30 Haziran 2012 Cumartesi

Süt mü yoğurtan,yoğut mu sütün içinde tat'lı ;)





Ayranın içine süt koymayı denediniz mi hiç?
Ben denedim,pek de alâ oluyor hem de!!!
Süt ile kendimce envai içecekler uyarladım ben bir zaman.

Bir gün bir fikrim geldi.Canım nasıl bir ayran istiyor anlatamam ; istedi ! Şöyle kararında tuzu,mevsim normalinde soğukluğu.Zaten ben böyleyim.Durduğum yerde canım eksi ister,tuzlu ister .Bir ara da böyle ayran isteyip dururdu canım benim . (Beni duyan da bir şey var sanacak)
Ayranı da  blendırda köpürterek yapmasını pratik buluyorum.Hem de seviyorum ben:)

Yoğurtu koydum.yoğurdıun suyundan da koydum bir miktar.Sonra 1 çay bardağı kadar da süt de ekledim mi,bir miktar da tuz derken, blendırda 5 dakika kadar yüksek devirde karıştırdım.Bayağı da lezzetli oluyormuş hani.Şimdiye kadar bilmeyen ,denemeyen tanımayan varsa deneyebilir :)

Sonra bir günkü daha ayran denememde de içine salatalık,dereotu,biber,maydonoz,nane içine koyulabilen envai çeşit yeşillik koyup ayran yaptım.Tabi yine ayranın içinde süt vardı!!!





Bir zamanlar da süt üzerine envai denemeler yapardım kendimce.Süt ,nescafe,bal,vanilya aroması evde varsa dondurma ,evde meyve varsa meyve koyar ,blendırda yüksek devirde 5 dakikadan uzun bir süre kadar karıştırırdım.Evde bal yoksa şeker koyar,nescafeden de 1 çay kaşığı koymak yeterli geliyor  köpüklü, sütlü içecek için.Küçük kuzilerim bayılıyor bu içeceğe.
Sonra sonra milkshake denildi bu içeceklere.Meğer milkchake'in adını ben bile henüz bilmeden ben böyle bir içecek uyarlamışım kendimce:-))

İçecekler üzerinde denemelerim sürüyor halâ....Beğenildiğinde burda paylaşırım yine:-))

Hesabınız geçici olarak kilitlendi de ne demek !!!




İnternet ile tüm bağlarımı koparmak istiyorum.Tam da şimdi şu anda!!! Her zaman girdiğim sitelere giremez oldum.Her zaman girdiğim yere de kilitlenir oldum.Ne oldu,sanal dünyada da statü revizyonu mu yaşıyorum,bu ne ya,bu ne şimdi !!!



mail adresini gir.
Şifreni gir
Oturumu aç
Ardından bir not : "Hesabın geçici olarak kilitlendi"




Hacklendim mi ben yoksa ? Aman Allahım herkesin başına gelir bana gelmez sanırdım.
Sakın ha,birileri benim adıma edepsiz şeyler paylaşıp tüm yakınlarıma benim adıma edepsiz şeyler gönderiyor olmasın....Aman Allahım!!1
İşte sanal dünyanın bu kişilik tecavüzüne çok kızıyorum ben.



Ben bir zamanlar da böyle bir programa kızmıştım da mail adresimi değiştirdim.Mesala -bu son 2 yıl olacak- MSN-HOTMAİL-WİNDOWSLİVE mail hesapları kullanmak bir yana messenger programının yanından geçmiyorum.
Neden?
Nedeni basit .Çünkü mütemadiyen  istenmeyen mailler alıyorum ve bu mailleri spam dosyasına düşürmek için vakit harcıyordum.
Bir zamanlar messenger çok popülerken herkes birbirine uzun uzun mailler atardı.Nasılsın iyi misin,diye değil.Bayağı uzun uzun hikaye fıkra,power point sunuları paylaşılırdı.Bazısı gerçekten paylaşılmaya değer oluyordu da ,sevmediğim bir tarafı vardı bu meselenin ;o da,Alah rızası için şu kadar kişiye bu duayı ulaştır,bu duayı ulaştırırsan yedi sülalen muhteşem yüzyılın hareminden faydalanacak,istediğin herşeye sahip olacaksın gibi dini çıkara bağlayan sevimsiz mailler.Hoş zaman zaman hala gelmiyor değil mesajlar.Artık telefonlara hatta girdiğimiz sanal dünyaya bile bu halet-i ruhiye sarmış durumda.Gönedremezsen de rahat yüzü görmeyeceksin gibi mailler.Bazısı da sen şimdi yemek yerken şu şu şurda şey yapıyor,bu bu burda da böyle oluyor diye.Sanki benim tek sebeplisi.
Arkadaşlar şunu kabullensek iyi olur bence,
Bu dünyada herkes eşit koşullarda yaşayamaz.Bu eşyanın tabiatına aykırı.Elbet birilerine yardım edeceğiz,elbet hoşlanmadığımız durumlar olacaktır ama bu maillerle kurtulamaz insanlar.Acil yardım,bir gün sizin başınıza gelebilir diyen maillere geri dönüş bile sana gelesiye kadar sonuca ulaşıyor.Nasıl ulaşıyor biliyor musunuz?acil yardım isteyen o kişiler o mail sana gelene dek hayatını kaybediyor.Çevrenize duyarlı olarak bakışınız bulunduğunuz ilde farklılık yaratabilir.Başkalarının öykülerini paylaşıp ,kendi öykünüzü yazmıyorsanız,yakınlarınızda birine destek olmuyorsanız bilmem nerede olan insanın hayatının ne olduğundan kendinizi sorumlu biraz tutabilirsiniz.Çünkü ondan önce buldunduğunuz çevre önemli bence.Bu yüzden o uzun uzuuuuuuuun hikayeler onlardan bir pay çıkarmadığın sürece lezzetini tadamadığın pasta gibidir.....
Konuyu biraz dağıttım ama anlatmak istediğimi anlattım sanıyorum.Siz anladınız beni?



