslan burçları hep kalabalık ortamları sever,yalnızlığı pek sevmezler.Yalnızken bile koca bir kalabalık oluştururlar.Cıvıl cıvıldırlar.
Bak öylesine öyleyimdir,hele keyfim varsa iyi bir mizah zekamın olduğuna inanırım.Hele keyfim dört şekerliyse kaç kişi olursa olsun herkese yetişirim.Ama bir yandan deli gibi eser coşarken birden keskin bıçak gibi kesildiğimi,melankolik ruh halimin birden içime çöreklendiğini hissederim.Hele de kafam azıcık çakır keyifse ,kafa üç şekerliyse, kafam iyiyse daha bir suskunlaşırım.Hani içince bağıran çağıranlardan olmadım ben!Sanırrım bu tabirden ve şimdiye dek anlattıklarımdan  tam bir aslan burcu olmadığım belli oluyor.Buna takriben çıkardığım sonuçlardan ve astrolojik açılımlardan Yengeç -Terazi-Aslan üçleminde kaldığım kesin olurken / günlük burç yorumlarını okurken üçünü de okuyup tam bana göre sonuç olduğunu gözönüne koyaraktan / kendi kendimi böyle tahlil etmiş oldum arkadaşlar!



Parkta gezinirken çimlere oturmak istedim.Kimse yoktu ,oturmadım dedim ya.
Külliyen yalan !Çimler ıslaktı.Ondan oturmadım.Ama oturanlar nasıl oturdu bilmem!

*****

Hayal ettim ben de.Şimdi ben çimlere oturmuşum.Uzaktan bir canlı müzik.Yanarım yanarım tutuşur yanarım /deyip dururken hoş yakışıklı daha önce tanıştığımız ama ismini bilmediğim bu hoş mahluk yanıma gelse....Merhaba dese...ben şaşırsam...sonra o da yanımda otursa....ne yapıyorsun dese...ben ne yapayım gelmişken çimlerin popom altında nasıl ezildiğini görmek istiyorum desem...

***
                            
                      tamam tamam zırvaladım yine ben,romantik olmadığım kesin...

*****

baştan alalım filmi..ya da almayalım ...
ne yapıyorsun burda ,desin
-ben ne yapayım yürüyüşe gelmiştim,bir soluklanayım dedim.Akşam ne güzel değil mi,bu açık hava?
-iyi ki gelmişsin
-yürüyelim mi
-yürüyelim
-şurdan mısır alalım mı ?
-olur
*şurdan dondurma da alalım?
hayalimde bile yiyecek.Gak deyince yiyecek guk deyince tatlı.Hayat yiyince güzel ama ne yapayım,
ben seviyorum !!
 
üç aylar olmasa haftaya ramazan olmasa hadi lukoil'e gidelim,diye replik söyletirdim bu hoş mahluğa  amaaa....Kahretsin,o da bayramdan sonraya kalsın!
sonra ağır ağır yürüsek arada dursak kaldırımın üstüne otursak filan 
bir yere geçsek tavla oynasak ben tavlayı koltuğunun altına sıkıştırıversem...
hahaha ne zalimim ben !!
Sonra eve bıraksa beni-güzel bir akşamdı.yarın işin yoksa yine görüşelim mi ?
-yarın işim var gibiydi,arkadaşlar toplanalım demişlerdi ama ...
yalan ,billa yalan. Arkadaşların çoğu ya memleketinde ya tatilde ya iş güç derdinde ya da aileleriyle planları var.Ama çok istekli görünmemek lazım değil mi?
-kesin bir dönüş yaparlarsa bize katılmak istersen....onlarla görüşemezsek böyle yine bir şeyler yaparız.
-peki uyar bana..haberleşiriz...

Ayşe Özyılmazel'in bu şarkısını beğenerek dinliyorum.Bu son günlerde en beğendiğim şarkılardan biri.Yalın ile Kenan Doğulu da Ünzile şarkısını söylemişler.Bahsetmeden geçemeyeceğim.Çok beğendim.Bilirsiniz Ünzile şarkısını Şebnem Ferah da söyledi,onun da yorumuna doyum olmuyor.Su gibi gel,şarkısı yalnızlara gitsin......:)


