31 Mart 2012 Cumartesi

Küçük Küçük Notlarımdan Bir Buket

Bugünlerde hiç dinlemediğim bir şarkıyı keşfetmek istiyorum.
Hani eskilerde yapılmış olsun ve ben dinlemiş olmayayım ben de niye dinlemedim şimdiye kadar diye  hayıflanayım..Hayıflanmak da  yetmesin 'tüh tüh, vah vah' yapayım..Öyle bir garip keşfetme olsun, diyorum.İlla benim bulmam gerekmiyor.
Bana bir şarkı bulun.. O şarkıyı bir kez dahi dinlemiş olmayayım...
Biliyorum ; daha  bilmediğim ,duymadığım ,okumaya şansım olmayan bir çok müzik var.




 ( Bir ara saçlarımı da küt kestirmiştim de Amelie filmini izleyen arkadaşlarım beni de ona benzetmişlerdi.Amelie karakter olmaktan  ziyade simgeleşti bence ;)


Bana bir şarkı bulun....Ağır aksak olsun...Hatta sokaklarında hafif caz esintisi duyabileyim...Caz maz,blues,klasik, film müziği...Hani Yann Tiersen tadında;James Brown,louis armstrong , Julie Londan , Nancy Wilson,Marketa Irglova
Çok mu şey istedim?!




Dağıttığım gardrobu da düzeltirken Chicago müzikal şarkıları keşfedip mutlu olduğum anlardan birine tekabül eder.

(Rene Zewllweger & Catherine Zeta Jones -Nowadays şarkısı filmin hit müziklerinden . Anastasia'nın Not in film : love is cream  şarkısını da yabana atmayalım...Hatta hiççç atmayalım :-))   

Bana bir şarkı bulun...henüz benim keşfedemediğim olsun ...ve hayatıma giren her müzik gibi anısı olsun...
Blogumda yazdım ...o şarkıyı duyduğumda blog yazısı yazma arzusu doğurayım...
Bana bir şarkı bulun ...ve ben o müzikle bütünleşeyim....



Yine çok koşturmaya çalıştım bugünlerde.Düşünüyorum da hayat benim istediğim gibi akıyor çoğu zaman.Tembellikten kurtulayım,evden uzaklaşayım diyorum başlıyorum bir kursa.derken bir bakıyorum birken üç oluyor ;üçken beş oluyor bu kurslar,çalışmalar...Ben yine kendimi bir çok işin içinde  buluyorum...


(Bu elbisenin modeline dikkatlice bakın.Ne kadar rahat,şık,cıvıl cıvıl duruyor! Tam yaz elbisesi ,değil mi ! Ünlü bir tasarımcının defilesinden çekilmiş bu pozu kaçırmadan hemen notlarımın arasına aldım.Kalıbı yoktu.Kravize , şifon bir elbise ,kolları erkek gömlek yaka,kolları da kıvırmışşş....Bittim buna ben...Tam benlik ! Dikebilir miyim bilmiyorum ama, annem ne güne duruyor değil mi;-)


Bunların arasında yine bir alışkanlık ediniyorum.İlerde şehirde kuracağım tiyatro hakkında yeni fikirler geliyor aklıma.Bir mekana gidiyorum.Aklıma bir şey geliyor veya bir şeyi hoşuma gidiyor.Bunu hayalime adapte ediyorum.Unutmamak için ise notlar alıyorum.


(Bu eteğin stili hem çok şık ,hem spor ,hem rahat görünüyor.Ayrıca bohem bir hava kattığı da kesin görünüyor.
Bu eteğin dikimi ayrıca çok  da basit.
Bu görünümü elde etmek için dökümlü görünecek emprime,krep,şifon gibi kumaşlar seçip, içine de uygun astar uyguladığınızda , alın size bir etek işte!:-))



Bir dergide göz makyajı dikkatimi çekiyor. hemen cep telefonumla çekiyorum.O da tabi hemen notlarım arasında yer alıyor!!!
Bir yerde yemek,salata ,sos tarifi görüyorum hemen ekliyorum notlarıma.
Bir sayfada giysi modeli görüyorum.Çekiyorum hemen.
Evde bir kumaş veya kullanılmadık parça oluyor.Bir şey görüyorum.Aklıma yeni bir mucit geliyor.Ekle bakalım onu da.
Ekle ekle ekle ...
Evde bir sürü değişik temalarda notlarımı aldığım defter bulunuyor bu şekilde.
Sonra gel zaman git zaman bunlar kütüphanemde yer ediniyor....