Hadi bunları paylaşmak bir yana,paylaşın sayın kadim dostlarım ,
ama şu "kime" denilen yere tüm listeyi eklemenin mantığı ne? benim mail adresimin herkesin görmesine ne lüzum var?Şunu "gizli" den ya da "cc" yaparak göndersen ben de o zat-ı muhteremin saldırılarına maruz kalmasam.
Bir mail geliyor Allah sizi inandırsın toplasan hepsini mail adreslerinin tümü  2 sayfa eder.Ardından da kısa bir nükte . Sonra bunlar birbirine derken bizim mail adresi afişe oluvermiş. bir bakıyordun, tanımadığın bir sürü insan seni ekliyor,eklemek bir yana pornografik rezil fotoğraflar geliyor.Tamam çok bağnaz ,eski kafa değiliz ama midemiz onu kaldıracak kadar geniş de değil!!!!
Baktım olmuyor,bu iş böyle gitmez ! 2-3 kez mail yoluyla "Gizli'den göndermek koşuluyla arkadaşlarıma bu sorunumu dile getiren mail yazdım.
Bir şeyi unutmuşum meğer,arkadaşlarım Türk insanı olmasına rağmen meğersem  Türkçe anlamıyorlarmış!!!!



Ben de bir gecede messenger programına dair tüm adreslerimi sanal dünyada "delete" yaptım.
Ne kimseden hikaye alıyorum şimdi,ne de fıkra okuyorum.
Ben hikayemi Anton Çehov'dan,fıkramı da takvim yapraklarının arkasaından takip ediyorum.
Bulmaca dersen Hürriyet Gazetesinin bulmacasını çözerken geçen gün, tercümanın bir eşanlamlısının dragoman ,kurufasülyenin halk dilimizde akbakla diye geçtiğini ondan öğrendim.Zeka bulmacası dersen,ben hayatta zekiliğimle değil öğrendiklerimi uygulamakla,yaşamın duygularla ve mantıklarla kesişim kümesi olarak kurulabileceğini öğrendim.Neyleyim ,satır satır uzayan beyaz cam anlatılarını....


Bir gecede messenger bitti....
Acaba şimdi de Sosyal ağ maceram mı bitecek dersiniz?
Fotoğraflarıma photoshop yapıp para ile satıyor olabilirler mi?
Aman Allahım,aklıma mukayyet ol,çıldırıyorum Nurhayat tadında....
KRİZZZZZZZZZZZZZZ....KRİZZZ....KRİZ......

29 Haziran 2012 Cuma

Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı'nda Bir Kahraman



Siyah Kuğu Sakinlerine....

Ferit Aysan Eğitim Parkı’ndan gönüllümüz Firuze Duygu Çalışkan’ın hikayesini aşağıda sizlerle paylaşıyorum. http://www.gonulluturkiye.org/ adresini ziyaret etmenizi öneriyorum.
Sevgiler