tabi kuşun kanadına şifeyi yazar 1984'e şanselize yazarsın o seninle gelir.Ya da ateş yakarız.Dumanından anlarsın sen.
Telefon numaraları verilir.Hoşçakalın denilir.O arkasını döner gider .sen bakarsın.Sen tam anahtarı kilide  sokup bir daha baktığında o da sana bakacak olur...Gülümsersin,elinle bye bye yaparsın...
akşam tiling tiling diye bir mesaj :
-güzel bir akşamdı.İyi ki karşılaşmışız.Keşke yarın yine müsait olsan böyle...
ertesi gün arkadaşları ektiğini söylersin kötü bir intiba bırakma uğruna ve güzel bir ilişki doğar...
tam bu hayallerle çıkmıştım ben...
şimdi ne yapıyorum peki?
masa lambasını açıyorum.Çayımı içiyorum.Ardından matematik notlarını düzeltiyorum.Ve bu satırları yazıyorum.....
28 yaşındaysanız ve şimdiye dek birşey yolunda gitmemişse ,hayatınız herkesin tutunduğu kadar değilse ve siz halâ bunlara rağmen mutluysanız hayat çok acımasız......   

Cümle çelişkili gibi gelebilir,ama bilincindeyim efenim,kafam çok iyi !!

12 Temmuz 2012 Perşembe

Hür doğdum hür yaşadım !!





Annemler bu gece geliyor.Burdan anlaşılıyor ki,evdeki tek başına saltanatım an itibariyle bitti.Çünkü Bir Ankara bir İstanbul bir İzmir yapan seferi erkek kardeşim eve döndü.Burdan ne anlaşılıyor ? Bundan böyle evde cıscıbıl olmuyoruz ; iç çamaşırlarıyla da fink atmıyoruz, gecenin bir vakti canım sıkıldı diye banyoya girmiyoruz , kimse yok diye banyoya telefonla girdiğim ve telefondan müzik dinlediğim dakikalar an itibariyle sona erdi !!!
Evde yalnız yaşamanın avantajları da var dezavantajları da var siz de bilirsiniz ki.



Avantajları
yemek yapma derdin yok.Saatli programlı değilsin.Karnın toksa yemiyorsun.Kimseye nereye gittiğini şunu bunu söylemiyorsun.Evin ihtiyacından sen sorumlusun.ama kendine göre yapıyorsun.İstediğin her dakika banyoya girebilir,televizyon izleyebilir .İstediğin kadar tepinebilirsin.Kulaklığımdan gelen yüksek sesle yükselen adrenalinle fazla soluk alıp veriyorsam,anlaşılmaz sesler duyulduğunda,zıplayışımdan ev sallansa da odama dalan yok.Bir şey lazımdı diye odama lap diye giren birey sayısı yok.Telefon geldi,şu bu yapılacak diye tam ilhamım gelmişken hayalimin içine girmişken konsantrasyonumu bozan da yok!!Kırk bin defa güzellikle uyarıp bağırdığım zaman dikkate alan aile bireyim de yok...Neden böyle olur ki ,anlamam !



Dezavantajları
Saatin yok .Karnın acıksa bile canın istemiyor.Karnımın acıktığını ağrıyan başımdan ve titreyen elimden biliyorum.İşte o an benim canım herşeyi istiyor.Hemen de yemem gerekiyor.Çaymış kahveymiş,keyifler hep paylaşınca güzel.
Genelde dışarı çıkma yönümde sıkıntım yok.Ama işgüzarı sormuş olmak için bile sorsalar bazen daha çok sinirime batabiliyor.Ama bir yandan ilgilenilmek güzel bir şey doğrusu !Evin ihtiyacından ben sorumluyum ama bu kez Belçika'daki eniştem geldiğinden fazla açıldım.Hele bu kez para idaresi 0 bende !
En büyük dezavantajı yalnızlık.elini kolunu nereye koyacağını bilmiyorsun arkadaş ! Bende de ters bir durum var ,annemler evdeyken arkadaşlarla yemeğe ,kahveye,eğlenceye gideceğim tutar veya gizli saklı bir köşede sigara içesim filan.Onlar yokken hiçbirini yapmak gelmiyor içimden.



Onlar yokken ben de domestik takıldım.Eviyle ailesiyle kendi halinde yaşayan mazbut hanım kız.Tabi evde kimse neler yaptığımı bilmiyor :) kıhkıhkıh;)

Kardeşimin karnı acıktı.Ben de yemedim zaten.Annemler  gelecek diye barbunya ve sebze çorbası yaptım.Ahannda annemler geldi!
ben de kaçtım:-))