Bir ara beğendiğim özdeyişleri ,şiirleri,fotoğrafları,kartpostalları yazıp yapıştırdığım bir defter bile yapmıştım.Çok az bir yeri kaldı,tamamlanacak o da.Nerdeyse 8 seneye yayılmış bir durumda yapım süreci...O da öyle! Aklıma ne geliyorsa..Eklemiştim öyle.Hatta düğün davetiyelerini tekrar revize ediyordum.Bir ara oje kullanmayı bıraktığımda elimdeki tüm ojeleri resim yapmakta kullanıyordum da...Odaya giren kardeşim , yüzünü buruşturup 'abla yine kokutmuşun' diyordu. Annemse odaya girdiğinde derhal odayı havalandırıyordu.
Zaten bende tinerci olma potansiyeli yüksek galiba ...Seviyorum ben aseton,oje, badana kokusunu....Krem kutularındaki parlak sarı görünümlü kağıtları kabartma yapıyor ; bulduğum desenleri de sayfaya çiziyordum. Okuldayken bize yaptırılan ince iş el işi kağıdı -gazete kağıdı yapıştırma uygulamasını da bu defterde resmetmiştim.






(Geçmiş bir zamana bir anlık çılgınlığımla Eskişehirden dokuma bir şalvar almıştım.Bu fotoğrafı görünce aklıma da o geldi.Pekala ben de kemerine fular veya bir eşarp takabilirdim.Hiç de fena olmazdı hani:)


            
(Bu sene bisiklet yaka-sıfır yaka çok moda dendi.Ben de böyle ayrı bir yaka dikimi görünce aklıma hemen benim de böyle bir yaka yapabileceğim düşüncem uyandı.Modanın takipçisi olmakla beraber çok da uygulayıcısı değilim aslında.Ama bu moda tam benim uygulayabileceğim stilde :-))Bir derginin sayfasında gördüğüm bu fotoğrafı telefonumla hemen çekmiştim.)


Neyse zaten biriktire biriktire adım çöpçülüğe çıkacak.Evde ağır, kalantor gümüşlük, vitrin uygulamalarını sevmem ama böyle günümüzde bohem ve vintage denilen uygulamaları seviyorum.Kendime daha yakın bulduğum kesin, laf aramızda;)


                       (Bu eldivenleri görünce hemen notlarımın arasında yer aldı.Bayıldım çünkü ben buna )


Atma lazım olur ,mantığı annemden kalmıştır. Ama bu öyle tık bir kenara ,kullanılmasın mantığı değil ! Bir gün gelip kullanılacaktır o mutlaka...Anneme bu yüzden de çok dua ederim ben ....Hiçbir şeyini çarçur etmez... Günümüzde moda olan bir çok giysiye, sayesinde sahip oldum.


( Bu elbisenin kalıbını bulamadım. Modeli hem şık hem sade duruyor.
Kot pantolonun üzerine bile giy çık,sizi gayet şık gösterir) 




14 Mart 2012 Çarşamba

Ağlamış da bulunduk,gelin olamadık



Hastaneye bir gidiyorsa insan,bir daha gidesi geliyor."Ay bugün hastaneye gideceğim,sevincimden ölüyorum çok heyecanlıyım "diye değil. Bir gidiyorsun,doktor bir şey daha istiyor.Sonra günü tutmuyor,yarın bir daha,öğleden sonra bir daha giidiyorsun.Yoksa...Öyle hastaneye uçarak gidenlerden değilim.Hatta çok ihmalciyimdir bu konuda.Gitmem ,gitmem sonra da acısını bir kaç defa giderek çıkartırım.Özlemişim de haberim yokmuş:)
Bu kez de böyle bir durumda  bir gün önce tahliller ,bir sonraki gün ultrason olacak diye gittim.Tahlil için bir gün önce aç giden ben ,bir sonraki gün için de görevli "aç gel ve sıkışık gel" deyince ben de öyle hazır ve nazır gittim.
Sıkışık deyince tabi benim muzur zihnim yine yaptı yapacağını.Bununla ilgili envai çeşit espri üretti.O an aklıma gelenlerle hakikaten değme stand-up çı şovmenlere taş çıkartırdım.
Sen böyle içinden espriler yapakoy ,ben göreceğim yarın seni ,dedi içimdeki şeytan.
Sabah kalktım.Hazırlığımı yaptım.Zaz'ı da kulağıma bir taktım.Zaz yürürken o melankolik hale ve yürüyüşe çok yakışıyor.