Aslında gönüllü olmak demek zaten anlatılması değer bir hikayeye sahip olmak demektir. Zamanını gezmek, eğlenmek, aylaklık etmek ya da kendine ayırmak yerine; sadece gönlünü yanına alarak hiçbir karşılık beklemeden bir şeyler ortaya koymaya, küçücük de olsa bir şeyleri değiştirmeye inancı olan bir kişinin onu oraya getiren anlatılası ve dinlenesi bir hikayesi muhakkak vardır.
Benim hikayem ise hem çok yeni hem de çok eski. Hikayemin kayıt altına alınması yeni sayılacak bir tarihte 2009’da Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı (TEGV)’na adım atmamla başlıyor. Aslında bu tarih, içimdeki gönüllüyü masaya yatırdığım ve sistematik bir hale getirmeye başladığım tarih. Gerçek tarih o kadar eski ki. Belki her şeyini memleketinde geride bırakıp göç eden bir ailenin torunu olduğum belki de tek çocuk olmanın o kendine has şımarıklıklarını yaşamamı istemeyen bir anne-babanın çocuğu olduğum içindir; ama hayatta paylaşmanın önemi ailem tarafından her daim hissettirilmiştir bana. Belki de bu yüzden daha ben henüz sekiz yaşındayken meydana gelen Erzincan depreminin ardından sınıf arkadaşlarımdan para toplamış, bağış yapabileceğim bankaların listesini gazeteden öğrenmiş ve bir sınıf arkadaşımla birlikte kendimi banka müdürünün odasına atmıştım.
Banka müdürünün yüzündeki ifade ardan 20 yıl geçmesine rağmen hala aklımdadır. Küçük farkların büyük değişimler yarattığını Atatürk örneği ile görerek büyüyen bir çocuk oldum. Atatürk, her daim küçük farklar yarattı. Sonra o farklar bir araya gelerek o kadar büyük değişiklikler haline geldi ki 20. yüzyıl dünyası bu dahi adam tarafından şekillendirildi. Hayatımda bu küçük farkların gün gelip büyüyeceği inancını hep yaşadım. Bu bazen bir ortaokul öğrencisi olarak düzenlediğim ağaç dikme kampanyası, bazen etkinlikler, bazen de tek seferlik gönüllü çalışmalar oldu. O ağaçlar okulu o kadar güzelleştirdi ki yıllar geçtikçe! Bugün okulumun yanından o bahçeye imrenerek geçenlerin kulaklarına o minik bahçede 12 yaşındaki bir kız çocuğunun parmağı olduğunu söyleseler şaşkınlık yaratır herhalde. Hayatta yaşadıklarınız, yaptıklarınız, gözlemleriniz ancak doğru zamanda doğru şekilde bir araya geldiğinde ve siz de onları kullanma yetisi gösterebildiğiniz an anlamlı oluyor. İçimdeki gönüllüyü keşfetmem de işte böyle bir anın sonucu oldu.
Yurtdışında yüksek lisans çalışmalarımı sürdürmekte olduğum sırada tez danışmanım ile görüşme saatlerimin yetersizliğinden şikâyetçiydim. Danışmanımın hayatında çok fazla şey vardı, her şeye çok koşuşturuyor ve hiçbir şeye odaklanamıyordu bana kalırsa. Bir gün bu durumu konuşurken danışmanımın her hafta sonu üç saat gönüllü çalışma yaptığını öğrenmiştim. Hatta tatil zamanlarını dahi gönüllü çalışma gün ve saatleri şekillendirmekteydi. Ona bunun zor olduğunu düşündüğümü çünkü çok yoğun olduğunu ve zamanının ciddi bir bölümünü bu çalışmaların aldığını söylediğimde ise tam bir gönüllüden beklenecek yanıtı aldım: “Ben bütün haftamı, o hafta sonundaki üç saat için yaşıyorum. Beni o almadan vermenin hazzını yaşadığım üç saat önce deşarj ediyor sonra da haftanın yükü ve koşuşturması için hazırlayıp şarj ediyor.” Yüksek Lisans çalışmalarımı tamamlayıp yurda döndüğümde, ben de böyle sistematik bir gönüllü çalışmaya dahil olmak istedim. Araştırmalarım sonucu bana en yakın gördüğüm TEGV’de gönüllü olmak için başvurdum. Başvurdum diyorum; çünkü TEGV’in Adım Adım Gönüllülük Prosedürü’nü tamamlamadan kurumda gönüllü olarak çalışmaya başlayamıyorsunuz. Öncelikle vakfı tanımak için 2 saatlik bir Vakıf Tanıtımı alıyorsunuz. Bu aşama, aslında sizin vakıfla tanışmanız ve devam edip etmeme kararınızı sorguladığınız ilk adım. Daha sonra başka bir tarihte bir tam gün süren İletişim Eğitimi alıyorsunuz gönüllüğe giden yolda. Bu eğitimi her TEGV gönüllüsü almak zorunda. Zira bu eğitimde çocuklarla nasıl iletişim kuracağınızı, onların yaş gruplarına göre belli başlı özelliklerini ve çocuklarla karşılaşabileceğiniz zor durumların üstesinden gelmenin yöntemlerini öğreniyorsunuz.
Sonraki aşama ise TEGV’de Öğrenme Yaklaşımları ve Modelleri Eğitimi (TÖYME). Çocuklara etkinlik verirken kullanılacak yöntemleri biraz da eğitim bilimine dokunarak alıyorsunuz bu eğitimde. Bu eğitim de bir hafta sonu iki tam gün sürüyor. Daha sonra da TEGV’de vermek istediğiniz etkinlik özel bir eğitim gerektiriyorsa bir hafta sonu da onu alıyorsunuz ve gönüllü olarak çocuklarla etkinlik gerçekleştirmeye hazır oluyorsunuz (tabi ki materyal vb. destek ile). Ben aslında etkinlik vermek istemiyordum, sadece gönüllü çalışma yapmak istiyordum ve kurumsal kimliği nedeniyle TEGV’i seçmiştim. Bu nedenle TEGV’deki gönüllülük çeşitlerinden biri olan ofis gönüllüsü olmaya karar verdim. Sadece ofis gönüllüsü olmak istediğim için de gönüllülük yapabilmem için vakıf tanıtımıyla birlikte iletişim eğitimini almam yeterliydi. Ben de öyle yaptım.
Eğitimimi tamamlar tamamlamaz ofis gönüllüsü olarak çalışmaya başladım. Ofiste gönüllü olduğum ilk günden itibaren TEGV bünyesinde yer alan personelinden gönüllüsüne herkes tarafından o kadar sıcak karşılanmıştım ki. Bu ortamdan etkilenmemek elde değildi. Gönüllü olarak çalıştığım eğitim parkı sadece kitaplarda adını duyduğum bir ütopya gibiydi. Herkes birbiriyle elindeki herşeyi paylaşıyor, hiçbir şekilde ast üst ilişkisi gibi bir durum yaşanmıyor, insanlar birbirlerini statülerine göre değerlendirmiyor, çocuklar gönüllülere ağabey/abla diye hitap ediyor, çocuklar ders yerine etkinliğe giriyor; ama hiç kimse saygıda kusur etmiyordu. Ofiste çalıştığım bir esnada vakıf personeli olan bir arkadaşım aniden yanıma geldi ve “Duygu, çok ciddi bir durum var” dedi. 2 saat sonra bir okul grubu etkinlik için gelecekti ve etkinliğe giremeyecek olan gönüllüler nedeniyle çocukların etkinliğinin gerçekleşememesi durumu vardı. Benden yardım isteyen arkadaşıma sadece “ben çocuk sevmem ki” diyebildim; ama tabi ki yardım ettim. İyi ki de etmişim.
O dönem hemen TÖYME eğitimimi de alıp gönüllülük prosedürünü tamamladım ve ofis gönüllüğünün yanında tam 4 adet etkinlik aldım. Çocuklara verdiğim etkinliklerde sadece onlar benden bir şeyler almadı. Ben de o kadar çok şey öğrendim ki onlardan. Sabretmeyi öğrendim. Dinlemeyi; bir lafı yorum yapmadan, gerçekten o lafı anlamayı isteyerek dinlemeyi öğrendim. Rol model olmanın sorumluluğunu öğrendim. Bir insanın sorumluluğunu öğrendim. Ağaç yaşken nasıl eğilir öğrendim. Basit olabilmeyi öğrendim. Bir çocuğun yanınıza gelip “Ben bir gün Duygu Abla olmak istiyorum” demesinin sorumluluğunu taşımayı öğrendim. Öğretmenin ille de öğretmenlik yaparak değil; yolgöstericlik yaparak da gerçekleşebileceğini gördüm. Benden çok daha az yaşamış, akademik olarak çok daha az bilgisi olan çocukların nasıl dahice sorular sorabileceğini öğrendim. O çocuklardan öğrenebilmeyi öğrendim. En önemlisi de daha insan olabilmeyi öğrendim.
TEGV bünyesinde o kadar çok etkinlik verdim ki. Şöyle bir dönüp baktığımda iki yüzden fazla çocuğun hayatına değmişim. Onlara kah teknoloji okur-yazarlığı öğretmişim, kah matematik ve feni genç mucitler atölyesine taşımışım, kah spor yaptırmışım, kah kendilerine bir iç yolculuğa çıkarmışım, kah bahçeye çıkarıp deney yaptırmışım. Çocukları keşfederken aileleriyle de tanıştım; gözlemlerimi aktardım, elimden geldiğince çocuklara ve ailelerine yardımcı oldum. Verdiğim etkinliğin üzerinde bir yıl geçmesine rağmen beni gördüğünde teşekkür eden çocuklar; çocuklarındaki olumlu farkı hissettiğini söyleyen ve beni cismen tanımadan önce ismen tanıdıklarını belirten aileler ise en büyük ödülüm oldu bu süreçte. Bir de bana teşekkür eden ve beni seven çocuklar.