11 Temmuz 2012 Çarşamba

Ta...Ta....Tammmmm...Bu gece çılgınlık tepemden baktı iyi mi:D



Tam zamanıdır şimdi yazmak.
Zihnimin sağ köşesi matematikle cebelleşti.Çeyrek kısmı ne zaman uyuyacağım kaygısıydı.Diğer kalanı ben matematikle debelenirken arkadaşımın çektiği mesajdı.
Özeti şu : Dürüstüm diye geçinen ,akıllıyım diye geçinen,ben iyi yaparım şöyleyim böyleyim diye şişinen bir zat meğer saklı gizli ne işler beceriyormuş.Tiyatrodan bir iş arkadaşım.Gece gece mideme bir ağrı otutturdu.Patlıcan bile böyle oturamazdı hani oturduğu sahanlıkta.Gelecek sezon hazırlığı yaparken sen tut bunu öğren.Ne bileyim çok üzülmedim,kızmadım amaaa hazmedemedim.Ya da içimdeki bir dürtü sakin ol Şanseliz deyip durdu.
Şu an ne idüğü belirsiz bir duyguyla mücadele vermekteyim.Şut 1 -karşılama 0 !! 1.yarı sona erdi sayın futbolseverler !!


Biri benim yerime küfür edebilir mi ?Ben bu konuda pek beceriksizim de.En son konservatuar sınavına girerken Ena çalıştırmıştı beni  küfre.Şuna koy,buna koy,şurdan bilmemnenin sülalesinin bilmem neresine koy.Sanırsın Ender Saraçoğlu yine bir tarif veriyor.Biraz bundan,biraz da ondan koy,şunu da koyarsan tadından yenmez filan...
Öğretti de ne oldu;hiççç !Konuşamıyorum bile!!



Hey Allahım ya...hey allahım ya...bu devirde kimseye güvenilmeyecek mi...Babam yine mi haklı...Ama ben artık onun haklı çıkmasından yoruldum bıktım....babamın şimdiki nesil ve zaman üzerine nutukları etkisinde kalırsam zaten yaşama enerjim de bitti.
-benim de bitti kızım,diyor babam böyle deyince. 
iyi ama sen kaç yaşındasın.Gelmişsin altmışına,tamam genç görünebilirsin ama kemale erdin artık.Emekli olmuşsun.Kazık kadar kendi boyunda kızın ve oğlun var.Tek derdin onlar için ve onların evlendiğini görmen..Bilirim için artık torun hasretiyle yanar durur...bunu küçüğümüz Sinem ile ilgilenirken yakınen gördük....Neyse 
Babamın yine haklı çıkmasını kaldıramadım...
Ama günümüz insanları (istisnalar elbet vardır)sanki Afrodit Banu Alkan ile düet yapar gibi şuh bir eda ile "kaldıramazsan kaldırırlar gülüüüüm"der gibi içimi yiye yiyee sömürdüler.
Kaldırıyor bünye bir süre sonra kaldırıyor...alışıyor..insanoğlu buna da alışıyor....


(Kadının kulağını çok çınlattım gece gece.Belki uykusu bile bölünmüştür.gönül borcumdur.Gece rüyamda zebellah gibi dikilmesin :D)

işin en acısı ne biliyor musunuz 
geçen gün çok sevdiğim bir ablam var,kahve falıma baktı ayıptır söylemesin,inanmayayım inanmayayım diyorum ama bak ne dedi şimdi
biri zayıf biri şişman bir kişi sana zarar verecek dedi arkandan iş çeviriyor kıskançlık var dedi
geçen gün bir arkadaşım onu da düşünerek yaptığım bir programdan dolayı kendisini aramamamı söyledi.Yani incir çekirdeğini doldurmayacak bir sebepten dolayı konuşmuyor.Vaalimiymişim de ,benden izin mi alınmalıymış da,filan fişman . Ne yapayım çevrem kalabalık.Herkese de zaman ayırmaya çalışıyorum.Birini bulunca seni unutmuyorum ki ama !!! Halbuki o arkadaşımla ilgili  yemin üzerine billah edeyim içimde en kötü bir niyetim yoktu.Kime danışsam bu konuda,içimi döksem "ee ne var bunda,ne güzel onu düşünmüşsün,hatta dürüstlük yapmışsın" diyor."Kıvırabilirdin" diyorlar.Ben kıvırmayı sadece dans ederken yaptığım için böylesi kıvırma akrobasi hareketleri beni sarmıyor tatlım,
Üstüne de bu şişman diyebileceğim varlık(maalesef var böyle insanlar !)böyle arkamdan iş çevirince ahannda(!) kahve falı yerini buldu diye zankkk diye aklıma geldi!!   
Sizin de olsa gelmez mi Allahaşkına?
Yani fal doğru çıktı arkadaşlar...tövbe tövbe tövbe çarpılacağım şimdi dinime imanıma ha!
ben de kim ki bu şişman diyordum...şimdi aklıma geldi.....