Hastane yollarına vurdum kendimi.Acil servise yetişecek ambulans gibi ayaklarım.Bir gidiyor ki,görmeyin.Yetişebilene aşkolsun.
Sonra sonuçları aldım.Aşağı indim.Ultrason çekim tarihi almıştım zaten bir gün önce.Alırken kimliğimi de istedi görevli.Tarihi verdi.Ertesi gün de ne hikmetse kendi verdikleri tarihi üstüne kontrol alıyorlar.Yine kimlik istiyorlar.Bir süre sonra kağıdı inceleyen görevli demesin mi,bunun protokol süresi bitmiş diye. 
-Ee dün de kimlik istediniz,tarih verdiniz,dün demiyordunuz ama bunun protokol süresi bitmiş diye.Bitmiş olsaydı dün de tarih vermezdiniz!
Çok da tantana koparmadan hatta hiç koparmadan(!) geri döndüm.Gerçekten de Allah var koparmadım.Başka zaman olsa azıcık tantanayla da işimi gördürmeyi bilirdim ben ama....
Zaten sabahtan gönülsüz gelmiştim.İyi oldu.
Bir yandan da,bu da aradan çıkıverecek ,doktor da bir şeyim olmadığını söyleyecek ,rahatlayacağım diyordum kendi kendime.Yani her zamanki gibi ikilemdeydim.
Görevli memur da bunun süresi bitmiş deyince sevinsem mi üzülsem mi bilemedim.
Tekrar kulaklığı kulağıma takıp film tadında kendimi bahar yağmuruna attım.
Ağlamış da bulunduk,gelin olamadık ,misali  kendimi sıkışık(!) halde güzide caddemize attım.

10 Mart 2012 Cumartesi

Bir demet şiirdir sevdiğim /kopuptu gelen şairin dilinden


BENİ BAĞIŞLA SENİ SEVİYORUM

Beni bağışla Aşkım,
aşkımı hoşgör artık
Beni hoşgör, beni bağışla,
Seni seviyorum.

Yolsuz yordamsız bir kuş gibi öksendeyim
Yüreğim tir tir, örtüsünden kurtulmuş
Şimdi yoksul, şimdi çırılçıplak, şimdi soyunuk
Acını esirgeme benden,
ko sarınsın yüreğim
Ko giyinsin, ko kuşansın,
ko örtünsün.
Sonra
beni bağışla Aşkım,
beni hoş gör,
Seni Seviyorum.

Eğer bir lokmacık bile sevemezsen beni,
Hiç mi hiç sevemezsen eğer
Acımı bağışla, beni hoşgör,
Seni seviyorum.

Bana öyle eğri bakma, ırak durma ellerden
De, kuytuma çekilirim,
de karanlığa kavuşurum
Sımsıkı tutarım ellerimle utancımı
Sarıp sarmalarım, dürüp bükerim
O an yüzün eğ benden Aşkım,
kaçır benden
Beni hoşgör, beni bağışla,
Seni seviyorum

Gün gelir, hayalin erişir karanlık yiter
Meyil verirsin bana, gün gelir
Şimdi çaresizim, yalnızım,
kolum kanadım kırık
Beni bağışla Aşkım,
beni hoşgör,
Seni seviyorum

Seni seviyorum,
yüreğim mutluluk selinde
Kapıp koyveriyor kendini gurbetlere varıyor
Gülme bu korkulu gidişime,
Gülme bağışla Aşkım
Beni bağışla, beni hoşgör,
Seni seviyorum.