TEGV bünyesinde çocukları eğitmenin yanında 2 yılı aşkın süredir ise gönüllülere, o her gönüllünün almak zorunda olduğu İletişim Eğitimi’ni veriyorum. 500’den fazla gönüllüyü eğitmişim bu iki yılda. Aynı zamanda özel bir şirkette de çalışmaktayım. Şimdi ise etrafımdakiler benim vaktiyle hocama sorduğum soruyu soruyor bana. Ben de onlara aynı cevabı veriyorum: “Ben bütün haftayı hafta sonunda vereceğim o eğitim için yaşıyorum”. Çünkü ben eğitim parkının o kapısından içeri girer girmez tüm titrleri, tüm sıfatları, tüm maddi karşılığı kapının dışında bırakıyorum. Çünkü biz orada konuşmaya “sen hangi okuldan mezunsun, nerede çalışıyorsun, nerede oturuyorsun?” soruları yerine “hangi etkinliği veriyorsun?” diye başlıyoruz. Çünkü ben biliyorum ki orada bulunan herkes de gönlü en az benim kadar büyük bir insan. Çünkü biz gönüllülerin alacağı tek karşılık suya sabuna dokunur bir iş yaptığını ve fark yaratabildiğini görmektir. Bu karşılık size uzun olan gönüllülük sürecinden keyif almayı aslında zor zamanlarda da sabretme gücünü verir. Hafta sonları tüm gün süren eğitimleri sevdiklerinizle kahvaltı etmek yerine bu sabır sayesinde alırsınız; eğitim vermeye gittiğiniz Eskişehir’in soğuğuyla, Ankara’nın ayazıyla bu sabır sayesinde arkadaş olursunuz. Sizin gözünüzdeki o eğitim ışığını gören iş arkadaşlarınız şehir dışına eğitime gideceğiniz zaman seferber olur sizi o son otobüse yetiştirmek için. Arkanızdan el sallayan o iş arkadaşlarınız, cesaretinize cesaret katar o yolda emin adımlarla yürümeniz için. O gözünüzdeki ışık onlara anlatır çünkü yaratılan farka onların da ortak olduğunu. Onlar da inanmıştır çünkü o ışığa. Sonunda bir işe yarayacağı, küçücük de olsa yaratacağınız farkın kartopu etkisiyle bir çığa dönüşebileceği inancıyla baharın ilk pazarını sevdiklerinizle geçirmek yerine etkinlik için harcar ve iyi ki yapmışım dersiniz. Bu inanç aslında sevdiklerinizden de rahatça fedakarlık istetebilendir size. Benim hikayem resmi olarak 3 yıl önce başladı; asıl başlama tarihini ise gerçekten bilmiyorum. Zaten tarihlere de inanmıyorum.




Gelecek ne gösterir şartlar nasıl gelişir bilinmez; ama şunu biliyorum ki ben ve benim gibilerin hikayeleri asla bitmez. Çünkü kişinin içindeki gönüllü asla ölmez! O gönüllünün yapacakları ve yapmak istediklerine olan inancı hiç azalmaz hep çoğalır! O yüzden daha yüzlerce eğitilecek çocuk, yüzlerce kazanılacak gönüllü var. Benim gönüllü olarak daha çok yapacaklarım var!




Ben de bir TEGV'in bir parçası olmaktan her zaman gurur duyuyorum .Gönüllü bir arkadaşımın bu hikayesini de sizlerle paylaşmak istedim.
"Bir Çocuk Değişir,Türkiye Değişir"
Kucak dolusu sevgiler,

26 Haziran 2012 Salı

Bugünlerdeki Popüler Müzik Dinletilerim

Kuzenimle küçük kaçamaklar yaptık bu hafta.Çılgınlıklar.Gece boyu sohbetler ve geceleyin açılan küçük sırlar derken zaman ne çabuk geçiverdi.Bu fırsatta bugünlerde popüler olan çoğu müziği de öğrenmiş oldum.Ben genelde günümüz şarkılarına pek yabancı olduğum için çoğu çıkan şarkıdan da haberim olmuyor.Bazısını duyuyormuşum,ismini bilmiyormuşum.Hoşuma gidenleri ben bulamıuyorum.Bazısını dinliyormuşum,klibini bilmiyorum.Bir yerde arkadaşlarla oturuyoruz mesela.Kulağım müziğe gidiyor :
"Bu kim"
"Dinlemedin mi hiç"
"Ne bileyim,dinlememişim ki soruyorum"
"Bu şarkı,son günlerin en çok çıkış yapan şarkısı.Çok güzel"
Sana güzel dememek için zor tuttuğum anlarım oluyor.Nazikçe gülümsüyorum.Bazısını da neden geç dinledim diye hayıflanıyorum.' Soğuk Tarafı' diye bir şarkı var,meğer o şarkı Kolpa'nın değil miymiş:))