(Bu benim fincanım değil,peşinen söyleyemyim.Falımda bunu görsem zebraya benzetirdim.Kazara Amazonlara gideceğim yorumunu yapardım herhalde.Nerrrdeee bizimkisi türk halk gelenek görenek çerçevesinde çıkıyor.Biriyle tanışacaksın.İşin şöyle böyle,balığın var,kısmetlerin çok,seni çekemeyenler var.Beni çekemiyorsa beni çeken bir baskül alsın ne yapayım veya belediye baksın ona)


Şimdi var ya canım acayipp sigara çekti..bir fırt olsa çekeceğim ya...bir de şöyle yanına kırmızı şarap yanında da bağrı yanık Frank Amcamız...

                                              Strangers İn The Night-Frank Sinatra


Dün bir restorantın bahçesinden Frank Sinatra yankılanıyordu.Telefonu arama bahenesiyle zınkazınk durdum.öylece dinledim onu...Ah tanrım bu şehirden uzaklaşmak istiyorum...ama tatil yapmak lüksüm bile yokkk!!!


Ben onlarla anlaşma yaptım diye kaldım buaralarda...yoksa gidip kendime ait bir dünya kurmayı kafaya koymuştum.Para biriktirmem lazım.Dişlerime baktırmam lazım.
Bakın aklıma ne geldi.Bu kış arkadaşlarla kaplıcaya gittik.Baya ha,gittik soyunduk çıktık sokağa...şaka şaka avlusuna....hiç gitmemiştim çocukluğumdan bu yana.Büyük hamam o gün kadınlaraymış bir de şansıma!!ben de ne don ne bir çamaşır; üstümleyim.Neyse hamama girdik.Herşey satılıyormuş.Soyunduk filan.Cıscıbıl altımda bir donla sabun almak için (önceden haberim yoktu olsaydı teşkilatımı toplar gelirdim)bakkala girdik.bir baktım kadınların memeleri meydanda.bıngıl bıngıl sallanıyor.
-Tanrım ben yaşlanmak istemiyorum!!
Doğal yani herşey.Bakkala gidiyorsun öyle.Satıcı bayan sütyenini geçiriyor filan.Ben de don beğeniyorum.Ömrümde hep ayıcıklı,kalpli şeylerden almam,nefret ederim.ömrümde ilk kez takımımın rengi uğruna siyah beyaz kalpli don aldım.Çok agrip bir takıntım vardır benim iç çamaşırının kendini söyleyemem pek erotizmi çağrıştırıyor gibi geliyor bana=)ne erotizmi len ,basbayağı Nuri Alço oldum ben:)
hamama girdim.Yeşil sabunla gür ve sık saçlarımı yıkadım.Sonra da bir kese yaptırdım.





Sonra bana yine bir ışık geldi.Havai fişekler patladı.Konfetiler atıldı.Zihnimin köşesinde kadınların carlak "yaşasın "sesleri.
Buldum!Nerdeyse Arşimed gibi hamam tasıyla fırlayıp evreka evreka diye dışarı taşmadığım kaldı.Zaten benimkiler de iki armut yerleştirmiş gibi duruyor, o kadınlara  âşık atamayacağım belli !! neyse gözlerim parladı benim  :




ortada büyük alan var ya ,işte orda bir tiyatro sahnesi olurdu.Karşımda cıscıbıl her yaştan kadın ,teyze,nine,bilumum kadın türü izleseler ne güzel olurdu....Karşında seni aydın tabaka gibi entel geçinen kalantorlar yok...herkes eşittir...çıplak geldik...çıplak gidiyoruz o halde neden tiyatro hamamda olmasın,değil mi....
Ses sistemi mükemmel zaten....Eee ses desen..eh hiç de fena değilim hani...türk sanat müziği ,türk halk müziği korolarında az şarkı söylemedim...ne güne duruyor arada hamam tasına vura vura müzikal hamam tiyatrosu yaparım.


(Bu kadar hamam sahnesine Tosun Paşa filminin hamam sahnesi de iyi gider değil mi ama:) 


ben niye ekip arıyorum ki...tek kişilik orkestrayım işte....ee çenem de yeri geldiğinde çok iyi laf yapar...yarım saatte yıllara lastik gibi uzayıp meydan okuyan yakın arkadaşlıklarım var benim...

Böyle işte bu ruh durumu  bana böyle şeyler yazdırıyor.....
Bir şarap olaydı iyiydi...Bir fırt çekseydim şimdi iyiydi....