Sevdiğim bir kaç dörtlük alıntı :

EDİP CANSEVER-TRAJEDYA IV-STEPAN

Bak işte, en soylu isteklerle odama geliyorsun
Ve düşün, insanlığının en alımlı katında
Her şey bu kadar doğal, her şey bu kadar güzelken
Sorarım, neden böyle yabancı kalıyorum sana?

****
(Ataol Behramoğlu,Akdeniz Günlükleri,VI. , 1977)
...............
bu dupduru
sessizlikte
bir sonsuzluk duygusu
doluyor içine insanın.
hiç bir şey
görkemli olamaz
kocaman
bir göğün altında
yüce bir dağla
engin bir denizin
birleşmesi kadar.....

****
Mehmet AKif Ersoy,Safahat
Ya bu âlemde vefâ yok zâten,
Ya vefâsız bütün ebnâ-yı zaman;
Kime ok atmayı öğrettimse
Sonra bir gün beni de aldı nişan!

9 Mart 2012 Cuma

Bir kişi,Bir Nokta Dokunuş




Otobüste yaşlı bir kadına yer vermiyorduk.Birbirimizle kavga ediyorduk. Hatta bu esefle ellerimizi de bu kavgaya alet ediyorduk.
İlk gördüğümde sarışın ve havalı görünen bu kadın ile incir çekirdeğini doldurmayacak şekilde kavga ediyorduk.ilk de bu şekilde tanışmıştık kendisiyle.
Sonra tiyatro doğaçlama çalışmalarımız sona erdiğinde bu sarışın ,güzel,sıcakkanlı varlık yanıma gelip 'çok incitmedim değil mi,kaptırdım kendimi 'dedi. İşte o anda bu güzel varlığın frekansının benimle uyumlu olduğunu gördüm.
Resim öğretmeniydi.Öğrencileri ile sıcak ,samimi ve yakın ilişkileri vardı.Ona pek lakayt yaklaşıldığını görmedim.Kendine has tavrı gerçekten saygı uyandırıyordu.O zaten İzmirli bir hatundu en İzmirlisinden.Güzel,sıcak kanlı ve kültürlü ve özgün...Belki herkes kadar paylaşmışlığım oldu...belki daha az,belki daha çok.Ama içimdeki hissettirdiği duygular hep yaşadıklarımdan daha fazla ve derin oldu.

Bazen hani bir insanla tanışırsınız da senelerden beri tanışıyormuş gibi kaynaşırsınız...ilk kez karşılaşıyor olmanıza rağmen bir güven duygusu verir size.anlatsanız hani yadırganmayacağınızı,etiketlenmeyeceğinizi bilirsiniz.Çok tuhaf ve ince bir çizgide giden bir duygudur bu...öyle bir şey işte

Şehrin sosyete pazarı denilen pazarına bir öğlen yemeği sırasında öğrencisi ile koşa koşa gelen bir öğretmen düşünün....o gün cıvıl cıvıl renkleri olan herşeye bakmıştım.O günün anısına ve her giydiğimde hatırladığım o resim öğretmeni olan arkadaşımı(!)sevgiyle gülümseyerek hatırlarım.

Tiyatro çalışmalarında hep bir arada diyalekt çalışmaları yaptığımız sıralarda sohbetlerimizi hatırlarım..özlerim,iyi ki yaşamışım ,iyi ki tanımışım duygularıyla....




Gel zaman git zaman bu arkadaşımızın   tayini başka bir ile çıktı.Sosyal medya sağolsun ki,uzakları yakın ediyor.Bağlarımız yine kopmadı.Sevincimiz üzüntümüz acılarımız ve fikirlerimiz yine buluşuyor birbirimizle.Sesimizi duymasak da ,yazılarımız sesimiz kadar net ve içten geliyor bize....
İçtenliğiyle sosyal medyada bile popüler olan bu nevi şahsına münhasır arkadaşım duvar yazılarıyla da kendini aşmış durumda.Şahsen onun bu hayal gücüne ve fikir matematiğine hayranım....
Zaman içerisinde beğendiğim bir kaç duvar yazısını onun adına kaydettim.İşte bunlardan sadece birkaçı :