*6 ayda bir popüler müzik bilgimi yeniler oldum.Sertab Erener de yeni türk sanat müziği albümü çıkardı,onu biliyorum.Sertab'ı severim ama bazı şarkıları ona da yakıştıramıyorum,kusura bakmasın.Yoksa o da takip ettiğim sevdiğim ,dinlediğim müzikler arasında.


                                        Kenan Doğulu-Doktor


Kenan Doğulu-Bal Gibi
Kenan Doğulu'nun Doktor şarkısını da magazin programları olmasa bilmeyecektim.:Bal Gibi şarkısı da çok güzelmiş.Beğendim.Benden tam not aldın Kenan doğulu,her zamanki gibi!


                                                            Hande Yener-Unutulmuyor



Hande Yener-Teşekkürler
Hande Yener'in şarkıları da fena değil hani.Teşekkürler,Unutulmuyor,Çöp.
Ferhat Göçer'e ve Sinan Akçıl'a bir türlü ısınmadım ben.Ferhat Göçer hit olan şarkılarından hadi bir nebze tutuyor ama Sinan Akçıl'ın sesine uyuz oluyorum dersem kimse alınmasın bana:(
Ömür Gedik'i beğeniyorum bakın:))
Sıla'nın Vur Kadehi Usta şarkısını da beğenerek dinliyorum zaman zaman.

Teoman'ın da müziği bırakmasına çok üzüldüm.Mutlaka haberim olurdu bir albüm çıkaracağı zaman.

Ne ekmek ne de su/Sensizlik korkusu/İstemem yeter ki gel /Yanımda ol yeter....


Göksel'i unutmayalım.Göksel'i de seviyorum.Eski şarkılardan o da bir aranjman yaptı ama başarılı olduğunu düşünüyorum.Son günlerde 'Acıyor' şarkısını beğenerek dinliyorum çok sık olmasa da.
Göksel-Acıyor

Bir de eski şarkıları pişirip pişirip önümüze çok matah bir şeymiş gibi  koyuyorlar ya.Eski şarkıları sevmediğimden değil.Beğenerek dinliyorum.Ama bazılarına yakışmıyor.Bazısı tamam başarılı filan da iyi de biri tutunca herkes yapmasın bari.Uzun seneler sonra bir albüm yapıyorlar.Sonra eski bir şarkı ünleniyor ,onu söylüyor,çıkış yapmaya kalkıyor.Hiç hoş değil bence!

Pınar Aylin 'Bana Yalan Söylediler' şarkısını söylemiş.Ben pek beğenmedim açıkcası.Çöl Fırtınası şarkısı bundan iyi.


Bırakın bu şarkıyı Semiramis'ten dinleyelim.Ayla Dikmen'in Anlamazdın şarkısı Issız Adam filminde çıktığından beri sahneye çıkan her şarkıcı da bu şarkıyı repertuarına aldılar.Keşke biz bu şarkıyı bilmeden ,bir film müziği olmadan müzikle ilgilenen biri olarak hatırlatsalardı

                                                Pınar Aylin-Bana Yalan Söylediler

Semiramis Pekkan-Bana Yalan söylediler

Bir de şunu anlayamıyorum,bu tabi çok özel bir yetenek,bazıları aldığı müzik eğitimiyle onu da başardıklarını gösteriyor ama bizdeki ses sanatçılarının hem pop,hem türkü,hem türk sanat müziği,hem rap,hem caz sözylemeleri de bana garip gelir.Bu yorumu ilk kez Arif Sağ Gece Gündüz programında -yanlış hatırlamıyorsam-söylemişti de hak vermiştim.Biz çok mu yetenekliyiz,eğitimliyiz yoksa çok mu maymun iştahlıyız yoksa bir koltuğa bir çok karpuz mu sığdırmaya mı çalışıyoruz;yoksa yokksa kendimizi ıspat mı mı etmeye çalışıyoruz,anlayan beri gelsin.

Bu arada öğrendim ki sınav sonuçlarım kötü gelmiş.İki dersten büte kaldım.Fenalardayım.Bu duruma arabesk(!) bir şarkı biliyorum ve finali bununla yapıyorum.
Güzel şeyler duyalım birlikte,iyi şeylerin olduğuna inandırabilmek adına...
hoşçakalın

19 Haziran 2012 Salı

Mim yazısı : Bugün hayattan ben neler öğrendim?