(Ne imlasına dokunacağım,ne de bir hatası varsa diye cümlesine,şu an böyle geçti aklımdan,böyle okuyun siz de)


9 Temmuz 2012 Pazartesi

Müzik Üzerine Monolog

Günlerden bu yana.Hep bir şarkı keşfedesim vardı.Sonunda buldum.Onları burda paylaşmadan şurdan şuraya gitmem arkadaş!

Beğeninize sunuyorum dostlar !!!

                                        CEMALİ-O AN


Cemali'yi hep dinlerdim ama bu şarkısını bilmediğimin farkına vardım.Şimdiye dek listemde olan bu şarkıyı bir anlık gaflet ve dalaletle dinleme şerefine eriştim.Sözleri çok güzel.Müziğini de dinleyince böyle kırda bayırda koşuşan çocuklar resmettim gözlerimde.İçime nur akşettim birden.Bunu dinledim,dur bakayım diğer şarkısını da dinleyelim dedim.Aaa,ee o şarkıyı biliyorum ben ,dedim.Ayrı düştük,şamdan olduk hesabı o şarkı da hooop cebe girdi,

Amaaa....Ama...koyamıyorum:( Çünkü youtube çocukları da uyuuuuutup (Cem Yılmaz'ın kulakları çınlasın;-))kendisi de bu şarkıyu arşive koyma konusunda daha fazla uyumayı seçmiş olmalı.Siz bulursanız bana linkini gönderiverin bir zahmet :-))
Cemali'nin çoğu şarkısını bilirim.Sever misin O zaman,Şimdi Hayallerdesin,Zerrin Özer ile yaptığı düet şarkıları Dünya Yalan şarkıları da takdire şayan:))
Bir albüm bekliyorum artık onlardan,uzun zaman oldu kavuşamayalı.....
Ee bu şarkının üzerine finali de Bulutsuzluk Özlemi'nin Yaşamaya Mecbursun şarkısıyla yapsak...Hadi yapalım:-)))

Bir pazartesi günün yarısında buluştuk.Arayı çok açmayacağım.Görüşürüzzzzz....Sevgimle ve insanların sarabileceği kucak dolusu sevgilerle kalın.... 

Gelinnn Gelinnn....! Batan Geminin Şaheserleri Bunlar!!! Seçmece bunlar seçmece / sende koyuver şöyle bir köşene...






                                        Fovizm akımı - Andre Derain- Woman in Chemise / Bu resimi çok seviyorum.Kızıl saçlarım ve kendime has tarzımdan kaynaklandığından olacak kendimi yakın buluyorum.




                               Ressamın ismini hatırlamıyorum. Ama adı Londra'da Yağmur diye geçiyor.



Sustuklarımız yüzünden cezalandırılan insanlar var /
biliyorum/
Sırf bu yüzden konuşmakla taraf olma arasındaki çizgideyim/


Sıcacık bir mahalle mi burası acaba
ya da
kabuğuna sığmayan evin taşan avlusu mu diyelim
sarkan hanımeli mi şu
bilmem ben çiçek adı
burnuma gelen kesif bir kalabalık kokusu



Sezen Aksu bu şiiri Işık Doğudan Yükselir albümünde Yeniliğe Doğru şarkısını söylüyor.Dinlemekte keyif aldığım bir müzik.







Cemal Süreyya'nın yayımladığı ilk öyküsü.Tamam,şair en çok şiir yönüyle tanınıyor.Ama öykü yönünden de tanımak isteyenler için bu yazı bir şans !!!


Bazen tembellik yapsam da öykülerim daha çok ağır basıyor.Blog sadece kendime dair yaptığım ayrı bir yazı turu gibi.Bu nedenledir ki, öyküsünü yazdıklarımı blogla karıştırmıyorum.



Kazım Zaim usta bir fotoğrafçı. Şakir Eczacıbaşı,Laleper Aytek,Adnan Aytaç'ın fotoğraflarını da çok beğeniyorum.Ara Güler mi,dediniz?O zaten başlı başına bir üstad.....


Sınavdan çıktığımda hep mutsuz ve suratım beş karış asık olur.Ama bu güzelliği görünce hemen telefonumla çekivermiştim.Bu fotoğrafı görünce içim açıldı içim !!
Kampüste ağaç enstantenesi


Ben gibi matematik cahillerine yazılmış bir matematik öyküsü.Fonksiyonları öyle bir anlatmış ki,insanın oturup fonksiyonları hatmedesi geliyor.İşte çoklu zeka kavramı budur!!
her birimizin ayrı zeka türü var.Kimimiz sözel zekaya sahibiz,kimimiz sayısal,kimimiz sosyal zekaya.O zeka anlayışına göre yöntem geliştirip matematik öğretilebilir pekala.