*Karakterim ve tavrımı birbirine karıştırmayın; karakterim "kim olduğum"la ilgili, tavrım ise "sizin kim olduğunuz"la...
*Hayatındaki herkes sana MUHALEFET yapıyorsa tadını çıkart, demek ki "İKTİDAR" sensinn
*Facebook çok gelişti diyolar ama hâlâ mağara adamı gibi duvara yazıyoz, ne iş?
*Türkiye'de artık yüz nakli yapılıyor....Tüm "yüzsüzlere" duyurulur
*Feminizm kocayı buluncaya, komünizm parayı buluncaya, ateizm uçakta sallanıncaya kadardır.
Ö.Çağlayan

Gerçi çoğumuz sosyal medya,internet sayesinde çok yazan,çok okuyan gibi görünüyoruz.Hele bazıları bunu aştılar bile.
Bir keresinde yakınlarımızdan bir kız elinde bir kitabı sallayarak geldi havalı havalı yanıma:
(bu kız benim kitap okumayı sevdiğimi bilir) 
-ben bir kitap aldım.Ben de bu kitabı okumaya başladım dedi.
Kitabı aldım elime.Mümin Sekman'ın  " Ya Bir Yol Bul, Ya Bir Yol Aç, Ya da Yoldan Çekil."kitabıydı yanlış hatırlamıyorsam.
kendisinin şimdiye kadar pek kitabını okumuşluğum yoktur ama hep de duyardım.inceledim kitabını.Kişisel gelişim kitabıydı.Okuyuşuna sevindim.

Sevinmesine de....hareketine anlam veremedim.Kitap okuyan insan(gerçekten okuyan ,seven)bunu reklam aracı yapmaz.ben elinde görürüm.zaten ilgelenirim ,bir göz atarım.Bu abartılı hareket bir yerde kışkırttı beni.herkes okuyabilir.Keşke okusa,daha çok okusa.Okusa da kendine,okumasa da....Bunu gösteriş olarak ,kitap okuyorum sloganı adı altında yapmak bana çiğ geliyor.Ki,bu düşüncelerimi tetikleyecek bir kaç hareketinden sonra fazla da ehemmiyet vermedim.Sonra bir süre sonra zaten kitap okuma konusu açılmadı.Ne zaman ki kitabı ödünç isteyip aldıktan ve aradan iki yıl geçmesine rağmen getirmeyişine kadar...üzerine bir bardak soğuk su içtim artık.En yakın vakit ona verdiğim kitabın aynısını satın almak olacak....

Aşina olduğumuz bir hikaye vardır:Ben sana sadrazam olamazsın demedim,adam olamazsın,dedim diye.Bundan çıkışla şu anlam geliyor insanın zihnine :
ben sana kitap okuyamazsın demedim, olgun ve bilge olamazsın ,dedim!

İşin bu tarafında sosyal medya ne kadar böyle insanların ortamı gibi görünse de böyle ağlar yetenekli insanların da varlığını ve onların da yazması gerektiğini vurguluyor bence.

 Bir edebiyatsever,sanatsever olmama ve takip etmeme rağmen çok kısa zamanda bunları  zihnine koyan ,benimle yarışan böyle insanlar çıkabiliyor karşıma.Çok komik buluyorum böyle insanları da.

Kendimi onlardan çok yüksekte ,farklı bir yerlerde tuttuğumdan mı? Hayır! Belki de evet ! Ben sadece onların bu tutumlarını anlamsız ve fütursuzca,küçük çocukların oyuncaklarını karşılaştırması gibi bulduğumdan bahsediyorum.  

Ama bu öğretmen arkadaşımı bu çizginin çoooooook dışında tutuyorum.Anlayan anladı;-)

Sevgilerimle....

8 Mart 2012 Perşembe

Senden Benden Bizden,Mimlerimizden





Caruso kulağımda Santa Lucia çaladursun , benim de içimde yazma hevesim kabardı.
Bugünlerde ego patlamasıyla ego ezilmişliği arasında iki zıt duygu arasında gelip gidiyorum.
Mesleğin ne derken,bu anlamsız soruyu sorana etiketçi buluyor,rahatsız oluyorum.diğer yandan da girdiğim tüm aktivitelerin sonuna kadar katıldığım ve yüzümün akıyla çıktığım için de müthiş bir ego patlaması yaşıyorum.
Biz insanız. Öyle bir beceriye sahibiz ki aynı zamanda dünyanın en zeki mahluklarıyken bir yandan en süzmesinden akla da sahip olabiliyoruz.Eşya tabitamız bu olsa gerek...Zıt duygumu bu pencerede anlayabilirsiniz diye düşünüyorum.