                                                       Fotoğraf : Enver Şengül


Blog dünyasında pek ünlü biri sayılmam.Belki bir çok katılımcı blogger arkadaşıma kıyasla pek aktif ve katılımcı da değilim galiba.Ama takip ediyorum,elimden geldiği kadar.
Blogger dünyasında mimlemek durumunu da yeni yeni çözmek üzereyim.Şimdiye kadar sağolsunlar deeptone,biricit beni mimleyip duruyorlar ben de bu konuda fikir fakiri sayıldığım için akmaz kokmaz ,soğuk nevale bir blogger profili çiziyordum bakış açılarında.Eee haksız da sayılmazlar hani,nerden bilsinler benim bu konuda ne kadar cahil (!) olduğumu.
Sözünü ettiğim blogger arkadaşlarımın blog yazmalarındaki seriliğe ve katılımcı olmalarını da bizzatihi tebrik ediyor ve destekliyorum.Çünkü benim de söyleyeceğim çok şey olmasına rağmen gerek günlük işlerim ve meşgalemden,gerek serbest zamanlarda da olsa üşengeçliğim blog yazısı yazmamda beni engelliyor.
Dışardan çok çalışkan,her anı gibi dolu gözüken beni evde görseler hele bu aralar adım miskine çıkardı.Neyse ,şimdi yaz geldi ,yaz misafirleri geliyor şu bu derken yine çok yazabilecek miyim bilmem!
Laf aramızda facebooka girmekle çıkmak arasındaki en kısa zaman dilimini kıran guiness rekorlarına girecek olan ben bugünlerde habire facebook duvarlarını süslemeye başladım,iyi mi!!
Esnek zamanlarda çalışmak,daha doğrusu aylaklık bana göre değil...
ben sıkışık zamanlarda bir çok işi araya sokuşturuveren ,böylece birçok işi de aynı anda tamamlayabilen bir tipim.
Şimdi de bitirmem gereken şeyler var ama ben nasıl olsa bugün işim yok,nasıl olsa yarın işim yok,nasıl olsa ay sonuna kadar on defa okurum diye erteleyip duruyorum.

BUGÜN HAYATTAN NE Mİ ÖĞRENDİM?

odamın penceresinden kaçamak içtiğim sigaranın kahvenin yanında iyi gittiğini,odaya sinen masif sigara kokusunu çıkarmanın tek yolunun iki pencereyi açıp ardından kapıyı da açıp cereyan yaparak çıkmasını sağlamayı öğrendim.
Bir kez daha yorgun,bir kez daha kırık olduğumu öğrendim.
Günler öncesinden içimde hiçbir art niyet yokken ,bir kötü niyetim yokken hatta arkadaşımı düşünerek yaptığım bir program önerisi yüzünden bana darılışını,üzerinden günler geçse de aramayışını gördüm.
Bazı insanlara onlar için iyi düşünüşün ,ince düşünüşün onlara yaramadığını,bazı insanların dostluklarını daha çabuk harcadıklarını öğrendim.
Bir daha karşımdaki insanın iyiliği için bile olsa onları düşünmemeyi,hatta onlara onların değersiz olduğunu hissettirmem gerektiğini öğrendim.Bunu nasıl yapacaksam!!!
Çok fazla insanları kafaya taktığımı öğrendim.
Demek ki,kaybedilecek bir dostum,dedim kendi kendime.
Bugün çocuklarla beraberdik.Harcanmadığım en güzel gözlerin çocuklara ait olduğunu gördüm.

Ben zaten biliyordum,cümlesini pekiştirerek öğrendim....
Bugün belki de nedensiz depresif,melankolik bir günümdeyim..
Ben yine akşam yatarken penceremde olacağım.Yanıbaşımda Frank benim için My Way söyleyecek.Siz derdinize yanın:)

                                                   SOKAĞIMDA BUGÜN ÇINLATTIKLARIM


                                         VALSE DE JULİET


bugün ilk kez uzun zamandan beri dinlediğim müzikleri kulaklıktan dinlemedim.Ses bombasını en yüksek sesine getirdim.Pencereleri açtım.Sokağıma şarkılar aksettirdim.Hem de öyle onların dilinde demet Akalın,Serdar ortaç ya da günümüz şarkıları değil ,


                                                       FRANK SİNATRA-MY WAY



                                                        

                                                 Tenor Sesiyle Frank Sinatra şarkısı ' MY WAY '



İster bir tenorun sesinden dinleyin,
ister bir Frank'tan
Farketmez hiç,My Way için,
Kimine gelir yakın Frank'tan
Kimine daha heyecan vurur
Tenorun aksisedasında.n
Alışması zor gelir önce
 Frank'a alışmış olan için
Dinledikçe gireceksiniz ruhuna
tenorun 'My way'şarkısına....
                                                   

                                                              PİNK FLOYD-MOTHER


Bunların üzerine nat king cole'un love şarkısı,Louis Armstrong'un What a wonderful world şarkısı,James Brown'ın İt's a man world's şarkısı eklenince insanın canı kırmızı şarapta da atıyor ama biz şimdilik hayaliyle avunakoyalım;-))

İşte bugünün en mutlu anı...
Uzun zamandan beri kulaklık haricinde müzik dinlemiyordum yüksek sesli.Ne kadar özlemişim,onun da yeri ayrıymış,onu öğrendim!!! :-)

 Mimliyorum :
Deeptone,Biricit,Nil,Sude,Mariposa,Navle,J.Yo.Okie,tunes,sokrates junior,firari,ebru:-)

Sevgilerimle....:)

17 Haziran 2012 Pazar

Babama söylemeyin,bu bir sır


                                                          Fotoğraf : Nevzat Çakır



Tam yaz okulunda tiyatro-drama öğretmenliği yapacağım.İş ayarlandı derken...tık tık ses yok.Kaldık mı yine buralarda ,bu küçük şehirde ....derken kafam karıştı yine. tam herşey yoluna giriyor,kafamın karışıklığı oh çok şükür gidiyor derken yeni bir iş anlaşması yaptım birikimlerimle kendime bir ödül yapmam mı derken....Yine zihnim tepetaklak oldu.Tabi zihnimle beraber hayatım da kesmekeş içinde . Bu küçük şehirden defolup gitmem ,hayatımı sıfırdan başlamam için elinden geleni yapıyor hayat.

****

Bunun bir yolu yok mu?Hatrı sayılır bir çevremle,şu an insanların sunduğu geçici çözümler yerine yapabileceklerimi değüerlendirseler olmaz mı?