Die  Zauberflote Aria müziğine dalmışken konuyu bir anda değiştirme ihtiyacı seziyorum.Kendimden çıkıp tüm insanlara bu iki zıt duyguyu yaşama lüksünü vermek  olsa olsa bir tümevarım olur ki , bunun farkında olmak herhalde bilime uzak kalmadığımı da gösteriyor.

Ne cümle kuruyorum ama değil mi ,gören de sanki beni...

Firari Bir Mim :



".........ah bu ben/kendimi nerelere koysam/ saklansam bir yerlerde/gizlice  ağlasam
ah bu ben kendimi nerelerde bulsam/ çekilsem sahillere hayallerimi koysam....."

Durduk yerde bu şarkı aklıma geldi.Bu şarkının bende özel bir yeri var.Ben bu şarkıyı da çok seviyorumm...Sanırım hayatım bir film olsa yürürken bu müzik çalardı.Bir parkta otururdum.yalnızlığımla çok yakışan bitter çikolatamı bu şarkı ile beraber yerdim.Ne ironik ne farklı olurdu değil mi:))

Şimdiye kadar olan hayatım film olsaydı şayet Ravel'in Bolero'su filmin tema müziği olurdu. Ben gerçekten hayatı bu ritmle yaşadım. 


              
               Kitaplarımla kurduğum özel muhabbet anlarında Vivaldi -Spring çalabilir.




                 Hayallerim canlanacaksa şayet Righteous Brothers-Unchained Melody,




                                            Louis Armstrong-What a wonderful world,
Sayın Armstrong'un şarkısı çalarken güneş batmak üzere olabilir.Hatta yere kadar salınan tiril tril bir elbisenin içinde elimde bir şarap kadehi olabilir.Benim için hiç mahsuru yok.Uyabilirim:-)))



                                       Kıraç&Funda Arar- Sevgiliye şarkasını çalabilir.


Kırık dökük kalp kırgınlığım için ise Kıraç, 'Yıllar Sonra' şarkısını söyleyebilir.



Ne uçtum ama....Ne yapayım ben hayal kurmayı seven,çoğu hayalimin gerçekleştiğini görme mutluluğuna erişmiş bir insan olarak söylüyorum.(Ben demiştim size,ego bazen tavan yapabiliyor;özellikle yazarken;)   

Nancy Wilson şimdi benim için Casablanca çalıyor.Nancy de olmasa Casablanca göremeyeceğiz...Casablanca filmi çok eski bir yapım olmasına rağmen ,ne kadar yeşilçam filmlerine benzetseler de bazıları,bu filmi izlemek ağzımda akide şekeri yiyormuşum gibi hissettirdi bana. Akide şekerinin dilinle ağzın arasında emilişi ve damağında eriyişi...Şekerin bittikten sonraki keskin  tadı....Müzikler güzel....Kadın karakterler güzel....Aktörler zaten yakışıklı...Zenci müzisyenimiz bile filmi tamamlayan yapboz parçası gibi....Film şaşırttı mı beni...Şaşırtmaz mı;şaşırttı tabii ! Beğendim Casablanca filmini.


Böyle eski yapım filmleri izlediğimde şunun farkında vardım:
O zamanın estetik anlayışı,müziği,insanların biribiriyle konuşması,inceliği,ruhu bana daha çok hitap ediyor.Ben biraz geç doğmuşum.Olsun ,şimdi bohem stili diye geçmiş zamanda yaşıyorum diye yutturuyorum:)

Kulağımda yine bir film müziği Linda Ronstadt söylüyor.

Bu filmin müziğinin videosunu bulamadım.Bulduğumda eklemek isterim.Güzel bir Hollywood filminin eski yapım tadındaydı.Hatta burda birlikte şarkı söylediği adamın ismini bir bilsem...