Babaannem hasta.Babam nerdeyse 10 gündür şehirden uzakta ,babaannemin yanında.Bugün babalar günü.Babamla aramızda çoğu zaman aramızda aşılmaz duvarlar olsa da ,bugün yanımızda olmasını isterdim...Burnumun direği sızladı,sesim kırıldı.Bana 'gözlerinden öperim' dedi.Özlemiştir değil mi beni!!!
Beni yargılamayacağını ,birgün başıma kakmayacağını bilsem,beni dinleyeceğini bilsem babama fikrini sorardım..Soramam ki...Bir gün gelir söylediklerimle kırar beni....


ben de içimi ciğerlerime çektiğim sigaradan alıyorum...çok değil iki günde bir.Aramızda kalsın,babam bilmiyor;)Duysa demediğini bırakmaz:))
bugün babalar günü....Tüm babaların,baba adaylarının babalar gününü kutlarım:)

16 Haziran 2012 Cumartesi

Ruhumda Med-Cezir

Coğrafya derslerinden kesik kesik hatırlarım.Belki yanlış bile hatırlıyorumdur .
Alize rüzgarlarının yol açtığı med cezir olayı gibiyim.
Levent Yüksel'in sesinden damla damlaya tınlayan Med Cezir gibi de...

Fırtınam felaketim hasretim /sevdikçe sevesim geliyor


Med cezir denilince şimdi, lisedeki hocalarımın med ceziri anlatmadaki beceriksizliğini duyuyorum kulağımda. Bir de içinde bulunduğum şu anki durumum aklıma geliyor.
İçim ürperiyor,sanki ben hep böyle hissedecekmişim gibi geliyor.Hayatım hep karışık,içimde koca bir dünyanın kirletip bırakıverdiği bir dolu bulaşık...Ve ben o bulaşıkları yıkamada son derece hassas ve uyuz denilecek noktadayım.
Sonra...Sonra Med Cezir deyince kuzenim Ebru ablamın güzelim düğünü geliyor aklıma.Düğün şarkısı Levent Yüksel'in Med Cezir'i...İşte o an gülümseyebiliyorum bu coğrafik terime...
İyi ki bu şarkıyı seçmiş düğünde.Yoksa bu şarkı kafamda hep depresif bir şarkı olarak mimlenecekti.
****
Aylar öncesinde evimize bir misafir gelmişti.
Sabah Türk kahvelesi içerdik beraber.Halbuki misafirimizin türk kahvesi içme alışkanlığı bile yoktu.Sonra Zeki müren şarkılarını çınlattık.Mest oldu misafirimiz.Annemle başbaşa yaptığımız kaçamaklara onu da ortak etmiştik.

Gel zaman git zaman misafirimiz artık evin parçası olmaya başladı.Her ailede olduğu gibi kavgalı ,gürültülü anlarımıza o da ortak olmuştu..Olmuştu olmasına da bazen olaylarımıza sebep olduğu bile oluyordu.Heyheylerimiz geliveriyor esip gürleyiveriyorduk sonra bir saat sonra tekrar barışıyorduk.
Sabah ilacını verip kahvaltısını yapıp yapmadığını görmek,sabahları kahve içme keyifimiz olması,gün içinde ;Zeki Müren'den şarkılar dinlemek,akşamüstü olunca kavuşturanları izlemek ,işten gelince ona takılmadan etmemek günlük hayatın rutin şeklini almış meğer .
Alışmışız...Dile kolay 10 ay bu huysuz ve tatlı kadın kendine bizi alıştırmış.
-Bebek gibi oldun artık
-naha da öyle,bebek gibi oldum ben.
-Çocuk oldun sen artık
-Doğru söylüyosun,çocuk oldum.yaşlanınca insan çocuklaşırmış.Doğru!
-Şaştın sen artık
-Şaştım kızım,pek sevimsiz oldum ben ,diyen babaanneme alışmışım meğer...
- Akşama daha iyi olacaksın,anlaştık mı babaanne?
- Anlaştık deyip başını uysal ,küçük bir kız çocuğu gibi  sallayan, gözlerini gözlerime diken bu kadını herşeye rağmen seviyorum.....

Gençliğini çok merak ederdim babaaanemin.Geçen evinde gördüğüm fotoğrafında genç ve toplu halini görünce gözümün önünden koca seneler geçti.
Dün gece yanı başındaydım.Saçlarını okşamıştım.Uyumuyordu.Uyusun ,uykusu gelsin diye beyaz saçlarını okşadım.  Evimize döneceğiz,gideceğiz diye uyumadı.O da benim saçlarımı okşadı,maviş gözleriyle bana bakarken...



Hayatın sonu,geride kalacaklar için de zor.Geride kalmak büyük sınav.
Bunu abimde çok acı ,
                    dedemde,büyükaneaneannemde içimde bir eziklikle ,
                                                 babaannemde olgunlaşmış bir tevekkülle  kabul etmek durumunda kalıyorum....

                                                                                      ****
 


       Hayatın bana öğrettiği :
       Hayat verir,hayat alır.
       Doğduğumuza inanıyoruz da,öldüğümüze neden inanmıyoruz !!
        Annem böyle der.
        Her zamanki gibi haklısın anne !!!

****

"Kimler geldi neler neler istediler
Hepsi de bu dünyayı terkedip gittiler
Sen hiç gitmeyecek gibisin değil mi
Yo,o gidenler de senin gibiydiler"

Yıllar içerisinde küçük bir cüzdanda altında amcamın adı yazıyordu bu şiirin altında,hep de onun ismiyle hatırladım :HAKKI KARAHAN

Bu şiir ne kadar ÖMER HAYYAM 'ın da olsa bu şiiri ben hep amcamın ismiyle okuduğum için öyle aklımda kaldı.Ömer Hayyam'ın daha nice güzel şiiri,rubailerinin yanında bunun sözü olacak değil ya;)
İçimde hissettiğim ve düşündüklerim, hatırladıklarım şimdi bir med cezir...Siz neresinden tutarsanız öyle anlayın benim med-cezirimi....