Firari Mim :

Bir şeyleri değiştirme gücüm olsaydı bürokrasi ziyniyetinin  sistemini değiştirirdim.Ki,bürokrasi zihniyeti hayatımızın çoğunu etkiliyor ve yönlendiriyor.(eğitim,sanat,kültür,yaşam kalitesi,akıl yaşı vb) bu ne alaka diye düşünülebilir.Ama hayatımızı düzene koyan tüm bu sosyal kurumlar bürokrasi zihniyetiyle beraber hayatımıza giriyor.Eğer büroskrasi zihniyetini akılcı,perspektif,zaviyeli düşünürse hukuk kurallarımız dahil herşey düzene girer.
Eğer bir sihirli gücüm olsaydı,insanların zihnini okumak isterdim.bu beni mutlu etmezdi biliyorum.Ama en azından bir gün dahi olsa bunu arzu ederdim.
Kısa yoldan işim olsun,devlet garanti,özel sektör çok yorucu deyip genç yaşlarında tembelliğe giden toplumumuzda ezberci sistemde yokolan zihinlerimizi değiştirmek isterdim.Çözüm bulmak yerine şikayet eden,çözüm bulana burun kıvıran,kıskanan zihniyeti değiştirmek isterdim.
Babamın ailesine karşı daha anlayışlı,sevecen ve yakın olmasını ister,onu öyle değiştirirdim.Ama sayesinde güçlendiğimi hissettiğim bu insanı bana kattığı değerler için de az şey borçlu değilim.annemin eğitim durumunu değiştirirdim.tamam,kısaca ailemi seviyorum bu yüzden onların iyi olması için şartları değiştirirdim.Ve abimin hiç hasta olmamasını ve.....Neyse)

6 Mart akşamı Atatürk Kültür Merkezi'nde THM ve TSM koro konserimiz vardı.Solist olarak çıkamasam da koro üyesi olarak hepimiz canı gönülden şarkılar söyledik.Annem buna rağmen benimle gurur duymuş.
Perde dantelinden örnek gibi yapılmış bluzlarımız pek içime sinmese de gece güzel bitti.Yine güzel insanlarla tanışmıştım.
Koro konseri sırasnda ilk başta ben olduğum için düşüyordum az kalsın.ben düşsem yanımdaki arkadaşlar da benimle beraber domino taşı gibi dizeleceklerdi.
Allahtan ki olmadı:-)))

           Aşağıda göreceğiniz video elbette biizm koromuzun görüntüleri değil.Videolar bana ulaştığında bir kuplecik paylaşırım belki.Boğaziçi Üniversite'sinin Entarisi Ala Benziyor şarkısının jazz versiyonu.Biz de koroda bu şarkıyı söylemiştik.Ben de örnek olsun diye paylaşayım demiştim.





                                        Johnny Be Good çalıyor şimdi  de kulağımda.
                                Geleceğe Dönüş filminden bir kare görünüyor aşağıda.



Firari Mim :

*Yedi Yaşam  filminde Deniz Anası ile boğulma sahnesi beni de çok etkilemişti.

*Hayat Güzeldir filmi beni çok etkilemişti.Beni en çok etkileyen 2 sahne vardır :
Guido'nun sevgilisine yağmurlu bir günde direksiyonu şemsiye ,kumaşı da halı yapıp aşağı sarkıttığı an / Guido'nun ölüme giderken oğlunun bulunduğu dolaba bakıp gülerek gitmesi
*V For Vendetta filmi

*Kağıt filminde yönetmen çocuğun Müzeyyen denilen memurla hesaplaşması.
Aklıma gelenlerden sadece özeti.