Söz bitti. Nokta>

4 Haziran 2012 Pazartesi

Sevdiğim Karikatürlerden Seçkiler

Rahmetli Turhan Selçuk'un çoğu karikatürünü takip etmişimdir.Ama içlerinde en etkili ,en vurgulu olarak bu karikatürü beğeniyorum.Rahmetli yaşıyor olsaydı şu son günlerde gündemi meşgul eden şu kürtaj meselesine ne çizgiler çizittirirdi,çok merak ediyorum doğrusu......





Belki de aşağıda görmüş olduğunuz  Tan Oral'ın karikatürü kürtaj meselesine değiniyordur,ne dersiniz?





mizah için çizilen karikatürler başkadır.Bir de içinde tema barındıran karikatürler bir başkadır.Genelde karikatür deyince aklımıza mizahi güldürücü olanları gelir.İçinde teması olan karikatürler de aslında kendi alanında ince bir ironi oluşturur ve daha çok kara mizah örneği sunar.Sanıyorum benim mizah anlayışım da böylesine yakın duruyor.


 Bir de Salih Memecan,Erdil Yaşaroğlu,Yalçın Pekşen gibi karikatüristlerimiz var ki,onların da başlı başına karikatürde düstur edinmişlikleri var.



3 Haziran 2012 Pazar

HAFTAMIN SABAH ŞARKILARINDAN BAŞLAYIP

Geçtiğimiz bu hafta içimde ne olduğunu anlayamadığım bir boşluk vardı.Ben sabah kalkar kalkmaz müzik dinleme ihtiyacı duydum.Ama dinlediğim müzik bangır bangır çınlamamalı,kendimi dingin bir ruha da teslim etmeliydim.senfonik olmamalı,çok da hareketli olmamalı,çok da yavaş derken zihnim beni şarkılara götürdü.
Bana öyle iyi geldi ki,iki dakikada tüm negatif yüklerimden kurtuldum.Nerdeyse 'evreka evraka' diye fırlamadığım kaldı sokağa....

FRANK SİNATRA - MY WAY




JAMES BROWN-İT'S MAN A WORLD


NAT KİNG COLE -LOVE



LOUİS ARMSTRONG- WHAT A WONDERFUL WORLD




BU HAFTANIN GÖZÜME TAKILAN KİTAPLARI


Rafik Schami.İsmi henüz pek keşfedilememiş bu Suriye asıllı Alman yazar hayatıma TEGV'in birim kütüphanesini düzenlerken karşıma çıkmıştır.Birim görevlisi Arzuhan Ablamız öve öve bitirememiş,dayanamamış okumuştuk biz de bir solukta.Roman okurken bir sürü öykü de okuyacağız. Bu yazarın kitapları bir yolculuk gibi adeta.
Okuyun,mutlaka okuyun!Kalıbımı basarım;kitap okumayı sevmeyen,dikkatini toplayamayan biri olsanız dahi bu yazarın kitaplarını sular seller gibi okuyacaksınız.Bu kadar eminim.
Bu kitabını henüz alamadım.Ama diğer tüm kitaplarını okuyan biri olarak söylüyorum,bu kitabı da kesinlikle çok güzeldir.Rafik Schami'nin tüm kitaplarının kütüphanemde olmasını deli gibi arzu ediyorum dersem,beni yadırgamayın ,olur mu;)




Soner Yalçın'ı şimdiye dek hiç okumadım.Ama yazdığı kitaplar hakkında fikrim var.Hemen hemen de tüm kitaplarının ismini sayabilirim bile.Kendisi Türkiye'nin siyasi gündemini belgesel tarihini sunuyor.Bir çok okuyucusunun olduğunu da bilmek bir yana ,bir zamanlar abim Soner Yalçın'ın Bay Pipo adlı kitabını üç günde okuyup okumayacağım üzerine iddiaya bile girmiştik.
Geeçtiğimiz günlerde okuduğum bir kitap ekinde Samizdat hakkında yazılanları okudum da ilgim kabarmadı değil.Sanıyorum ki,kütüphaneme bu kez Soner Yalçın'ın bu kitabı ve Yılmaz Özdil'in İsim Şehir Hayvan ,İsim Şehir Bitki kitapları da girecek.


Notos Dergisi sürekli takip ettiğim dergilerden birisidir.İki ayda bir çıkar.Fiyatı tuzlu görünmesine karşın mantıklı düşünüldüğünde iki ay için gayet uygun olduğu söylenebilir bence.Arada kaçırdığım sayılar oldu.Ama elimden geldiğince sık takip ettiğim derginin en başında gelir.Editörlüğünü Semih Gümüş'ün yaptığı bu dergi bir çok genç öykü yazarına da yol gösteriyor.Bu ayki sayısında da Popüler Edebiyata değiniyor ve kısa öykü yazan genç yeteneklere de yazı dosyası hazırlamış.Demlene demlene okuyorum ben de ....


KENT DUVARLARININ YARIM YÜZYILI-BURHAN DOĞANÇAY RETROSPEKTİFİ
Burhan Doğançay resim sanatının en güncel,en canlı ,en vurucu ,en renkli,en farklı sergisi açtı geçtiğimiz günlerde.Hürriyet Gazetesinde de sergisinden bol bol bahsedilen ressam sanıyorum ismini bile bilmeyen insanlara kendini daha yakın gösterdi.Çalışmalarının birkaçını görmüş biri olarak söylüyorum :Burhan Doğançay resim sanatının en'lerinin tüm iyi atıflarına layık...Ellerine sağlık.
Bu duvar yazı resimlerinden bir tablosunu hole assam ne güzel olur ama:-)