                                           Fugees-No woman no cry



Dikiş kursunda herkes kaçıncı eteğini dikerken ben daha ilk etekteyim.
Bir yandan Oynatmayalım Uğurcuğum kitabı okumam için  beni bekliyor.
Koro konserleri devam edecek.
Tiyatro yapasım var ama sanırım şimdilik radyo tiyatrosu şeklinde gerçekleşebilecek  bu düşüncem.
Yine de bir şeyler eksik....bir şeyler eksik....
                                        James Brown-  Feel Good



Firari son mim :

Bu şehri bana bıraksalar bir günlüğüne  :

Bir binanın satış sözleşmesini yapar bir katını kostüm dikiş,bir katını tiyatro odası, bir katını felsefe sohbetleri için ,bir katını uygulamalı -çoklu zeka kuramına göre düzenlenecek eğitim odalarını koyardım.Bu bina için gerekecek materyalleri de mağazalardan temin ederdim.Bol bol kırtasiye malzemesi alırdım.Listemde bulunan kitapların hepsini bu şehirin kitabevi karşılayamasa da bulabileceklerimi alırdım.Parasız da olmaz,para da alırdım tabi bir de.



Bol bol yiyecek,özellikle makarna ,çikolata ve kahve


///Bu son günlerde ara sıra pek takip edemesem de Yalan Dünya'yı izliyorum.Gülse Birsel hakikaten rüştünü ıspatladı bence.
Onun dışında dizi izleme sabrım pek yok açıkcası.Çok uzun olması ve reklam aralarının uzun olması sebebiyle ve hareketli bir yapım olduğu için uzun süre boyunca televizyon ekranı başında oturamayanlardan biriyim.Dizi değil ama bunun dışnda iki tane izlemeye can attığım program var.Yine çok sık takip edemesem de NTV Gece ve Gündüz sonra pazar sabahları olan  yine NTV ekranlarında   Refika ile Mucize Lezzetler programını beğeniyorum.///

Şimdi siz bunları hazmedekoyun,ben bir koşu mutfağa gideyim,karnım acıktı:-)))










4 Mart 2012 Pazar

Akan bir musluktan aklıma düşenler...





Musluğu açtım.Su dümdüz yolunu şaşırmadan akıyordu.Onu engelleyen bir güç yoktu.Suyu tutmaya çalıştım.Oysa su,zaman gibiydi.Tutulamazdı.Ellerim suyu avuçluyordu.Su ellerimin kenarından kurtuluyor,3-5 tane su yolu oluşturuyordu.

Aklıma geldi o vakit.Şimdiye dek  böyle bir şey düşünmemiştim oysa.
önlerine engel konulmamış bireyler hayatlarını rutin bir şekilde yaşıyor;yaşam tarzlarını kendi belirliyor,ömründeki mesleği kendileri seçiyor.Onlar için hayat tek bir su yoluydu.Tek bir yörüngede akıyordu.Böylece kendilerine alternatif yollar aramak zorunda değillerdi.

Önlerine engel konulmuş bireyler ise istedikleri mesleği,yaşam koşulları için bir yöntem bulmak zorundaydı.
Ne kendi hayallerinden ödün vermek ne de ebeveynlerini kırmak isterler.Aslında ebeveynlerinin evlatlarından istediği meslek de olmazlar,kendi istediği de olmaz.öylece ortada kalırlar.Tek yapabildiği kendi ilgi duyduğu alanda kendini diplomasız geliştirebilmektir.Böylece çeşitli ortamlara girmekle bulur çareyi.Her bir çevre ona farklı bir şeyler kazandırır.Koro çalışmaları,dikiş kursu,sesli okuma çalışmaları,felsefe kitapları,şiir -kısaca edebiyat-
Hatta işi abartıp nakış,mekik,iğne oyası...bir gün bu da lazım olur düşüncesiyle su yolu bir kaç yörüngede akar.

Musluğumdan akan suya engel konuşuna mı sevinsem bilmiyorum aslında.

Çünkü diğer yandan musluğu tek yörüngede akan insanlara bakıyorum da hayata bakışları daha kesin daha kurallı ve daha acımasız.Bana kalırsa bazıları o kadar dar düşünüyor ki hayatı sadece kendi gözleriyle görüyorlar,geniş bir bakış açısına sahip değiller.Bazen öyle cümleler sarfediliyor ki,duyduklarım beni hayrete düşürüyor.Demek halâ felsefe yapabilecek yaştayım bu insanlar sayesinde.

Ben kendime bazen bu çeşitlilik hakkında maymun iştahlı diyorum.İşin şakası bir yana,bu çeşitliliğimi sevmiyor değilim.Her çiçekten bal almak deyimi nerdeyse yerini buluyor.